Özgün Metin

Vezin: fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilün

Çīn-i zülfüñle ḫaṭuñ k’ol ḫad-i zībāya geçer
Rūma ṣan şāh-ı Ḥabeş Şām ile Yaġmāya geçer
Mecma‘-ı dilde ki derd olmış idi ṣadr-nişīn
Nālem andan oladur kim daḫı bālāya geçer
Gözlerüm sāġarı ḳan ile ṭolup iñledigüm
Meclis-i ġamda sürūd u mey-i ṣahbāya geçer
Açılur ġonca-i şādī çemen-i cānda meger
Dideden aġzı ḫayāli dil-i şeydāya geçer
Dilde cāy itdi ḫayāli diyü yirinme gözüm
Ṭıfldur ḫāne-i rengīne temāşāya geçer
Öldürem dimiş idüñ derdüme dermān diyicek
Dönmegil başuñ içün ol da müdāvāya geçer
Tīr-i gamzeñ göricek didi Münīrī bu ḫadeng
Siper-i sīne degül mermer-i ḫārāya geçer

Günümüz Türkçesiyle

1. Zülfünün kıvrımı (Çin'i) ve ayva tüyün o güzel yanağına geçerken, sanki Habeş şahı, Şam ve Yağma ile birlikte Rum'a geçer (Rum ülkesine yürür).

2. Gönül meclisinin başköşesine (ve göğsün içine) kurulmuş olan dert yüzünden, iniltim (meclisten) daha yukarıya, göklere geçer.

3. Gözlerimin kadehi kanla dolup inleyişim, gam meclisinde şarkı ve kırmızı şarap yerine geçer.

4. Ağzının hayali gözden çılgın gönle geçerse, galiba can çimeninde sevinç goncası açılır.

5. Ey gözüm, onun hayali gönülde yer tuttu diye hayıflanma; (o) bir çocuktur, renkli eve (seyre) temaşaya geçer.

6. "Derdime derman" deyince "Öldürürüm" demiştin; başın için (sözünden) dönme, o da tedavi yerine geçer.

7. Münîrî gamzenin okunu görünce dedi: bu kayın oku göğüs kalkanı bir yana, sert mermerden bile geçer.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir yedi beyitlik bir Türkçe gazeldir; neşirde Türkçe gazellerin yüzüncüsüdür (tg 100). Vezin "fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilün" kalıbıdır. Ersoy'un redif listesi gazeli "-a geçer" redifli olarak gösterir; kafiye bunun önündeki "-ā" sesidir: zībā, Yaġmā, bālā, ṣahbā, şeydā, temāşā, müdāvā ve ḫārā. Gazel iki divan nüshasında bulunur (VT 121a, Ü 35a); VY nüshasında yoktur. Aparata göre Ü birinci beyitte "ḫad-i" (yanak) yerine "ḫaṭ-ı" okur. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmemektedir.

Anlam ve Söz Sanatları

Redifteki "geçer" fiili her beyitte başka bir anlam kazanır: bir ülkeye geçmek, yukarı geçmek, bir şeyin yerine geçmek, bir yerden ötekine geçmek ve bir engeli delip geçmek. Gazelin çeşitliliği bu fiilin anlam genişliğinden doğar.

Matla bir coğrafya ve savaş benzetmesi kurar. "Çīn" hem Çin ülkesi hem de kıvrım demektir; bu, divan şiirinde zülüf için sık kullanılan bir cinastır. Siyah zülüf ve ayva tüyü beyaz yanağa doğru yayılırken, şair bunu Habeş şahının Şam ve Yağma ile birlikte Rum ülkesine yürümesine benzetir. Divan şiirinde Habeş ve Zengî siyahlığı, Rûm ise beyazlığı anlatmak için kullanılır; "Şām" kelimesi Farsçada akşam anlamıyla karanlığı da çağrıştırır. "Yaġmā" burada bir yer adı olarak geçer; kelime aynı zamanda "yağma" (talan) sözünü hatırlatır ve savaş imgesine uyar. Bu ad oyunlarının bir arada okunması bizim çıkarımımızdır.

İkinci beyitte "ṣadr" kelimesi hem meclisin başköşesi hem de göğüs demektir; dert gönül meclisinin başköşesine, yani âşığın göğsüne kurulmuştur. Bu tevriyenin tespiti bizimdir. Üçüncü beyitte gam meclisinin şarabı kanlı gözyaşı, şarkısı ise inlemedir; kadeh ile göz arasında yuvarlaklık ve dolup taşma bakımından bir benzerlik kurulmuştur.

Dördüncü beyitte sevgilinin ağzı bir goncaya benzer; ağzın hayali gönle girince can çimeninde sevinç goncası açılır. Beşinci beyit tatlı bir benzetme taşır: hayal bir çocuktur ve çocukların renkli şeylere düşkünlüğü gibi, kanla boyanmış "renkli" gönül evine seyre girer. Gönlün kanla renklenmesi bu imgenin dayanağı olabilir; bu bir çıkarımdır.

Altıncı beyitte ölüm bir tedavi gibi düşünülür. Âşık derman isteyince sevgili "öldürürüm" demiştir; âşık ondan sözünden dönmemesini ister, çünkü ölüm de derde çaredir. Mahlas beyti gamzenin okunun gücünü abartıyla anlatır: göğüs kalkanını delmek o ok için kolay bir iştir, sert mermeri bile deler. "Ḫadeng", "siper" ve "mermer-i ḫārā" kelimeleri arasında bir sertlik derecelenmesi vardır.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar