Özgün Metin

Vezin: mefā‘īlün mefā‘īlün fe‘ūlün

Ne var bālā-bülend ise ṣanavber
Degüldür serv-ḳaddüñ birle hem-ser
Görenler ḳāmetüñ servin didiler
Te‘ālā şānuhū Allāhü ekber
Aṣıldı öykünüp şīrīn lebüñe
Belī ber-sūḳ idi kelle-şekker
Bahār eyyāmıdur ey zāhid-i ḫuşk
‘Aceb mi nūş idersem āteş-i ter
Kimi yaḳmaz Münīrī nār-ı ḥasret
Ne var yandıysa şöyle şem‘ ü micmer

Günümüz Türkçesiyle

1. Çam ne kadar yüksek boylu olsa ne olur; senin selvi boyunla denk değildir.

2. Boyunun selvisini görenler "Te‘ālā şānuhū, Allāhü ekber" (O'nun şanı yücedir, Allah en büyüktür) dediler.

3. Şirin dudağına öykündüğü için kelle şeker (kalıp şeker; kelle: aynı zamanda baş) asıldı; evet, (onun yeri) çarşıydı.

4. Ey kuru zahit, bahar günleridir; ıslak ateşi (şarabı) içersem şaşılır mı?

5. Münîrî, hasret ateşi kimi yakmaz ki; mum ve buhurdan da böyle yandıysa ne olur.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir beş beyitlik bir Türkçe gazeldir; neşirde Türkçe gazellerin yetmiş yedincisidir (tg 77). Vezin "mefâ‘îlün mefâ‘îlün fe‘ûlün" kalıbıdır. Gazel redifsizdir; Ersoy'un redif listesinde yer almaması da bunu gösterir. Kafiye "-er" sesine dayanır: ṣanavber, hem-ser, ekber, şekker, ter, micmer. Şiir üç divan nüshasında da bulunur (VT 115b, VY 100a, Ü 33b); aparatta nüsha farkı gösterilmemiştir. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmemektedir.

Anlam ve Söz Sanatları

Gazel kısa vezinli, hafif ve oyunlu bir şiirdir. Matla ile ikinci beyit sevgilinin boyunu yüceltir. Çam ne kadar uzun olsa da sevgilinin selvi boyuyla denk değildir. İkinci beyitte bu boyu görenler hayranlıkla "Te‘ālā şānuhū, Allāhü ekber" der. Arapça bu dua kalıbının bir Türkçe gazelin kafiyesine yerleştirilmesi dikkat çekicidir; "ekber" kelimesi kafiyeyi tamamlar. Bu bizim tespitimizdir.

Üçüncü beyit gazelin en oyunlu beytidir. "Kelle-şekker" sözlük anlamıyla kalıp hâlinde dökülmüş şekerdir. "Kelle" kelimesi aynı zamanda "baş" demektir. Şeker, sevgilinin şirin dudağına öykündüğü için "asılmış"tır; bir suçlunun başının asılması gibi cezalandırılmıştır. İkinci mısradaki "ber-sūḳ" (çarşıda) sözü ise kalıp şekerin çarşıda asılı satılmasını düşündürür. Böylece beyit, şekerin çarşıdaki görünüşünü bir ceza sahnesine çevirir. Bu çözümleme bizim çıkarımımızdır.

Dördüncü beyit rint ile zahit karşıtlığını işler. Zahit "ḫuşk" (kuru) diye nitelenir, şarap ise "āteş-i ter" (ıslak ateş) olarak anılır. Kuru ile ıslak arasında bir tezat vardır; şarabın hem ateş gibi yakıcı hem sıvı olması "ıslak ateş" terkibinde birleşir. Bahar günlerinde şarap içmenin doğallığı, zahidin kuruluğuna karşı çıkarılır. Baharın yeşillik ve tazelik mevsimi olması, "ter" (ıslak, taze) kelimesinin anlamını da destekler; kelime sözlük anlamıyla hem "ıslak" hem "taze" demektir. Zahidin kuruluğu böylece mevsime de aykırı düşer ve şarap içen rint mevsimin tarafında durur. Bu bizim tespitimizdir.

Mahlas beyti ateş imgesiyle kapanır. Hasret ateşi herkesi yakar; mum ile buhurdan da böyle yanmışsa şaşılmaz. "Nār", "şem‘" ve "micmer" (buhurdan) arasında tenasüp vardır. Dördüncü beyitteki "āteş-i ter" ile mahlas beytindeki "nār-ı ḥasret" ateş kelimesinin iki ayrı kullanımını yan yana getirir.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar