Özgün Metin

Vezin: mef ‘ūlü fā‘ilātü mefā‘īlü fā‘ilün

Dirler ki yümn-i ṭal‘at ile irte ‘īd olur
Ḳurbān-ı vaṣl-ı yār olan ey dil şehīd olur
Ol tīġ-i āb-dāra özendügi ḫaste dil
Bilür ki böyle şerbet-i ṣāfī müfīd olur
Gencīne-i ḫayālüñi ḥıfẓ itmege müdām
Dārü’s-sa‘ādet-i dile ẕikrüñ kelīd olur
Gerd-i rehine öykünemez şeyḫ-i şehr anuñ
Pīr-i muġāna ṣıdḳ ile şol kim mürīd olur
Ġayb olsa n’ola zülf-i ḫamuñda dil-i Münīr
Rūşendür ol ki ẕerre gice nā-bedīd olur

Günümüz Türkçesiyle

1. Diyorlar ki (senin) yüzünün uğuruyla yarın bayram olur; ey gönül, sevgilinin vuslatına kurban olan şehit olur.

2. O parlak, suyu verilmiş (keskin) kılıca imrenen hasta gönül, böyle saf bir şerbetin faydalı olduğunu bilir.

3. Hayalinin hazinesini daima korumak için, gönlün saadet sarayına (Dārü's-sa‘āde) seni anmak anahtar olur.

4. Meyhane pirine (pīr-i muġān) içtenlikle mürit olan kişinin yolunun tozuna şehrin şeyhi bile öykünemez (yetişemez).

5. Münîr'in gönlü kıvrım kıvrım zülfünde kaybolsa ne olur; zerrenin gece görünmez olduğu apaçıktır (rūşen: hem açık hem aydınlık).

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir beş beyitlik bir Türkçe gazeldir; neşirde Türkçe gazellerin altmış birincisidir (tg 61). Vezin "mef‘ûlü fâ‘ilâtü mefâ‘îlü fâ‘ilün" kalıbıdır. Ersoy'un redif listesi bu gazeli "olur" redifli gazeller arasında gösterir; kafiye bunun önündeki "-îd" sesidir: ‘īd, şehīd, müfīd, kelīd, mürīd, nā-bedīd. Şiir üç divan nüshasında da bulunur (VT 111b, VY 96a, Ü 29b); aparatta nüsha farkı gösterilmemiştir. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmemektedir.

Anlam ve Söz Sanatları

Matla bayram ve kurban kelimeleri arasında bir tenasüp kurar. Sevgilinin yüzünün uğuruyla yarın bayram olacaktır; bayramda kurban kesildiği gibi, vuslata kurban olan âşık da şehit olur. "‘Īd" (bayram), "ḳurbān" ve "şehīd" kelimeleri arasındaki bu bağ, âşığın ölümünü bir kutlamanın parçası gibi gösterir. Hangi bayramın kastedildiği beyitte söylenmez; "kurban" kelimesinin Kurban Bayramı'nı hatırlattığı düşünülebilir, bu bir çıkarımdır.

İkinci beyitte sevgilinin kılıcı "āb-dār" diye nitelenir. Kelime sözlük anlamıyla "sulu, parlak" demektir ve keskinliği verilmiş kılıç için kullanılır. Şair bu "su" anlamından yararlanarak kılıcı bir şerbete benzetir: hasta gönül bu saf şerbetin kendisine şifa olacağını bilir. Böylece ölüm, hastaya verilen bir ilaç olur.

Üçüncü beyit bir hazine, bir saray ve bir anahtar üzerine kurulur. "Gencīne" (hazine), "Dārü's-sa‘āde" (sözlük anlamıyla saadet evi) ve "kelīd" (anahtar) arasında tenasüp vardır. Sevgilinin hayali gönül sarayında saklanan bir hazinedir; onu koruyan anahtar da sevgiliyi anmaktır. "Ẕikr" kelimesi tasavvufta Allah'ı anmayı da çağrıştırır; dördüncü beyitteki tasavvuf kelimeleriyle birlikte düşünüldüğünde bu çağrışım güçlenir, bu bizim tespitimizdir.

Dördüncü beyit rint ile zahit karşıtlığını işler. Meyhane pirine (pīr-i muġān) içtenlikle bağlanan rindin yolunun tozuna bile şehrin şeyhi yetişemez. "Pīr", "mürīd" ve "şeyḫ" kelimeleri tarikat dilinden alınmış, ama meyhane bağlamına taşınmıştır. Ersoy'un girişte şairi rint ve âşık olarak değerlendirmesi bu beyitle örtüşür.

Mahlas beytinde gönül zerreye, sevgilinin zülfü de geceye benzetilir. Zerre ancak güneş ışığında görünür; gecenin karanlığında görünmez olur. Gönlün siyah zülfte kaybolması da bu yüzden şaşırtıcı değildir. "Rūşen" kelimesi hem "açık, belli" hem "aydınlık" demektir; aydınlık sözü karanlıkta kaybolan zerreyle bir tezat kurar.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar