Özgün Metin
Vezin: vâfir bahrinin mefâ‘îlün mefâ‘îlün fe‘ûlün düzeni (neşre göre serî‘; bu tespit bize aittir).
القَولُ فِي الصِّفاتِ السَّلْبِيَّةِ
el-Ḳavlu fi’ṣ-ṣıfāti’s-selbiyye (selbî sıfatlar hakkında söz)
لِذاتِ اللهِ تَنْزِيهاتٌ أيضًا
يُنَزَّهُ ذاتُهُ فِي كُلِّ حالِ
Li-ẕāti’llāhi tenzīhātun eyżan
Yünezzehu ẕātuhū fī külli ḥālī
فَلا عَرَضٌ وَلا جِسْمٌ وَجُزْءٌ
وَلا ذُو صُورَةٍ يا ذَا الخِصالِ
Fe-lā ‘arażun ve lā cismun ve cüz’un
Ve lā ẕū ṣūretin yā ẕe’l-ḫiṣālī
وَلا ذُو حَدٍّ أو عَدٍّ فَحاشا
وَلا مُتَبَعِّضٌ ذُو اشْتِمالِ
Ve lā ẕū ḥaddin ev ‘addin fe-ḥāşā
Ve lā müteba‘‘ıżun ẕü’ştimālī
وَلا مُتَرَكِّبٌ أو ذُو تَناهٍ
تَبَرَّى مِنْ سِماتِ الاخْتِلالِ
Ve lā müterekkibun ev ẕū tenāhin
Teberrā min simāti’l-iḫtilālī
وَلا مُتَجانِسٌ لِلْمُمْكِناتِ
وَلا مُتَكَيِّفٌ فَخُذُوا مَقالِي
Ve lā mütecānisun li’l-mümkināti
Ve lā mütekeyyifun fe-ḫuẕū maḳālī
وَلا فِي حَيِّزٍ أو فِي مَكانٍ
تَعالَى اللهُ أصْنافَ التَّعالِي
Ve lā fī ḥayyizin ev fī mekānin
Te‘āla’llāhu eṣnāfe’t-te‘ālī
وَلا يَجْرِي عَلَيهِ زَمانٌ أصلًا
عَدِيمُ النِّدِّ مُمْتَنِعُ المِثالِ
Ve lā yecrī ‘aleyhi zemānun aṣlen
‘Adīmu’n-niddi mümteni‘u’l-mis̱ālī
القَولُ فِي رُؤيَتِهِ تَعالَى
el-Ḳavlu fī ru’yetihī te‘ālā (Allah'ın görülmesi hakkında söz)
وَرُؤيَتُهُ بِعُقْبَى الدّارِ حَقٌّ
تَدُلُّ عَلَيهِ أخْبارٌ عَوالِي
Ve ru’yetuhū bi-‘uḳbe’d-dāri ḥaḳḳun
Tedullu ‘aleyhi aḫbārun ‘avālī
يَراهُ المُؤْمِنُونَ بِغَيرِ كَيفٍ
فَيا سُحْقًا لِأهْلِ الاعْتِزالِ
Yerāhu’l-mü’minūne bi-ġayri keyfin
Fe-yā suḥḳan li-ehli’l-i‘tizālī
Günümüz Türkçesiyle
81. Allah'ın zâtı için tenzih sıfatları da vardır; zâtı her hâlde noksanlıklardan uzak tutulur.
82. O ne araz, ne cisim, ne de parçadır; suret sahibi de değildir, ey güzel huylu kişi.
83. Sınırı ya da sayısı yoktur, hâşâ; kısımlara ayrılmış ve başka şeyleri içine alan bir şey değildir.
84. Birleşik ya da sonlu değildir; bütün kusur nişanlarından uzaktır.
85. Var olması mümkün olan şeylerle aynı cinsten değildir, keyfiyetle nitelenmez; sözümü alın.
86. Bir yer kaplamaz, bir mekânda bulunmaz; Allah her bakımdan yücedir.
87. Üzerinden zaman asla geçmez; dengi yoktur, bir benzerinin olması imkânsızdır.
88. O'nun âhiret yurdunda görülmesi haktır; buna yüksek senetli haberler delalet eder.
89. Müminler O'nu nasıl olduğu sorulamayacak biçimde görecekler; Mu'tezile ehli Allah'ın rahmetinden uzak olsun.
Edebî ve Tarihî Yorum
Olumsuzlukların Dizisi
Dokuz beyitlik bu kısa bölümün ilk yedi beyti neredeyse bütünüyle "lā" ile kuruludur: ne araz ne cisim ne parça, ne suret sahibi, ne sınırlı ne sayılı, ne bölünmüş ne birleşik, ne sonlu, ne mümkün varlıklarla aynı cinsten, ne keyfiyetli, ne bir yerde ne bir mekânda, ne de üzerinden zaman geçen. Kelâmcıların "selbî sıfatlar" ya da tenzih sıfatları dediği bu liste, Allah'ı ne olmadığıyla tarif eder. Sa'dî Çelebi listeyi vezne yerleştirirken tekrarı bir ritim aracına çevirir. Her mısraın "ve lā" ile açılması, ezberleyen öğrencinin dilinde sayımı kendiliğinden sürdürür; bu bölümde nazmın öğretim için seçilmiş olduğu en açık biçimde görülür.
Seksen altıncı beyit küçük bir söz oyunuyla kapanır: "Te‘āla’llāhu eṣnāfe’t-te‘ālī", Allah yücelmenin her türüyle yücedir. Aynı kökten gelen fiil ile isim yan yana getirilmiştir; Arap belâgatinde bu türden tekrarlar anlamı pekiştirmek için kullanılır. Bölümün başlığı nüshada "es-ṣıfātu’s-selbiyye" diye geçer; Türkçe tercümedeki başlık da "Selbî Sıfatlar"dır.
Rü'yet ve Mu'tezile
İki beyitlik rü'yet kısmı, manzumenin en sert sözlerinden birini taşır. Allah'ın âhirette görülmesi haktır, buna yüksek senetli haberler delalet eder; müminler O'nu "bi-ġayri keyf", yani nasıl olduğu sorulamayacak biçimde görecektir. Hemen ardından gelen "fe-yā suḥḳan li-ehli’l-i‘tizāl", Mu'tezile ehli için bir beddua niteliğindedir; makaledeki Türkçede söz "Kahrolsun i‘tizâl ehli" biçimini alır. Ünlüsoy ile Asım, Sa'dî'nin Mu'tezile'yi iki konuda, iman-amel ilişkisinde ve rü'yette açıkça eleştirdiği üzerinde durur. Manzumede muhaliflerin çoğu "bazıları", "sapkınlık ehli" gibi adsız ifadelerle anılır; Mu'tezile ise hem burada hem iman bölümünde adıyla geçer.
Tenzih ile rü'yetin aynı sayfada yan yana gelmesi rastlantı değildir. Az önce mekânda olmadığı, cisim ve suret sahibi olmadığı söylenen bir varlığın görülmesi açıklama ister. Güçlük açıkça dile getirilmez, ama cevabı "keyfiyetsiz" sözünde saklıdır. Seksen beşinci beyitteki "ve lā mütekeyyifun" ile seksen dokuzuncu beyitteki "bi-ġayri keyfin" birbirine bağlanır: keyfiyetle nitelenmeyen, keyfiyetsiz görülür.
Kaynakça
- Kamile Ünlüsoy, Mohammad Shakib Asım, "Osmanlı Klasik Dönemine Ait Bir Manzûm Akâidnâme Örneği: Tācīzāde Sa‘dī Çelebī’nin ‘Aḳâidü’n-Nesefī Üzerine Hazırladığı Manzûme", Kafkas Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi 8/16 (2021), s. 612-646; Arapça metin s. 624-625, Türkçe tercüme s. 636-637; doi 10.17050/kaüifd.T.2021-8-945958, https://dergipark.org.tr/tr/pub/kafkasilahiyat/issue/64071/945958 (Arap harfli metin PDF sayfa görüntülerinden okunmuştur: https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/1799195).
- İsmail E. Erünsal, "Tâcîzâde Sâdî Çelebi", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 39, İstanbul 2010, s. 356, https://islamansiklopedisi.org.tr/tacizade-sadi-celebi
Çevrimiçi kaynaklar






