Özgün Metin

Vezin: fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün

Tīr-i ġamzeñden derūn-ı dil ki pāre pāredür
Şöyle mis̱l-i bādem andan sīne yāre yāredür
Berg-i gül ṣanmañ ki düşmişdür yire gül-zārda
Penbe-i dāġ-ı derūn-ı bülbül-i bī-çāredür
Şöyle kim ṭurmaz ḳılur ḳaṭ‘-ı menāzil dem-be-dem
Ṣanki eşküm yir yüzinde kevkeb-i seyyāredür
Bülbül-i dil-ḫaste iñler gül-sitān içinde gül
Ṣanki dirler gūş urup meyli bu āh u zāredür
Mihr-i ruḫsāruñdan ayru ḫod degül bir dem Münīr
Ẕerre-veş bilsem niçün ser-geşte vü āvāredür

Günümüz Türkçesiyle

1. Gamzenin okundan gönlün içi parça parça olduğu için, göğüs de badem gibi yara yaradır (yarık yarıktır).

2. Gül bahçesinde yere düşmüş olanı gül yaprağı sanmayın; o, çaresiz bülbülün iç yarasına konmuş (kanlı) pamuktur.

3. Durmadan her an konakları aşıp geçtiği için gözyaşım sanki yeryüzünde dolaşan bir gezegendir.

4. Gönlü hasta bülbül gül bahçesinde inler; (gül ise) sanki kulak verip "onun meyli bu ah ve iniltidir" der. Beyit kapalıdır: "dirler" fiilinin öznesi açık değildir; mısra "gül bahçesindekiler kulak verip bülbülün bütün meylinin ah ve inilti olduğunu söylerler" diye de anlaşılabilir.

5. Münîr bir an bile yanağının güneşinden ayrı değildir; bilmek isterim, (öyleyse) niçin zerre gibi başı dönmüş ve avaredir?

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir beş beyitlik bir Türkçe gazeldir; neşirde Türkçe gazellerin doksan dokuzuncusudur (tg 99). Vezin "fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün" kalıbıdır. Ersoy'un redif listesi gazeli "-dür" redifli gazeller arasında gösterir; kafiye bunun önündeki "-āre" sesidir: pāre pāre, yāre yāre, bī-çāre, seyyāre, zāre ve āvāre. Gazel iki divan nüshasında bulunur (VT 120b, Ü 26b); VY nüshasında yoktur. Aparata göre Ü üçüncü beyitte "ṭurmaz" yerine "ṭalmaz", dördüncü beyitte "ṣanki" yerine "ṭut ki", beşinci beyitte "bir dem" yerine "cān" okur. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmemektedir.

Anlam ve Söz Sanatları

Matlada iki ikileme yan yana durur: "pāre pāre" (parça parça) ve "yāre yāre" (yara yara). İki ikileme arasındaki ses benzerliği beytin ahengini kurar. Göğsün badem gibi yarık yarık olması, badem kabuğunun çatlamasına ya da bademin göze benzetilmesine dayanıyor olabilir; bu bir çıkarımdır.

İkinci beyit hüsn-i talilin güzel bir örneğidir. Şairin yorumunda gül bahçesinde yere düşen kırmızı gül yaprakları, çaresiz bülbülün yarasına konmuş, kanla boyanmış pamuklardır. "Penbe-i dāġ" (yara pamuğu) eski tıpta yaranın üstüne konan pamuğu anlatır. Gül ile bülbül mazmunu burada yaranın ve kanın diliyle anlatılmıştır.

Üçüncü beyit gök bilimi terimleriyle kurulur. "Ḳaṭ‘-ı menāzil" yolculukta konakları aşmak demektir; "menzil" kelimesi aynı zamanda ayın ve gezegenlerin gökteki duraklarını da çağrıştırır. Durmadan akan gözyaşı, gökte dolaşan bir "kevkeb-i seyyāre" (gezegen) gibi yeryüzünde dolaşır. Menzil ile seyyare arasındaki bu tenasüp bizim tespitimizdir.

Dördüncü beyit kapalıdır. Bülbül gül bahçesinde inler; gülün ya da bahçedekilerin ona kulak verip bülbülün tek isteğinin ah ve inilti olduğunu söylediği anlaşılır. Bülbülün aşkı, kavuşmadan çok inlemeyi seven bir aşk olarak gösterilmiş olabilir. Ü nüshasındaki "ṭut ki" (say ki) okuyuşu beyte farazî bir ton katar.

Mahlas beyti güneş ile zerre mazmununa dayanır. Güneş ışığında havada dönüp duran toz zerreleri divan şiirinde başı dönmüş âşığın simgesidir. Şair burada bir çelişki kurar: Münîr sevgilinin güneş yanağından bir an ayrı değildir, yine de zerre gibi başı dönmüş ve avaredir. Çelişkinin cevabı mazmunun içindedir: zerre güneşe yakın olduğu için döner. Bu yorum bizim çıkarımımızdır.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar