Özgün Metin

Vezin: mef‘ûlü fâ‘ilâtü mefâ‘îlü fâ‘ilün

Rûşen ḳılan cihânı bugün ḥüsni mâhıdur
Meftûn iden bu göñlümi zülf-i siyâhıdur
Nâlemden eylegil ḥaẕer ey ġonce-leb gülüñ
Defterlerini yile viren bülbül âhıdur
Ebrûları ḫayâli bu ḳanlu yaşumda ṣan
Baḥr-i muḥîṭ içinde gezer iki mâhîdur
Şâdîye nice irişesin sen ki Sa‘diyâ
Dil mülkini ḫarâba viren ġam sipâhıdur

Günümüz Türkçesiyle

1. Bugün dünyayı aydınlatan, onun güzelliğinin ayıdır; bu gönlümü büyüleyen de siyah zülfüdür.

2. Ey gonca dudaklı, iniltimden sakın; gülün defterlerini yele veren, bülbülün âhıdır. (Gülün yaprakları defter sayfalarına benzetilir; "defterini yele vermek" bir şeyi darmadağın edip yok etmek demektir. Bülbülün âhı gülü nasıl dağıttıysa âşığın iniltisi de sevgiliyi etkileyebilir.)

3. Onun kaşlarının hayalini bu kanlı gözyaşımda, okyanusta yüzen iki balık san. (Kavisli kaşlar balığa, gözyaşı da uçsuz bucaksız bir denize benzetilir.)

4. Ey Sa'dî, sen sevince nasıl erişeceksin; gönül ülkesini yıkan, gam askeridir. ("Sa'dî" mahlası "sa‘d", yani uğur ve mutluluk kelimesinden gelir; mutlu adlı şairin mutluluğa erişememesi beytin nüktesidir.)

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Gazelin aidiyetinde küçük bir soru işareti vardır. Âşık Çelebi bu dört beyti Tâcîzâde Sa'dî Çelebi maddesinde, "Yâ Rab n'olaydı" matlaı ile "‘Âleme ṭoldı meserret" beyitlerinden sonra "Ve lehu" (bu da onundur) başlığıyla verir. Neşrin nüsha farkları arasında ise şu not bulunur: "Bu beyitler A'da Sa‘dî Çelebi Müftîde geçiyor", yani tezkirenin A nüshasında bu beyitler Kastamonulu Müftî Sa'dî Çelebi'nin maddesine konmuştur. Mahlas "Sa‘diyâ" iki şair için de uygundur. Kınalızâde, Âşık Çelebi'nin Sa'dî maddesinde yaptığı bir yanlışı düzeltirken bu gazelden söz etmez. Yazının dayandığı neşir gazeli Tâcîzâde'nin maddesinde verdiği için burada onun şiirleri arasında yer almaktadır.

Gazel dört beyittir; bir gazel için kısadır ve Âşık Çelebi'nin bütün gazeli değil bir seçmeyi aktarmış olması mümkündür. Tezkire vezin belirtmez; beyitler aruzun muzâri‘ bahrinden "mef‘ûlü fâ‘ilâtü mefâ‘îlü fâ‘ilün" kalıbıyla okunur. Redif "-ıdur", kafiye "-âh" sesidir: mâh, siyâh, âh, mâhî, sipâh. Üçüncü beyitteki "mâhî" (balık) kelimesi, matladaki "mâh" (ay) ile ses bakımından oynar. Neşrin nüsha farklarına göre ilk beyitteki "bu göñlümi" ibaresi P nüshasında "göñülleri"dir. Gazel yalnız Âşık Çelebi'de bulunur; kime ve hangi vesileyle yazıldığı bilinmiyor.

Anlam ve Söz Sanatları

Matla, sevgilinin yüzü ile saçı arasındaki geleneksel karşıtlığı kurar: yüz dünyayı aydınlatan bir aydır, saç ise gönlü büyüleyen bir karanlık. "Rûşen" (aydınlık) ile "siyâh" arasındaki tezat, ayın ışığı ile zülfün karanlığını aynı beyitte buluşturur. İkinci beyitte âşık sevgiliyi uyarır: bülbülün âhı gülün defterlerini, yani yapraklarını yele vermiştir; âşığın iniltisi de gonca dudaklı sevgiliyi aynı şekilde dağıtabilir. Burada gülün yaprakları ile bir defterin sayfaları arasında bir benzetme vardır ve "defterini yele vermek" deyimi, yaprakları rüzgârda savrulan gülün görüntüsüyle birleşerek iki anlamlı bir söz hâline gelir. Bülbül ile gül arasındaki ünlü aşk hikâyesi, âşık ile sevgili arasındaki ilişkiye bir tehdit gibi yansıtılmıştır.

Üçüncü beyit bir teşbih üzerine kuruludur. Sevgilinin kavisli kaşları, âşığın kanlı gözyaşının oluşturduğu okyanusta yüzen iki balığa benzer. Gözyaşının denize dönmesi divan şiirinde sık rastlanan bir abartıdır (mübalağa); bu denizde kaşların hayalinin balık gibi dolaşması ise beyte özgü bir buluştur. "Baḥr-i muḥîṭ", eskilerin bütün kara parçalarını çevrelediğine inandığı büyük okyanustur. Makta beytinde şair mahlasıyla bir söz oyunu yapar: "Sa‘dî" adı uğur ve mutluluk anlamına gelen "sa‘d" kelimesinden türemiştir, ama bu adı taşıyan şair "şâdî"ye, yani sevince erişemez; çünkü gönül ülkesini gam askeri yağmalamıştır. Dil mülkü, harap etmek ve sipah kelimeleri arasında savaş ve yağma alanından bir tenasüp vardır.

Tarihî Bağlam

Âşık Çelebi, Sa'dî Çelebi maddesini onun Arapçadaki ustalığını övmekle açar ve Türkçe şiirini ikinci planda tutar: "Gâliben şi‘ri müstes̱nâdur" diyerek Türkçe şiirinin az ve istisnai olduğunu ima eder; buna karşılık Arapça kasidelerinin ve risalelerinin çok olduğunu, bir de manzum bir akaid eseri bulunduğunu söyler. Tezkireci ardından Câfer Çelebi'nin öldürülmesinden sonra Sa'dî'nin Mısır'a gönderilecek mektubu yazmak için saraya çağrılmasını anlatır ve onun Mısır seferi sırasında öldüğünü kaydeder. Bu gazel, böyle bir âlimin şiir defterinden tezkireye geçmiş az sayıdaki Türkçe örnekten biridir.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

  • Âşık Çelebi, Meşâ'irü'ş-şu'arâ, hzl. Filiz Kılıç, Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2018 (e-kitap), s. 424-425, Sa‘dî Çelebi maddesi ve nüsha farkları (dipnot 4582-4583). ekitap.ktb.gov.tr
  • Kınalızâde Hasan Çelebi, Tezkiretü'ş-Şu'arâ, hzl. Aysun Sungurhan, Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2017 (e-kitap), s. 430-431, Sa‘dî maddesi. ekitap.ktb.gov.tr

Kitaplar

  • İsmail E. Erünsal, "Tâcîzâde Sâdî Çelebi", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 39, İstanbul 2010, s. 356. islamansiklopedisi.org.tr