Özgün Metin

Vezin: fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün

Zülfüñ ucından cihānı ṭutdısa dīvāneler
Nergis-i mestüñ ḫarābıdur hezārān ḫāneler
Āteş-i ruḫsāruñ ile göyünen diller midür
Ḫaddüñ üzre görinen bu ḫāl-i müşgīn dāneler
Derd ü ġam geldi dile gitdi ḳarār u ṣabr u hūş
Āşnālar cem‘idür gitse n’ola bī-gāneler
Oldı siḥr-i ġamzeñ ile ḫāne-i taḳvā ḫarāb
Leblerüñ yādına ma‘mūr olalı mey-ḫāneler
Yanduġum görüp cemāli şem‘ine yārüñ Münīr
Dün gice ta‘līme geldi bir bölük pervāneler

Günümüz Türkçesiyle

1. Divaneler zülfünün ucundan (tutunup) dünyayı tuttularsa (şaşılmaz); binlerce ev senin sarhoş nergis gözünün yıktığı yerdir.

2. Yanağının üzerinde görünen bu misk kokulu ben taneleri, yanağının ateşiyle yanan gönüller midir?

3. Gönle dert ve gam geldi; karar, sabır ve akıl gitti. (Gönül) tanıdıkların toplandığı yerdir; yabancılar giderse ne olur?

4. Dudaklarının anısıyla meyhaneler şenlenip bayındır olalı beri, gamzenin büyüsüyle takva evi harap oldu.

5. Münîr, sevgilinin cemal mumuna yandığımı görünce, dün gece bir bölük pervane ders almaya geldi.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir beş beyitlik bir Türkçe gazeldir; neşirde Türkçe gazellerin doksan üçüncüsüdür (tg 93). Vezin "fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün" kalıbıdır. Ersoy'un redif listesi gazeli "-ler" redifli olarak gösterir; kafiye bunun önündeki "-āne" sesidir: dīvāne, ḫāne, dāne, bī-gāne, mey-ḫāne ve pervāne. Gazel iki divan nüshasında ve iki nazire mecmuasında bulunur (VT 119a, Ü 38b, PB 131b, MN 94b). Aparata göre Ü ikinci beyitte "göyünen" (yanan) yerine "görinen" okur; aynı mısradaki "diller midür" VT'de "diller mi ki", Ü'de "diller mi kim" biçimindedir. VT üçüncü beyitte "ṣabr u hūş" yerine "ṣabr-ı dil", PB ile Ü dördüncü beyitte "oldı" yerine "düşdi" okur. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmemektedir.

Anlam ve Söz Sanatları

Gazelin kafiye kelimelerinin çoğu "ḫāne" (ev) kelimesini içerir ya da onunla ses bakımından akrabadır: dīvāne, ḫāne, bī-gāne, mey-ḫāne. Şair bu ses yakınlığını ev, yıkım ve şenlik imgeleriyle birleştirir. Bu gözlem bizim tespitimizdir.

Matlada divaneler sevgilinin zülfünün ucuna tutunmuştur; zülüf onları bağlayan bir zincir olduğu kadar dünyayı tutmalarını sağlayan bir ip gibidir. "Cihānı ṭutmak" hem dünyayı ele geçirmek hem de her yeri doldurmak anlamına gelir. İkinci mısrada sevgilinin gözü nergise benzetilir; nergis çiçeğinin baygın görünüşü sarhoş göz mazmununun dayanağıdır. Bu sarhoş göz binlerce gönül evini yıkmıştır. "Ḫarāb" kelimesi hem yıkık hem de sarhoş anlamına gelir ve beyitte iki anlamıyla birden çalışır.

İkinci beyit bir hüsn-i talil örneğidir: sevgilinin yanağındaki siyah benler, o yanağın ateşinde yanmış gönüllerdir. Yanan şeyin kararması, benlerin siyahlığına bir sebep olarak gösterilmiştir. "Göyünmek" fiili beyitte bağlamı gereği "yanmak" anlamında kullanılmıştır; Ü nüshasındaki "görinen" okuyuşu bu eski kelimenin yerine daha tanıdık bir kelime konduğunu düşündürür, bu bir çıkarımdır.

Üçüncü beyitte gönül bir ev gibi düşünülür. Dert ve gam bu evin tanıdıklarıdır, karar, sabır ve akıl ise yabancılarıdır. Tanıdıklar gelince yabancıların gitmesi doğaldır. "Āşnā" (tanıdık) ile "bī-gāne" (yabancı) arasında tezat vardır. Dördüncü beyit "ma‘mūr" (bayındır) ile "ḫarāb" (yıkık) karşıtlığı üzerine kurulur: meyhaneler sevgilinin dudağının anısıyla şenlenir, takva evi ise gamzenin büyüsüyle yıkılır. Bu, zahidin dünyasıyla rindin dünyası arasındaki bilinen karşıtlığın bir uygulamasıdır.

Mahlas beyti mum ve pervane mazmununu tersine çevirir. Pervaneler muma kendilerini atmakla bilinir; burada ise âşığın sevgilinin cemal mumunda yanışını görünce ondan ders almaya gelirler. Âşık, yanmada pervanelerin bile ustası sayılmıştır.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar