Özgün Metin
Vezin: fâ‘ilâtün fe‘ilâtün fe‘ilâtün fe‘ilün
ʿAşḳ ḥâlâtını Ferhâd ile Mecnûn ne bilür
Biri ṭâġ âdemîsidür biri ṣaḥrâ delüsi
Günümüz Türkçesiyle
1. Ferhad ile Mecnun aşkın hâllerinden ne anlar; biri dağ adamıdır, öteki çöl delisi. (Ferhad, Şirin'e kavuşmak için dağı delen âşıktır; Mecnun, Leylâ'nın aşkıyla çöllere düşmüştür. "Dağ adamı" sözü aynı zamanda kaba, incelikten anlamayan kişi demektir.)
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Bu, kafiyesiz iki mısradan oluşan tek bir beyittir; divan edebiyatında böyle bağımsız beyitlere müfred denir. Bir gazelin içinden alınmış olabilir, ama Latîfî onu tek başına verdiği için yerini bilmiyoruz. Tezkire vezin belirtmez; beyit aruzun remel bahrinden "fâ‘ilâtün fe‘ilâtün fe‘ilâtün fe‘ilün" kalıbıyla okunur. İkinci mısradaki "âdemî" kelimesinin uzun "î" sesi vezne ancak kısa okunarak sığar; bu, tezkire metninde bir yazım farkı ya da şairin vezinde tanıdığı küçük bir serbestlik olabilir. Beyit yalnız Latîfî'nin tezkiresinde, Tâcîzâde Sa'dî Çelebi maddesinde "Velehu" başlığıyla bulunur. Kime ve hangi vesileyle söylendiği bilinmiyor.
Anlam ve Söz Sanatları
Beyit, divan şiirinin iki büyük efsanevi âşığını, Ferhad ile Mecnun'u, aşkı anlamamakla suçlar. Bu iki isim edebiyatta aşkın en yüksek örnekleri olarak anılır: Ferhad, Şirin'e kavuşabilmek için Bîsütun dağını külüngüyle deler; Mecnun, Leylâ'yı sevdiği için aklını yitirip çöllerde vahşi hayvanlarla yaşar. Şair bu ünlü âşıkları birer taşralı, birer meczup gibi gösterir: biri dağ adamıdır, öteki çöl delisi. Aşkın ince hâllerini bilmek, onlara göre değil, bu sözü söyleyen âşığa göredir.
Beytin nüktesi, iki âşığın en büyük erdemlerinin, yani dağı delmenin ve çöle düşmenin, burada bir kusur gibi gösterilmesindedir. "Ṭâġ âdemîsi" sözü bir yandan Ferhad'ın dağda geçen hayatını anlatır, öte yandan konuşma dilinde kaba, görgüsüz kişiyi çağrıştırır; "ṣaḥrâ delüsi" de Mecnun'un adının anlamını, yani "deli"yi, hafif bir alayla tekrarlar. Böylece beyit bir tür tecâhül-i ârif üzerine kurulur: şair iki âşığın kim olduğunu bilmezden gelip onları dış görünüşleriyle tarif eder. Ferhad, Mecnun, dağ ve sahra kelimeleri arasında hikâyelerden gelen bir tenasüp vardır; "biri ... biri" yapısıyla kurulan denge de ikinci mısraı bir hüküm cümlesi gibi keskinleştirir.
Latîfî'nin aynı maddede verdiği başka bir matla da ("Dimeñüz ben var iken Mecnûna şeydâ bir daḫî") aynı yönde ilerler: orada da şair, ayrılık köşesine kapanmış kendi aşkını çölde dolaşan Mecnun'unkinden üstün tutar. İki beyit birlikte okunduğunda, Sa'dî Çelebi'nin efsanevi âşıklarla şakacı bir rekabete girmeyi sevdiği görülür. Bu tavır divan şiirinde sık rastlanan bir övünme biçimidir; bu beyitteki farkı, aşkın ölçüsünü çile ve dayanıklılıktan çok anlayış ve incelikte aramasıdır.
Tarihî Bağlam
Latîfî bu beyti, Sa'dî Çelebi'nin şiirlerinin çok az bilindiğini söyledikten sonra verir. Tezkireci onu Bayezid devrinde Sahn medreselerinin faziletli bir müderrisi, ilmiye meclislerinin başında oturan, her ilmin terimlerini bilen, belâgatli bir şair ve münşi olarak tanıtır; şiirlerinin yaygınlaşmamasını da resmî görevlerinin ona vakit bırakmamasına bağlar. TDV İslâm Ansiklopedisi'ne göre Sa'dî Çelebi'nin şiirleri, mektupları ve tarihleri Sâdî Çelebi Mecmuası adı verilen bir derlemede toplanmıştır; bu mecmuadaki şiirler çoğunlukla Arapçadır. Mektuplarının bir kısmı 1956'da Necati Lugal ile Adnan Erzi tarafından yayımlanmıştır.
Kaynakça
- Latîfî, Tezkiretü'ş-Şuarâ ve Tabsıratü'n-Nuzamâ, hzl. Rıdvan Canım, Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2018 (e-kitap), s. 272, Sa‘dî Çelebi maddesi. ekitap.ktb.gov.tr
- İsmail E. Erünsal, "Tâcîzâde Sâdî Çelebi", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 39, İstanbul 2010, s. 356. islamansiklopedisi.org.tr






