Özgün Metin

Vezin: fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilün

Dem-i vuṣlatda cemālüñi gözüm nice görür
Geh yaş örter yüzümi geh cigerüm ḳanı bürür
Senden öñdin baña gösterdügi yüzini raḳīb
Görmesün diyü cemālüñi gözüme kül urur
Varlıġum naḳdini la‘l-i lebüñe virmeden
‘Ömrümüz māyesi ṭurdı kötülük ile çürür
Böyle reftār ile sen seyr-i gülistān idicek
Servler ḫaclet ile ṭurduġı yirlerde ḳurur
Şol perī-çihre ki gitdi beni dīvāne ḳılup
Bilmezem ḳanḳı felekden gelür ol nirde ṭurur
Deste-i sünbüle el ṣunduġı-çün ḥayret ile
Rīşte-i zülfi tolaşdı dil-i miskīni sürür
Yüzi üzre sürinü gün gibi varur ḳapuña
Ṭavf-ı ḫāk-i derüñe günde Münīrī ki varur

Günümüz Türkçesiyle

1. Vuslat anında gözüm senin güzelliğini nasıl görsün; kâh gözyaşı yüzümü örter, kâh ciğerimin kanı (onu) bürür.

2. Rakip, senden önce kendi yüzünü bana göstererek, güzelliğini görmeyeyim diye gözüme kül serper (göz boyar).

3. Varlığımın nakdini (sermayesini) lal dudağına vermeden, ömrümüzün sermayesi (boşta) durup kötü bir hâlde çürüyor.

4. Sen böyle bir salınışla gül bahçesini gezmeye çıkınca, selviler utançtan durdukları yerde kururlar.

5. Beni divane edip giden o peri yüzlü; bilmiyorum hangi felekten gelir, nerede durur.

6. (Gönül) hayretle sümbül demetine (zülfe) el uzattığı için zülfünün teli ona dolaştı; zavallı gönlü (ardınca) sürükler.

7. Her gün kapının toprağını tavaf etmeye varan Münîrî, güneş gibi yüzü üstünde sürünerek kapına varır.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir yedi beyitlik bir Türkçe gazeldir; neşirde Türkçe gazellerin elli sekizincisidir (tg 58). Vezin "fe‘ilâtün fe‘ilâtün fe‘ilâtün fe‘ilün" kalıbıdır. Ersoy'un redif listesi bu gazeli "-ur" redifli gazeller arasında gösterir; kafiye bunun önündeki "r" sesi ile kurulur: görür, bürür, urur, çürür, ḳurur, ṭurur, sürür, varur. Şiir üç divan nüshasında da bulunur (VT 111a, VY 95b, Ü 28a). Aparatta bir nüsha farkı kayıtlıdır: VT'de matlaın son kelimesi "bürür" yerine "yürür"dür. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmemektedir.

Anlam ve Söz Sanatları

Gazelin ana teması sevgiliyi görmenin imkânsızlığıdır. Matlada âşık vuslat anına erişmiştir, ama göremez: gözyaşı ile ciğer kanı yüzünü sırayla örter. Gözü kör eden bu iki perde, ikinci beyitte üçüncü bir perdeyle tamamlanır. "Gözüne kül urmak" deyimi sözlük anlamıyla "göz boyamak, aldatmak" demektir. Rakip kendi yüzünü sevgiliden önce göstererek âşığın gözüne kül serper; deyim burada hem mecaz hem de gerçek anlamıyla kullanılmış görünür, çünkü kül gerçekten gözü kapatır. Bu bizim tespitimizdir.

Üçüncü beyit ticaret diliyle kurulur: "naḳd" (nakit, sermaye) ve "māye" (sermaye, öz). Varlığını sevgilinin dudağına sermaye olarak vermeyen âşığın ömür sermayesi kullanılmadan çürür. Dördüncü beyit divan şiirinde sık görülen bir mübalağayı işler: sevgilinin salınarak yürümesi karşısında selviler utanıp kurur. "Reftār" (yürüyüş) ile selvinin dimdik duruşu arasında bir karşıtlık vardır.

Beşinci beyitte sevgili peri yüzlü, yeri yurdu belirsiz bir varlık olarak çizilir; "hangi felekten gelir" sorusu onu insan âleminin dışına taşır. Altıncı beyit iki türlü okunabilir. Sümbül demetine el uzatan gönül olabilir; o zaman zülfün teli gönle dolaşmış ve onu sürüklemektedir. El uzatan sevgili de olabilir; bu durumda sevgilinin kendi saçına dokunması gönlü ardından sürükler. "Deste" (demet) ile "el" arasında ses ve anlam yakınlığı vardır.

Mahlas beytinde âşık, kapı toprağını tavaf etmek için her gün güneş gibi yüzü üstünde sürünerek gelir. Güneşin ışığını yere yayması ile âşığın yüzünü toprağa sürmesi arasında bir benzerlik kurulmuştur; bu bir çıkarımdır. "Ṭavf" (tavaf) kelimesi Kâbe'nin etrafında dönmeyi hatırlatarak sevgilinin kapısını kutsal bir mekâna dönüştürür.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar