Özgün Metin
Vezin: kaynakta belirtilmez
روضة نورت حمائلها
وجرت بينها جداولها
Ravżatun nevverat ḥamā’iluhā
Ve ceret beynehā cedāviluhā
قد خلا بالنا عن البلبال
إذ تغنت بنا بلابلها
Ḳad ḫalā bālunā ‘ani’l-belbāl
İẕ teġannet binā belābiluhā
شابهت نزهة لجنات
بنسيم الصبا عنادلها
Şābehet nüzheten li-cennātin
Bi-nesīmi’ṣ-ṣabā ‘anādiluhā
كقصور الجنان أشجارها
وأزاهيرها قنادلها
Ke-ḳuṣūri’l-cinān eşcāruhā
Ve ezāhīruhā ḳanādiluhā
Günümüz Türkçesiyle
1. Bir bahçedir ki kılıç bağları gibi uzanan yerleri çiçek açmış, aralarından arkları akar.
2. Bülbülleri bize şakıdığında gönlümüz tasadan kurtuldu.
3. Güzelliği ve ferahlığıyla cennet bahçelerine benzedi; bülbülleri de saba rüzgârına benzedi.
4. Ağaçları cennet köşkleri gibidir, çiçekleri de o köşklerin kandilleri. (Hüsameddin'in tercümesine göre bahçe Amasya'dır; şehrin adı Arapça metinde geçmez.)
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Bu dört beyitlik Arapça bir kıt‘adır. Hüseyin Hüsâmeddin Yasar onu Amasya Tarihi'nin birinci cildinde, Tâcîzâde Sa'dî Çelebi'nin Arapça Hayrü'l-ahlâm adlı eserinden aldığını söyleyerek verir ve "kıt‘a-i belîga", yani belâgatli bir kıt‘a diye anar. Bütün mısralar "-iluhā" sesiyle biter: ḥamā’iluhā, cedāviluhā, belābiluhā, ‘anādiluhā, ḳanādiluhā. İlk beytin iki mısraı da bu kafiyeyi taşıdığı için parça, kitapta daha uzun bir şiirin başı ya da bir matla‘la açılan kısa bir şiir olabilir. Kaynakta vezin belirtilmez. İlk mısra Arap aruzunun hafîf bahrine, "Fā‘ilātün Mefā‘ilün Fe‘ilün" kalıbına uyar; öteki mısraların taktîi için neşrin harekesiz metni yeterli değildir.
Hüsameddin kıt‘ayı Arap harfleriyle verir ve ardından iki paragraf hâlinde Türkçe nesir tercümesini ekler. Özgün metnin altındaki Latin harfli okuma bizimdir. Günümüz Türkçesiyle verilen aktarım Arapça metinden yapılmış, Hüsameddin'in tercümesiyle karşılaştırılmıştır.
Anlam ve Söz Sanatları
Kıt‘a bir bahçe tasviridir. Birinci beyit bahçenin görünüşünü verir: çiçek açmış uzun şeritler ve aralarından akan arklar. "Ḥamā’il" kelimesi omuzdan çapraz asılan kılıç bağı demektir. Hüsameddin bu kelimeyi "sırmalı kılıç bağları gibi uzun ve enli olan mevki'" diye açar; bağların ve bahçelerin vadi boyunca şerit şerit uzanması böyle bir benzetmeye uygundur. İkinci beyit bahçeden insana döner: bülbüller şakıyınca gönülde tasa kalmaz. Bu beyitte "belbāl" (tasa, gönül karışıklığı) ile "belābil" (bülbüller) arasında ses benzerliğine dayanan bir cinas vardır; tasayı gideren, adı tasaya benzeyen bülbüllerdir.
Son iki beyit benzetmelerle kurulur. Bahçe ferahlığıyla cennet bahçelerine, bülbüller hafif ve ince sesleriyle saba rüzgârına, ağaçlar cennet köşklerine, çiçekler de bu köşkleri aydınlatan kandillere benzetilir. Hüsameddin'in tercümesi bu benzetmelerin her birine bir gerekçe ekler: şehir sıkıntıdan ve şehirlere özgü katılıktan uzak olduğu için cennete, bülbüller havanın letafeti ve edanın inceliği bakımından saba rüzgârına, ağaçlar düzen ve yükseklikleriyle cennet köşklerine benzer. Ağacı köşke, çiçeği kandile benzetmek, bahçeyi aydınlatılmış bir saray gibi gösterir.
Tarihî Bağlam
Tâcîzâde Sa'dî Çelebi Amasya'da doğdu, II. Bayezid devrinde Sahn medreselerinde müderrislik etti ve 922 (1516) yılında öldü. Hüsameddin, onun Amasya'nın bağlarını ve çiçeklerini, zevk ve sevinçlerini anlatmak için Arapça bir edebî eser yazdığını söyler. TDV İslâm Ansiklopedisi de onun Amasya şehrinin güzelliklerini tasvir eden Hayrü'l-ahlâm adlı bir eser yazdığının kaydedildiğini belirtir. Eserin adı "rüyaların en hayırlısı" anlamına gelir. Bu derleme için eserin yayımlanmış bir metnine ulaşılamadı; kıt‘a bilinen tek tanığı olan Hüsameddin'in aktarımından alınmıştır.
Hüsameddin kıt‘ayı, Amasya'yı anlatan eski yazarlardan yaptığı alıntılar arasında verir; hemen öncesinde Mütenebbî'ye atfettiği iki Arapça beyit, sonrasında da kendi yazdığı Amasya murabba‘ı gelir. Arapçayı ilim dili olarak kullanan Amasyalı bir âlimin doğduğu şehri bu dilde övmesi, şehrin o devirde bir ilim ve şehzade şehri olarak taşıdığı itibarı da gösterir. Sa'dî Çelebi'nin bugüne kalan şiirlerinin çoğu tezkirelerdeki Türkçe beyitlerdir; TDV'ye göre Arapça şiirleri ise Sâdî Çelebi Mecmuası adı verilen bir derlemede toplanmıştır.
Kaynakça
- Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddin Yasar, Amasya Tarihi, c. 1, Amasya Belediyesi yeni baskı (e-kitap, 1-4. ciltler), s. 78 (basılı s. 77), https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/1-4/files/basic-html/page78.html.
- İsmail E. Erünsal, "Tâcîzâde Sâdî Çelebi", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 39, İstanbul 2010, s. 356, https://islamansiklopedisi.org.tr/tacizade-sadi-celebi.
Çevrimiçi kaynaklar






