Özgün Metin

Vezin: mef‘ūlü fā‘ilātü mefā‘īlü fā‘ilün

Dökdi cevāhiri ṣu gibi çeşm-i eşk-bār
Gül-zār-ı kūyuña getürince iki bıñar
Şehlā gözi füsūnına aldanma ey göñül
Miskīnligine mestüñ iñen olmaz i‘tibār
Şeh-bāz-ı zülfüñi ki gönül ṭutdı cān virüp
Her gören eydür anı ki vallāh zihī şikār
Kirpüklerümi ḳan ile taḥrīr içün ḳomış
Naḳḳāş-ı ṣun‘ yüzümi itdükde zer-nigār
Bildüñ dil-i raḳībi urup ḳatı göñlüñe
Seng-i miḥekle bes bilinür ḳalb-i kem-‘ayār
Yoḳdur mecāl-i cān ki gide sīneden Münīr
Yoḫsa helāk iderdi beni ġam hezār-bār

Günümüz Türkçesiyle

1. Yaş döken göz, senin mahallenin gül bahçesine iki pınar getirince, mücevherleri su gibi döktü. "Su gibi dökmek" burada hem suya benzer biçimde akıtmayı hem de bol bol harcamayı anlatır; mücevherler gözyaşlarıdır.

2. Ey gönül, o şehla gözün büyüsüne aldanma; sarhoşun miskinliğine (uyuşuk, zararsız görünüşüne) hiç güvenilmez.

3. Gönlün can verip ele aldığı zülfünün şahinini her gören, "Vallahi ne güzel av" der. Beyit iki türlü okunabilir: av, gönlün yakaladığı zülüf şahini de olabilir, zülüf şahininin avladığı gönül de.

4. Yaratılışın nakkaşı yüzümü altınla işlenmiş (sapsarı) kıldığında, kirpiklerimi kan ile tahrir (çizgi çekmek, yazmak) için bırakmış.

5. Rakibin gönlünü senin katı gönlüne vurup (onun ne olduğunu) anladın; ayarı düşük kalp (sahte) para zaten mihenk taşıyla anlaşılır.

6. Münîr, canın göğüsten çıkıp gidecek gücü yoktur; yoksa gam beni bin kere helak ederdi.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir altı beyitlik bir Türkçe gazeldir; neşirde Türkçe gazellerin seksen altıncısıdır (tg 86). Vezin "mef‘ūlü fā‘ilātü mefā‘īlü fā‘ilün" kalıbıdır. Gazel redifsizdir; kafiye "-ār" sesidir: eşk-bār, bıñar, i‘tibār, şikār, zer-nigār, kem-‘ayār ve hezār-bār. Ersoy'un redif listesinde bu gazelin numarası geçmez. Gazel üç divan nüshasında da bulunur (VT 117b, VY 98b, Ü 32a); aparata göre ikinci beyit VT ile VY'de yoktur. Matlaı tezkirelerde Münîrî'nin örnek beyti olarak anılır (bk. Tarihî Bağlam). Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmemektedir.

Anlam ve Söz Sanatları

Gazel gözyaşı ve mücevher imgesiyle açılır. Ağlayan iki göz, sevgilinin mahallesini bir gül bahçesi gibi sulayan iki pınardır; akan yaşlar da bu pınarların döktüğü mücevherlerdir. "Su gibi dökmek" deyimi beyitte iki anlamıyla birlikte çalışır: mücevherler hem su gibi akar hem de su gibi, yani hesapsızca harcanır. Kanlı yaşların kırmızılığı mücevhere benzetmenin dayanağı olabilir; bu bir çıkarımdır.

İkinci beyit bir uyarıdır ve atasözü söyleyişine yakındır. "Şehlā" mavimsi gri göz demektir; sevgilinin gözü bu renkte ve mahmurdur. Sarhoşun uyuşuk hâline güvenilmediği gibi, bu baygın gözün masum görünüşüne de aldanılmamalıdır. Üçüncü beyit av dünyasından alınmıştır: zülüf bir şahindir, gönül onu canı pahasına eline almıştır. Şahin ile av ilişkisinin kimin avcı kimin av olduğunu belirsiz bırakması beyte çift yönlü bir okuyuş kazandırır.

Dördüncü beyit tezhip ve nakış sanatının terimleriyle kurulmuştur. "Naḳḳāş-ı ṣun‘" yaratıcıdır; âşığın yüzünü sararmış, yani altınla işlenmiş bir yüzey yapmıştır. "Taḥrīr" hem yazı yazmak hem de tezhipte süslemenin kenar çizgilerini çekmek anlamına gelir; kirpikler bu sarı yüzeye kanla çizgi çeken fırçalar gibidir. Tahrir kelimesinin tezhip terimi olarak da okunması bizim tespitimizdir.

Beşinci beyitte "ḳalb" kelimesi cinaslıdır: hem gönül hem de ayarı bozuk, sahte para demektir. "Seng-i miḥek" (mihenk taşı) altının ayarını anlamak için kullanılan sert taştır; sevgilinin katı gönlü bu taşa benzetilir. Rakibin gönlü o taşa sürtülünce sahteliği ortaya çıkmıştır. "Ḳatı" (sert) ile "seng" (taş) arasında da tenasüp vardır. Mahlas beyti bir tezatla kapanır: âşığın canı öyle zayıflamıştır ki bedenden ayrılıp gidecek gücü bile kalmamıştır; onu gamın bin kere öldürmesinden koruyan şey bu güçsüzlüktür.

Tarihî Bağlam

Gazelin matlaı üç tezkirede Münîrî'nin örnek beyti olarak geçer. Latîfî Münîrî maddesinde onu Amasyalı, Sultan Bayezid'in oğlu Sultan Ahmed'in methiyecilerinden ve devrin kâmil ve ârif kişilerinden biri olarak tanıtır; ilim ve marifeti çok olduğu hâlde meşhur şairlerden sayılmadığı için halkın onun kemalinden habersiz kaldığını, Farsça ve Türkçe iki divanı bulunduğunu söyler ve "Bu maṭlaʿ anuñdur" diyerek beyti verir. Gelibolulu Âlî de Künhü'l-ahbâr'daki Münîrî maddesinde onu Şehzade Sultan Ahmed'in methiyecilerinden ve has meclisine giren yakın ârif kişilerden biri olarak anar ve aynı matlaı "Bu maṭlaè anuñdur" diye kaydeder. Kınalızâde Hasan Çelebi ise Münîrî'yi Sultan Ahmed'in methiyeci şairi olarak tanıtır, şiirlerinin uzun zamandır göz önünden kaybolduğunu söyler ve yine bu matlaı aktarır.

Tezkirelerdeki metin divandakinden küçük farklar gösterir. Divanda "cevāhiri" (mücevherleri) ve "kūyuña" (senin mahallene) okunan kelimeler Latîfî'de "cevâhirin" ve "kûyuña", Âlî'de "cevâhirini" ve "kûyuna", Kınalızâde'de "cevâhirin" ve "kûyuna" biçimindedir. Mısra sonundaki "bıñar" (pınar) Latîfî'de "pıñar", Âlî'de "bıñar" diye geçer; Kınalızâde'nin neşrinde ise "iki bekâr" okunur. Bu son okuyuş beytin anlamına uymamaktadır; bir istinsah ya da okuma hatası olması muhtemeldir. Bu değerlendirme bizim çıkarımımızdır.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Çevrimiçi kaynaklar