Defterdar İskender Çelebi'nin kayınbiraderi olan Şânî Hüseyin Çelebi, Kemalpaşazâde'nin yanında edebiyat okumuş, maliye kaleminde tezkireciliğe kadar yükselmiş ve eniştesinin düşüşüyle birlikte 941 (1535) yılında Bağdat'ta başı vurularak öldürülmüş Amasyalı bir kâtip şairdir. Amasya'nın zengin tüccar ve defterdar ailelerinden Şeyh Hamîdzâdelere mensuptur. Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar ona iki ayrı madde ayırmış, dokuzuncu ciltteki maddenin sonuna "Şânî Çelebi budur" notunu düşerek iki kaydı birleştirmiştir. Bu kâtip şairin bir beyti bile kalmamıştır.

Hüsameddin'in Kayıtları

Şairin mahlasıyla anıldığı kayıt, Amasya Tarihi'nin son ciltlerinden birindeki Şânî Hüseyin Çelebi-Şeyh Hamîdzâde maddesidir:

Amasyalıdır. Sığır Pazarında dere kenarında Câmii olan Pîr el-Hâc Hâce Mehmed Çelebi bin el-Hâc Hâce Süleyman Çelebi mahdûmudur. İstanbul'da Kemal Paşazâde Ahmed Şemseddîn Efendi'den ulûm-ı edebiyyeyi ahz ederek mülâzımı oldu. Ba'dehû akrabâsından defterdâr İskender Çelebi maiyyetinde ketebe-i mâliyeden olup Bağdat seferine beraber gitdi. Orada eniştesi İskender Çelebi'ye isnâd edilen töhmetde şerîk gösterildiğinden yukarıda yazıldığı üzere 941 senesi ramazanının yirmi sekizinci günü Bağdat'da maktûlen vefât etdi. Üdebâdan kerîm, şâir bir zât idi. Mâliye tezkîreciliğinde râkibi olan Nakkaş Ali Çelebi'nin siâyetine kurbân olup gitdi.

Günümüz Türkçesiyle: Amasyalıdır. Sığır Pazarı'nda dere kenarında camisi bulunan Hacı Hâce Pîr Mehmed Çelebi'nin oğludur; babası Hacı Hâce Süleyman Çelebi'nin oğluydu. İstanbul'da Kemalpaşazâde Ahmed Şemseddin Efendi'den edebî ilimleri öğrenip onun mülazımı oldu. Sonra akrabası defterdar İskender Çelebi'nin yanında maliye kâtiplerinden olup Bağdat seferine onunla birlikte gitti. Orada eniştesi İskender Çelebi'ye yüklenen suçta ortak gösterildiği için, yukarıda yazıldığı gibi, 941 yılı Ramazan'ının yirmi sekizinci günü (Nisan 1535) Bağdat'ta öldürüldü. Cömert bir edip ve şairdi. Maliye tezkireciliğinde rakibi olan Nakkaş Ali Çelebi'nin jurnaline kurban gitti.

Maddedeki "yukarıda yazıldığı üzere" sözü, dokuzuncu ciltteki Hüseyin Çelebi-İskender Çelebi Kaynı maddesine gönderme yapar. Orada Hüsameddin aynı kişiyi mahlasını anmadan anlatır ve sonunda şunu ekler:

Sahî, hattât, maârif-mend idi. Mahdûmu el-Hâc Ahmed Çelebi de İstanbul'da kaldı. Şânî Çelebi budur.

Yani cömert, hattat ve bilgili biriydi; oğlu Hacı Ahmed Çelebi İstanbul'da kaldı. Şânî Çelebi bu kişidir.

Hayatı

Doğum yılı belirsiz kalsa da Hüseyin Çelebi'nin hayatı Amasya'da başlar. Dokuzuncu ciltteki maddeye göre burada çeşitli yazı türlerini ve gerekli bilgileri öğrendi, Yavuz Sultan Selim'in tahta çıkışında, yani 918'de (1512) İstanbul'a gitti. On birinci ciltteki madde ise İstanbul'da Kemalpaşazâde'den edebî ilimleri okuduğunu ve onun mülazımı olduğunu söyler. Mülazımlık ilmiye yolunun ilk basamağıdır; Hüseyin Çelebi bu yolda ilerlemeyip maliyeye geçmiştir.

Maliyeye girişini, kız kardeşiyle evli olan eniştesi İskender Çelebi'ye borçludur. Amasya'nın Yenice köyünden gelen İskender Çelebi, Kanuni Sultan Süleyman devrinde başdefterdar olmuş, devletin en zengin ve en nüfuzlu adamlarından biri hâline gelmişti. Hüseyin Çelebi onun himayesinde Kanuni devrinde büyük zeametlerle ödüllendirildi ve 938'de (1531-32) maliye tezkirecisi oldu. 940'ta (1533) başlayan Irak seferinde İskender Çelebi ordunun kethüdası olarak sadrazam İbrâhim Paşa'nın yanındaydı; Hüseyin Çelebi de maliye kâtibi olarak onunla birlikte Bağdat'a gitti.

Seferde sadrazam ile defterdar arasındaki gerginlik İskender Çelebi'nin sonunu getirdi. Hüsameddin'e göre İbrâhim Paşa padişahı İskender Çelebi'nin aleyhine inandırdı; maliye memurlarından Nakkaş Ali Çelebi de bu jurnallerde paşaya yardım etti. Hüseyin Çelebi, eniştesine yüklenen suça ortak gösterildi. Hüsameddin'in İskender Çelebi maddesinde Nuruosmaniye Kütüphanesi'ndeki bir Süleymannâme'den aktardığı satırlar, iki ölümü yan yana kaydeder:

941 cumâdelâhir on üçüncü Cuma günü Dîvân olup Ayas Paşa ve Kasım Paşa gelip içeriye girmezden evvel içeriden emrolunup İskender Çelebi'yi Bağdad'da At Pazarı'nda salb eylediler ve ramazânın yirmi sekizinci günü de İskender Çelebi'nin kaynı Hüseyin Çelebi'nin boynu vuruldu.

Bu kayda göre İskender Çelebi 941 Cemâziyelâhir'inin on üçünde (Aralık 1534) Bağdat'ın At Pazarı'nda asılmış, Hüseyin Çelebi'nin başı ise aynı yılın 28 Ramazan'ında (Nisan 1535) vurulmuştur. İskender Çelebi'nin idam tarihi başka eserlerde farklı verilir: Ali Yıldırım, onun 24 Ekim 1534'te azledildiğini ve azlinden dört ay yirmi gün sonra, yani Mart 1535'te Bağdat'ta At Pazarı'nda asıldığını yazar. Bu hesap doğruysa Hüseyin Çelebi eniştesinden birkaç hafta sonra öldürülmüştür. Nakkaş Ali Çelebi'nin bu işten kazancı, kendisine vaat edilen başdefterdarlık yerine Irak defterdarlığı olmuştur.

Ailesi

Şeyh Hamîdzâdeler adlarını XIV. yüzyılın sonu ile XV. yüzyılın başında Amasya ve Bursa'da ders okutmuş, sonra Halvetî yoluna girmiş olan Hâmîdüddîn Abdülhamîd'den alır; Hüsameddin ailenin soyunu bu ataya bağlar. Hüseyin Çelebi'nin babası Hacı Hâce Pîr Mehmed Çelebi, Amasya'nın meşhur tüccarlarından ve zenginlerindendi; bir süre Şehzade Ahmed'in defterdarlığını yaptı. 911'de (1505-06) Sığır Pazarı'nın altında, Atabey Medresesi civarında bir cami yaptırdı, 916'da mülklerini bu camiye vakfetti ve Hüsameddin'in bu maddesine göre 917 Muharrem'inde (Nisan 1511) öldü. Kızı İskender Çelebi ile evlendi; kayınpederinin ölümüyle eşi üzerinden İskender Çelebi'ye büyük bir servet kaldı.

Hüseyin Çelebi'nin ağabeyi ya da kardeşi Hacı Ahmed Çelebi babasının servetine varis olup Amasya'nın tanınmış tüccarlarından biri oldu. Şehzade Ahmed'e büyük paralar ödünç verdiği için 919'da (1513) hapsedildi; Yavuz Sultan Selim 921'de Çaldıran seferinden dönerken Amasya'ya gelince bağışlandı ve şehzadeye verdiği borç da kendisine ödendi. Birkaç kez Amasya şehremini olan Ahmed Çelebi 931'den (1524-25) sonra öldü.

Kaynaklar Arasındaki Ayrılıklar

Hüsameddin'in bu aileye ayırdığı dört madde birbirini her noktada tutmaz. Babanın camisi bir yerde "Sığır Pazarı'nda dere kenarında", bir yerde "Uzun Mustafa Mahallesi'nin sonunda", bir başka yerde "Selağzı'nın üstünde dere kenarında", babanın kendi maddesinde de "Sığır Pazarı'nın altında, Atabey Medresesi civarında" diye tarif edilir. Bu tarifler aynı yapıyı farklı komşu semtlere göre anlatıyor olabilir. Babanın ölüm yılı onun maddesinde 917'dir; Ahmed Çelebi'nin maddesi ise 918 verir ve İskender Çelebi'nin maddesi de kayınpederinden kalan servete 918'de kavuştuğunu söyleyerek bu tarihe yaklaşır.

Daha önemli ayrılık, Ahmed Çelebi'nin maddesindedir. Orada İskender Çelebi, Pîr Mehmed Çelebi'nin değil Ahmed Çelebi'nin damadı gösterilir; Bağdat'ta İskender Çelebi'nin ardından "kayını olduğu münâsebetle" idam edilen Hüseyin Bey de Ahmed Çelebi'nin oğlu olarak geçer ve asılarak öldürüldüğü söylenir. İskender Çelebi'nin, Pîr Mehmed Çelebi'nin ve Hüseyin Çelebi'nin kendi maddeleri ise İskender'i Pîr Mehmed'in damadı, Hüseyin'i onun oğlu yapar. Hüsameddin'in aktardığı Süleymannâme satırı da Hüseyin Çelebi'nin asılmadığını, boynunun vurulduğunu bildirir. Bu yüzden Ahmed Çelebi maddesindeki bilgi bir kuşak kaymasından doğmuş görünür.

Mahlasın Amasya'daki öbür sahibi başka bir yüzyılın adamıdır: Şânî Süleyman Çelebi, 1135 (1722-23) yılında ölmüş bir yeniçeri yazıcısı ve destancıdır.

Şiiri

Şânî Hüseyin Çelebi'nin şiirlerine ulaşılamamıştır. Şairliği ile mahlası yalnız on birinci ciltteki maddede yan yana görünür; iki madde onu "şâir", "üdebâdan kerîm", "maârif-mend" sözleriyle anlatırken örnek beyit koymaz. Kemalpaşazâde'nin yanında edebiyat okuması, divan şiirinin terbiyesinden geçtiğini gösterir. Ne kadar şiir yazdığı, bir divan toplayıp toplamadığı ise bilinmiyor. Eniştesininki gibi malının ve kâğıtlarının da müsadere edilmiş olabileceği akla gelir, fakat buna dair bir kayıt bulunmuyor.

Kronoloji

911 (1505-06): Babası Pîr Mehmed Çelebi Amasya'da camisini yaptırır.

917 Muharrem (Nisan 1511): Babası ölür (başka bir maddede 918).

918 (1512): Selim I'in tahta çıkışıyla Hüseyin Çelebi İstanbul'a gider.

938 (1531-32): Maliye tezkirecisi olur.

940 (1533): Irak seferi başlar; eniştesi İskender Çelebi ordunun kethüdasıdır.

941 Cemâziyelâhir (Aralık 1534) ya da Mart 1535: İskender Çelebi Bağdat'ta asılır.

941 Ramazan'ının 28'i (Nisan 1535): Şânî Hüseyin Çelebi Bağdat'ta öldürülür.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Akademik çalışmalar

Çevrimiçi kaynaklar