Özgün Metin

Vezin: fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilün

Ḥıżr-ı ḫaṭṭuñ ṣanemā çeşme-i ḥayvān getürür
Nitekim la‘l-i lebüñ mühr-i Süleymān getürür
Düzd-i şeb-rev mi durur zülf-i siyāhuñ ‘acabā
K’eteg’altında nihān şem‘-i şebistān getürür
Cān-fezā leblerüñüñ gelse ḫayāli göñle
Ġālib oldur ki revān s̱ıḳletini cān getürür
Ḫaṭṭ-ı reyḥānı muḥaḳḳaḳ bu ki şīrīnlik içün
Levḥ-i sīm üzre yazup āyet-i Ḳur’ān getürür
Gördügümce direm ol serv-i sehī-ḳaddi Münīr
Müntehā naḫl durur ṣan gül-i ḫandān getürür

Günümüz Türkçesiyle

1. Ey put güzeli, Hızır'a benzeyen ayva tüyün (yüzündeki yeşilimsi ince tüyler) âb-ı hayat çeşmesini getirir; nitekim lal dudağın da Süleyman'ın mührünü getirir.

2. Acaba senin kara zülfün geceleri dolaşan bir hırsız mıdır ki eteğinin altında gizlice gece odasının mumunu (yüzünü) getirir?

3. Can artıran dudaklarının hayali gönle gelse, büyük ihtimalle can hemen onun ağırlığını (onu ağırlamanın yükünü) yüklenip getirir. Beyit iki türlü okunabilir: "revān" kelimesi "hemen, koşarak" anlamına da "akıp giden can" anlamına da gelir; buna göre ikinci mısra "akıp giden can onun ağırlığını taşır" diye de anlaşılabilir.

4. Muhakkak ki reyhânî hattı (fesleğen yeşili ayva tüyü; reyhânî yazı), tatlılık için gümüş levha (beyaz yüz) üzerine Kur'an ayeti yazıp getirir.

5. Münîr, o düz boylu serviyi gördükçe derim ki: o en uçtaki (en yüce) fidandır; sanki gülen bir gül (açılmış bir ağız ve yüz) getirir.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir beş beyitlik bir Türkçe gazeldir; neşirde Türkçe gazellerin seksen birincisidir (tg 81). Vezin "fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilün" kalıbıdır. Ersoy'un redif listesi bu gazeli "getürür" redifli olarak gösterir; kafiye bunun önündeki "-ān" sesidir: ḥayvān, Süleymān, şebistān, cān, Ḳur'ān ve ḫandān. Gazel üç divan nüshasında da bulunur (VT 116b, VY 103a, Ü 38a); ancak aparata göre beşinci beyit, yani mahlas beyti VY'de yoktur. Ü nüshası ilk beyitteki "Ḥıżr-ı" yerine "mihr-i" (sevgi, güneş) okur. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmemektedir.

Anlam ve Söz Sanatları

Gazelin bütün beyitleri sevgilinin yüzünü bir şey "getiren" varlıklar üzerinden anlatır. Matlada ayva tüyü Hızır'a benzetilir. Hızır yeşillikle anılır ve âb-ı hayatı bulmuş kişidir; yüzde yeni beliren yeşilimsi tüyler de hayat suyu sayılan dudağın çevresindedir. İkinci mısradaki lal dudak ise Süleyman'ın mührünü getirir. Süleyman'ın mührü hükümranlığın işaretidir; dudağın kırmızı taşı bu mührün taşı gibi düşünülmüş, gönüller üzerindeki hâkimiyet buna bağlanmıştır. Bu son yorum bir çıkarımdır.

İkinci beyit bir sahne kurar. Kara zülüf geceleri dolaşan bir hırsızdır ve eteğinin altında bir mum saklar. Zülfün karanlığı gece, altından görünen yüz de gece odasını aydınlatan mumdur. "Düzd-i şeb-rev" (gece gezen hırsız) ile "şem‘-i şebistān" arasında gece kavramı etrafında bir tenasüp vardır.

Dördüncü beyit hattatlıkla ilgili terimler üzerine kuruludur. "Reyḥānī" ve "muḥaḳḳaḳ" aklâm-ı sitte denilen altı temel yazı çeşidinden ikisinin adıdır; beyitte "muḥaḳḳaḳ" kelimesi "şüphesiz" anlamında kullanılmış, ama yazı adını da hatırlatır. "Ḫaṭṭ-ı reyḥān" hem fesleğen yeşili ayva tüyü hem reyhânî yazıdır. Gümüş levha beyaz yüzdür; ayva tüyü bu levhaya bir ayet yazmış gibidir. TDV maddesine göre şair Mihr ü Müşterî'de hattın bütün türlerinde yazı yazdığını bildirir; aynı madde onun cinasın bütün türlerini başarıyla uyguladığını da söyler. İki yazı adının aynı beyitte bir araya gelmesi bizim tespitimizdir.

Mahlas beytinde sevgilinin boyu serviye benzetilir. "Müntehā naḫl" (en uçtaki fidan) ifadesi, cennetteki Sidretü'l-müntehâ ağacını çağrıştırıyor olabilir; bu bir çıkarımdır. Servi meyve ve çiçek vermeyen bir ağaçtır; bu servi ise "gülen bir gül" getirir, yani tepesinde açılmış bir gül gibi gülen bir yüz taşır. Üçüncü beyitteki "s̱ıḳlet" (ağırlık) ile "revān" (akıcı, hafif) kelimeleri de birbirine karşıt düşer.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar