Özgün Metin
Vezin: vâfir, mefâ‘îlün mefâ‘îlün fe‘ûlün. Neşir "serî‘" der; mısraların taktîi bizimdir.
تَوَكَّلْنَا بِصِدْقٍ كُلَّ حَالِ
عَلَى اللهِ المُقَدِّرِ ذِي الجَلَالِ
Tevekkelnā bi-ṣıdḳın külle ḥālin
‘Ale’llāhi’l-muḳaddiri ẕi’l-celālī
هُوَ العَلَّامُ لِلْأَسْرَارِ كُلًّا
وخَلَّاقُ الخَلَائِقِ ذُو التَّعَالِي
Hüve’l-‘allāmu li’l-esrāri küllen
Ve ḫallāḳu’l-ḫalā’iḳı ẕü’t-te‘ālī
هُو اللهُ العَلِيُّ بِلا عَدِيلٍ
هُوَ الحَقُّ العَزِيزُ بِلا مِثَالِ
Hüve’llāhu’l-‘aliyyü bi-lā ‘adīlin
Hüve’l-ḥaḳḳu’l-‘azīzu bi-lā mis̱ālī
يُزَيِّنُ بِاخْضِرارٍ طَرْفَ رَوضٍ
عقيبَ الابْتِلالِ وَاخْضِلالِ
Yüzeyyinu bi’ḫżirārin ṭarfe ravżin
‘Aḳībe’l-ibtilāli ve’ḫżilālī
أوَحِّدُ ذاتَهُ مَا دُمْتُ حَيًّا
بِأصْنافِ التَّنَزُّهِ وَالتَّعالي
Üveḥḥidu ẕātehū mā dümtü ḥayyen
Bi-eṣnāfi’t-tenezzühi ve’t-te‘ālī
أصَلِّي بالصَّلاة عَلَى رَسولٍ
نَبِيٍّ هَاشِمِيٍّ ذِي جَمالِ
Üṣallī bi’ṣ-ṣalāti ‘alā resūlin
Nebiyyin Hāşimiyyin ẕī cemālī
وَأصْحابٍ أولِي كَرَمٍ وَآلٍ
كِرامٍ خَيرِ أصحابٍ وآلِ
Ve aṣḥābin ülī keremin ve ālin
Kirāmin ḫayri aṣḥābin ve ālī
وَبَعْدُ فَإنّ أنفَعَ كُلِّ عِلْمٍ
لِأَرْبابِ الفَضائِلِ والكَمَالِ
Ve ba‘du fe-inne enfe‘a külli ‘ilmin
Li-erbābi’l-feżā’ili ve’l-kemālī
هُوَ العِلْمُ المُسَمَّى بِالكَلامِ
جَلِيلُ الشَّأنِ عِنْدَ اللهِ عالِي
Hüve’l-‘ilmu’l-müsemmā bi’l-kelāmi
Celīlü’ş-şe’ni ‘inde’llāhi ‘ālī
وَيُنْجِي عَنْ غَيَاهِبِ كُلِّ شَكٍّ
وَمِنْ ظُلُماتِ وَهْمٍ أو خَيالِ
Ve yüncī ‘an ġayāhibi külli şekkin
Ve min ẓulumāti vehmin ev ḫayālī
وَيُوصِلُ لِلْيَقِينِ بِغيرِ عُسْرٍ
وَيَحْمِي رَاغِبِيهِ مِنَ الضَّلالِ
Ve yūṣılu li’l-yaḳīni bi-ġayri ‘usrin
Ve yaḥmī rāġibīhi mine’ż-żalālī
وَمَتْنُ عَقائدٍ مِنْ ذاكَ يَحْوِي
عَلَى غُرَرِ الفوائِدِ كَاللَّآلِي
Ve metnu ‘aḳā’idin min ẕāke yaḥvī
‘Alā ġureri’l-fevā’idi ke’l-le’ālī
وَ يَشْتَمِلُ اللُّبابَ بِغَيرِ قِشْرٍ
وَيَحْتَمِلُ الفَرائِدَ فِي خِلالِ
Ve yeştemilu’l-lübābe bi-ġayri ḳışrin
Ve yaḥtemilu’l-ferā’ide fī ḫilālī
وَيَشْمَلُ رَائقاتٍ مِنْ مَعانٍ
وَألفاظٍ سَلِيسٍ كَالزُّلالِ
Ve yeşmelu rā’iḳātin min me‘ānin
Ve elfāẓin selīsin ke’z-zülālī
فَحَتّى سَارَ سَائِرُهُ خِلالَ
الأناسِ وَصارَ مَقْبُولَ المَوالِ
Fe-ḥattā sāra sā’iruhū ḫilāle
El-unāsi ve ṣāra maḳbūle’l-mevālī
وَفِي ذا الحالِ أفْقَرُ كُلِّ ناسٍ
وَأحْوَجُهُمْ إلى اللهِ المُعالِي
Ve fī ẕe’l-ḥāli efḳaru külli nāsin
Ve aḥvecühüm ile’llāhi’l-mu‘ālī
ضَعيفٌ مُذْنِبٌ سَعْدِي بنُ تاجِي
جَزاهُ اللهُ خيراً فِي المَآلِ
Ża‘īfun müẕnibun Sa‘dī bnu Tācī
Cezāhu’llāhu ḫayran fi’l-me’ālī
تَتَبَّعَ نَظْمَهُ نَظْماً سَلِيساً
بَدِيعَ الطَّرْزِ كالسِّحْرِ الحَلالِ
Tetebbe‘a naẓmehū naẓmen selīsen
Bedī‘a’ṭ-ṭarzi ke’s-siḥri’l-ḥalālī
وَأفْرَزَ ما تَكَرَّرَ مِنْهُ مَعْنًى
فِراراً وَاحتِرازاً مِن مَطالِ
Ve efreze mā tekerrera minhü ma‘nen
Firāran ve’ḥtirāzen min meṭālī
لِيَسْهُلَ حفْظُهُ أربابَ شُغْلٍ
وَتَحْصُلَ مِنْهُ أصْنافُ المَنالِ
Li-yeshule ḥıfẓuhū erbābe şuġlin
Ve taḥṣule minhü eṣnāfu’l-menālī
وَوَشَّحَ صَدْرَهُ بِجَمِيلِ وَصْفٍ
لِسُلْطانٍ جَلِيلٍ ذِي المَعالي
Ve veşşeḥa ṣadrahū bi-cemīli vaṣfin
Li-sulṭānin celīlin ẕi’l-me‘ālī
وَذا السُّلطانُ سُلطان بايَزِيدُ
مَلِيكٌ عادِلٌ حَسَنُ الخِصالِ
Ve ẕe’s-sulṭānu sulṭān Bāyezīdü
Melīkun ‘ādilun ḥasenü’l-ḫiṣālī
مَلِيكٌ لا يُرَى بَينَ البَرايا
لِذاتِهِ مِن ضَرِيبٍ أو مِثالِ
Melīkun lā yürā beyne’l-berāyā
Li-ẕātihī min żarībin ev mis̱ālī
كَبَرْقٍ بارِقٍ فِي يَومِ حَرْبٍ
وَمُزْنٍ هاطِلٍ وَقتَ النَّوالِ
Ke-berḳin bāriḳın fī yevmi ḥarbin
Ve muznin hāṭilin vaḳte’n-nevālī
فَأضْحَى بابُهُ مَأوَى فُحُولٍ
وَصارَ مَلاذَ مُلّاكٍ أعالِ
Fe-eżḥā bābuhū me’vā fuḥūlin
Ve ṣāra melāẕe müllākin e‘ālī
مُنايَ مِنَ الإلَهِ دَوامَ عُمْرِهِ
لَعَمْرِي غيرَ ذلكَ لا مُنالِ
Münāye mine’l-ilāhi devāme ‘umrihī
Le-‘amrī ġayra ẕālike lā münālī
وَقاهُ اللهُ مِنْ هَمٍّ وَ غَمٍّ
وَبَأسٍ مَا أتَى مَعْنًى بِبَالِ
Veḳāhu’llāhu min hemmin ve ġammin
Ve be’sin mā etā ma‘nen bi-bālī
وَ مَا هَدَلَ الهَدِيلُ عَلَى غُصُونٍ
وَمَا اهْتَزَّ الغُصُونُ مِنَ الشَّمالِ
Ve mā hedele’l-hedīlu ‘alā ġuṣūnin
Ve me’htezze’l-ġuṣūnu mine’ş-şimālī
فَفِي التَّرتِيبِ إنْ وَقَعَ اختِلافٌ
لِضِيقِ الوَزْنِ فَاحْذَرْ عَنْ جِدالِ
Fe-fi’t-tertībi in veḳa‘a’ḫtilāfun
Li-żīḳi’l-vezni fe’ḥẕer ‘an cidālī
وَإنْ وَقَعَ التَّكَرُّرُ فِي القَوافِي
لِعُذْرٍ جازَ عِنْدَ أولِي فَعالِ
Ve in veḳa‘a’t-tekerruru fi’l-ḳavāfī
Li-‘uẕrin cāze ‘inde ülī fe‘ālī
فَنَشْرَعُ ما هُوَ المَقْصُودُ عِنْدِي
ونَبْتَدِئُ المَباحِثَ حَسْبَ حالِ
Fe-neşra‘u mā hüve’l-maḳṣūdu ‘indī
Ve nebtedi’u’l-mebāḥis̱e ḥasbe ḥālī
وَفَضْلُ اللهِ يَكْفِينِي وَ حَسْبِي
عَلَيهِ اعْتِمادِي وَ اتِّكالِ
Ve fażlu’llāhi yekfīnī ve ḥasbī
‘Aleyhi’‘timādī ve’ttikālī
Günümüz Türkçesiyle
1. Her hâlde içtenlikle, her şeyi takdir eden celâl sahibi Allah'a tevekkül ettik.
2. Bütün sırları eksiksiz bilen O'dur; yaratılmışların yaratıcısı, yüceler yücesi O'dur.
3. O, dengi olmayan yüce Allah'tır; benzeri olmayan, izzet sahibi Hak'tır.
4. Bahçenin her yanını, ıslanıp nemlendikten sonra yeşillikle süsler. (Neşrin tercümesi bunu "cennetinin her tarafını rahmetiyle suladıktan sonra" diye açar; metindeki kelime "ravż", yani bahçedir.)
5. Yaşadığım sürece O'nun zâtını birlerim; her türlü noksandan uzak tutarak ve yücelterek. (Neşrin dipnotu, öteki nüsha için "mis̱le’t-te‘ālī" farkını verir.)
6. Haşimoğullarından, güzellik sahibi bir peygambere, Resûl'e salât getiririm;
7. kerem sahibi ashabına ve şerefli ailesine de; onlar dostların ve hısımların en hayırlısıdır.
8. Bundan sonra: fazilet ve kemal sahipleri için ilimlerin en faydalısı,
9. "kelâm" adı verilen ilimdir; Allah katında şanı büyük, mertebesi yüksektir.
10. İnsanı her şüphenin koyu karanlığından, kuruntunun ve hayalin karanlıklarından kurtarır.
11. Zorluk çıkarmadan kesin bilgiye ulaştırır; ona gönül verenleri sapkınlıktan korur.
12. Bu ilimden bir akaid metni de inciler gibi seçkin faydaları içine alır.
13. Kabuğu bırakıp özü kapsar; satır aralarında tek tane inciler, yani nadir meseleler taşır.
14. Duru anlamlar ve tatlı su gibi akıcı sözler barındırır.
15. Öyle ki bütünü insanlar arasında dolaşsın ve dostların beğenisini kazansın. (Birinci mısra "ḫilāle" kelimesiyle biter, söz ikinci mısraya taşar. Neşrin tercümesi ilk mısraı "insanlara hoş gelmeyen şeyler ortadan kalksın" diye anlar; Arapça cümle iki türlü okunabilir.)
16. Hâl böyleyken onu yazan, insanların en fakiri ve yüce Allah'a herkesten çok muhtaç olandır. (Öteki nüshada "mu‘āvin", yani yardımcı.)
17. Zayıf ve günahkâr Tâcî oğlu Sa'dî'dir; Allah ona sonunda hayırla karşılık versin.
18. Onu akıcı bir nazımla, üslubu yeni, "helal sihir" gibi bir söyleyişle dizmeye girişti.
19. Söz uzamasın diye kaçınıp sakınarak, metinde anlamca tekrar eden yerleri ayıkladı;
20. bu ilimle uğraşanlara ezberi kolay olsun ve ondan türlü kazançlar elde edilsin diye.
21. Başını da yüce ve şerefli bir sultanın güzel övgüsüyle süsledi.
22. Bu sultan Sultan Bayezid'dir; adil, huyu güzel bir hükümdar.
23. Öyle bir hükümdar ki yaratılmışlar arasında onun bir eşi, bir benzeri görülmez.
24. Savaş günü çakan şimşek, ihsan vaktinde bol yağan bulut gibidir.
25. Kapısı büyük adamların barınağı, yüksek mertebeli beylerin sığınağı oldu.
26. Allah'tan dileğim onun ömrünün uzun sürmesidir; ömrüme andolsun, bundan başka bir dileğim yoktur.
27. Allah onu tasadan, kederden ve sıkıntıdan korusun. (İkinci mısra iki türlü anlaşılabilir: gönle bir anlam geldikçe, yani bu dua sürdükçe; ya da neşrin tercümesindeki gibi zihne gelen sıkıntıdan.)
28. Dallarda güvercin öttükçe ve dallar poyrazla sallandıkça.
29. Konuların sırasında bir farklılık olduysa vezin darlığındandır; bunun üzerine tartışmaktan sakın.
30. Kafiyelerde tekrar olduysa, cömert kişilerin katında bu özür sebebiyle hoş görülür. (Öteki nüsha "fe‘āl" yerine "kerem" der.)
31. Şimdi asıl maksadıma giriyor, konuları hâlimin elverdiği ölçüde açmaya başlıyorum.
32. Allah'ın lütfu bana yeter, kâfidir; dayanağım da güvencem de O'dur.
Edebî ve Tarihî Yorum
Mukaddimenin Kuruluşu
Otuz iki beyitlik giriş, bir medrese kitabının alışılmış kapısından girer: tevekkül, hamd, Peygamber'e, ashabına ve âline salât. Sa'dî Çelebi bu kalıbı yedi beyitte tamamlar ve asıl derdine geçer. Sekizinci beyitten itibaren kelâm ilmi övülür: ilimlerin en faydalısıdır, şüphenin karanlığından kurtarır, zahmetsizce yakîne götürür. Bu övgü eserin ne olduğunu da söyler. On ikinci beyitteki "metnu ‘aḳā’id", yani bir akaid metni, Ömer en-Nesefî'nin (ö. 537/1142) adıyla bilinen kısa risaledir. Sa'dî kaynağının adını hiçbir yerde anmaz; Kamile Ünlüsoy ile Mohammad Shakib Asım, konu sırası ve içerik büyük ölçüde örtüştüğü için manzumenin ‘Aḳāidü’n-Nesefî'nin nazma çekilmiş bir biçimi olduğunu tespit etmişlerdir.
Girişin ikinci yarısı bir müellif beyanıdır. Şair on yedinci beyitte kendini adıyla anar: "Ża‘īfun müẕnibun Sa‘dī bnu Tācī", zayıf ve günahkâr Tâcî oğlu Sa'dî. Eserin aidiyeti bu beyte dayanır. Ankara'daki Millî Kütüphane nüshası manzumeyi Kasîdetü Kelâmiye adıyla ağabeyi Tâcîzâde Câfer Çelebi'ye nispet eder; iki nüshanın girişinde de aynı beytin bulunması, neşri hazırlayanlara göre eserin Sa'dî'nin olduğunu kesinleştirir. Ardından yöntem gelir. Şair metni akıcı bir nazma döktüğünü, anlamca tekrar eden yerleri ayıkladığını ve bunu ezberi kolaylaştırmak için yaptığını söyler. Yirmi dokuzuncu ve otuzuncu beyitlerdeki özür aynı işin parçasıdır: vezin dar geldiği için konuların sırası yer yer değişmiş, kafiyeler tekrar etmiştir; okuyandan bunu tartışma konusu yapmamasını ister.
Kelâmı öven beyitlerde istiareler aydınlık ile karanlık karşıtlığı üzerine kurulur. Şüphenin "ġayāhib"i, yani koyu karanlıkları, vehim ve hayalin "ẓulumāt"ı bir yanda, yakînin açıklığı öbür yanda durur. Hemen ardından inci benzetmesi gelir: metin seçkin faydaları inciler gibi taşır, kabuğu bırakıp özü (lübāb) alır, aralarında "ferā’id" denen tek tane incileri barındırır. Sa'dî kendi nazmı için "helal sihir" (siḥr-i ḥelāl) deyimini kullanır; güzel söz için söylenegelen bu deyim, öğretici bir manzumede şairin hünerini ortaya koyma isteğini de saklamaz.
Sultan Bayezid Övgüsü
Yirmi birinci beyitten yirmi sekizinciye kadar süren övgü, eserin başını "güzel bir vasıfla" süslediğini söyleyerek açılır ve hükümdarın adını verir: Sultan Bayezid. Savaş günü çakan şimşek ile ihsan vakti yağan bulut, Arap medhiyesinin bilinen çiftidir; kahramanlık ile cömertliği tek beyitte birleştirir. Kapısının "fuḥūl"un, yani seçkin adamların barınağı olduğu söylenir. Dua iki beyitlik bir şartla bağlanır: dallarda güvercin öttükçe, dallar poyrazla sallandıkça. Sonu gelmeyecek bir süreyi tabiattaki tekrarlarla anlatan bu kalıp, kasidelerin dua bölümlerinde sık kullanılır.
Övgü, eserin tarihlenmesinde de işe yarar. Millî Kütüphane nüshasının sonunda 882 (1477-1478) tarihi vardır; oysa II. Bayezid 1481'de tahta çıkmıştır ve iki nüsha da ondan sultan diye söz eder. Neşri hazırlayanlar bu yüzden eserin XV. yüzyılın sonunda yazılmış olmasını daha muhtemel bulurlar. Hâtimedeki tarih mısraı bu soruya ayrıca bir cevap verir; o hesap manzumenin son bölümünde ele alınmıştır. Topkapı nüshasının Şehzade Ahmed'e ait tuğralı bir mühür taşıması, eserin Bayezid'in oğulları çevresinde okunduğunu gösterir. Sa'dî'nin Bayezid'e kasideler sunduğu ise İn‘âmât Defteri'ndeki kayıtlardan bilinmektedir.
Vezin ve Kafiye
Neşri hazırlayanlar eserin lâm kafiyesiyle serî‘ vezninde yazıldığını söyler. Mısraların hece düzeni başka bir kalıba işaret ediyor: "Tevekkelnā bi-ṣıdḳın külle ḥālin" mısraı kısa-uzun-uzun-uzun dizilişiyle Arap aruzunun vâfir bahrine, onun "mufâ‘eletün" tefilesinin sakin okunmuş biçimiyle kurulan "mefâ‘îlün mefâ‘îlün fe‘ûlün" düzenine oturur ve bu düzen manzume boyunca sürer; bu sonuca mısraları tek tek tartarak kendimiz vardık. 234 beytin ikinci mısraları hep "-ālī" sesiyle biter (celālī, te‘ālī, mis̱ālī…); manzume baştan sona tek kafiyeli bir kaside gibi kurulmuştur. Otuzuncu beyitteki özrün sebebi de budur; bu uzunlukta bir metinde aynı kafiye kelimesi ister istemez yeniden gelir. Bu sitede manzume, nüshalardaki "el-Ḳavlu fī…" başlıkları esas alınarak on bir bölüme ayrılmıştır; beyit numaraları bütün manzumedeki sırayı gösterir.
Kaynakça
- Kamile Ünlüsoy, Mohammad Shakib Asım, "Osmanlı Klasik Dönemine Ait Bir Manzûm Akâidnâme Örneği: Tācīzāde Sa‘dī Çelebī’nin ‘Aḳâidü’n-Nesefī Üzerine Hazırladığı Manzûme", Kafkas Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi 8/16 (2021), s. 612-646; Arapça metin s. 620-622, Türkçe tercüme s. 633-634; doi 10.17050/kaüifd.T.2021-8-945958, https://dergipark.org.tr/tr/pub/kafkasilahiyat/issue/64071/945958 (Arap harfli metin PDF sayfa görüntülerinden okunmuştur: https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/1799195).
- İsmail E. Erünsal, "Tâcîzâde Sâdî Çelebi", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 39, İstanbul 2010, s. 356, https://islamansiklopedisi.org.tr/tacizade-sadi-celebi
Çevrimiçi kaynaklar






