Osmanlı hanedanında kılıçla anılan şehzadeler çoktur, kalemle anılanlar ise azdır. Korkut ikinci gruptandır. II. Bayezid'in Amasya'da doğan bu oğlu, çocuk yaşta birkaç hafta boyunca tahtın vekili sayılmış, yirmi yıla yakın bir süre Manisa'da âlimlerin, şairlerin ve musikişinasların toplandığı bir saray işletmiş, 1509'da babasından habersiz Mısır'a giderek hanedan tarihinin en tartışmalı yolculuklarından birine çıkmış ve 1513'te kardeşi Selim'in döneminde boğdurulmuştur. Arapça fıkıh, ahlak ve tasavvuf kitapları yazan, Türkçe gazelleri bir divançede toplanan, hat ve saz çalışmasıyla tanınan Korkut, Osmanlı hanedanında şiir dışında telif eseri bulunan belki de tek kişidir.

Amasya'da Doğum ve Aile

Şehzade Korkut'un doğum yılı için kaynaklarda açık bir kayıt yoktur. Kimi anlatımlarda 872 (1467), kimilerinde 874 (1469-70) ya da 1470 geçer; Nabil al-Tikriti ise onun adını anarken "yaklaşık 1468" demeyi tercih eder. Bu yazıda doğumun 1467 ile 1470 arasında bir tarihe düştüğü kabul edilmektedir. Doğduğu şehir konusunda kaynaklar birleşir: babası II. Bayezid o yıllarda Amasya sancakbeyidir ve Korkut burada dünyaya gelmiştir. Annesi Nigâr Hatun'dur. Bayezid'in sekiz şehzadesinden biri olan Korkut, babasının son yıllarında hayatta kalan üç oğlun ortancasıdır; Ahmed ondan büyük, Selim küçüktür.

Eserlerinden birinde adını Ebülhayr Mehmed Korkut olarak yazar, resmî belgelerde ise yalnızca Korkut adını kullanır. İlk eğitiminin nerede başladığı kaynaklara göre değişir. Bir anlatım ilk tahsilini İstanbul'da dedesi Fatih Sultan Mehmed'in yanında yaptığını söyler; Müstakimzâde'nin Tuhfe-i Hattâtîn'ine dayanan başka bir kayıt ise küçük yaşta Amasya'da Şeyh Hamdullah Efendi'den hat dersleri aldığını bildirir. Bu iki bilgiyi aynı çocukluğun içine nasıl yerleştirmek gerektiği, ellerdeki kayıtlarla kesinleştirilemez. Amasya yıllarına dair ayrıntılı bir belge de bulunmamaktadır.

İstanbul'da Dedesinin Yanında

Korkut'un İstanbul'a gidişi, hanedan içi dengelerle ilgilidir. 1479-80 yıllarında II. Mehmed'in isteği üzerine Bayezid'in oğulları sünnet edilmek üzere İstanbul'a çağrılır. Kemalpaşazade'ye dayanan anlatımda, sünnet merasimi tamamlandıktan sonra yaşı büyük olan şehzadelere sancak verilir, Selim babasının yanına geri gönderilir, Korkut ise dedesinin yanında alıkonulur. Alderson'a dayanan akademik yorum bunun siyasî nedenini şöyle açıklar: II. Mehmed, şehzadelerin olası bir isyanına karşı oğullarından birinin başkentte rehine gibi tutulmasını istemiş, bu yüzden Bayezid'in oğlu Korkut ile Cem'in oğlu Oğuzhan dedelerinin ölümüne kadar İstanbul'da kalmıştır. Çocuk Korkut bu düzende hem dedesinin yakın torunu hem de babasının sancaktaki sadakatinin güvencesidir. Sarayda hükümdarlık vasfı kazanmak amacıyla verilen özel eğitimi aldığı, dinî ilimlerde yetkinleştiği ve Arapçada eser verecek kadar ilerlediği anlaşılır.

1481'de Saltanat Vekâleti

3 Mayıs 1481'de Fatih Sultan Mehmed ölür. Babası Bayezid Amasya'dadır, kardeşi Cem de tahtı istemektedir; devlet erkânı ise iki tarafa ayrılmıştır. Anlatıldığına göre sadrazam Karamanî Mehmed Paşa Cem'i, İshak Paşa ise Bayezid'i desteklemektedir. Yeniçerilerin ayaklanması üzerine İshak Paşa, çocuk yaştaki Korkut'u babası gelinceye kadar vekâleten saltanat kaymakamı olarak tahta çıkarır. Vekâletin süresi kaynaklarda küçük farklarla verilir: kimi anlatımlar on yedi gün der, kimileri iki hafta kadar sürdüğünü yazar, bir başkası on sekiz günden söz eder. Ayrıntı ister bir gün fazla ister eksik olsun, tablo aynıdır.

Dönemin tanığı Tursun Bey, Korkut'un "emaneten saltanata arzedildiğini", kul taifesinin görünüşte onu, gerçekte babasını beklediğini yazar; vekâlet haberi yayılınca ortalığı büyük bir sevincin kapladığını da ekler. Tursun'un ifadesinde Korkut'un gerçek bir padişah gibi anlatıldığı ve bazı beklentilere yol açtığı sezilir. Bu kısa sürede yeniçerilerin ulufeleri artırılır ve Korkut, bu zümre arasında sonraki yıllarda da hatırlanacak iyi bir izlenim bırakır. Çocuk yaştaki şehzadenin kararlarda ne kadar söz sahibi olduğu bilinmez; kroniklerde ağırlık İshak Paşa'dadır. Yine de Funda Demirtaş'ın vurguladığı gibi bu vekâlet, Korkut'un siyasî hayatını "piramidin en tepesinden" başlatmış ve kardeşler arasındaki sonraki taht mücadelelerinde ona padişahlık yolunda bir umut kaynağı olmuştur. Bayezid İstanbul'a gelip saltanatı devraldıktan sonra Korkut bir süre daha başkentte kalır ve babası ile amcası Cem arasındaki mücadeleyi buradan izler. Bir kaynak onun Amasya'ya döndüğünü söyler; öteki kayıtlar bu dönüşü doğrulamaz.

Manisa Sancakbeyliği

Korkut, Zilkade 888'de (Aralık 1483) sancağa çıkarılır. Kemalpaşazade, Karaman sancakbeyi Şehzade Abdullah'ın ölümü üzerine Manisa'daki Şehinşah'ın Karaman'a gönderildiğini, onun yerine Korkut'un tayin edildiğini yazar. Manisa'da lalası Sarı Ahmed Bey'in ölümü üzerine yerine Sinan Bey'in getirildiğini bildiren 1488 tarihli bir arşiv kaydı da Korkut'un bu sancağa o yıllarda gönderildiğini doğrular; kimi anlatımlarda geçen 1491 tarihi bu belgelerle çelişir ve kabul edilmemiştir. Korkut, 1502 başlarına kadar annesi Nigâr Hatun ile birlikte Manisa'da kalır.

İdarî faaliyetine dair kaynaklar kısadır. Saruhan sancakbeyliği, Osmanlı'nın Venedik ve müttefikleriyle mücadele ettiği döneme denk gelir; 1501'de müttefik donanma Midilli'yi kuşatınca şehzadenin gönderdiği askerler düşmanın çekilmesinde etkili olur. Sancağının haslarını yetersiz bulan Korkut gelirlerine yeni ilaveler yaptırır; bu hasların bir kısmı İzmir'dedir. Antalya ve Manisa'da bulunduğu sırada Oruç ve Hızır reisleri himaye ettiği, onlara yardım ettiği de kaydedilir. 1504'te bir veba salgını sırasında oğullarından biri ölür; bunu Venedik kaynakları bildirir. Arşiv belgelerinden Ferahşad ve Fatma Sultan adlı iki kızının bulunduğu, adı ve sayısı belirtilmeyen oğullarının ise hepsinin kendisinden önce öldüğü anlaşılır. Kimi kaynaklar yalnızca Ferahşad adlı kızın hayatta kaldığını yazar, kimi iki oğlun bebekken öldüğünü söyler; kesin sayı verilemez.

Manisa'da Âlimler, Şairler ve Sazlar

Korkut'u çağının gözünde ayrı kılan, Manisa'da topladığı çevredir. Âşık Çelebi, Meşâirü'ş-Şuarâ adlı tezkiresinde onu, Rum şehzadeleri içinde ilim ve irfanla en çok meşgul olmuş şehzade olarak över ve Manisa'da sofrasının gelen gidene açık olduğunu, kerem elinin ehl-i kemale uzandığını belirtir. Sarayında âlimleri, şairleri ve sanatkârları toplar, her birine değerine göre itibar gösterirdi. Çevresinde Gazâlî, Fedâyî, Manisalı Serîrî ve Sevdâyî adlı şairlerin bulunduğu bilinir, ancak bunlar hakkında fazla bilgi yoktur. "Deli Birâder" lakaplı Bursalı Gazâlî ile sadık adamlarından Piyâle Bey'i çok sever, yanından ayırmazdı. Gazâlî, Korkut'un Mısır yolculuğunda da ona eşlik etmiş ve onun adına Dâfiu'l-gumûm adlı eseri yazmıştır.

Gazâlî ile ilgili bir rivayet, hem aralarındaki yakınlığı hem de şehzadenin mizacını yansıtır. Bir gece içki meclisinde Gazâlî'nin bir sözüne kırılan Korkut onun öldürülmesini emreder. Şehzadeyi iyi tanıyan Gazâlî, kendisini öldürmekle görevli kapıcıbaşına, sabah ayılınca şehzadenin pişman olup onu da öldürteceğini söyler ve kendisini saklamasını ister. Ertesi sabah şehzade, Gazâlî'nin öldürüldüğünü duyunca öfkelenir; gerçek anlaşılınca sevinir ve kapıcıbaşına ihsanlarda bulunur. Rivayet, Âşık Çelebi'ye dayanır ve belgesi yoktur, ama Korkut'un kişiliğine dair hafızanın neyi sakladığını gösterir. Korkut öldürüldükten sonra Gazâlî'nin bir süre derviş kıyafetiyle dolaştığı, sonra Bursa'ya gelip Geyikli Baba Tekkesi'nde şeyh olduğu aktarılır. Filiz Kılıç, bunun şehzadenin mezarının bulunduğu şehre yerleşip ona yakın olmak isteğiyle de ilgili olabileceğini düşünür; bu bir tahmindir.

Şehzadenin kütüphanesi de ün kazanmıştır. Latîfî Tezkiresi'nde dağı andıran bu kütüphanenin pek çok deve katarıyla taşınabileceği söylenir. Rakam verilmez ve ifade abartılı olabilir; ama bir şehzadenin kitaplığının böyle konuşulması bile onun ününü gösterir. Korkut'un Manisa Kalesi'nde bulunduğunu kendi ağzından belirttiği çok sayıdaki kitabı, sonradan Selim tarafından İstanbul'a getirtilmiştir.

Hat, Musiki ve Harîmî Mahlası

Korkut'un sanat kimliği ilk bakışta bir saray klişesi gibi görünebilir; kaynaklar ise bunu somut kılar. Hat konusunda Şeyhü'l-hattâtîn Hamdullah Efendi'nin öğrencisi olduğu, çok güzel yazı yazdığı belirtilir. Kur'an-ı Kerim istinsahı yanında dinî ve tasavvufî kitaplar da yazmıştır; babası II. Bayezid, oğlunun 1508 ve 1509'da yazıp saraya gönderdiği kitaplar karşılığında ona para ve elbise vermiştir. Bugün müzede korunan bir Kur'an nüshasının onun elinden çıktığı, bilinen tek hat örneği olduğu söylenir.

Musikide de usta olduğu anlatılır. İran'dan gelen Zeyne'l-âbidin adlı bir musikişinas onun hocası olmuş, Korkut her çeşit sazı çalmıştır. Kınalızâde'ye dayanan anlatıma göre ünlü kemençe üstadı Zeynelâbidîn'i kardeşi Ahmed'den isteyip yanına getirtmiştir. Kendi icadı olan "gıdâ-yı rûh" (bazı kaynaklarda "rûh-efzâ") adlı çalgının devrin musiki ustalarınca beğenildiği anlatılır; çalgının yapısı hakkında bilgi yoktur, yalnızca adı ve rivayeti vardır. Yılmaz Öztuna onun bestelediği sekiz saz eserinin listesini verir.

Şiirde mahlası Harîmî'dir. Latîfî ve Kılıç, bu mahlası Harem-i Şerif'i ziyaret niyetinden aldığını yazar; başka bir anlatım Mısır'a hac niyetiyle giderken ihram bağladığı için bu adı seçtiğini belirtir. Şiirlerini küçük bir divançede toplamıştır. Günümüze gelen nüsha, devrin kaynaklarının "mükemmel" dediği asıl divan değil, Ali Emîrî Efendi'nin Korkut'a ait manzumeleri bir araya getirmesiyle ortaya çıkan derlemedir. Millet Kütüphanesi'ndeki bu nüsha 52 gazel, iki beyitlik bir Arapça şiir ve iki Türkçe beyit içerir. Haşim-i Mekkî tarafından 1324'te (1908-09) ta'lik yazıyla istinsah edilmiştir; yani elimizdeki yazma şehzadenin kendi eli değil, çok sonraki bir müstensihindir. Gazellerin çoğu beş beyitliktir ve büyük kısmı aruzun fâilâtün fâilâtün fâilâtün fâilün kalıbıyla yazılmıştır.

Kılıç, nazire mecmualarını (Pervâne Bey'in Mecmûa-i Nezâir'i ve Edirneli Nazmî'nin Mecmaü'n-Nezâir'i) tarayarak gazellerin büyük bölümünün çeşitli şairlere nazire olduğunu tespit eder; bunların arasında Ahmed Paşa, Necâtî, Şeyhî, Şâhidî, Nizâmî, Hâfî-i Edirnevî, Çâkerî Sinân Bey, Zülâlî ve Sücûdî vardır. Şiirlerinde atasözü ve deyimlerin dikkat çekici ölçüde bol olduğunu, ahengin özellikle kelime ve harf tekrarlarıyla sağlandığını belirtir. Kılıç onu "orta seviyeli bir şair" sayar; gazellerinde ilahî ve beşerî aşk, sevgiliden çekilen acı, yalnızlık ve dostun olmayışının verdiği üzüntü öne çıkar, bazı beyitlerde tasavvufî unsurlar ve kendini, sanatını övme görülür. Mısır yolculuğu üzerine yazıldığı belirtilen bir beyit, tahtı terk etmenin ve gurbete çıkmanın isteğini dile getirir: Tâc u kabâyı terk idüp uryân olayum bir zemân / Gurbetde seyrân eyleyüp püyân olayum bir zemân. Başka bir gazelin matla beyti ise şöyledir: Işka düşdün ey gönül ney gibi nâlân ol yüri / Zülf-i dil-ber gibi var hâli perîşân ol yüri.

Arapça Eserleri

Korkut'un eserlerinin tamamı Arapçadır ve çoğu dinî ilimler, ahlak ve nasihat türündedir. Başlıcaları şunlardır:

  • Kitâbu fi't-Tasavvuf (Davetü'n-nefsi't-tâliha ile'l-a'mâli's-sâliha, ayrıca Kitâbü Harîmî fi't-tasavvuf): Süleymaniye Kütüphanesi'nde 262 yapraklık hacimli bir tasavvufî-didaktik eserdir. Korkut saltanat davası gütmediğini ifade ederek inzivaya çekildiği yıllarda, 1508'de bunu kaleme alıp babasına takdim etmiştir. Eserde Arapça, Farsça ve Türkçe şiirler vardır; Harîmî'nin şiirlerinin yanı sıra Yunus Emre, Hâtemî, Neşet, Abdülkerîm ve Şeyh Baba Yûsuf gibi şairlerin şiirleri de yer alır. II. Murad'ın tahtı bırakması, Rodos'taki Müslüman esirlerin kurtarılmasının gerekliliği ve Kemal Reis'in bunun için görevlendirilmesi gibi siyasî konulara da değinilir.
  • Kitâbu Vesîleti'l-Ahbâb: Kahire'de tamamlanmıştır; haccın fazileti, hac yolu, anne babaya itaat, ahde vefa gibi ahlakî konuları içerir. Korkut bu eserde babasına Mısır'a gidiş nedenini açıklar ve baba-oğul ilişkisine dair hadislere yer verir.
  • Kitâbu Halli İşkâli'l-Efkâr fî Hilli Emvâli'l-Küffâr: Savaşta alınan esirler, ganimetin paylaşılması, câriyelerle nikâh ve satış gibi konularda fakihlerin görüşlerinden derlenmiş fıkhî bir risaledir. Ahmet Hamdi Furat, Korkut'u bu eser bağlamında "Osmanlı hanedanında Şâfiî bir fakîh" olarak ele alır.
  • Şerhu Elfâzi'l-Küfr (Hâfızü'l-insân an lâfızi'l-îmân adıyla da anılır): Korkut, küfür sözleri konusunda yeterli bir kitap bulamadığı için yazdığını belirtir. Kelâm ve felsefî konulara ayrılmıştır; Müslüman ve mürtedin kim olduğu sorusuyla başlar, iman ve küfür, imanı ortadan kaldıran şeyler, irtidat hükümleri gibi bölümler içerir.
  • Korkudiyye: Sehî Bey adını bir fetva mecmuası olarak zikreder, Latîfî Arapça bir fetva kitabı olduğunu söyler; içeriği hakkında bilgi verilmez.

Cürcânî'nin Şerhu'l-Mevâkıf'ının kenarına Korkut'un birçok konuda not düştüğünü Kınalızâde bizzat gördüğünü ifade eder; kimi kaynaklar eseri doğrudan ona atfeder, ancak bu atıf tartışmalıdır. Nuruosmaniye Kütüphanesi'ndeki bir nüshada Cürcânî'nin İbn Sînâ'ya ait bir şerhinin kenarına Harîmî mahlaslı biri not düşmüş ve aynı mahlasla Türkçe şiirler yazmıştır. Metinde Korkut adı geçmez; mahlastan yola çıkılarak bu çalışmalar ona atfedilmiş, Nabil al-Tikriti de onun 1479'da, ilk gençlik yıllarında bunlarla icazetname aldığını ileri sürmüştür. Atıf zinciri zayıf olduğundan bu iddia çekinceyle karşılanmalıdır.

Korkut fıkıh ve hadis gibi dinî ilimleri iyi bilir, geleneklerden ve örfî uygulamalardan çok şer'î ilkelerin ön plana alınması gerektiğini savunur, Şâfiî mezhebini izler. Sûfîlere karşı fikrî bir mesafe aldığı, bununla birlikte katı bir taassup taşımadığı ve dinî hoşgörü sahibi olduğu belirtilir. Dönemin siyasî çekişmeleri karşısındaki kararsız tavrı ve sık sık fikir değiştirmesi, melankolik yapısının bir yansıması sayılmıştır. Kahire'de onu gören Memlük tarihçisi İbn İyâs, Korkut'u orta boylu, kumral ve zayıf biri olarak tarif eder.

Teke Sancağına Nakil

Korkut'un hayatının kırılma noktası 1502'de başlar. Saruhan'da bir kısmı İzmir'de olan haslar daha önce sadrazamlara aitken Korkut'a verilmişti; Hadım Ali Paşa 1501'de sadrazam olunca bu hasların yeniden sadrazamlara tahsisini istedi ve şehzade ile sadrazamın arası açıldı. Korkut, taht yarışında İstanbul'a biraz daha yaklaşmak için, muhtemelen saltanat nâibliği yapmanın verdiği avantaja güvenerek, Manisa'nın havasına uyum sağlayamadığı gerekçesiyle Bergama'nın kendisine verilmesini istedi. Talebi geri çevrildi.

Amasya sancakbeyi olan ağabeyi Ahmed'in etkisi ve telkiniyle Korkut 1502'de Teke (Antalya) sancağına nakledildi; bu sırada Hamîd ve Lazkiye (Denizli) sancaklarının zeameti de kendisine bağlandı, ama o ısrarla Manisa'ya dönmek istediğini bildirdi. Kemalpaşazade nakli, Saruhan'dan feragat gösteren şehzadenin Antalya'ya rağbeti şeklinde anlatır; kroniklerin bu noktada birbirinden ayrıldığı görülür. Her hâlükârda merkeze yaklaşmak isteyen şehzade daha uzak bir sancağa gönderilmiş oldu. Amasya hikâyede ikinci kez ortaya çıkar: doğduğu şehrin sancakbeyi olan kardeşi, onun merkezden uzaklaştırılmasında etkili olmuştur.

Korkut'un yerine Saruhan'a önce Menteşe (Muğla) sancakbeyi Alemşah getirildi; Alemşah aynı yıl öldü. Ardından Kastamonu sancakbeyi Mahmud atandı ve o da 1507'de öldü. Korkut her seferinde Saruhan'a dönmek istedi, her seferinde Hadım Ali Paşa'nın ikinci sadareti (1506-1511) buna engel oldu. Bu sırada II. Bayezid hastalığı ve yumuşak tabiatı yüzünden son yıllarında idareden elini çekmiş, sadrazamı yönetimde ve veliaht tayininde en etkili güç yapmıştı. Bayezid 1508 ve 1509'da ağır hastalandı; Fransız doktorun uzun yaşamaz demesine rağmen 1511 baharında iyileşti ama yataktan çıkamadı. Ali Paşa'nın tercihi Ahmed'den yanaydı ve Bayezid de Ahmed'e özel bir ilgi gösteriyordu.

Bu koşullarda Korkut babasına bir mektup yazarak sancakbeyliği görevini artık istemediğini, bundan sonra ilmî çalışmalarla meşgul olmak istediğini bildirdi ve cizye gelirinden bir tahsisat istedi. Kırgınlığı mektuplarla giderilemeyince Bayezid, eski Anadolu kazaskeri Alâeddin Ali'yi (Fenârî) Antalya'ya nasihat için gönderdi. Kemalpaşazade ve Âlî'ye göre Korkut ona "Bana saltanat ve eyalet gerekmez." cevabını verdi, elinden alınan İzmir haslarının yeniden eklenmesi teklifini bile reddetti. Sonunda istediği tahsisatın verilmesini ve idarî işlerine bakacak bir memur tayin edilmesini kabul etti; Kasım 1508 tarihli bir berat bunu kayda geçirdi. Şehzade Antalya Kalesi'ne çekildi. Âlî'nin anlattığına göre vezirler "Sonunda razı ettik." diye düşünüyordu; Bayezid de "Bari bu yolla eğlensin." diyerek yarı memnun bir tutum sergilemişti. Kemalpaşazade, Korkut'un saltanat hırsı taşımadığını, inzivaya çekilip ilimle uğraştığını bu olaya bağlayarak yazar. Beş ay sonra Korkut ansızın Antalya'dan ayrıldı.

1509'da Mısır Yolculuğu

Şehzadelerin ülke dışına çıkması, hangi gerekçeyle olursa olsun yasaktı. Bu yasağın arkasında Cem Sultan'ın yirmi sekiz yıl önceki örneği vardı. Cem, 1481'de Yenişehir Savaşı'nı ağabeyine karşı kaybedince Memlük sultanına sığınmış, oradan aldığı destekle Anadolu'ya dönüp yeniden yenilince Rodos Şövalyeleri'ne gitmişti. Bu olay on dört yıl sürmüş; Osmanlı-Memlük ilişkileri bozulmuş, 1485'te başlayıp 1491'de biten savaşta Bayezid bütün gücünü bu cepheye yöneltememiş, Batılı devletler ve papalık Cem'i Osmanlı'ya karşı bir koz olarak kullanmıştı. Korkut bunu bilmektedir; yolculuğu haber verirse hac için bile olsa izin verilmeyeceğini, haber vermeden giderse isyan etmiş sayılacağını da bilmektedir. Demirtaş'a göre engellenmenin üzüntüsünü isyan etmiş sayılmaktan daha ağır bulduğu için izinsiz gitmeyi seçmiştir.

Kemalpaşazade'ye dayanan anlatım, Korkut'un yolculuk hazırlığını engel olunmasın diye kimseye sezdirmeden yaptığını belirtir. Akbaş adlı bir gemi reisiyle anlaşır, kendisine ait beş gemi hazırlatır, yükünü ve hazinesini gemilere yükletir. Yanındaki kişi sayısı kaynaklara göre değişir: kroniklerde seksen yedi köle ile elli kadar yakın adamdan söz edilir, bir kayıt seksen yedi köle ve kırk dokuz adam der, Kemalpaşazade ise yanında yalnızca altı yedi halis adamı olduğunu yazar. Hareket tarihi de kaynaklarda 915 Muharrem'inin başı (1509 Nisan sonu) ile 21 Muharrem 915 (11 Mayıs 1509) arasında gidip gelir. Ağır yüklerini bir rencber gemisine yükleyerek babasına bir özür mektubuyla gönderir; mektubunda Hz. Peygamber'i rüyasında gördüğünü ve kendisini hacca davet ettiğini yazar. Bayezid, oğlunun ayrıldığını 18 Mayıs 1509'da öğrenir. Yeni bir Cem olayından ve Osmanlı-Memlük ilişkilerinin yeniden bozulmasından endişe eder; Antalya'da vekil bıraktığı lalası İskender Bey'e ve diğer adamlarına yerlerinde kalıp görevlerine devam etmeleri emrini gönderir.

Şehzadenin Niyeti Üzerine Tartışma

Korkut'un Mısır'a neden gittiği, kaynakların en çok ayrıldığı noktadır. Dönem ve yakın dönem Osmanlı kroniklerinin çoğu olayı ya hiç anlatmaz ya da farklı bir olayın anlatıldığı bölümde satır arası bilgi olarak geçer. Gelibolulu Mustafa Âlî, bunun bir utanç meselesi sayıldığı için tarihçilerin anlatmaktan kaçındığını yazar ve kendisinin böyle bir çekingenliği olmadığını söyleyerek olayı ayrıntılarıyla aktarır. Osmanlı yazarlarının ortak anlatısı üç gerekçeye dayanır: hac niyeti, ilimle uğraşma isteği ve hasların alınmasından doğan kırgınlık. Korkut'un babasına yazdığı mektupta da saltanat davası gütmediğini, niyetinin hacca gidip ömrünü ibadetle geçirmek olduğunu bildirdiği aktarılır. Gökbilgin'in yorumuna göre Korkut, Anadolu'dan ayrılıp "huzur ve sükûn memleketi" olarak gördüğü Mısır'a gitmeyi, Kudüs ya da Şam'a yerleşerek ilim ve ibadetle meşgul olmayı düşünmüştür.

Demirtaş ise bu gerekçelerin masum olmadığını savunur. Yazarın gösterdiği ilk dayanak zamanlamadır: Muharrem 915'te (Nisan 1509) Memlük sultanının ikinci devâtdârı Emir Allan Bayezid'e elçi olarak gönderilmek üzereyken, ağır hasta olan Bayezid'in öldüğü haberi Mısır'da yayılmış, hatta Ezher Camii'nde padişah için gıyabî cenaze namazı kılınmıştır. Haber yalan çıkınca Emir Allan, padişahın iyileşmesini tebrik için gönderilmiştir (İbn İyâs). Demirtaş, Korkut'un Mısır'a gidişinin bu haber üzerine ya taht ve tacı bırakarak gitme ya da taht ve taç için yardım isteme olarak iki türlü okunabileceğini söyler. Dönem yazarlarının çoğu birinci okumayı seçmiş, Korkut'a "Bana saltanat ve eyalet gerekmez." sözünü Antalya'da, "Ben taht ve taç sevdasından vazgeçtiğim için atadan babadan kalan toprağımı terk ettim." sözünü Memlük sultanının huzurunda söyletmiştir.

Demirtaş bu ikinci sözün anlatımına itiraz eder. Olayların tanığı İbn İyâs sultanla birlikte tahta oturmaya yanaşmayan Korkut'tan söz etmez; bir asra yakın sonra yazan Âlî ise bunu görmüş gibi anlatır. Üstelik Korkut'un sonraki davranışları da bu sözlerle çelişir: Mart 1512'de devlet erkânının "Saltanatta muradın var ise acele gelip yeniçeri içine gir." çağrısına olumlu karşılık verip İstanbul'a gelmiş ve yeniçerilerden destek istemiş, Selim tahta çıktıktan sonra da devlet adamlarının ağzından yazılmış davet mektuplarına olumlu yanıt vermiştir. Yüklerini babasına özür mektubuyla göndermesi de babasının öldüğü şayiasına inanmadığını gösterir. Demirtaş, Osmanlı yazarlarının açıkça söyleyemedikleri ikinci tezi Şehzade Ahmed'in ağzından aktardıklarını belirtir: Ahmed, kardeşi Selim'in Rumeli'ye geçtiğini öğrendiği zaman yakın adamlarına, "Bir kardeşimiz amacına ulaşmak için saltanat törelerini unutarak Mısır sultanına sığındı. Rum sultanlığı dileğiyle Arap diyarına varıp bu ülke hakiminden yardım istedi." demiştir. Bu, bir araştırmacının değerlendirmesidir ve kesin bir hüküm sayılmamalıdır; kronikler Korkut'un iç dünyasını doğrudan göstermez.

Dimyat ve Kahire'de Karşılama

Âlî'nin anlatımına göre Korkut yolculuk boyunca Rodos Şövalyeleri'nin korsan gemilerine rastlamaktan korkar; uygun bir rüzgâr sayesinde bir aylık yolu bir haftada alarak Dimyat'a gelir. Sultanın izni olmadan Memlük topraklarına ayak basmak istemediği için gemiden inmez. Gümrük görevlileri onu tüccar sanıp vergi almak isteyince reis Akbaş, gemilerin ve yüklerin Osmanlı padişahının oğlu Korkut Han'a ait olduğunu açıklar. Şaşıran görevliler şehzadeye ne tarafa gideceğini sorar; şehzade ise sultana haber verilmesini ve cevap gelinceye kadar bekleyeceğini söyler. Dimyat naibinin mektubu, sultan Kansu Gavri divan toplantısındayken ulaşır ve açıktan okutulur. Şehzadenin izin almadan karaya çıkmayışı divan heyetinin hoşuna gider, karşılanmasına karar verilir. İbn İyâs'ın aktardığı bir ayrıntıya göre sultan, Temmuz 1509'da merkeze getirttiği Dimyat naibine, şehzadeye gösterdiği saygıda kusur ettiği gerekçesiyle huzurunda dayak attırıp para cezası vermiştir.

Kahire'nin hazırlığı gösterişlidir. Âlî'nin verdiği listeye göre şehzadenin yüklerini taşımak için dokuz katar at, dokuz katar katır, yirmi katar deve, maiyetinin yükleri için yüz elli at ve yetmiş katar deve, mutfak için kırk katar deve ayrılır; ayrıca dokuz bin eşrefî, dokuz hil'at ve kırk çift tabl ile nakkâre gönderilir. Şehzade karşılama heyeti sahile ulaşıncaya kadar gemiden inmez. Büyük karşılama töreninin tarihi kaynaklarda farklıdır: Âlî ve Hammer 9 Safer 915 (29 Mayıs 1509) der, İbn İyâs'ın verdiği tarihler Haziran başındadır ve gün-tarih uyumsuzlukları Demirtaş'ın dikkatinden kaçmamıştır. Sultan şehzadenin ikameti için Bulak'ta Berâbihiyye adlı bir konağı hazırlatır. Ziyafet için beş yüz koyun, iki bin tavuk, iki yüz kaz, elli kantar bal ve yağ, elli üç müd pirinç gibi malzemeler kullanılır. İbn İyâs, ikramın gerçekten abartılı olduğunu ve bunun Kayıtbay'ın Cem'e yaptığı muamelenin tam tersi olduğunu yazar.

Huzura kabul Haziran 1509'da gerçekleşir; Âlî 14 Safer 915'i (3 Haziran), İbn İyâs ise sultanın 23 Safer'de (12 Haziran) yirmi at göndermesini kaydeder. Şehzade altın eyerli bir ata bindirilip Kahire'nin ortasından geçerek kaleye çıkar. Sultan ayağa kalkar; Âlî'nin anlatımında şehzade sultanın boynunu, sultan da şehzadenin gözlerini öper. İbn İyâs sultanın ayağa kalkışını şehzadenin bir süre hükümdarlık yapmış olmasına bağlar. Âlî'ye göre sultan şehzadeyi tahta birlikte oturmaya çağırır; Korkut "taht ve taç sevdasından vazgeçtim" diyerek oturmaz ve sonunda tahta bitişik bir kürsüye oturur. Bu hikâye yalnızca Âlî'den aktarılır ve olduğu gibi kabul etmek gerekmez. Korkut sultana, Hz. Peygamber'i üç kez rüyasında gördüğünü ve babasından izin almadan yola çıktığını söyler. Sultan, Mısır'a geldiği ve iyi olduğu haberinin babasına bildirilmesinin ve rızasının alınmasının ardından hacca gitmesini uygun bulur; Demirtaş'a göre bu tavır, işlerin baştan beri şehzadenin umduğu yönde gitmediğinin ilk işaretidir.

Mısır'da Geçen On Dört Ay

Mısır'daki on dört ay bir konukluk olduğu kadar bir gözetimdir. Kansu Gavri ona günlük beş yüz haseneye kadar harçlık bağlar; Hoca Sadeddin ise her ay üç bin florin ödenek ayırdığını yazar. İbn İyâs, 1 Şevval 915'te (12 Ocak 1510) Ramazan Bayramı merasimine katıldığını, sultanın şehzadeye her ay iki bin dinar tahsis ettiğini bildirir. Korkut mevlid, mahmil ve bayram törenlerine davet edilir; 29 Haziran 1509'da verilen Mevlid-i Nebevî ziyafetinde sultan onu Şâfiî kadısının önüne geçirip sağına oturtur. Ekim-Kasım aylarında soğuklar yüzünden sultan onu Kadı Abdülbâsıt mahallesindeki Eşref Canpolat'ın konağına naklettirir, şehzade orada birkaç gün kalıp Berâbihiyye'ye geri döner.

Öte yandan Korkut Kahire'den çıkarılmaz. Kudüs'e gitmek niyetindedir; Trablus'a gidip hac mevsimine kadar orada kalmak da istemiştir, ama sultan bunu duyunca arkasından gemiyle adam göndererek engeller. Hac kafilesine katılmak ister; sultan, Bayezid'in onayı gelmediği için buna izin vermez. Bayezid'in Mekke ve Medine fakirleri için gönderdiği kırk bin altını getiren bir Osmanlı emiri 28 Ocak 1510'da mahmille Kahire'den yola çıkar; Demirtaş, bu emirin şehzadeyi memleketine dönmeye teşvik ettiğini ve getirdiği haberin hacdan alıkonmasında muhtemelen etkili olduğunu belirtir. Korkut dönüşünden sonra babasına, Hadım Ali Paşa'ya ve Koca Mustafa Paşa'ya yazdığı mektuplarda, Memlüklerin başlangıçta kendisinden hoşlandıklarını ve istediği yere gitmesine izin vereceklerini bildikleri hâlde sonradan buna engel olduklarını, lalası İskender Bey'in bir gemisi ve adamıyla istediği şeylerin gönderileceğini haber vermesinden sonra Şam'a gitmesine asla izin vermediklerini, hatta kaçıp Safevîlere sığınmasından şüphelendiklerini yazar. Aynı mektuplarda, "bizim gibi hâricden gelen pâdişâh-zâdelerin yanlarında itibarları yok, bize riâyet dahi pâdişâhın hatırı içindi" der. Antalya'daki lalasına yazdığı bir mektupta ok atacak yay getirdiğini ama kılıçlarını unuttuğunu söyleyerek bunların Mısır'a gelen gemilerle gönderilmesini ister.

Sultan, şehzadenin babasıyla arasını bulmak için kendisinden yardım istemeye geldiğini düşünür ve Osmanlı-Memlük barışını tehlikeye atmak istemez. O sırada iki devlet ortak düşman Safevîlere karşı yakınlaşmıştır; Memlük sultanı 1502'de Şah İsmail'in birleşme teklifini reddetmiş, 1507'de Safevîlere karşı bir ordu hazırlamıştır. Bu çerçevede Kansu Gavri, Korkut'un Bayezid ile barışı bozacak isteklerini geri çevirir. 22 Ağustos 1509'da Emir Allan'ı Bayezid'e elçi olarak gönderir; Allan 7 Temmuz 1510'da, yaklaşık on bir ay sonra Kahire'ye döner ve Bayezid'in kendisine çok iyi davrandığını bildirir. Sultanın aracılığıyla şehzade affedilir. Sultan, Bayezid'e gönderdiği mektupta Korkut'u kendi evladı yerine koyduğunu, ona yapılacak her ikramın kendisine yapılmış sayılacağını yazar; onu çok olgun ve bilgili bir genç olarak gördüğünü, Mısır'da kalma düşüncesini doğru bulmadığını ve oğulun babaya itaatinin gerekliliğini bir ay süren görüşmelerle şehzadeye kabul ettirdiğini bildirir.

Bu mektupla birlikte Korkut'un talepleri de babasına iletilir. Antalya'nın havasının kendisine yaramadığı gerekçesiyle Alâiye'de oturmak ister; Antalya, Alâiye, Manavgat ve havalisinin kendisine verilmesi, Sakız haracından gelen on iki bin florinin otuz bine çıkarılması, olmazsa İstanbul çevresindeki Hristiyanların cizyesinden karşılanması, idaresindeki yerlere merkezden lala ve defterdar gönderilmemesi ve kale dizdarlarının atama ve azlinin kendisine bırakılması bunlar arasında sayılır. Osmanlı kroniklerinin çoğuna göre dönüşün asıl nedeni, hem şehzadenin hem sultanın babanın rızasının bulunmayışı konusunda duyduğu huzursuzluktur; Demirtaş ise Hoca Sadeddin'in "Mısır kafesi" imgesine atıfla, sürekli gözetim altında tutulan şehzade için dönüşün fiilen azat edilmek anlamına geldiğini yazar.

Dönüş

4 Rebîülâhir 916'da (11 Temmuz 1510) Korkut sultanla vedalaşır; sultan ona altın işlemeli bir hil'at giydirir ve dönüş izni verir. Şehzade Bulak'taki konağından yükleriyle birlikte Reşid'e gönderilir. Sultan, onu sancağına götürmek üzere yirmi gemiden oluşan bir filo ayırır. Şövalyeler Cem olayındaki gibi Korkut'tan da siyasî ve maddî çıkar sağlamak için korsan gemileriyle dönüş yolunu gözlemektedir, ama şehzade bu gemilerle karşılaşmadan Antalya'ya ulaşır. Mısır gemileri Antalya limanında bir hafta kadar konuklanır. Şövalyeler, Mısır donanmasının dönüşünde Antakya yakınındaki Çin Körfezi'nde yattıkları sırada saldırır ve bütün gemileri ele geçirir. Bu haberi alan Korkut, Memlük sultanının Seydi Yunus'u top ve gemi malzemesi almak üzere İstanbul'a gönderdiğini öğrenir ve hareketini ertelemenin doğru olacağını merkeze bildirir.

Korkut, Antalya'ya döndükten sonra babasına hediyelerle birlikte bir özür mektubu gönderir; Bayezid özrü kabul eder ve onu eski sancağında bırakır. Mısır sultanının elçisi İstanbul'a gelince, sultana saygı olarak şehzadenin hasları kırk kere yüz bin akçeye çıkarılır. Bununla yetinmeyen Korkut Antalya'nın havasından şikâyet edip Aydın tarafına gitmek ister; Antalya karşılığında Tire'nin, Alâiye karşılığında İzmir, Ayasuluk ve Menemen'in verilmesini, istekleri kabul edilmezse yine Mısır'a ya da Rodos'a gideceğini söyler. Saruhan'ın küçük kardeşi Selim'e verileceğini öğrenince kız kardeşine yazdığı mektupta Selim'in kendisinin üstüne çıkarılmak anlamına geldiğini belirtir ve "Şimdiden gerü dahi riâyet etmezlerse varıp gene Mısır'a mı gideyin yahut Rodos'a kaçayın?" der. Bunu yapmaz, ama izin almadan Antalya'dan ayrılıp Manisa'ya gider (Zilhicce 916, Mart 1511).

Şahkulu İsyanı ve İstanbul'a Gidiş

Korkut'un Manisa'ya doğru yolculuğu, Teke yöresinde büyük bir isyan çıkaran Şahkulu Baba Tekeli'nin saldırılarıyla çakışır. Ardından gelen adamları ve eşyaları saldırıya uğrar; İbn Kemal, Antalya'dan Manisa'ya ani hareketinin sebebinin bu isyan olduğunu da belirtir. Kılıç'a göre Teke'nin Şiî âsileri şehzadeye ve maiyetine saldırır, şehzade Manisa Kalesi'ne sığınır. Bursa kadısının 3 Mayıs 1511 tarihli raporunda ise Korkut'un Şahkulu üzerine yürüdüğü, Alaşehir'de yenilince kaçıp Manisa Kalesi'ne kapandığı bildirilir. Osmanlı kuvvetlerinin art arda yenilgisi ve çıkan karışıklık nedeniyle Saruhan sancağı kendisine yeniden verilir.

Korkut Manisa'dan kardeşleri Ahmed ile Selim'in hareketlerini yakından izlemeye başlar. Ahmed'in kendisine yönelik tehditlerinden endişelidir ve Rumeli yakasına geçmiş olan Selim'le haberleşip ona tavsiyelerde bulunur. Selim'le babası arasındaki olaylar, Ahmed'in İstanbul yakınlarına kadar gelip geri dönmesi ve Karaman'da Şehzade Mehmed'in başına buyruk davranması onu daha da telaşlandırır. Ahmed'in kendisine karşı hareketi üzerine Korkut, yanında birkaç adamla ansızın Mihalıç'a, oradan deniz yoluyla İstanbul'a gider ve yeniçerilerin yanına sığınıp buradaki bir mescide yerleşir; ertesi gün Yazıcı Kemal adlı bir yeniçerinin evine misafir olur. Hoca Sadeddin, bu gelişi Selim taraftarlarının çoğalması üzerine akıbetinden endişe eden bazı devlet adamlarının onu acele olarak taht için davet etmesine bağlar. Kılıç ise onun kılık değiştirerek ve hasret gidermek bahanesiyle geldiğini, yeniçerilerin desteğiyle tahta geçmek istediğini aktarır; başkentte neredeyse hiç taraftar bulamadığını yazanlar da vardır.

Yeniçerilerden gerekli desteği bulamayan Korkut onlara saltanatı istemediğini, Ahmed'in tahta çıkmasını engellemek için geldiğini, hatta babasının Ahmed'e yolladığı paraları ele geçirip kendilerine dağıtacağını söyler. 6 Nisan 1512'de babasıyla buluştuğunda ise İstanbul'a geliş nedenini Ahmed'den kaçmak olarak açıklar. Dağıttığı paralar ve Selim'le bir sorunu olmadığına dair sözleri İstanbul yakınındaki Selim'e de bildirilir. Dönemin kaynaklarına göre Korkut Çekmece'ye kadar giderek Selim'i karşılar, onunla bir süre at üstünde sohbet eder ve Edirnekapı'ya kadar gelip ayrılır. Bir Venedik kaynağına göre ertesi gün, cülus töreni beklenmeksizin, yeniçeriler onu bir tehlikeye uğramasın diye gizlice bir gemiye bindirip Manisa'ya yollar. Korkut kardeşinden büyük olduğu hâlde saltanatı ona bırakmaya razı olur ve Yenibahçe'deki karşılama törenine katılır. Selim 1512'de tahta çıkar.

Manisa'ya Dönüş ve Ölüm

Korkut Manisa'da Selim'e bağlılığını sürdürür ve Ahmed'in kendisiyle ittifak yapma girişimini Selim'e bildirir. Ancak gönderdiği mektuplarda bağlılığını sık sık vurgulaması, saray çevresinde ve padişahta onun saltanat hevesinde olduğu kanaatine yol açar. Selim'e yazdığı bir mektupta onun kendisi aleyhine kötü düşünmesinden duyduğu endişeyi dile getirip sitem eder, Selim ise bu mektuba soğuk bir cevap verir. Selim ve yanındaki idareciler Korkut'un varlığını saltanat makamı için tehlikeli görür. Kılıç'a göre Korkut'un yönetimindeki yerlerin artırılması yönündeki talebi reddedilir ve Selim onun hâlâ saltanat hırsı taşıdığına karar verir.

Hoca Sadeddin'in Tâcü't-tevârîh'ine göre Korkut, Selim'in gönderdiği uydurma saltanata davet mektuplarına kanıp olumlu cevap vermesi yüzünden ortadan kaldırılmıştır. Feridun Emecen bunu, olayı meşru bir zemine çekme gayretinin yansıması olarak değerlendirir; ayrıntı bu nedenle doğrulanmış bir olgu sayılmamalıdır.

Selim'in on bin kişiyle üzerine yürüdüğünü öğrenen Korkut, sadık adamı Piyâle yanında olduğu hâlde Manisa'dan gizlice kaçıp Mısır'a gitmek üzere Teke-ili yöresine yönelir. Bir Grekçe anonim Osmanlı tarihine göre ise İzmir ve Bergama tarafına gidip denize açılarak Rodos'a sığınmak istemiştir. İstanoz'daki (Korkut-ili) bir mağarada yakalanır ve Bursa'ya götürülürken Eğrigöz (Emet) kasabası yakınında kapıcıbaşı Sinan Ağa tarafından boğularak öldürülür. Ölüm yeri konusunda kaynaklar çelişir: kimi kayıtlar Emet'i, kimileri Eğriboz'u verir. Bu yazıda daha ayrıntılı kayıt nedeniyle Emet esas alınmıştır; iki anlatım arasında kesin bir hüküm verecek belge görülmemiştir. Öldürüldüğü sırada yanındaki eşyaların listesini içeren muhallefât defteri 5 Muharrem 919 (13 Mart 1513) tarihlidir; bu, ölüm tarihinin ya defterin düzenlendiği gün ya da bir gün önce olduğunu gösterir. Naaşı Bursa'ya götürülür ve 17 Mart'ta Orhan Gazi Türbesi'ne defnedilir.

Filiz Kılıç, şehzadenin canını kurtarmak için kardeşine yalvarırken hiçbir şeyde gözü olmadığını, yalnızca sevdiği iki kişiyle sohbet edebileceği küçük bir yer istediğini söylediğini bir beyitle aktarır: tek bana Birâder'le Piyâle hem-sohbet olsun / kâ'ilem yirüm taht-ı câhdan bedel taht-ı çâh yâ bir kûşe-i hân-kâh olsun. Bu aktarım rivayet niteliğindedir; kaynağı tezkire geleneğidir.

Amasya ile Bağı

Korkut'un siyasî kaderi, bir şehzadenin talihsizliğiyle bir devlet geleneğinin sertliğinin kesiştiği yerde belirlenmiştir. Amasya bu hikâyede iki kez görünür: doğum yeri olarak ve ağabeyi Ahmed'in sancağı olarak. Ahmed'in telkiniyle Antalya'ya nakledilmesi, doğduğu şehrin sancakbeyinin onun kaderini etkilediğini gösterir. Hat derslerini ise küçük yaşta Amasya'da Şeyh Hamdullah Efendi'den aldığı kaydedilir. Amasya'da ona ait bir eser, vakıf ya da mimari bir iz tespit edilememiştir; bu nedenle bağ, doğum yeri ve babasının sancağı üzerinden kurulmaktadır. Kesin belge bulunamamıştır.

Korkut'a dair bilgiler kroniklerde, tezkirelerde ve el yazmalarında durur. Arapça eserlerinin yazmaları Süleymaniye gibi kütüphanelerde korunur; divançesi 1996'da Filiz Kılıç tarafından yayımlanmış, 2020'de Emine Atmaca tarafından yeniden hazırlanmıştır. Osmanlı sarayında şiirle uğraşan çok sayıda şehzade vardı, ama telif eser bırakan çok azdı; Korkut bu azın içinde, siyasî yenilgisine rağmen kalemiyle anılmayı sürdürmektedir.

Kronoloji

1467-1470: Amasya'da doğum (kesin yıl bilinmiyor).

1479-1480: Dedesi II. Mehmed'in isteğiyle sünnet için İstanbul'a gönderilir ve orada alıkonulur.

3 Mayıs 1481: II. Mehmed'in ölümü; Korkut, babası gelinceye kadar iki hafta ile on yedi gün arasında değişen bir süre saltanat kaymakamı olur.

Aralık 1483 (Zilkade 888): Saruhan (Manisa) sancakbeyliğine atanır.

Ekim 1488: Manisa'da lalası Sarı Ahmed Bey'in yerine Sinan Bey getirildiğini bildiren arşiv kaydı.

1501: Manisa'dan Midilli'ye yardım için asker gönderir; aynı yıl Hadım Ali Paşa sadrazam olur.

1502: Teke (Antalya) sancağına nakledilir.

1504: Oğullarından biri veba salgınında ölür.

1508: Kitâbu fi't-Tasavvuf'u yazıp babasına sunar; Kasım 1508'de tahsisat ve memur tayiniyle ilgili berat verilir.

Nisan sonu-Mayıs 1509: Antalya'dan gizlice Mısır'a hareket eder; Bayezid 18 Mayıs 1509'da öğrenir.

29 Mayıs-Haziran 1509: Kahire'de büyük törenle karşılanır; Memlük sultanı tarafından huzura kabul edilir.

12 Ocak 1510: Ramazan Bayramı merasimine sultanla birlikte katılır.

11 Temmuz 1510: Memlük sultanından izin alarak dönüş yoluna çıkar.

Mart 1511: İzinsiz Antalya'dan ayrılıp Manisa'ya gider; Şahkulu isyanı bu döneme rastlar.

6 Nisan 1512: İstanbul'da babasıyla buluşur; Selim'i Çekmece'de karşılar ve ardından Manisa'ya döner.

13 Mart 1513 (5 Muharrem 919): Emet yakınında boğdurularak öldürülür; 17 Mart'ta Bursa'da Orhan Gazi Türbesi yakınına gömülür.

Kaynakça

Akademik çalışmalar

  • Emecen, Feridun. "Korkut, Şehzade." TDV İslâm Ansiklopedisi, cilt 26, 2002 (islamansiklopedisi.org.tr/korkut-sehzade). islamansiklopedisi.org.tr
  • Demirtaş, Funda. "Osmanlı Kroniklerine Göre Şehzade Korkud'un Mısır Macerası." Erciyes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, XLVII, 2019/2, s. 67-91.
  • Furat, Ahmet Hamdi. "Osmanlı Hânedanında Şâfiî Bir Fakîh: Şehzade Korkud." Ekev Akademi Dergisi, 44, 2010, s. 193-211.

Diğer kaynaklar

  • Kılıç, Filiz. "Harîmî, Şehzâde Korkud." Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü (teis.yesevi.edu.tr), 2014; güncelleme 2020. teis.yesevi.edu.tr
  • Kılıç, Filiz. "Osmanlı Hanedanından Bir Şair: Şehzade Korkut." bilig, sayı 2, Yaz 1996, s. 203-219.
  • Sakıp Sabancı Müzesi, Şehzade Korkut sanatçı sayfası (sakipsabancimuzesi.org). sakipsabancimuzesi.org
  • Wikipedia (İngilizce), "Şehzade Korkut" (yalnızca yardımcı kaynak). en.wikipedia.org

Çevrimiçi kaynaklar