Özgün Metin

Vezin: Mef‘ûlü Fâ‘ilâtü Mefâ‘îlü Fâ‘ilün

Göñlüm esîr olalı bu zülf-i müce‘‘ede
Eyler siyâh baht ile her gice ‘arbede
Ey meh senüñle mihr uralı hüsn lâfını
Günden güne zevâl irüp oldı felek-zede
Her lahza bir işâreti yüz biñ çekerdiler
Âyâ ne hâsıyet kodı Hak tîr-i gam-zede
Nazmum cevâhirini göreydi bu lutf ile
Tesbîh idünürdi nüfûs-ı mücerrede
Kânûnı Sa‘diyâ o cefâ-pîşenüñ bu kim
Çeng-i gama salup dili ney gibi iñlede

Günümüz Türkçesiyle

1. Gönlüm bu kıvırcık zülfe esir düşeli beri, kara bahtıyla her gece kavga eder. (Sevgilinin saçı da âşığın bahtı da siyahtır; gönül, saçın tutsağı olduğu için bahtıyla geceleri çekişip durur.)

2. Ey ay yüzlü, güneş seninle güzellik yarışına kalkışalı günden güne zevale uğradı ve felaketzede oldu. ("Zevâl" güneşin tepe noktasından inmesi ve bir şeyin çöküşü, "felek-zede" hem talihsiz hem de "felek vurmuş" demektir; ikisi de güneşin gökteki yolunu hatırlatır.)

3. Onun her an yaptığı bir işaretin yükünü yüz binlerce kişi çekiyor; acaba Hak, o gamze okuna nasıl bir hassa koymuştur. (Neşir ibareyi "tîr-i gam-zede" diye yazar; bu söz "gamzedeki ok" diye de, "gam vurmuş âşığa atılan ok" diye de okunabilir. "Çekmek" fiili de hem katlanmak hem çekilip cezbolmak anlamına gelir.)

4. Bedenden soyulmuş ruhlar şiirimin cevherlerini bu incelikle görseydi, onları kendilerine tespih edinirlerdi. (Nüfûs-ı mücerrede, maddeden arınmış ruhlar ya da melekler demektir. Tespih hem tespih taneleri hem de Allah'ı anma, tesbih etme anlamına gelir; ruhlar şiirin incilerini tespihe dizip onlarla zikrederdi.)

5. Ey Sa'dî, o eziyeti huy edinmiş sevgilinin kanunu şudur: gönlü gamın pençesine atıp ney gibi inletmek. (Kânûn hem kural hem bir çalgıdır; çeng hem pençe hem bir çalgıdır; ney de bir çalgıdır. Beyitte bu üç kelime musiki alanından bir tenasüp kurar.)

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Gazel beş beyittir ve Tâcîzâde Sa'dî Çelebi'nin bütün olarak bugüne ulaşan, aidiyeti açık tek gazelidir. Vezin aruzun muzâri‘ bahrinden "Mef‘ûlü Fâ‘ilâtü Mefâ‘îlü Fâ‘ilün" kalıbıdır. Kafiye "-ede" sesidir: müce‘‘ede, ‘arbede, felek-zede, gam-zede, mücerrede, iñlede; bu kafiyede ayrı bir redif yoktur. Son beyitte şair "Sa‘diyâ" diye mahlasını anar.

Gazel iki ayrı nazire mecmuasında bulunur. Edirneli Nazmî'nin Mecma‘u'n-Nezâ'ir'inde 4657 numarada "Nazîre-i Sa‘dî Çelebi-i Tâcî-zâde" başlığıyla yer alır; burada verilen metin bu neşre dayanır. Pervâne Bey Mecmuası'nda ise 6393 numarada "Nazîre-i Birâder-i Ca‘fer Çelebi", yani Câfer Çelebi'nin kardeşinin naziresi başlığıyla geçer. İki mecmuadaki metin, matla, ikinci beyit ve makta bakımından aynıdır; ancak üçüncü ve dördüncü beyitler birbirinden tamamen farklıdır. Pervâne'deki üçüncü beyit "Derd-i ḫumârını o ser-i rind-i mey-fürûş / Bir himmet itmez imiş aña pîr-i meykede" (o şarap satan rindin baş ağrısının derdine meyhanenin piri bir himmet göstermezmiş), dördüncü beyit "Bir şi‘r-i ter didüm yine zülf-i nigâra kim / Berg-i gül üzre yaraşur itsem müsevvede" (yine sevgilinin zülfüne öyle taze bir şiir söyledim ki gül yaprağı üzerine müsvedde etsem yaraşır) biçimindedir. Matlada da küçük farklar vardır: Pervâne "bu zülf" yerine "ol zülf", "siyâh baht" yerine "sipâh-i baḫt" (bahtın ordusu) okur; makta ise Pervâne'de "Çeng-i gama" yerine "Ceng-i ġama" (gamın savaşına) şeklindedir. Hangi metnin şairin son biçimi olduğu bilinemez; ama Nazmî'nin "siyâh baht" ve "çeng" okuyuşları beyitlerin iç tenasübünü daha iyi korur.

Anlam ve Söz Sanatları

Gazelin anlaşılması için zemin şiirini bilmek gerekir. Sa'dî'nin gazeli, ağabeyi Tâcîzâde Câfer Çelebi'nin "Bir şi‘r-i ter didüm hat-ı ruhsâr-ı Ahmed'e / Rengîn varaklara anı kıldum müsevvede" diye başlayan gazeline yazılmış bir nazîredir. Câfer kendi gazelinde "nüfûs-ı mücerrede", "‘arbede", "zülf-i müce‘‘ede" gibi kafiye kelimelerini kullanır; Sa'dî de bunların hepsini kendi şiirine taşır. Câfer'in "Nakş oldı dilde sûreti çün mâh-rûlaruñ / Mir'ât idindi anı nüfûs-ı mücerrede" beytinde ruhlar sevgilinin suretini kendilerine ayna edinir; Sa'dî'nin dördüncü beytinde ise aynı ruhlar şairin şiirinin incilerini tespih edinir. Aynı kafiyede ve aynı fiille kurulan bu cevap, kardeşler arasında şakacı bir ustalık yarışını hissettirir. Pervâne'deki metnin dördüncü beytinin "Bir şi‘r-i ter didüm" diye, yani Câfer'in gazelinin ilk sözleriyle başlaması da bu bağı ayrıca belli eder.

Matla, siyah zülüf ile siyah baht arasındaki benzerlik üzerine kurulur: gönül zülfe tutsak düştüğünden beri kara bahtıyla her gece kavga eder. "Siyâh", "gice" ve "zülf" kelimeleri arasındaki tenasüp, gönlün karanlık bir dünyaya kapandığını duyurur. İkinci beyitte "mihr" (güneş) ile "meh" (ay) karşı karşıya konur; güneşin her gün tepe noktasından inip batması, sevgiliyle güzellik yarışına girdiği için uğradığı bir felaket olarak açıklanır. Bu da hüsn-i ta‘lîl sanatıdır. "Zevâl" ve "felek-zede" kelimeleri hem gök bilgisine hem talihe göndermede bulunarak beyti iki katmanlı kılar.

Üçüncü beyit gazelin en kapalı beytidir. Neşir ibareyi "tîr-i gam-zede" diye ayırarak yazar; ancak beyitte "gamze", yani sevgilinin yaralayıcı bakışı da duyulmaktadır. Bir okuyuşa göre sevgilinin her işaretinin yükünü yüz binlerce âşık çekmektedir ve şair, gamzenin okuna Tanrı'nın nasıl bir hassa koyduğuna şaşar. Dördüncü beyitte şair kendi şiirini över; bu, divan şiirinde makta öncesinde sık rastlanan bir tutumdur. Tesbih kelimesinin tevriyesi beytin nüktesidir: hem taneleri dizilmiş tespihi hem de Allah'ı anmayı karşılar.

Makta, gazelin en ustalıklı beytidir. "Kânûn" kelimesi hem kural hem de telli bir çalgı, "çeng" hem pençe hem de bir çalgı anlamına gelir; "ney" ise üflemeli bir çalgıdır. Şair, sevgilinin kanununun gönlü gamın pençesine atıp ney gibi inletmek olduğunu söylerken bir yandan da kanun, çeng ve neyden oluşan bir musiki meclisi kurar. Pervâne'deki "ceng" (savaş) okuyuşu bu üçlü musiki tenasübünü bozar; Nazmî'nin metni bu yüzden daha tutarlı görünür.

Tarihî Bağlam

Gazelin ne zaman yazıldığı bilinmiyor, ama yazıldığı çevre bellidir. Câfer Çelebi'nin zemin gazeline Nazmî'de Ekmelî, İshâk Çelebi, Revânî, Zâtî, Sabûhî, Şem‘î, Şevkî, Sühâyî, Şânî, Câmî, Hıfzî, Sabâyî, Le'âlî, Enverî ve derleyici Nazmî de nazire söylemiştir; bunların çoğu II. Bayezid, Yavuz ve Kanuni devirlerinin şairleridir. Pervâne Bey Mecmuası'nda ise aynı nazire grubunun zemini Şevkî'nin bir gazelidir ve Câfer Çelebi'nin şiiri de onun nazireleri arasında yer alır. TDV İslâm Ansiklopedisi'ne göre Sa'dî Çelebi 897-906 (1492-1501) yılları arasında Bursa'da bulunmuş, ağabeyine oradan ayrılıktan yakınan mektuplar yazmıştır; sonra İstanbul'a geçmiştir. Câfer'in 921'de (1515) öldürülmesiyle sona eren bu kardeşlik, iki şairin aynı kafiyede yarıştığı bu nazirede edebî bir iz bırakmıştır.

Kaynakça

Resmî kaynaklar

  • Edirneli Nazmî, Mecma‘u'n-Nezâ'ir, hzl. M. Fatih Köksal, Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2017 (e-kitap), s. 1521, şiir no. 4657; Câfer Çelebi'nin zemin gazeli no. 4655. ekitap.ktb.gov.tr
  • Pervâne b. Abdullah, Pervâne Bey Mecmuası, hzl. Kamil Ali Gıynaş, Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2017 (e-kitap), s. 2319-2320, şiir no. 6393 (varak 505b); Câfer Çelebi'nin naziresi no. 6390, Şevkî'nin zemin gazeli no. 6388. ekitap.ktb.gov.tr

Kitaplar

  • İsmail E. Erünsal, "Tâcîzâde Sâdî Çelebi", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 39, İstanbul 2010, s. 356. islamansiklopedisi.org.tr
  • İsmail E. Erünsal, "Tâcîzâde Câfer Çelebi", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 39, İstanbul 2010, s. 353-356. islamansiklopedisi.org.tr