Özgün Metin

Vezin: fe‘ilātün Fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilün

Vaḳthā gül yüzi fikriyle ki dil ḫurrem olur
Sünbül-i ter ṣaçuñ añup yine key der-hem olur
Dem-i fürḳatde ki ḳan oldı ser-ā-ser yüregüm
Pür-nem olmazsa gözüm şimdiki dem bes ne'm olur
Ġonca beñzetdügiçün kend’özin ol piste-lebe
Urup aġzını ṣabā büzdi meger k’epsem olur
Zāhid-i şehr eger añmazsa ne var beñlerüñi
Dāne-i ḫālüñe ḫod meyl idicek ādem olur
N’olduġı ḥāletümüz derd ile ẓāhir be Münīr
Ża‘fımuz günde ḳavī ṭāḳatümüz key kem olur

Günümüz Türkçesiyle

1. Gönül kimi zaman gül yüzünün düşüncesiyle şen olur; (ama) taze sümbül saçını anınca yine pek perişan olur.

2. Ayrılık anında yüreğim baştan başa kan olduysa, gözüm şimdi ıslak olmazsa (ne zaman olacak), ne olur?

3. Gonca kendini o fıstık dudaklıya benzettiği için, saba ağzına vurup onu büzdü; meğer (gonca) susar (epsem) olur.

4. Şehrin zahidi benlerini anmazsa ne çıkar; zaten insan (ādem; aynı zamanda Âdem) ben tanene meyleder.

5. Münîr, hâlimizin ne olduğu dertle açıktır: zaafımız her gün güçlenir, gücümüz ise pek eksilir.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir beş beyitlik bir Türkçe gazeldir; neşirde Türkçe gazellerin yetmiş dokuzuncusudur (tg 79). Vezin "fe‘ilâtün fe‘ilâtün fe‘ilâtün fe‘ilün" kalıbıdır. Ersoy'un redif listesi bu gazeli "olur" redifli gazeller arasında gösterir; kafiye bunun önündeki "-em" sesidir: ḫurrem, der-hem, ne'm, epsem, ādem, kem. Şiir üç divan nüshasında da bulunur (VT 116a, VY 102a, Ü 31b). Aparatta dört nüsha farkı kayıtlıdır; hepsi Ü'ye ve VY'ye aittir ve anlamı belirgin biçimde değiştirmez: Ü'de "añup" yerine "añubanı", "k'epsem" yerine "ebsem", "ne var" yerine "n'ola" yazılıdır; VY'de ikinci beyitteki "dem" kelimelerinden biri yoktur. Dipnotta basılamamış harfler metinden tamamlanarak okunmuştur. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmemektedir.

Gazelin redifi ve kafiyesi tg 62 ile aynıdır ("-em olur"). İki gazel "ne'm olur", "epsem olur" ve "kem olur" kafiyelerini paylaşır; fıstık dudak karşısında susan bir şey imgesi de iki gazelde ortaktır. Bu bizim tespitimizdir.

Anlam ve Söz Sanatları

Matla bir tezatla kurulur. Gönül sevgilinin gül yüzünü düşünürken "ḫurrem" (şen) olur, sümbül saçını anınca "der-hem" (perişan, darmadağın) olur. "Der-hem" kelimesi sözlük anlamıyla hem "perişan" hem "karmakarışık" demektir; karışık saç ile perişan gönül arasında böylece bir ilişki kurulur. Gül ile sümbül arasında da bir bahçe tenasübü vardır.

İkinci beyit bir soru üzerine kuruludur. Yürek ayrılık anında baştan başa kan olmuştur; göz şimdi ıslak olmazsa ne zaman olacaktır. Yürekteki kanın gözden yaş olarak akması klasik şiirde sık bir düşüncedir; "pür-nem" (nem dolu) kelimesi bu akışı anlatır.

Üçüncü beyit tg 62'deki fıstık-badem beytini hatırlatan bir ağız oyunudur. Gonca kendini sevgilinin fıstık gibi küçük ağzına benzetmeye kalkmış, saba yeli de cezalandırmak için ağzına vurup onu büzmüştür; bu yüzden gonca susar. Goncanın kapalı, büzük biçimi bu cezayla açıklanır. Bu bir hüsn-i talil örneğidir; çözümleme bizim tespitimizdir.

Dördüncü beyitte "ādem" kelimesi bir tevriye taşır: sözlük anlamıyla "insan" demektir, ama Hz. Âdem'in adını da hatırlatır. Sevgilinin beni bir "dāne"dir, yani tane; buğday tanesi Âdem'in cennetten çıkışıyla ilişkilendirilir. Zahit benleri anmasa da insan, tıpkı Âdem gibi, bu taneye meyleder. Bu çözümleme bizim çıkarımımızdır.

Mahlas beyti bir tezatla kapanır. "Ża‘f" (zayıflık) her gün "ḳavī" (güçlü) olur, "ṭāḳat" (güç) ise "kem" (eksik) olur. Zayıflığın güçlenmesi ile gücün zayıflaması arasındaki bu ters dönüş, âşığın tükenişini kısa bir formülle anlatır.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar