Özgün Metin

Vezin: fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün

Şöyle ser-gerdān beni şol kākül-i müşgīn ider
Acı sözle baġrumı ḫūn o leb-i şīrīn ider
Sūz-ı dil bir gün yaḳardı germ olup nā-geh beni
Līkin āb-efşānlıḳ idüp yaşlarum teskīn ider
Gül-şen-i ḥüsnüñden ayru lāle-ḫaddüñsüz gözüm
Eşk-i gül-gūn ile her dem çihremi rengīn ider
Bilürem cānā binā-gūşuñda zülf-i ser-keşüñ
Bī-güneh miskīnleri öldürmege telḳīn ider
Ḥasret-i mihr-i cemāl-i yār ile her şeb Münīr
Gözlerüm yir yüzini ser-tā-ḳadem Pervīn ider

Günümüz Türkçesiyle

1. Şu misk kokulu kâkül beni öyle başı dönmüş, şaşkın eder; o tatlı dudak da acı sözle bağrımı kan eder.

2. Gönül yanışı bir gün kızışıp birden beni yakacaktı; ama gözyaşlarım su serpicilik edip (onu) yatıştırır.

3. Güzelliğinin gül bahçesinden ayrı ve lale yanağın olmadan gözüm, gül renkli gözyaşıyla her an yüzümü renklendirir.

4. Ey can, biliyorum, kulağının yanındaki dikbaşlı zülfün (sana) günahsız zavallıları öldürmeyi fısıldar (telkin eder).

5. Münîr, sevgilinin güneş gibi yüzünün hasretiyle gözlerim her gece yeryüzünü baştan başa Pervin (Ülker yıldız kümesi) eder.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir beş beyitlik bir Türkçe gazeldir; neşirde Türkçe gazellerin yetmiş dördüncüsüdür (tg 74). Vezin "fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün" kalıbıdır. Ersoy'un redif listesi bu gazeli "ider" redifli gazeller arasında gösterir; kafiye bunun önündeki "-în" sesidir: müşgīn, şīrīn, teskīn, rengīn, telḳīn, Pervīn. Şiir üç divan nüshasında da bulunur (VT 114b, VY 102a, Ü 31a). Aparatta bir not vardır: Vatikan nüshasında mahlas beyti gazelin yanında değil, daha ileride, 116a'da bulunur. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmemektedir.

Anlam ve Söz Sanatları

Matla bir tezatla kurulur. Sevgilinin dudağı "şīrīn" (tatlı) olduğu hâlde "acı söz" söyler ve âşığın bağrını kan eder. Tatlı ile acı arasındaki bu karşıtlık, sevgilinin güzelliği ile zulmü arasındaki karşıtlığın küçük bir örneğidir. Birinci mısrada misk kokulu kâkül âşığın başını döndürür; "ser-gerdān" (başı dönmüş) ile "kākül" arasında, saçın başa ait olması bakımından bir ilişki düşünülebilir. Bu bir çıkarımdır.

İkinci beyit ateş ile su arasında kurulur. Gönül yanışı kızışıp âşığı birden yakacakken, gözyaşları su serperek onu yatıştırır. "Āb-efşānlıḳ" sözlük anlamıyla "su serpme" demektir. Gözyaşının âşığa hem acı hem kurtuluş olması, beytin ince bir yanını oluşturur.

Üçüncü beyitte renk kelimeleri yoğunlaşır: "gül-şen" (gül bahçesi), "lāle-ḫad" (lale yanak), "gül-gūn" (gül renkli) ve "rengīn" (renkli). Sevgiliden ayrı kalan âşığın gözyaşları kanlıdır ve yüzünü kırmızıya boyar; böylece âşığın yüzü de sevgilinin lale yanağına benzer bir renk kazanır. Bu bizim tespitimizdir.

Dördüncü beyitte zülüf, sevgilinin kulağının yanında duran bir kışkırtıcıdır. "Telḳīn" sözlük anlamıyla "birine bir şeyi aşılamak, kulağına söylemek" demektir. Zülfün kulağa yakın durması, onun sevgiliye kötü öğütler fısıldaması olarak yorumlanır; bu yorum bizim çıkarımımızdır. Zülfün "ser-keş" (dikbaşlı) diye anılması da bu kışkırtıcılığı pekiştirir.

Mahlas beytinde gözyaşları yıldızlara dönüşür. "Pervīn" sözlük anlamıyla Ülker yıldız kümesidir. Âşık her gece sevgilinin güneş yüzünün hasretiyle ağlar; yere dökülen gözyaşı damlaları yeryüzünü yıldızlarla dolu bir gök gibi yapar. Gece ile güneş arasında da bir tezat vardır: âşık geceleri güneşin yokluğunda ağlar.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar