Özgün Metin

Vezin: fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün

Ḫayl-i ġam dil mülkini her dem yaḳup talan ider
Leşker-i bī-gāne ḳanda varsa bes vīrān ider
Nāvek-i çeşmüñde k’iñler bülbül-i gūyā-yı dil
Ṣanki şāḫ-ı bādem üzre ‘andelīb efġān ider
Bāġ-ı ruḫsāruñda dil zülfeynüñi görüp didi
Her biri ṭāvūs-ı cennetdür meger cevlān ider
Lāle-ḫaddüñ-çün dinilen tāze ḥüsniyyāt ile
Bunca al evrāḳ ile beñzer ki gül dīvān ider
Gāh mesciddür maḳām u menzilüm geh mey-gede
Sen büt içün bes Münīrī der-be-der devrān ider

Günümüz Türkçesiyle

1. Gam süvarileri gönül ülkesini her an yakıp talan eder; zaten yabancı asker nereye varsa orayı viran eder.

2. Gözünün okunda (oka saplanmış hâlde) inleyen konuşkan gönül bülbülü, sanki badem dalının üzerinde feryat eden bir bülbüldür.

3. Gönül, yanağının bahçesinde iki zülfünü görüp dedi: her biri bir cennet tavusudur, meğer (bu bahçede) salınıp dolaşıyormuş.

4. Lale yanağın için söylenen taze güzellik şiirleriyle gül, bunca kırmızı yaprakla sanki bir divan tertip eder.

5. Kâh mescittir makamım ve konağım, kâh meyhane; sen put güzeli için Münîrî kapı kapı dolaşır.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir beş beyitlik bir Türkçe gazeldir; neşirde Türkçe gazellerin doksanıncısıdır (tg 90). Vezin "fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün" kalıbıdır. Ersoy'un redif listesi gazeli "ider" redifli gazeller arasında gösterir; kafiye bunun önündeki "-ān" sesidir: talan, vīrān, efġān, cevlān, dīvān ve devrān. Gazel iki divan nüshasında bulunur (VT 118b, Ü 33a); VY nüshasında yoktur. Aparata göre Ü ikinci beyitte "gūyā-yı" (konuşkan) yerine "şeydā-yı" (çılgın) okur; bu okuyuş da âşık bülbülün hâline uygun düşer. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmemektedir.

Anlam ve Söz Sanatları

Gazel bir savaş sahnesiyle açılır. Gam bir süvari birliğidir, gönül ise bir ülke. Yabancı bir ordunun girdiği yeri yakıp yıkması bilinen bir gerçek olarak ikinci mısraa konmuş ve birinci mısradaki iddiaya delil yapılmıştır; bu irsal-i mesele yakın bir söyleyiştir. "Ḫayl" (atlı birlik), "leşker" (asker), "mülk" (ülke) ve "talan" kelimeleri arasında tenasüp vardır.

İkinci beyitte göz bir badem dalına benzetilir. Göz biçimi bakımından bademe benzetilir; gözün oku da bu dalın bir parçası gibi düşünülmüştür. Oka saplanıp inleyen gönül, badem dalında feryat eden bir bülbül olur. "Bülbül" ile "‘andelīb" aynı kuşun iki adıdır; aynı beyitte ikisinin birlikte kullanılması bizim tespitimizdir.

Üçüncü beyitte sevgilinin yanağı bir bahçe, iki yana dökülen zülüfler ise bu bahçede salınan iki cennet tavusudur. Tavusun cennetle anılması ve salınarak yürümesi, kıvrılıp dalgalanan zülfün hareketine benzetilmiştir. Dördüncü beyitte "evrāḳ" kelimesi hem çiçek yaprakları hem kitap sayfaları demektir; "dīvān" da şiirlerin toplandığı kitaptır. Gül, kırmızı yapraklarıyla sevgilinin lale yanağı için söylenmiş güzellik şiirlerinden bir divan tertip eder gibidir. Bu tevriye beytin dayanağıdır; "ḥüsniyyāt" sözüyle güzellik üzerine söylenmiş şiirler kastedilmiş görünüyor. Bu son okuyuş bir çıkarımdır.

Mahlas beyti mescit ile meyhane arasındaki bilinen karşıtlığı kullanır. Âşık kâh mescitte kâh meyhanededir; sevgili "büt" (put) diye anılır ve âşık onun için kapı kapı dolaşır. "Der-be-der" (kapı kapı) ile "devrān" (dönüp dolaşma) kelimeleri âşığın huzursuz gezgin hâlini anlatır. "Maḳām" ile "menzil" (konak) kelimeleri de bir yolculuğun durakları gibi düşünülmüştür.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar