Özgün Metin

Vezin: fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün

Dil ki zencīr-i ser-i zülfüñle key dīvānedür
Āşnā-yı ‘ışḳ olaldan benden ol bī-gānedür
Sen büt-i meh-rū ḫayāli birle şöyle ṭoldı kim
Ḫāne-i vīrān-ı dil gūyā ki bir büt-ḫānedür
Cān u dil naḳdiyle varın yolına ṣarf eyledüm
Dōstum ma‘ẕūr ṭut fī’l-cümle dervīşānedür
Yār-ı gendüm-gūnumuñ sen ḫāl-i müşgīnin görüp
Zīnhār aldanma ey dil key ṣaḳın kim dānedür
Yanmadan ḳandīl-i çarḫ-ı nīl-gūn-ı cān Münīr
Mihr-i ‘ālem-tāb ḥüsnüñ şem‘ine pervānedür

Günümüz Türkçesiyle

1. Senin zülfünün ucunun zinciriyle pek divane olan gönül, aşka aşina olalı benden yabancıdır.

2. (Gönül) ay yüzlü put (güzel) olan senin hayalinle öyle doldu ki, gönlün viran evi sanki bir puthanedir.

3. Can ve gönül nakdiyle varımı yoluna harcadım; dostum, mazur gör, (verdiğim) toptan dervişçedir (dervişin armağanı gibi gösterişsizdir).

4. Ey gönül, buğday tenli sevgilimin misk kokulu benini görüp sakın aldanma, sakın; çünkü o bir tanedir (tuzağa konan yem tanesidir).

5. Münîr, mavi feleğin kandili (güneş) yanmadan önce bile, cihanı aydınlatan güneş güzelliğinin mumuna pervanedir. Beyit tam açık değildir: mısradaki "cān" kelimesinin "canın kandili" diye mi, yoksa bir hitap olarak mı okunacağı kesin değildir.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir beş beyitlik bir Türkçe gazeldir; neşirde Türkçe gazellerin altmış yedincisidir (tg 67). Vezin "fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün" kalıbıdır. Ersoy'un redif listesi bu gazeli "-dür" redifli gazeller arasında gösterir; kafiye bunun önündeki "-âne" sesidir: dīvāne, bī-gāne, büt-ḫāne, dervīşāne, dāne, pervāne. Şiir üç divan nüshasında da bulunur (VT 113a, VY 101b, Ü 34b); aparatta nüsha farkı gösterilmemiştir. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmemektedir.

Anlam ve Söz Sanatları

Matla aşina ile yabancı arasında bir tezat kurar. Gönül aşka aşina olmuş, ama bunun bedeli olarak âşığın kendisine yabancılaşmıştır. "Āşnā" (tanıdık) ile "bī-gāne" (yabancı) arasındaki karşıtlık, aşkın âşığı kendi gönlünden ayırdığını söyler. Zülfün zincir, gönlün divane olması klasik şiirin bilinen imgeleridir.

İkinci beyit bir ters dönüş üzerine kuruludur. Gönül viran bir evdir; ama sevgilinin hayaliyle dolunca bir "büt-ḫāne"ye (puthane) döner. Sevgiliye "büt" (put) denmesi klasik şiirde güzelliğe tapılırcasına bağlanmayı anlatır. Viran ev ile puthane arasındaki karşıtlık ve "ḫāne" kelimesinin iki kez kullanılması (ḫāne-i vīrān, büt-ḫāne) beyte bir ses birliği verir.

Üçüncü beyitte âşık bütün varlığını sevgilinin yoluna harcamıştır, ama bunu az bulur ve özür diler. "Dervīşāne" sözlük anlamıyla "dervişçe, dervişe yakışır biçimde" demektir. Dervişin armağanının gösterişsiz ama içten olduğu düşüncesi, âşığın can ve gönülden ibaret sermayesini hem değerli hem mütevazı gösterir; bu bizim çıkarımımızdır.

Dördüncü beyit bir tuzak benzetmesine dayanır. "Gendüm-gūn" sözlük anlamıyla "buğday renkli" demektir; sevgilinin yanağındaki ben de bir "dāne"dir, yani tane. Kuşları yakalamak için tuzağa yem tanesi konur; ben de gönlü avlamak için konmuş bir tanedir. "Gendüm" (buğday) ile "dāne" (tane) arasında tenasüp vardır. Buğday tanesi Hz. Âdem'in cennetten çıkışını da hatırlatabilir; bu bir çıkarımdır.

Mahlas beyti ışık imgeleriyle kurulmuştur, ama dizimi tam açık değildir. "Ḳandīl-i çarḫ-ı nīl-gūn" (mavi feleğin kandili) güneştir; güneş ise sevgilinin güzellik mumuna pervane olmuştur. Güneşin bile bir mumun pervanesi olması, sevgilinin güzelliğini en yüksek ışıktan da üstün tutan bir mübalağadır. "Münīr" mahlası sözlük anlamıyla "aydınlatan" demektir ve kandil, güneş, mum ve pervane kelimeleriyle bir tenasüp oluşturur.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar