Özgün Metin
Vezin: fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün
Rīşte-i cān ile peykānuñ ki zeyn-i sīnedür
Ḫāne-i dilde aṣılmış ṣanki bir āyīnedür
Şol dehān-ı ḥoḳḳa-i pür-gevherüñ fikriyle dil
Gūyiyā bir genc-i ġayb ile ṭolu gencīnedür
Na‘ra-i bī-hūde ṣıġmaz meclis-i ‘uşşāḳda
Ṣanma ey ṣūfī ki bu da mescid-i ādīnedür
Gözlerüm yaşı ‘aḳīḳ olduġı ey reşk-i Süheyl
Mihr-i ruḫsāruñ ḥaḳı la‘l-i lebüñ yādınadur
Dün ġazelde adumuz görüp didi kimdür Münīr
Didüm oldur kim kemīne-bende-i dīrīnedür
Günümüz Türkçesiyle
1. Can ipliğiyle birlikte göğsümün süsü olan okunun temreni (demir ucu), sanki gönül evine asılmış bir aynadır.
2. Mücevher dolu bir kutu olan o ağzının düşüncesiyle gönül, sanki gizli bir hazineyle dolu bir hazine sandığıdır.
3. Âşıklar meclisine boş yere atılan nara (bağırış) sığmaz; ey sofu, sanma ki burası da cuma mescididir.
4. Ey Süheyl yıldızının kıskandığı güzel, yanağının güneşi hakkı için, gözlerimin yaşı akik (gibi kırmızı) olduysa lal dudağının hatırası yüzündendir.
5. Dün gazelde adımızı görüp "Münîr kimdir" dedi; dedim: O senin eski, naçiz kulundur.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Şiir beş beyitlik bir Türkçe gazeldir; neşirde Türkçe gazellerin elli dördüncüsüdür (tg 54). Vezin "fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün" kalıbıdır. Ersoy'un redif listesi bu gazeli "-dür" redifli gazeller arasında gösterir; kafiye bunun önündeki "-îne" sesidir: sīne, āyīne, gencīne, ādīne, dīrīne. Dördüncü beyitteki "yādınadur" kelimesi bu kafiyeye ses bakımından ancak yaklaşık uyar; bu bizim tespitimizdir. Şiir üç divan nüshasında da bulunur (VT 110a, VY 95a, Ü 27a); aparatta nüsha farkı gösterilmemiştir. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmemektedir.
Anlam ve Söz Sanatları
Matla sıra dışı bir benzetme kurar. Sevgilinin oku âşığın göğsüne saplanmıştır; okun parlak demir ucu (peykān) "can ipliği" ile birlikte gönül evinde asılı duran bir aynaya benzetilir. Ayna ip ile duvara asılır; ok ucu da can ipine bağlı olarak göğüste durur. "Rīşte" (iplik), "āyīne" (ayna) ve "ḫāne" (ev) arasında bir tenasüp vardır. Okun göğsün "süsü" (zeyn) sayılması, âşığın acıyı bir armağan gibi taşıdığını gösterir.
İkinci beyitte ağız mücevher dolu bir kutuya (ḥoḳḳa) benzetilir; dişler kutunun içindeki incilerdir. Bu ağzı düşünen gönül de gizli bir hazineyle dolu bir sandık olur. "Genc" (hazine) ile "gencīne" (hazine sandığı) aynı kökten gelir; bu bir iştikak örneğidir.
Üçüncü beyit sofuya yönelik bir eleştiri taşır. "Mescid-i ādīne" sözlük anlamıyla cuma mescididir. Âşıkların meclisinde boş nara atılmaz; burası yüksek sesli dindarlığın yeri değildir. Sofunun bağırışının cuma kalabalığındaki gösterişli ibadete benzetildiği yorumu bizim çıkarımımızdır. Divan şiirinde zahidin ve sofunun gösterişine karşı âşığın sessiz aşkının övülmesi bilinen bir temadır.
Dördüncü beyitte "Süheyl" yıldızı ile "‘aḳīḳ" (akik) taşı bir arada anılır. Divan şiirinde Süheyl yıldızının doğuşuyla Yemen akikinin renk kazandığı düşüncesi bilinen bir mazmundur. Sevgili Süheyl'in bile kıskandığı bir güzeldir; âşığın gözyaşları ise lal dudağı hatırladığı için akik gibi kızarmıştır. Akik, lal ve güneş arasında bir renk tenasübü vardır.
Mahlas beyti şairin kendi şiirine dönen bir sahnedir. Sevgili bir gazelde Münîr adını görmüş ve onun kim olduğunu sormuştur. Şair kendisini sevgilinin eski ve naçiz bir kulu olarak tanıtır. Neşirde biraz önce gelen tg 51'in mahlas beytinde de "Kimdür Münīrī" sorusu sorulur; orada soran şehrin şeyhidir.
Kaynakça
- Ersen Ersoy (hzl.), II. Bayezit Devri Şairlerinden Münîrî ve Dîvânı (İnceleme-Metin), Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2017 (e-kitap), s. 248-249, tg 54 (giriş s. 9, 15-18). https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/56095,muniri-divanipdf.pdf (arşiv kopyası: https://web.archive.org/web/20220803084052/https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/56095,muniri-divanipdf.pdf?0)
Çevrimiçi kaynaklar






