Özgün Metin

Vezin: fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün

Merdüm-i çeşmüm ki ṭurmaz dāne-i eşki ṣaçar
N’eylesün bilür kim anı ‘āḳıbet eken biçer
Dīdeden gitdi ḫayālüñ diyü cānā sīneme
Yaşlu gözüm niçün aġlar ḫod bilür ḳonan göçer
Yüzümi ḫāk itdügüm yoluñda ey bād-ı ṣabā
Tūtyā-yı gerd-i rāhı dil-berüñ gözümd’uçar
Yaşlarum sīm-i müẕābı göñlüñe kār itmedi
Gerçi kim dirlerdi sīm-i bī-daġal ṭaşdan geçer
Gerçi ṣudan jeng alur yüzi Münīr āyīnenüñ
Göñlümüñ āyīnesin gör kim ‘iẕār-ı yār açar

Günümüz Türkçesiyle

1. Gözümün bebeği durmadan gözyaşı tanesini saçar; ne yapsın, bilir ki sonunda eken biçer.

2. Ey sevgili, "Hayalin gözden gidip göğsüme (yerleşti)" diye ıslak gözüm niçin ağlar; zaten bilir ki konan göçer.

3. Ey saba yeli, yolunda yüzümü toprak ettiğim için, sevgilinin yolunun tozundan olan tutya (göz ilacı) gözüme uçar.

4. Gözyaşlarımın eritilmiş gümüşü gönlüne kâr etmedi; gerçi "hilesiz (saf) gümüş taştan geçer" derlerdi.

5. Münîr, gerçi aynanın yüzü sudan pas tutar; (ama) gönlümün aynasına bak ki sevgilinin yanağı onu açar (parlatır). Beyit iki türlü okunabilir: "jeng alur" sözü "pası alınır, silinir" diye de anlaşılabilir.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir beş beyitlik bir Türkçe gazeldir; neşirde Türkçe gazellerin yetmiş birincisidir (tg 71). Vezin "fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün" kalıbıdır. Ersoy'un redif listesine göre bu, divanda "-ar" redifli tek gazeldir. Kafiye kelimeleri ṣaçar, biçer, göçer, uçar, geçer ve açar'dır; kafiye "ç" sesi üzerine kurulur, redifin "-ar" ve "-er" biçimleri ise birlikte kullanılır. Bu bizim tespitimizdir. Şiir Vatikan (VT 114a) ve Viyana (VY 158a) nüshalarında bulunur, İstanbul Üniversitesi nüshasında yoktur. Aparatta bir nüsha farkı kayıtlıdır: VT'de matladaki "çeşmüm" yerine "çeşm" yazılıdır. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmemektedir.

Anlam ve Söz Sanatları

Gazel Münîrî'nin atasözlerini şiire yerleştirme alışkanlığının bir başka örneğidir; TDV maddesi şairin bu gelenekte başarılı olduğunu belirtir. Matlada "eken biçer" sözü bir tarım imgesiyle birleşir: göz bebeği gözyaşı tanesini tohum gibi saçar, çünkü sonunda ekenin biçeceğini bilir. "Dāne" (tane), "ṣaç-" ve "biç-" kelimeleri arasında tenasüp vardır. Gözyaşının bir gün karşılığını vereceği umudu bu tarım benzetmesiyle anlatılır.

İkinci beyitte "konan göçer" sözü, yolculuk ve konaklama diliyle kurulur. Sevgilinin hayali gözden gitmiş, göğse yerleşmiştir; göz buna ağlar, ama zaten konanın bir gün göçeceğini bilmektedir. Hayalin bir misafir gibi konup göçmesi, âşığın içindeki sürekli hareketi anlatır.

Üçüncü beyitte tutya kelimesi sözlük anlamıyla göze sürülen bir ilaç demektir. Âşık yüzünü sevgilinin yolunda toprak etmiştir; saba yeli bu yolun tozunu kaldırıp onun gözüne taşır ve toz bir şifa olur. Sevgilinin yolunun tozunun göze ilaç olması klasik şiirde bilinen bir düşüncedir.

Dördüncü beyit para ve taş üzerine kurulur. Gözyaşları erimiş gümüşe benzetilir. "Sīm-i bī-daġal" sözlük anlamıyla "hilesiz, saf gümüş" demektir; "taştan geçer" sözü de saf gümüşün her yerde geçer akçe olmasıyla taşı delip geçmesi arasında bir tevriye taşıyor görünür. Taşın sevgilinin katı gönlünü hatırlattığını düşünüyoruz; bu bir çıkarımdır. Gümüş gözyaşı taş gönle işlememiştir.

Mahlas beyti ayna ve su üzerine kuruludur. Aynanın yüzü sudan pas tutar; ama âşığın gönül aynası, gözyaşına rağmen sevgilinin yanağıyla parlar. Beyit iki türlü okunabilir; "jeng alur" sözü "pas tutar" kadar "pası alınır" diye de anlaşılabilir. "Münīr" mahlası sözlük anlamıyla "aydınlatan" demektir ve parlayan aynayla bir anlam ilişkisi kurar.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar