Özgün Metin

Vezin: mef ‘ūlü fā‘ilātü mefā‘īlü fā‘ilün

Zülfüñ ‘arūs-ı ḥüsnüñi gerçi kinār ider
‘Uşşāḳı her ṭarafda iñen bī-ḳarār ider
La‘l-i lebüñle n’ola dehānuñ bilindise
Her gizlü rāzı şöyle şarāb āşkār ider
Sen Ḫüsrevüñ yolında gözüm yaşını lebüñ
Şīrīn degül mi şöyle ki Gül-gūn süvār ider
Zülfüñ ḥisābınuñ ṭuyalı ‘ıḳdı yolını
Her sā‘ati göñūl baña rūz şumār ider
Ṭolaşma zülfine didügüñce ṭolaşdı dil
Vallāh naṣīḥatüñ ki Münīr aña kār ider

Günümüz Türkçesiyle

1. Zülfün, güzelliğinin gelinini her ne kadar kucaklasa (kinār: kucak, kenar) da, âşıkları her yanda pek kararsız (huzursuz) eder.

2. Lal dudağınla ağzının (yeri) bilindiyse ne olur; şarap her gizli sırrı işte böyle açığa çıkarır.

3. Ey (benim) Hüsrev'im, senin yolunda dudağın gözyaşımı Gülgûn'a (gül renkli ata) bindirip koşturur; (o dudak) Şirin (hem tatlı hem Şirin) değil mi ki böyle yapar.

4. Gönül, zülfünün hesabının düğüm yolunu öğreneli, her saati bana gün sayar (saatler gün kadar uzar). Beyit tam açık değildir; "‘ıḳd" kelimesi sözlük anlamıyla hem "düğüm" hem parmakla yapılan bir sayma yoludur.

5. "Zülfüne dolaşma" dedikçe gönül (ona) dolaştı; vallahi Münîr, öğüdün ona (pek) kâr ediyor (yani hiç etmiyor).

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir beş beyitlik bir Türkçe gazeldir; neşirde Türkçe gazellerin yetmiş ikincisidir (tg 72). Vezin "mef‘ûlü fâ‘ilâtü mefâ‘îlü fâ‘ilün" kalıbıdır. Ersoy'un redif listesi bu gazeli "ider" redifli gazeller arasında gösterir; kafiye bunun önündeki "-âr" sesidir: kinār, bī-ḳarār, āşkār, süvār, şumār, kār. Şiir üç divan nüshasında da bulunur (VT 114a, VY 101b, Ü 31a); aparatta nüsha farkı gösterilmemiştir. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmemektedir.

Anlam ve Söz Sanatları

Matlada güzellik bir gelin, zülüf de onu kucaklayan bir eş gibi düşünülür. "Kinār" kelimesi sözlük anlamıyla hem "kenar" hem "kucak" demektir; zülüf yüzün kenarında durduğu için bu iki anlam bir arada işler. Zülfün güzelliği kucaklaması âşıkları kıskançlıkla huzursuz eder. "Kinār" ile "ḳarār" arasında bir ses yakınlığı da vardır; bu bizim tespitimizdir.

İkinci beyit sevgilinin ağzı üzerine kuruludur. Klasik şiirde sevgilinin ağzı o kadar küçüktür ki görünmez, bir sır gibidir. Şair, bu sırrın lal dudak sayesinde bilinmesini şaşırtıcı bulmaz; çünkü şarap her gizli sırrı açığa çıkarır. Lal dudağın kırmızısı ile şarabın kırmızısı arasında bir renk tenasübü, sarhoşun sır tutamaması ile dudağın ağzı ele vermesi arasında da bir benzerlik vardır.

Üçüncü beyit Hüsrev ile Şirin hikâyesine telmih yapar. Sevgiliye "Ḫüsrev" diye seslenilir; "Şīrīn" kelimesi hem "tatlı" sıfatı hem hikâyenin kadın kahramanının adıdır, bu yüzden bir tevriye taşır. "Gül-gūn" sözlük anlamıyla "gül renkli" demektir; hikâyede Şirin'in atının adı olarak bilinir. Âşığın kanlı gözyaşları gül renkli bir at gibi koşturulur. Bu ilişkiler genel bilgiye dayanır ve beytin çözümü bizim çıkarımımızdır.

Dördüncü beyit tam açık değildir. "Ḥisāb" (hesap), "‘ıḳd" (düğüm, parmak hesabı) ve "şumār" (sayı) kelimeleri arasında bir hesap tenasübü vardır. Zülfün düğümlerini sayan gönül, her saati bir gün gibi uzun bulur.

Mahlas beyti ironiyle kapanır. Şair gönlüne zülfe dolaşmamasını öğütlemiştir; ama öğüt dinlenmedikçe gönül daha çok dolaşmıştır. İkinci mısradaki "vallāh naṣīḥatüñ ki Münīr aña kār ider" sözünün öğüdün işe yaramadığını alayla söylediğini düşünüyoruz; bu bir çıkarımdır. "Ṭolaşma" ile "ṭolaşdı" arasında bir iştikak vardır.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar