Özgün Metin
Vezin: mefā‘īlün mefā‘īlün fe‘ūlün
1. bent
Zihī cān-ı müzekkī vü mu‘allā
Kim olmışdur ḥabīb-i Ḥaḳ Te‘ālā
Anuñ şānında lev-lāk oldı menzil
Anuñçün ẓāhir oldı cümle eşyā
Cemāli pertevinden rūşen oldı
Çerāġ-ı nūr-ı çeşm-i dīn ü dünyā
‘Aceb mi oldısa bir mu‘cizeyle
Felekde iki şaḳ māh-ı şeb-ārā
Dilā ser-tā-ḳadem nūr olduġıçün
Ḳılurdı pīş ü pesden ḫoş temāşā
Ser-ā-ser ‘andelīb-i gül-şen-i ḳuds
Bu ṣavt ile olurlar cümle gūyā
Şehen-şāh-ı rusül sulṭān-ı kevneyn
Emīr-i taḥt-gāh-ı ḳābe ḳavseyn
2. bent
Dilā şol k’ins ü cāna pīşvādur
Sipeh-sālār-ı ḫayl-i enbiyādur
Emīn-i genc-i esrār-ı ḥaḳīḳat
Emīr-i ṣuffa-i ṣaff-ı ṣafādur
Ser-ā-ser cüz’ ü küll-i kāyināta
Delīl ü reh-ber ü hem reh-nümādur
Bir aylıḳ yoldan a‘dā leşkerini
Ḳılupdur münhezim ḫoş kibriyādur
İzi tozı k’olupdur tāc-ı eflāk
Gözine ḥūr-ı ‘īnüñ tūtyādur
Sen ol şehsin ki ‘ālī der-gehüñde
Selāṭīn-i cihān cümle gedādur
Semend-i seyrüñe seyrān-geh evvel
Feżā-yı ‘arş u ḳuds ü müntehādur
Münīrī gül-sitān-ı medḥüñ içre
Bu sec‘ ile hezār-ı ḥoş-nevādur
Şehen-şāh-ı rusül sulṭān-ı kevneyn
Emīr-i taḥt-gāh-ı ḳābe ḳavseyn
3. bent
Elā ey ẕāt-ı pāk-i nūr-ı a‘ẓam
Mükerremdür senüñle ibn-i ādem
Cemālüñ şevḳı birle yetişüpdür
Felekler seyrine ‘Īsī’bnü Meryem
Olur mıydı cihānda ṣubḥ-ı ṣādıḳ
Yüzüñ mihrinden urmasaydı ger dem
‘Aceb cān-ı cihānsın şöyle k’ey dost
Vücūduñdur murād-ı her dü ‘ālem
Cemī‘-i ḫalḳ-ı mevcūdāt içinde
Vücūd-ı pāküñi Ḥaḳ itdi a‘lem
Zevāyā-yı feleklerde ser-ā-ser
Budur kerrūbīyānuñ sözi her dem
Şehen-şāh-ı rusül sulṭān-ı kevneyn
Emīr-i taḥt-gāh-ı ḳābe ḳavseyn
4. bent
Cihān yüzüñ şu‘ā‘ından münevver
Ṣabā zülfüñ ḳoḳusından mu‘aṭṭar
Ne deñlü müntehā oldıysa ṭūbā
Degüldür serv-ḳaddüñ birle hem-ser
Leb-i la‘lüñ nebātından ‘aceb mi
Eriyüp ġarḳ-ı āb oldıysa şekker
Yetişdi ḫāk-i pāyüñ devletinde
Çerāġ-ı çeşm-i cān-ı ‘āleme fer
Ḳılam yazmazdan öñdin levḥa bir ḥarf
Münīr oḳurdı yine bunı ezber
Şehen-şāh-ı rusül sulṭān-ı kevneyn
Emīr-i taḥt-gāh-ı ḳābe ḳavseyn
5. bent
Elā ey ḫᵛāce-i dünyā vü hem dīn
Nebīler içre sensin ehl-i temkīn
Düşinde görmedi bir kimse anı
Şu rütbe k’itdi Ḥaḳ sen şāha ta‘yīn
Olupdur şer‘-i pāküñ birle mensūḫ
Ne kim var ise ġayr erkān u āyīn
Urur dem nükhet-i gīsūlaruñdan
Olursa ṭañ mı bād-ı ṣubḥ müşgīn
Yüzüñ mihrile ser-gerdān olupdur
Felekler birle şems ü māh u pervīn
Gözüm nūrı dü ‘ālem pertevisin
Unutma ben ġarībi ḳılma miskīn
Göñül nā-geh k’ola na‘tuñda ġāfil
Yine hātifden olur şöyle telḳīn
Şehen-şāh-ı rusül sulṭān-ı kevneyn
Emīr-i taḥt-gāh-ı ḳābe ḳavseyn
6. bent
Elā ey āftāb-ı ‘ālem-i cān
Yüzüñ mihriyle olur çarḫ gerdān
Ḳalurven cürm ü ‘ıṣyān içre güm-reh
Eger luṭfuñdan olmazsa nigeh-bān
Şular k’oldı hevā-dāruñ cihānda
Añulmaḳ ḥāşe lillāh ehl-i ‘ıṣyān
Münīri şefḳatüñden ḳılma maḥrūm
Cemī‘-i cürmine oldı peşīmān
Dürūd ile dem-ā-dem añduġınca
Cihānda çār yārı ehl-i īmān
Saña vü ālüñe eṣḥābuña hem
Taḥiyyāt u selām olsun hezārān
Bu güftār ile ‘ālī himmetüñde
Olupdur murġ-ı dil şöyle ḫoş-elḥān
Şehen-şāh-ı rusül sulṭān-ı kevneyn
Emīr-i taḥt-gāh-ı ḳābe ḳavseyn
Günümüz Türkçesiyle
1. Ne yüce, ne temiz ve arınmış bir candır o ki Yüce Allah'ın sevgilisi olmuştur.
2. "Lev-lâk" sözü onun şanında yer bulmuştur; bütün varlıklar onun için ortaya çıkmıştır. ("Lev-lâk", "Sen olmasaydın âlemleri yaratmazdım" sözüne işarettir.)
3. Dinin ve dünyanın gözünün nuru olan kandil, onun güzelliğinin ışığıyla aydınlanmıştır.
4. Geceyi süsleyen ay bir mucizeyle gökte ikiye yarıldıysa buna şaşılır mı?
5. Ey gönül, o baştan ayağa nur olduğu için önünü de arkasını da güzelce görürdü.
6. Kutsal âlemin gül bahçesindeki bülbüllerin hepsi baştan başa bu sesle söyler olurlar:
7. Peygamberlerin şahlar şahı, iki dünyanın sultanı, "kâbe kavseyn" taht yerinin emîri. ("Kâbe kavseyn", sözlük anlamıyla "iki yay arası"dır; Peygamber'in Allah'a yaklaştığı makamı anlatır. "Kevneyn" de sözlük anlamıyla "iki varlık âlemi", yani bu dünya ve öteki dünyadır.)
8. Ey gönül, o kişi ki insanlara ve cinlere önderdir, peygamberler ordusunun başkomutanıdır.
9. Hakikat sırlarının hazinesine emin bekçi, saflık safının sofasının beyidir. ("Ṣuffa" sözlük anlamıyla sofa, sekidir; "ṣuffa", "ṣaff" ve "ṣafā" ses bakımından birbirini çağırır.)
10. Kâinatın parçasına da bütününe de baştan başa delil, kılavuz ve yol göstericidir.
11. Bir aylık yoldan düşman ordularını bozguna uğratmıştır; ne güzel bir yüceliktir bu.
12. Ayak izinin tozu göklerin başına taç olmuştur; iri gözlü hurilerin gözüne de sürmedir.
13. Sen o şahsın ki yüce dergâhında dünyanın sultanlarının hepsi dilencidir.
14. Senin atının gezintisine ilk gezinti yeri, arşın, kutsal âlemin ve en son durağın (müntehâ) genişliğidir. (Beyit Mi‘rac'ı anlatır. "Ḳuds" sözlük anlamıyla kutsallık ve kutsal âlemdir; Kudüs'ün adı da bu sözcükten gelir, bu yüzden beyit iki türlü okunabilir: "kutsal âlem" ya da "Kudüs".)
15. Münîrî, senin övgünün gül bahçesinde bu secili sözle hoş sesli bir bülbüldür. ("Hezār" sözlük anlamıyla hem "bülbül" hem "bin" demektir.)
16. Peygamberlerin şahlar şahı, iki dünyanın sultanı, "kâbe kavseyn" taht yerinin emîri.
17. Ey en büyük nurun tertemiz zâtı, Âdemoğlu seninle değer kazanmıştır.
18. Meryem oğlu İsa, senin güzelliğinin özlemiyle göklerin seyrine ulaşmıştır.
19. Yüzünün güneşinden dem vurmasaydı, dünyada gerçek sabah (ṣubḥ-ı ṣādıḳ) doğar mıydı? ("Ṣubḥ-ı ṣādıḳ", sözlük anlamıyla tan yerinin gerçekten ağardığı sabahtır; "mihr" hem güneş hem sevgi demektir.)
20. Ey dost, ne şaşılacak bir dünya canısın ki varlığın iki dünyanın da amacıdır.
21. Hak, var olan bütün yaratıklar içinde senin tertemiz varlığını en bilgili kılmıştır. ("A‘lem" sözlük anlamıyla "en çok bilen"dir.)
22. Göklerin köşe bucağında baştan başa büyük meleklerin (kerûbîlerin) her an söylediği söz şudur:
23. Peygamberlerin şahlar şahı, iki dünyanın sultanı, "kâbe kavseyn" taht yerinin emîri.
24. Dünya yüzünün ışınlarıyla aydınlanmış, sabah rüzgârı zülfünün kokusuyla güzel kokuya bürünmüştür.
25. Tûbâ ağacı ne kadar yükseğe erişmiş olsa da servi boyunla baş başa, eşit değildir. ("Hem-ser" sözlük anlamıyla hem "eş, denk" hem "aynı yükseklikte baş" anlamını verir.)
26. Lal dudağının nebat şekeri karşısında şeker eriyip suya gömüldüyse şaşılır mı?
27. Ayağının toprağının devletiyle, dünya canının gözünün kandiline parlaklık erişmiştir.
28. Kalem daha levhaya tek bir harf yazmadan önce de Münîr yine bunu ezbere okurdu. (Kalem ve levha, kaderin yazıldığı ilâhî kalem ile Levh-i mahfuzdur; şair bu sözü ezelden beri söylediğini anlatır.)
29. Peygamberlerin şahlar şahı, iki dünyanın sultanı, "kâbe kavseyn" taht yerinin emîri.
30. Ey dünyanın ve dinin efendisi, peygamberler arasında vakar ve ağırbaşlılık sahibi olan sensin.
31. Hak'kın sen şaha verdiği rütbeyi kimse rüyasında bile görmedi.
32. Senin temiz şeriatınla, ondan başka ne kadar ibadet usulü ve din kuralı varsa hükmü kaldırılmıştır.
33. Sabah rüzgârı saçlarının kokusundan dem vurur; misk kokulu olursa şaşılır mı?
34. Felekler, onlarla birlikte güneş, ay ve Ülker yıldızları, yüzünün güneşiyle (ya da sevgisiyle) başı dönmüş hâlde dönüp durmaktadır. ("Pervīn", sözlük anlamıyla Ülker yıldız kümesidir.)
35. Gözümün nuru, iki dünyanın ışığısın; ben garibi unutma, beni perişan bırakma.
36. Gönül ansızın senin övgünü unutacak olsa, gaipten seslenen (hâtif) yine ona şöyle telkin eder:
37. Peygamberlerin şahlar şahı, iki dünyanın sultanı, "kâbe kavseyn" taht yerinin emîri.
38. Ey can âleminin güneşi, felek senin yüzünün güneşiyle döner.
39. Senin lütfun koruyucu olmazsa, suç ve isyan içinde yolumu yitirmiş kalırım.
40. Dünyada seni sevenlerin isyan ehli diye anılması, Allah korusun, olacak şey değildir.
41. Münîrî'yi şefkatinden yoksun bırakma; bütün suçlarına pişman olmuştur.
42. Dünyada iman ehli dört dostu (dört halifeyi) durmadan salavatla andıkça,
43. sana, soyuna ve ashabına da binlerce selam ve esenlik dileği olsun. (42. ve 43. beyitler tek cümledir.)
44. Senin yüce himmetin karşısında gönül kuşu bu sözle şöyle hoş nağmeler söyler olmuştur:
45. Peygamberlerin şahlar şahı, iki dünyanın sultanı, "kâbe kavseyn" taht yerinin emîri.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Şiir bir terci‘-benddir. Terci‘-bend, aynı vezinde yazılmış ve her biri kendi içinde gazel gibi kafiyelenen bentlerin, her bendin sonunda değişmeden tekrarlanan bir "vasıta beyti" ile birbirine bağlandığı nazım şeklidir. Neşirde Terci‘-bend 1 numarasını taşıyan bu manzume altı bentten oluşur; bentlerin beyit sayıları sırasıyla 7, 9, 7, 6, 8 ve 8'dir, toplam 45 beyit eder. Vezin hezec bahrinin "mefâ‘îlün mefâ‘îlün fe‘ûlün" kalıbıdır. Ersoy girişinin bir yerinde bu terci‘-bendin beş bentten meydana geldiğini yazar, başka bir yerinde Münîrî'nin terci‘-bendlerini "altı ve beş bendden" müteşekkil diye anar; neşirdeki metin altı benttir.
Her bent ayrı bir kafiye kullanır: birinci bentte "-ā" (mu‘allā, Te‘ālā, eşyā), ikincide "-ā" kafiyesi ile "-dur" redifi (pīşvādur, enbiyādur, gedādur), üçüncüde "-em" (a‘ẓam, ādem, Meryem), dördüncüde "-er" (münevver, mu‘aṭṭar, şekker), beşincide "-īn" (dīn, temkīn, pervīn), altıncıda "-ān" (cān, gerdān, peşīmān). Ersoy'un Münîrî'nin terci‘-bendlerinde yalnız birer bentte redif bulunduğu yolundaki tespiti bu şiirde ikinci bende uyar. Vasıta beyti "Şehen-şāh-ı rusül sulṭān-ı kevneyn / Emīr-i taḥt-gāh-ı ḳābe ḳavseyn" altı kez tekrarlanır ve kendi içinde "kevneyn / ḳavseyn" sözcükleriyle kafiyelidir. Şiir yalnız Vatikan nüshasında (VT 9a) bulunur ve neşirde "Ve lehū fī't-terci‘ der-medḥ-i Resūl ‘aleyhi's-selām", yani "Yine onun, Peygamber'in övgüsünde terci‘-bend" başlığını taşır. Nüshaların düzeninde na‘tlar tevhid ve münâcâtların hemen arkasından gelir; bu terci‘-bend de divanın açılışındaki na‘tlar arasındadır. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmemektedir.
Anlam ve Söz Sanatları
Ersoy şiiri na‘t olarak niteler: Peygamber yüceltilir, mucizelerine değinilir ve Allah'ın sevgilisi olduğu vurgulanır. Birinci bent bu üç konuyu sırayla açar. İlk beyitte Peygamber "Ḥabīb-i Ḥaḳ", yani Allah'ın sevgilisidir; ikinci beyitte "lev-lâk" sözüyle kâinatın onun için yaratıldığı söylenir; dördüncü beyitte ayın ikiye yarılması mucizesi anılır. Beşinci beyitteki "önünü de arkasını da görürdü" sözü, Peygamber'in nurdan oluşuna bağlanarak açıklanır. İkinci bentteki "bir aylık yoldan düşman ordularını bozguna uğratmak" (11) ile dördüncü bentteki "kalem levhaya yazmadan önce" ifadesi (28) de aynı dinî anlatı dağarcığından gelir. Vasıta beytindeki "kâbe kavseyn", Mi‘rac'da Allah'a yakınlığı anlatan "iki yay arası" ifadesidir; ikinci bendin sonundaki 14. beyit de atının ilk gezinti yerinin arş ve "müntehâ" olduğunu söyleyerek Mi‘rac'a bağlanır.
Şiirin en dikkat çekici kuruluşu, her bendin vasıta beytine bir konuşmacı aracılığıyla geçmesidir. Vasıta beytinden hemen önceki beyit, tekrarlanacak sözü kimin söylediğini haber verir: birinci bentte kutsal bahçenin bülbülleri "bu sesle" söyler (6), ikincide Münîrî "bu secili sözle" bülbül olur (15), üçüncüde kerûbîler göklerin köşelerinde bunu her an söyler (22), dördüncüde Münîr bunu kalem levhaya yazmadan önce ezbere okumuştur (28), beşincide gaipten gelen ses (hâtif) bunu gönle telkin eder (36), altıncıda gönül kuşu bu sözle hoş nağmeler söyler (44). Böylece aynı beyit her seferinde başka bir ağızdan duyulur: kuşlar, şair, melekler, gaip sesi ve gönül. Mahlas da bu düzene bağlanmıştır; "Münīrī" (15), "Münīr" (28) ve "Münīri" (41) biçimleriyle üç bentte geçer.
Münîrî cinasın bütün türlerini başarıyla kullanmış bir şair olarak tanınır; bu şiirde de söz sanatları cinas ve tenasübe dayanır. 15. beyitteki "hezār" hem bülbül hem "bin" demektir ve "gül-sitān" ile birlikte bülbül anlamını öne çıkarır. 19. ve 38. beyitlerdeki "mihr" güneş ile sevgiyi birlikte anlatır. 34. beyitte felekler, güneş, ay ve Ülker bir arada sayılarak gök cisimlerinden bir tenasüp kurulur; bunların dönüşü, Peygamber'in yüzüne âşık olup başı dönmüş olmalarına bağlanır, bu da hüsn-i talil sayılır. 25-26. beyitlerde gazel dilinden alınmış servi boy ile Tûbâ ağacı, lal dudak ile nebat şekeri karşılaştırılır. Altıncı bent ise şefaat dileği ile biter: 39-41. beyitlerde şair günahını itiraf eder, 42-43. beyitlerde dört halife ile Peygamber'in soyu ve ashabına selam gönderilir.
Kaynakça
- Ersen Ersoy (hzl.), II. Bayezit Devri Şairlerinden Münîrî ve Dîvânı (İnceleme-Metin), Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2017 (e-kitap), s. 35-38, T 1 (giriş s. 7, 9, 15). https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/56095,muniri-divanipdf.pdf (arşiv kopyası: https://web.archive.org/web/20220803084052/https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/56095,muniri-divanipdf.pdf?0)
- Ümran Ay, "Münîrî Amâsî", TDV İslâm Ansiklopedisi, 2019. https://islamansiklopedisi.org.tr/muniri-amasi
Çevrimiçi kaynaklar






