Özgün Metin

Vezin: fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün

Görmeyüp zülfüñi yüzüñde didüm kim Muṣṭafā
Sāye-bān-ı ḥüsnüñi almış meger bād-ı ṣabā
Āftābuñ yüzine ebr-i siyāh olur ḥicāb
Burḳa‘ ile görmez olduḳsa yüzüñi zī-ṣafā
Cān virürse tīr-i ġamzeñ zaḫmına n’ola göñül
Bilür anı kim belādan ḳatıdur bīm-i belā
Ġayra atarken baña yetişdi tīr-i nāveki
Vay aña kim ey dil-i bī-çāre virmeye Ḫudā
N’ola bir kerre tecellī ḳılsa luṭf idüp Münīr
Pertev-i ṣun‘-ı Ḫudā nūr-ı Muḥammed Muṣṭafā

Günümüz Türkçesiyle

1. Yüzünde zülfünü görmeyince dedim ki: "Ey seçilmiş güzel (Mustafa), meğer saba rüzgârı güzelliğinin gölgeliğini alıp götürmüş."

2. Güneşin yüzüne kara bulut perde olur; ey safalı, yüzünü peçe ile göremez olduysak (bundandır).

3. Gönül, bakışının okunun yarasına can verirse ne şaşılır; belanın korkusunun beladan daha katı olduğunu bilir.

4. (Sevgili) başkasına atarken onun okunun ucu bana erişti; ey çaresiz gönül, Allah'ın (bu oku) nasip etmediği kişiye yazık.

5. Ey Münîr, Allah'ın yaratışının ışığı, Muhammed Mustafa'nın nuru lütfedip bir kez tecelli etse ne olur (keşke etse).

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir beş beyitlik bir Türkçe gazeldir; neşirde Türkçe gazellerin dokuzuncusudur (tg 9). Vezin "fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün" kalıbıdır. Gazel redifsizdir; kafiye "-ā" sesidir: Muṣṭafā, ṣabā, zī-ṣafā, belā, Ḫudā, Muṣṭafā. Matlanın kafiye kelimesi "Muṣṭafā" son beyitte yeniden kafiye olur. Şiir Vatikan (VT 100b), Viyana (VY 81a) ve İstanbul Üniversitesi (Ü 19a) nüshalarında, Pervâne Bey (PB 14b) ve Edirneli Nazmî (MN 4b) mecmualarında bulunur. Aparata göre PB'de 2. beyitteki "olur" yerine "urur", 3. beyitteki "ḳatıdur" yerine "ḳurtarur" okunur; 4. beyitte Ü "nāveki" yerine "ġamzesi", MN "yetişdi" yerine "irişdi" verir. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmemektedir.

Anlam ve Söz Sanatları

Gazel ilk dört beyitte alışılmış bir aşk gazeli gibi ilerler, mahlas beytinde ise Hz. Muhammed'in nuruna yönelir. Bu yöneliş matladaki "Muṣṭafā" kelimesine yeni bir anlam katar. "Muṣṭafā" sözlük anlamıyla "seçilmiş" demektir ve matlada güzel sevgiliye bir hitap olarak okunabilir. Aynı kelime son beyitte açıkça Peygamber'in adıdır. Matlada zülfün güneşi gölgeleyen bir "sāye-bān" (gölgelik) gibi düşünülmesi, Peygamber'i bulutun gölgelediğine dair bilinen rivayeti de hatırlatır. Bu iki anlamlı okuma bizim tespitimizdir; neşirde gazel için bir başlık ya da açıklama yoktur.

İkinci beyit, güneş ile bulut arasındaki ilişkiyi tersinden kurar. Matlada zülf yüzü gölgelemiyordu; burada ise peçe yüzü örter ve kara bulut güneşin perdesine benzetilir. Üçüncü beyitte "bīm-i belā" (bela korkusu) ile "belā" kelimeleri arasında bir cinas vardır ve mısra, korkunun belanın kendisinden ağır olduğunu söyleyen genel bir hükümle biter; beyit bu yönüyle bir irsal-i mesel taşır. PB'deki "ḳurtarur" okuması ise anlamı değiştirir: buna göre bela korkusundan kurtaran şey yine beladır.

Dördüncü beyitte okun başkasına atılıp âşığa erişmesi, onun için bir talih sayılır. "Nāvek" sözlük anlamıyla kısa bir ok türüdür. Âşık, bu oktan nasibi olmayanlara acır; böylece yaralanmak bir lütuf hâline gelir.

Mahlas beytinde "pertev", "nūr" ve "tecellī" kelimeleri bir tenasüp kurar. "Münīr" mahlası da sözlük anlamıyla ışık saçan demektir ve bu ışık kelimelerinin arasına yerleşir. "Pertev-i ṣun‘-ı Ḫudā nūr-ı Muḥammed" ifadesi, Muhammed nurunun yaratılışın ilk ışığı sayıldığı düşünceye dayanır; bu bağlantı bizim çıkarımımızdır.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar