Amasya'dan batıya, Merzifon'a doğru giderken yol bir noktada genişler, dağlar geri çekilir ve Tersakan Çayı'nın sulayıp Yeşilırmak'a taşıdığı geniş bir düzlük açılır. Suluova bu düzlüğün ortasındadır. Adındaki su ilçenin hem en büyük zenginliği hem de uzun yüzyıllar boyunca en büyük derdi olmuştur. Ova bir zamanlar bataklıktı, yazın sıtma bastığında aileler Akdağ'ın yaylalarına çıkardı. Bugün ortasında bir şeker fabrikasının bacaları yükselir, uzaktaki baraj gölünde pelikanlar dolaşır.

Ovanın geçmişi ise fabrikadan çok daha eskiye gider. Kenardaki höyüklerde Hitit öncesine uzanan seramikler, Roma döneminden kalma mezar taşları, bir Danişmendli vakfiyesinin sınır tarifleri, 1520 tarihli bir nüfus defteri ve Fetret Devri'nin kanlı bir baskını üst üste yığılmıştır.

Genel Bilgiler

  • Konum: Amasya il merkezinin 24-25 km batısında, Orta Karadeniz Bölgesi'nin iç kesiminde yer alır; batıda Merzifon Ovası'na açılır. Merzifon'a 18 km, Samsun'a yaklaşık 100 km uzaklıktadır. Üç yanı alçak dağlarla çevrilidir.
  • Yüzölçümü ve yükselti: Resmî kurumlar 516 km² ve 510 m verir; bazı yayınlarda 456 km² ve 551 m yazılıdır. Aradaki farkın nedeni açıklanmamıştır.
  • En yüksek nokta: Akdağ; kaynaklara göre 2.064 m ya da 2.044 m.
  • Nüfus: 2024 sayımında toplam 47.101; bunun 39.617'si ilçe merkezinde, 7.484'ü köylerdedir. İlçede 40 köy bulunur.
  • İklim: İç Anadolu'nun karasal iklimi ile Karadeniz iklimi arasında geçiş özelliği gösterir. Yıllık sıcaklık ortalaması 12 derece, temmuz ortalaması 21,5, ocak ortalaması 2,2 derecedir; ilk donlar kasımda, son donlar nisanda görülür.

Ovanın Oluşumu

Eosen döneminde (yaklaşık 54-38 milyon yıl önce) bugünkü Amasya çevresi sığ bir denizdi; Alp kıvrımlarıyla yükselen Amasya Kalesi kayalığı, Akdağ ve Lokman Dağları deniz çekilince bugünkü topografyayı oluşturdu ve Akdağ'daki fosil yatakları bu geçmişin izlerini taşır. Eski Çeltek linyit yataklarında bulunup Ankara'daki MTA müzesinde sergilenen Palaeoamasia kansui adlı hortumlu memeli fosili, Senozoyik çağın ilk memelilerinden birini temsil ettiği için bilim dünyasında ayrı bir yere sahiptir.

Ovanın bugünkü yüzünü ise su biçimlendirmiştir. Tersakan Çayı Eski Çeltek'ten ilçeye girer, ovada geniş bir yay çizer ve Amasya'da Yeşilırmak'a karışır. Taban suyu yüksek, drenajı zayıf olduğu için insanlar önce kenarlardaki kuru yamaçlara yerleşti, ortadaki bataklık düzlük sonraya kaldı.

Adın Hikâyesi: Khiliokomon, Argoma, Alevi, Suluca, Suluova

Suluova'nın adı tarih boyunca birkaç kez değişmiştir. Antik dönemde Strabon, Amaseia'nın (Amasya) kuzeyinde, nehir vadisinin genişleyerek vardığı verimli ovayı Khiliokomon, yani "Bin Köy Ovası" diye anar. Yerel kaynaklar bu ovayı Suluova ile özdeşleştirir; Strabon ovanın sınırlarını ayrıntılı vermediği için bu özdeşleştirme bir yorum olarak kalır, ama coğrafi tarif Suluova ovasına uymaktadır.

Osmanlı belgelerinde bölge Argoma ya da Arguma adıyla geçer. 15. yüzyıldan itibaren görülen bu ad Amasya'nın kuzey boğazından Osmancık'a kadar uzanan geniş bir coğrafyayı karşılamış, adını taşıyan kale ise bugünkü ilçe sınırları içinde kalmıştır. Hüsameddin Yaşar'ın Amasya Tarihi'nde Arguma Kalesi, Suluova'ya bakan kuzey boğazının ucunda, iki yakada karşılıklı kurulmuş bir yapı olarak anlatılır; yazar sağlam kalıntı bulunmadığını, ama kalenin ve önündeki ovanın eski kayıtlarda bu adla anıldığını belirtir. Yaşar adı "Argun Amas" tamlamasının kısaltılmış biçimi sayar ve kaleyi eski Türklerin eseri olarak yorumlar; bu öneri belgeye dayanmayan bir etimolojidir. Başka yorumlar adı Türkçe "sulak yurt" anlamıyla ya da Hititçe "sınır" ve "yerleşim" sözcükleriyle açıklar ve Hitit ile Kaska devletlerinin sınırındaki bir yerleşime işaret etmiş olabileceğini düşünür. Kesin bir yargı yoktur.

Bugünkü ilçe merkezinin çekirdeği, 1 Eylül Mahallesi'nin bulunduğu Alevi köyüdür. 1520 tarihli tahrir defterinde bu yerleşim "Aluyar (Alevi)" adıyla 64 haneli bir köy olarak yazılıdır. İlçenin resmî anlatımında köyün 13. yüzyılın sonlarında "Alaflı" adını aldığı da belirtilir; bu adın başka bir belgeyle doğrulanması gerekir. 1871 vilayet nizamnamesinin 1903 tarihli değişikliğiyle Alevi köyü, bağlı olduğu Hakala nahiyesinden ayrılarak nahiye oldu; kimi kaynaklar nahiyeliği 1902 olarak verir. Öyük gibi komşu köylerle birlikte 1870'lerden sonra büyüyen yerleşim, ovanın ortasında bulunduğu için Hakala'dan daha cazip bir merkez haline gelmişti. 1897'de halkın yardımıyla burada bir iptidai mektep yapılmıştır.

Ad değişikliğinin son halkası demiryoluyla ilgilidir. Samsun-Sivas hattındaki Alevi durağı istasyon olarak her türlü işleme açılınca, posta ve demiryolu yazışmalarındaki karışıklığı önlemek için Dahiliye Vekâleti köyün ve istasyonun adının "Suluca" olmasını önerdi; öneri Cumhurbaşkanı İsmet İnönü'nün onayıyla 19 Ağustos 1944'te kararnameye bağlandı. 1946'da ad Suluova'ya dönüştü. 22 yeni ilçe kuran 19 Haziran 1957 tarihli kanun 1 Eylül 1957'de yürürlüğe girince bucak olan Suluova ilçe oldu. İlk belediye başkanı Mehmet Erdal'dır.

Höyükler ve Kadim Yerleşimler

2010'da Kaymakamlık ile Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü'nün birlikte açtığı "Osmanlı Belgelerinde Suluova" sergisi 54 arşiv belgesiyle yerleşimin çok eskilere gittiğini gösterdi; dönemin valisi ilçenin hep elli yıllık sanıldığını söylemişti. Yüzey araştırmalarında ilçe sınırlarında saptanan 46 yerleşmenin 19'u tarih öncesi, 3'ü MÖ 2. binyıl, 10'u Demir Çağı, 14'ü Helenistik ve Roma dönemine aittir; bunlara 9 tümülüs eklenir. Araştırmacılara göre son yıllardaki çalışmaların raporları yayımlandığında rakamlar çok daha yukarı çıkacaktır.

Amasya çevresindeki ilk yerleşmeler bugün MÖ 13. binyılın sonlarına, Paleolitik çağa kadar götürülmektedir. Suluova çevresindeki höyüklerde bulunan çanak çömlek, savunma ve savaş aletleri Neolitik ve Kalkolitik dönemlere işaret eder. Orta Tunç Çağı'nda Hatti uygarlığının sınırları içinde kalan bölgeye MÖ 1650 dolaylarında Hititler egemen oldu. Hitit belgelerinde Amasya'nın bilinen ilk adının Hakmiş olduğu sanılır; Nerik'e (Vezirköprü yakınlarındaki Oymaağaç) kadar uzanan bu coğrafyada Suluova yöresi Hakmiş'in çevre kesimi, yani Hitit ile Kaska devletlerinin sınır kuşağı olarak düşünülür.

  • Kümbettepe: Bugün Hacıhayta (Doğukent) Mahallesi'nde, evlerin arasında kalmış bir höyüktür; ilçe merkezinin yaklaşık 1 km güneydoğusunda yer alır, ölçüleri 60 x 120 m, yüksekliği yaklaşık 8 m kadardır. Arkeoloji dünyasına ABD'li arkeolog H. Frankfort'un tanıttığı belirtilir; yerel anlatılarda bir Alman arkeoloğun kazısı da anılır, ama bu bilgi ayrıntılandırılmamıştır. Yüzeyde ağırlıkla MÖ 2. binyıla, Asur Ticaret Kolonileri ve Eski Hitit çağlarına uyan, işçiliği iyi seramikler görülmüştür. Höyüğün çevresinde zaman zaman tuğla duvar kalıntılarının ve yanık izlerinin ortaya çıktığı da anlatılır; bunu belgeleyen bir yayına ulaşamadık.
  • Aşıtepe: Yüzbeyi Köyü'nün Dereağıl Mahallesi'nin 1 km güneyindedir. Mehmet Özsait'in yüzey araştırmalarında saptanan yerleşme, yamaçlarındaki çok sayıda çakmaktaşı alet nedeniyle Erken Kalkolitik çağa ait, hammaddeyi işleyip çevreye pazarlayan bir atölye olarak yorumlanmıştır. Tepede 80 x 50 m boyutlarında, 5-7 m yüksekliğinde bir koni ve sur kalıntısı olduğu düşünülen uzun bir duvar vardır; çanak çömlek yerleşimin İlk Tunç Çağı'ndan Roma'ya kesintili sürdüğünü gösterir.
  • Yoğurtçubaba, Gözdere ve öteki höyükler: Kulu Köyü yakınındaki Yoğurtçubaba Tepesi'nde yoğun bir İlk Tunç Çağı yerleşmesi ve Kalkolitik özellikli seramikler saptanmıştır. Kolay Köyü çevresinde tümülüsler ile Son Kalkolitik'ten Roma dönemine kadar iskân gören Gözdere Höyüğü vardır. Eraslan Kasabası çevresinde iki höyük ve beş tümülüs, Saygılı Köyü çevresinde Söbedede Höyük ve Roma mezar kalıntıları bulunmuştur.
  • Kanatpınar Devret Höyüğü: Amasya Müzesi'nin kazılarında Neolitik, Kalkolitik, Tunç ve Hitit dönemlerine ait çok sayıda buluntu çıkarılmıştır.

Hititlerin MÖ 1190 dolaylarında çöküşünden sonra bölge sırasıyla Frig, Frig Devleti'ni yıkan Kimmer, İskit, kısa bir Lidya (MÖ 650 dolayları), Med (MÖ 585) ve Pers (MÖ 547) egemenliklerini gördü; Kolay Köyü'ndeki yüzey araştırmalarında İskitlere ait mezarlar ve buluntular ele geçmiştir. Pers dönemini Büyük İskender'in MÖ 331'deki seferi kapadı; kaynaklarda "Sin" adıyla anılan ve ilçe sınırlarında geniş bir alana yayıldığı anlaşılan bir kentin bu sırada yıkıldığı düşünülür. MÖ 301 dolaylarında kurulan Pontus Krallığı'nın başkenti olan Amasya bu konumunu yaklaşık 250 yıl korudu.

Roma ve Bizans Dönemi

Julius Caesar MÖ 47'de Zela (Zile) önlerinde Pontus Kralı Pharnakes'i yenince Amasya ve Suluova çevresi Roma'nın eline geçti, MS 395'teki bölünmeden sonra Bizans yönetiminde kaldı. Ova bu dönemde hem önemli bir tarım alanı hem de Karadeniz kıyısını İç Anadolu'ya bağlayan bir geçitti.

Belçikalı arkeolog ve tarihçi Franz Cumont 20. yüzyılın başında Khiliokomon vadisinde yazıtlar ve Roma lejyonerlerine ait mezar taşları buldu. Cumont'a göre Amaseia'nın koruyucu tanrısı Zeus Stratios'a adanmış tapınaklardan biri bu vadidedir; öbürleri Vezirköprü-Havza yöresinde ve Merzifon yakınındaki Gökçebağ'da saptanmıştır. 1895'te Suluova'da bir Roma mil taşı kayda geçmiştir. Sonraki araştırmalar bu yol üzerinde başka mil taşı bulamamış, ama iki antik güzergâhı ortaya koymuştur: Amasya'dan Suluova üzerinden Havza yöresine giden yol ile Suluova'dan Osmancık'a uzanan yol. İkinci yolun çevresinde, Karaağaç yakınındaki Kısık mevkiindeki bir Roma yerleşimi de dahil en az üç yerleşme kaydedilmiştir. Eraslan'daki Yavşan Dere tümülüs kazıları ise bölgenin MS 90 ile 211 arasında yaklaşık 120 yıl nekropol olarak kullanıldığını, Eraslan'ın aynı sürede bir Roma yerleşmesi olduğunu göstermiştir.

Bizans döneminin olaylarından kimileri de ovayla ilişkilendirilir. Yerel kaynakların aktardığına göre İmparator Theophilos, Araplara yenildikten sonra Amasya yakınındaki Khiliokomon'a kaçıp Suluova'daki bir kaleye sığınmış, Romanos Diogenes de 1072'de Selçuklu esaretinden dönüşünde topladığı ordusuyla Doğu Roma kuvvetlerinin karşısına bu çevrede çıkmıştır. Yerel metinde tarihleri ve ayrıntıları karışık verilen bu iki anlatı kesin olarak okunmamalıdır.

Danişmendliler, Selçuklular ve 1101 Haçlı Yenilgisi

1071 Malazgirt Zaferi'nden sonra Alparslan'ın emriyle başlayan fetihlerde Sivas, Kayseri, Tokat, Niksar ve Amasya Danişmend Ahmed Gazi'nin payına düştü; Danişmend Gazi Amasya'yı 1075'te Bizans'tan aldı. Fetihten sonra Horasan ve Harezm yönünden gelen Türkmenler yerleştikleri köylere boylarının ve geldikleri yerlerin adlarını verdi, Rumca adlar Türkçeleşti. Kayı, Eymür, Avşar, Yıva, Salur, Çavundur ve Çepni gruplarının Amasya ve Suluova çevresine bu dönemde yerleştiği anlatılır; 1520 defterindeki Eymür, Salurca, Kolay ve Yivad adları bu izlerin devamıdır.

1096'da İznik'in kaybından sonra Selçuklular iç bölgelere çekilmiş, bölgelerinin savunmasını Danişmendliler ve öteki beylikler üstlenmişti. 1099'da Kudüs'ün alınmasından sonra Papa II. Paschal'ın çağrısıyla yola çıkan yeni dalganın hedeflerinden biri, Niksar'da Danişmendlilerin elinde tutsak bulunan Antakya Prensi Bohemund'u kurtarmaktı. Lombard, Fransız ve Almanlardan oluşan yaklaşık 20 bin kişilik ordu rotasını değiştirerek Temmuz-Ağustos 1101'de Merzifon'a ulaştı. Ahmet Kavas'ın makalesine göre muharebe 5 Ağustos 1101'de Selçuklu Sultanı I. Kılıç Arslan ile Amasya ve Merzifon çevresini yöneten Danişmendli Gümüştekin Gazi'nin ortak kuvvetlerince kazanıldı ve Haçlı birliğinin beşte dördü etkisiz hale geldi. Kavas olayın Avrupa'da çoğu zaman anılmadığına, bölgede de hatırasının yaşatılmadığına dikkat çeker; yerel anlatılarda savaş kimi zaman "ikinci Malazgirt" diye nitelenir.

Savaşın yeri konusunda kaynaklar biraz ayrılır. Kaymakamlığın tarih anlatısı çatışmayı Merzifon-Amasya arasında Suluova mevkiine yerleştirir. Belediyenin anlatımına göre ise Haçlılar Merzifon önlerindeki pusuda bozguna uğramış, Suluova düzlüğüne dağılarak kaçmış ve Selçuklu ile Danişmendli ordularınca takip edilerek büyük kayıp vermiştir. En makul okuma, asıl çarpışmanın Merzifon Ovası'nda olduğu, kaçış ve takibin Suluova düzlüğüne uzandığıdır. Kaymakamlık anlatısı ayrıca 1109'da Haçlıların Amasya'ya girip üç ay kaldığını, Frenk Bağları çevresine yerleşip şehri harap ettiğini aktarır; bu bilgiyi başka bir kaynakta bulamadık.

Danişmendli izleri vakıf belgelerinde de görülür. Danişmendli emirlerinden Halifet Gazi'nin 1209'da Amasya'da yaptırdığı medresenin 1225 tarihli vakfiyesinde Suluova sınırlarındaki Ercük (Arucak) köprüsü yolu, Uzunoba'daki Koru mezrası, bugün var olmayan Halifet köyü ve Karaağaç ile Yüzbeyi yolu üzerindeki bir su kuyusu vakıf arazisinin sınırı olarak sayılır. 16. yüzyılın tapu tahrir defterleri ve Evkaf-ı Rum kayıtlarında Harmanağılı, Uzunoba, Yüzbeyi, Hakala, Karaağaç ve Üyük bu medreseye vakıf olarak görünür. Kolay Köyü'ndeki Melik İsmail adına mezar, eski görüntülerine bakılırsa Danişmendli, Selçuklu ya da erken İslam dönemine ait olabilir; mezar yenilendiği için eski kalıntılar yeni yapının altında kalmıştır.

Amasya'nın Anadolu Selçuklu egemenliğine girişi için kaynaklar 1143 (I. Mesud) ile 1155-1164 (II. Kılıçarslan) arasında farklı tarihler verir. II. Kılıçarslan, Danişmendli Beyi Yağıbasan'ın ölümünden sonra buraları kendi yönetimine alıp Amasya'yı oğlu Nizameddin Argunşah'a verdi; II. Mesud döneminde Arguma nahiyesi emirliğini Hakalalı Âbâd Bey yürüttü. 1243 Kösedağ Savaşı ve Babai isyanından sonra İlhanlı egemenliği, ardından Eretna Devleti ve Kadı Burhaneddin dönemi geldi. Yaşar'ın Amasya Tarihi'ne dayanan yerel anlatıya göre Hakala nahiyesindeki Hacı Bayram köyünün yanındaki Laçin karyesinden çıkan Hüsameddin Laçin, 1296 ile 1299 arasında Mısır Memlük sultanlığı yapmıştır; Memlük kaynaklarındaki Sultan Lacin'in kökeni ayrı bir araştırma konusudur ve Suluova bağlantısını doğrulayamadık.

Yolpınar (Hakala): Medresenin ve Zaviyenin Köyü

Ovanın kenarındaki yamaç köylerinin başında Hakala, bugünkü adıyla Yolpınar gelir. Osmanlı döneminde Amasya'nın dört nahiyesinden biri burada bulunuyordu. 1520 tahrir defterinde Hakala (Kağala) Akdağ nahiyesinin merkezi ve 119 haneli bir kasaba olarak kaydedilir; aynı defterde Argoma nahiyesine bağlı Salurca 93, Kolay 60, Kavlak 59, Kayacık 56, Firuz (Ortayazı) 47, İlarslan (bugünkü Eraslan) 46 ve Eymür 45 haneli köylerdir. Nahiyedeki gelirlerin büyük kısmı vakıflara gidiyordu: Hakala Medresesi, Halifet Gazi Medresesi, Yörgüç Paşa Medresesi, Şehzadeler Vakfı ve Sultan Mehmed Han İmareti Argoma nahiyesine bağlı vakıflar arasında sayılır.

Köyün en tanınmış yapısı Kasım Bey Medresesi'dir. Kültür envanterinde 15. yüzyılda Kasım Bey tarafından yaptırılmış Osmanlı eseri olarak kayıtlıdır; kitabesi ve vakfiyesi yoktur, belediye yapım yılı olarak 1464'ü verir. Köyün doğusunda, dere kenarında yüksekçe bir yerde kâgir olarak yapılan büyük dershaneli, geniş hücreli medrese "kırklar" derecesindeki ilk kırk medrese arasında sayılmıştır. Planı kuzey-güney yönünde uzanan dikdörtgendir (7,80 x 10,70 m); derenin iki yanında üçer oda, derenin güneyinde ise Türk üçgenleriyle geçilen bir kubbeyle örtülü kare planlı bir mekân bulunur. Yapı birinci derece anıtsal koruma altındadır. Fransız seyyah ve arkeolog Georges Perrot'nun 1861'de "Anadolu'nun Oxford'u" dediği, medreselerinde iki bine yakın öğrenci okuduğunu yazdığı Amasya'nın medrese ağında Kasım Bey Medresesi taşradaki en önemli halkalardan biriydi. Aynı köyde bugün izine rastlanmayan Hacı Bey Zade Muhyiddin Efendi Medresesi'nin de bulunduğu ve orada büyük âlimlerin yetiştiği söylenir.

Köyün güneybatısındaki zaviye, Seyyid Necmeddin Yahya er-Rufai tarafından 1348'de yaptırılmış, vakıfları 1355'te düzenlenmiştir. Yerel anlatılar onu Seyyid Ahmed Kuçek er-Rufai'nin oğlu olarak tanıtır, Hz. Muhammed'in 19. kuşaktan torunu sayar ve asıl mesleğinin çilingirlik olduğunu, kuraklıkta köye su getirdiğini söyler. Türbesi Yolpınar'ın batısındadır ve bugün de ziyaret edilir.

Hakala'yı Osmanlı tarihine bağlayan olay Fetret Devri'ne uzanır. Yerel anlatıya göre Timur, Ankara Savaşı'ndan sonra Tacettin Kara Devlet Şah'ı Amasya'ya vali atamış, ama şehre sokulmayan Kara Devlet Şah Hakala önlerinde konaklamıştı. Amasyalı ileri gelenler çevre kazaların yöneticileriyle birlikte Timur'un fermanını tanımayınca Timur oğlu Kara Mehmed Sultan'ı ve hocası Numeddin Abdülcebbar el-Mutezilî'yi gönderdi; yapılan imtihanda Gümüşlüzade Pir Seccadin İlyas Çelebi on soruya tam cevap vererek şehri yağmadan kurtardı ve Kara Mehmed Sultan 1402'de Şemseddin Şadgedi Bey'i vali tayin etti. Kara Devlet Şah Hakala'dan yine ayrılmayınca Amasyalılar Bolu'daki Çelebi Mehmed'den yardım istedi; Çelebi Mehmed atlılarıyla Hakala'ya yaptığı ani baskınla Kara Devlet Şah'ı ortadan kaldırdı ve 1402'de Amasya'nın hâkimi oldu. Çelebi Mehmed'in Amasya'ya hâkim olması Osmanlı kaynaklarından da bilinir; Timur heyeti ve imtihan ise başka belgelerle teyit edemediğimiz bir rivayettir.

Osmanlı Döneminde Ova

Yerel anlatıya göre Amasya, Kadı Burhaneddin sonrasında şehrin ileri gelenlerinin kararıyla 1386'da Osmanlı'ya bağlandı ve I. Murad şehzade Yıldırım Bayezid'i sancak beyi olarak buraya gönderdi. Suluova toprakları Şehzade Bayezid'in avlaklarından biri oldu; beyleriyle burada avlanarak Rumeli fetihlerine hazırlandığı anlatılır. Timur tehlikesi yaklaşınca Amasya'ya ikinci sancak beyi olarak Çelebi Mehmed gönderildi.

Fetret Devri'nde (1402-1413) Çelebi Mehmed kardeşleriyle mücadelesi ve öteki tehditler için birlik yetiştirmek üzere Yedikır çayırında bir atlı birlik talimgâhı kurmuştur; burada sürekli okçuluk ve cirit müsabakaları yapılırdı. Belediyenin anlatımında Lahanacı ve Bamyacı takımlarının yarışları Türkiye'deki ilk "derbi" sayılır, ama bunu destekleyen bir belge gösterilmemiştir. 19. yüzyılın sonuna dek ovanın ortasındaki yerleşim küçük bir köy olarak kaldı.

Hacı Bektaş Rivayeti: Belge mi, Yerel Anlatı mı

Suluova'da en çok sözü edilen rivayet, Yeniçeri Ocağı'nın adının burada konduğudur. Kaymakamlığın aktardığı biçimiyle Necip Fazıl Kısakürek'in Yeniçeri adlı eserinde 1326'da Orhan Gazi yeni kurduğu askerleriyle "Saluca Karahöyük"te, yani Kümbettepe'de Hacı Bektaş-ı Veli'nin yanına gelir, elini öper ve yeni askere bir ad konmasını ister; Hacı Bektaş de onlara "Yeniçeri" adını verip dua eder. Belediye aynı olayı Hammer, Lamartine, Kienitz, Neşri ve Oruç Bey'e dayandırır; Hammer'e göre Orhan, Amasya dolaylarında Suluca Kenaryun (Karahöyük) köyünde oturan Hacı Bektaş'tan yeni asker için dua, sancak ve ad istemeye gitmiştir. Belediyenin anlatımında Hacı Bektaş'ın Antep, Antakya, Maraş, Sivas, Tokat, Amasya, Çorum, Yozgat ve Kırşehir'den sonra Sulucakarahöyük'e yerleşip son dergâhını burada kurduğu da ileri sürülür; Kısakürek'e göre bu bölgede yedi yıl kalmıştır.

Burada dikkatli olmak gerekir. Hacıbektaş ilçesinin (Nevşehir) eski adı da Suluca Karahöyük'tür ve Velayetname ile Hacıbektaş çevresindeki rehber metinler bu adı Nevşehir'deki yerleşim için kullanır. Velayetname'de ayrıca Hacı Bektaş'ın Osman Gazi'ye kılıç kuşatıp Elif Tac giydirdiği yazılıdır; bu metin olayı Orhan Gazi'ye bağlayan anlatılardan ayrışır. Belediye de Hacı Bektaş'ın doğum ve ölüm tarihleri ile yaşadığı dönem konusunda farklı görüşler bulunduğunu, dönemin kaynaklarının azlığı yüzünden konunun farklı yorumlara açık kaldığını kabul eder. Anlatı bu yüzden belgeyle kanıtlanmış bir olaydan çok yerel bir sahiplenme olarak okunmalıdır.

Bataklıktan Bereketli Ovaya

1950'den önce ovanın önemli bir bölümü, suyun durgunlaştığı sazlıklarla, bataklık ya da su birikintileriyle kaplıydı. Drenaj kötü olduğundan taban suyu ve tuzluluk tarım arazilerini bozuyor, sıtma yüzünden ova yaz aylarında yaşanmaz hale geliyordu. Verimli toprakların azlığı ve düşük verim yüzünden kurak yıllarda kıtlık görülürdü. Ticaret Odası'nın yazdığına göre bu bölgede bir zamanlar 6-7 aileyi geçmeyen bir topluluk otururdu.

Dönüşüm iki aşamada gerçekleşti. İlk aşama 1950'de Marshall yardımıyla çiftçiye traktör ve makine dağıtılmasıyla başladı. Bataklıklar kurutuldu, bozuk drenajlı alanlar ıslah edildi, ovada büyük yer tutan verimsiz çayır ve meralar sökülüp tarıma açıldı. Asıl sıçrama ise bilinçli tarımın başladığı şeker fabrikasıyla geldi.

Amasya Şeker Fabrikası

Amasya Şeker Fabrikası'nın temeli 13 Eylül 1953'te, Cumhurbaşkanı Celal Bayar, Başbakan Adnan Menderes, İşletmeler Vekili Sıtkı Yırcalı ve Türkiye Şeker Fabrikaları Genel Müdürü Baha Tekand'ın ve binlerce kişinin katıldığı törenle atıldı; Bayar temele ilk harcı "uğurlu olsun" dileğiyle koydu. Fabrika 11 Eylül 1954'te işletmeye açıldı ve Türkiye'nin sekizinci şeker fabrikası oldu.

Kuruluşta günde 1.890 ton pancar işleyen tesisin kapasitesi 1965'te 2.400 tona, 1968'de 4.800 tona, sonradan 5.500 tona çıkarıldı; yılda yaklaşık 550 bin ton pancardan 65 bin ton kristal şeker üretildi. Fabrika 1991'e kadar Türkiye Şeker Fabrikaları'nca yönetildi ve tamamen özelleştirilen ilk şeker fabrikası oldu. Çiftçi ortağı Pancar Ekicileri Kooperatifi'nin payı kuruluşta yüzde 23 iken bugün yüzde 71,5'tir. Melası değerlendirmek için 1996'da bir etil alkol tesisi devreye girdi. 2006-2007 kampanyası 71 gün sürdü, 338 bin ton pancar işlendi ve 37.450 ton kristal şeker elde edildi. Eski anlatımlarda ilk kampanya için dokuz binden fazla çiftçi, 73 günlük süre, 110 bin tonu aşkın pancar ve 17 bin tonun üzerinde şeker gibi rakamlar da dolaşır; bunları resmî bir belgeyle teyit edemedik.

Fabrikanın en kalıcı etkisi tarımda görüldü. Şirketin ziraat mühendisleri çiftçiye modern teknikleri öğretti, ayni krediler verildi; pancarın ardından buğday verimi arttı, önceden yok denecek kadar az olan meyve bahçeleri ve kavakçılık gelişti. Küspe, melas, pancar kuyruğu ve yaprak gibi yan ürünler besiciliği hızla büyüttü. Bu gelişme sanayiyi canlandırdı, okullaşma oranını yükseltti ve yoğun göç getirdi; şehir merkezi fabrika yönüne kaydı, 1957'de belediye kuruldu. Suluova'ya bu yüzden "fabrikanın etrafında doğan ilçe" denir.

Gelenler Taşova, Ladik, Gümüşhacıköy, Kavak, Zile ve Vezirköprü gibi komşu ilçelerden, ayrıca Kars, Erzurum, Gümüşhane, Sivas ve Karadeniz Bölgesi'ndendi. TÜİK sayımlarına göre ilçe nüfusu 1960'ta 19.538 (merkez 6.199), 1985'te 46.426, 2000'de 54.123 idi; 2007'de 47.428'e inip 46-47 bin bandında kaldı. Şeker Fabrikası'nın yanında Et ve Balık Kurumu ile kömür ocakları 1960, 1970 ve 1975 sayımlarında merkezde hızlı artış sağlamıştı. 1975'ten sonraki ekonomik kriz, 1980 sonrasında Şeker Fabrikası ile Et ve Balık Kurumu'nun özelleştirilmesi, kömür işletmelerinin dış rekabete dayanamaması ve hayvancılıktaki kriz iş imkânlarını azalttı, nüfus artışı yavaşladı. İlçe bugün Organize Sanayi ve Tarıma Dayalı İhtisas Organize Besi Bölgeleri sayesinde yeniden göç alan bir yer olmayı hedeflemektedir.

Kömür, Soğan ve Besi Ovası

Linyit. Eski Çeltek'te 1911 dolaylarında keşfedilen linyit önce askerin ısınma ihtiyacını karşıladı, demiryollarının ve lokomotiflerin yaygınlaşmasıyla önem kazandı. 1927'de Devlet Demir Yolları ve Limanları İdaresi işletmeye başladı. Bugün İl Özel İdaresi'nin açık ve kapalı işlettiği ocağın yıllık kapasitesi yaklaşık 250 bin tondur.

Tarım. Buğday, soğan, arpa, şeker pancarı, pancar tohumluğu, mısır, ayçiçeği, haşhaş ve nohut yetiştirilir. Harmanağılı, Yolpınar, Uzunoba, Saluca, Kurnaz ve Boyalı gibi köylerde elma, şeftali ve kiraz önemli geçim kaynağıdır, dağ köylerinde ceviz de yaygınlaşmıştır. Akdağ eteklerinde başlayan ormanların yaklaşık yüzde 50'si karaçam, yüzde 40'ı sarıçam, yüzde 5'i kayın ve yüzde 5'i meşedir. Yerel basında Suluova soğanı coğrafi işaretli olarak anılır, ancak tescil bilgisini doğrulayamadık; soğan yarışmaları ilçedeki şenlikler kapsamında yapılır.

Besicilik. Kaymakamlığın verdiği rakamlara göre ilçede yaklaşık 51 bin büyükbaş, 9.500 küçükbaş ve 924 bin kanatlı hayvan bulunur. Tarıma Dayalı İhtisas Besi OSB'de 2023 başında 32 besi ve üç sanayi tesisi faaliyetteydi; Ekur Et Entegre Tesisi günde 400 büyükbaş kesim ve işleme kapasitesine, biyogaz tesisleri 7,6 megavat elektrik üretimine sahipti. Genişleme alanıyla birlikte 152,5 hektara ve yaklaşık 20 bin baş kapasiteye ulaşarak Türkiye'nin en büyük besi OSB'si olması hedeflenmiştir. İlçede yem, gıda, tekstil, yumurta ve et entegre, mermer, parke taşı ve plastik ürünleri üreten tesisler de vardır.

Yedikır Barajı ve Yedikuğular Kuş Cenneti

İlçe merkezinin 4 ile 10 km yakınında (kaynaklar farklı mesafe verir) bulunan Yedikır, eski adıyla Acıkır mevkiinde Tersakan Çayı'ndan kanallarla beslenen toprak dolgu bir sulama barajıdır. Yapımına 1979'da başlandığı, 1985 ya da 1986'da tamamlandığı belirtilir. Göl yaklaşık 70 bin dönüm arazinin sulanmasında kullanılır. Hacmi için Kaymakamlık metninin bir yerinde 60 milyon m³, bir başka yerinde 300 milyon m³ yazılıdır; 60 milyon m³ daha sık tekrarlanır ve baraj çevrenin en büyük sulama barajı olarak anılır.

Göl, kuşların göç yolu üzerindedir. Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu'nun 17 Ağustos 1989 tarihli kararıyla birinci derece doğal sit alanı ilan edildi, yaban hayatı koruma sahası oldu ve "Yedikuğular Kuş Cenneti" adını aldı. Alan Doğal Hayatı Koruma Derneği'nin "Türkiye'nin Önemli Kuş Alanları" kitabında 57. sırada yer alır; Kaymakamlık büyüklüğünü 817 hektar olarak verir, başka kaynaklarda rakam değişir. Çevre ören yeri olarak düzenlenmiş, baraj sahası amatör balıkçılığa açılmıştır.

Kuş türü sayısı için farklı yıl ve ölçütlerle 34, 100'ün üzerinde, 170, 200'den fazla ve 230 rakamları verilmiştir. Amasya Üniversitesi'nden zoolog Murat Karavin, Amasya'da gözlenen yaklaşık 250 türün büyük bölümünün Yedikır'da raporlandığını, 170 kadarının burada görüldüğünü belirtir. Ak pelikan Türkiye'deki iki üreme alanından birini burada bulur ve ortadaki ada "pelikan adası" diye anılır. Angıt ve karabatak da önemli türlerdendir; çok sayıda türün alanda ürediği belirtilir. 2021'de Doğa Koruma ve Milli Parklar ekiplerince bir çift telli turna saptanıp koruma altına alınmış, çift ertesi yıl yine görülmüştür. Türkiye'de yalnızca 2-3 kez gözlenen tarla kazının da burada görüldüğü bildirilmiştir. Gölün adı yerel anlatıya göre burada kışlayan ötücü kuğu sürüsünden gelir; bir yerel gazete Ocak 2025'te 12 ötücü kuğunun kışladığını yazmıştır. "Yedi kuğu"nun bir efsaneye dayandığını gösteren bir metin bulamadık.

Alan bugün Suluova Belediyesi'nce "Yedi Kuğular Millet Bahçesi" olarak düzenlenmiştir. Belediye başkanı 2019'da girişteki ücretlerin kaldırıldığını, ziyaretçilerin gölet çevresinde kendi mangal ve semaverlerini kullanabileceğini duyurmuş, planlar arasında olimpik yüzme havuzu da anılmıştı. Yedikır Sosyal Tesisleri'nde küçük bir misafirhane ve çocuklu aileler için bir mini hayvanat bahçesi bulunur.

Doğal Güzellikler ve Türbeler

  • Kapaklı Orman Fidanlığı: Akdağ eteklerinde 1.000 m yükseklikte, 42 hektarlık alanda meşe ve karaçam ormanı, mesire yeri ve fidan üretim tesisi.
  • Derinöz Barajı: İlçenin doğusunda, Derinöz Deresi üzerinde 3,5 milyon m³ hacimli sulama göleti; Ladik Ovası'nın ve Suluova Ovası'nın bir bölümünü sular, çevresi mesire alanıdır.
  • Gani Baba Türbesi ve piknik alanı: Saygılı Köyü'nün altında, Tersakan kıyısında; Horasan'dan Anadolu'ya gelen Gazi Derviş Şeyh Abdülgani el-Halvetî'nin mekânıdır.
  • Akdağ yaylaları: Haziranın son haftasında Akdağ Köyleri ve Köylüleri Derneği yayla şenliği düzenler.
  • Yatırlar: Alaflı Dede (1 Eylül Mahallesi, istasyon bahçesi üstündeki mezarlık), Gökçe (Delil) Baba, Erenler Türbesi (Hacı Hayta Mahallesi; vasiyeti gereği hâlâ su akıtılan Alevi su arkı), Avdan Dede (Akören koruluğu) ve Seyyid Yahya (Yolpınar). Yerel kaynaklar bu kişilerin Suluova'ya yerleşimi sağlayanlar olduğunu, bugün dilek tutmak için ziyaret edildiklerini yazar.

Atatürk Suluova'dan Geçerken

Mustafa Kemal 12 Haziran 1919 Perşembe günü saat 10.00 sularında Havza'dan Amasya'ya hareket etti. Yerel anlatıya göre bakımsız yolda Benz marka araba bugünkü 1 Eylül (Hacı Hayta) Mahallesi'ndeki hanlar civarında su kaynattı; Mustafa Kemal arabadan inip arkadaşlarıyla yürümeye başladı ve Ali Ulvi Elöve'nin "Dağ Başını Duman Almış" marşını ilk kez burada söylediler. Bu sözlü bir anlatıdır, belgeyle desteklenmemiştir. 1928'de Harf ve Dil Devrimi'ni tanıtmak için çıktığı gezide de Hacıbayram istasyonunda trenden inip halkla selamlaştığı, dönemin Amasya valisi Faik Bey ve nahiyeyi temsil eden bir heyetçe karşılandığı anlatılır. 1930 gezilerinde ise Mirdehor'da (Oğulbağı) nakliye ve yaylı arabacılık yapan Caba Dayı'nın onu Kurtuluş köprüsü ve Eymir güzergâhından Amasya'ya götürdüğü yerel anlatılardan bilinir.

Kültür, Mutfak ve Güreş

Suluova'nın kültürü, farklı yörelerden gelenlerin son otuz kırk yılda kaynaşmasıyla biçimlenmiştir. Merkezde düğünler salonlarda yapılır, köylerde ise Cuma başlayıp üç gün süren geleneksel düğün yaşar. İlk gün kızbaşı ve yiğitbaşı seçilir, gelin uzağa gidecekse çeyiz sergilenir; ikinci gün gelin ve damat hamama gider, damat tıraş edilir, yatsıdan sonra kına ilahi ve dualarla yakılır; üçüncü gün gelin alınırken kapı kitlenip kapı parası ve kardeş yolluğu alınır, yastık satılır, damadın evinde gelinin başına leblebi ve para serpilir. Ertesi günkü "duvak" töreniyle gelin damadın akrabalarıyla tanışır. Nişandaki "ebede" töreni (hediyelerin gelinin başından geçirilmesi), bohça getirme ve eksik görme de yerleşik adetlerdendir.

Askere gidecek gençler bir ay önceden belirlenir, aynı dönemde gidenler birbirine "tertip" der. Çocuk diş çıkarınca buğday kaynatılıp şekerle karıştırılır ve "diş hediği" olarak komşulara dağıtılır. Baharda çocuklar çiğdem toplayıp ev ev dolaşır, karşılığında topladıkları un, şeker ve yağla yapılan helvayı köyün bütün çocuklarına dağıtır. Hıdırellez'de kimse tarlaya, bağa ya da bahçeye gitmez, dilekler kâğıda yazılıp gül dalına asılır. Yeni ev yapılırken çatıda helva direği çevresine asılan elbiselik kumaşlar evi yapan ustaya hediye edilir.

Mutfak et ve sebze ağırlıklıdır; yörede en çok tahıl, ayçiçeği ve haşhaş üretilir. Tarhana ve yarma çorbası, bulgur pilavı, baklalı dolma, cızlak (akıtma) ve haşhaş çöreği sık yapılır. Keşkek bunların başında gelir: kurutulup çemenlenmiş et, sığır kemiği, kabuğu soyulmuş buğday ve ıslatılmış nohut biraz salçayla özel bir çömlekte, kızgın fırında bir gece boyunca pişirilir ve tereyağlı salçalı sosla sunulur. Baklalı dolma, yaprak sarmanın et yerine kabuğu soyulmuş baklayla muska biçiminde sarılan türüdür. Haşhaş çöreğinde ayçiçeği yağı ve dövülmüş haşhaşla kaplanan hamur kıvrılıp dilimlenir, yoğurtlu yumurta sürülerek fırınlanır.

Düğünlerde Sinsin, Fanzara, Hoşbilezik, Yelleme, Topalkız, Mektepli, Noktalı, Mahirçavuş, Temirağa ve Semah gibi, farklı yörelerden gelmiş oyunlar oynanır. Güreş ilçede ayrıcalıklı bir yere sahiptir; yurt içinde ve dışında başarı kazanmış güreşçiler yetişmiştir. Kuruluş yıldönümünün kutlandığı 1 Eylül şenliklerinde karakucak güreşleri, sünnet şöleni ve yöresel yarışmalar yapılır.

Eğitim ve Yetişen Kişiler

İlçede okuma-yazma oranı yüksektir. Orta öğretimde Fen Lisesi, Anadolu liseleri, Sağlık, Ticaret, Teknik ve Kız Meslek liseleri ile bir İmam Hatip Lisesi bulunur; 2011-2012 öğretim yılında açılan Amasya Üniversitesi Suluova Meslek Yüksekokulu Gıda İşletme, Veterinerlik, Çevre Koruma Teknolojileri, Mülkiyet Koruma ve Güvenlik ile Bitkisel ve Hayvansal Üretim bölümleriyle eğitim verir. Halk Eğitim Merkezi köylerde giyim, nakış, iğne oyası ve halıcılık kursları açar.

Yerel kaynakların ilçeden yetiştiğini söylediği kişiler arasında Feriz köyünden Hacı İvad Paşa olarak anılan Süleyman Paşa, Gala köyünden Es-Seyyid Muhyiddin Efendi, Gani Baba diye anılan Abdülgani Hazretleri sayılır. Bu kişilere dair ayrıntılı belgeye ulaşamadık.

Ziyaret Notları

  • Ulaşım: Ankara'ya Kaymakamlık metni bir yerde 248, bir yerde 335 km yazar; karayolu mesafesi için 335 daha makuldür. Samsun-Sivas demiryolunda Suluca ve Hacıbayram istasyonları vardır. Göynücek 60 km, Gümüşhacıköy 47 km, Hamamözü 65 km uzaktadır.
  • Mevsim: Kuş gözlemi için ilkbahar ve sonbahar göç dönemleri, kuğular için kış, yayla için yaz uygundur.
  • Konaklama: Şeker Fabrikası'nın, Öğretmenevi'nin ve Yedikır Sosyal Tesisleri'nin misafirhaneleri vardır; kalabalık dönemlerde Amasya şehir merkezi daha çok seçenek sunar.

Kronoloji

MÖ 2. binyıl: Kümbettepe'de Asur Ticaret Kolonileri ve Eski Hitit çağı seramikleri.

1101 (5 Ağustos): Merzifon Ovası'nda Haçlı ordusu yenilir, kaçanlar Suluova düzlüğüne dağılır.

1209 ve 1225: Halifet Gazi Medresesi'nin yapımı ve vakfiyesi; Suluova arazileri vakıf sınırında anılır.

1348: Seyyid Necmeddin Yahya, Hakala'da zaviye yaptırır; vakıfları 1355'te düzenlenir.

1386: Amasya Osmanlı'ya katılır.

1402: Çelebi Mehmed, Hakala'da Kara Devlet Şah'ı ortadan kaldırır.

1464: Kasım Bey Medresesi (belediyenin verdiği yapım tarihi).

1520: Tahrir defterinde Argoma ve Akdağ nahiyeleri; Hakala 119 hane, Alevi 64 hane.

1903: Alevi köyü nahiye olur.

1927: Eski Çeltek linyiti Devlet Demir Yolları'nca işletmeye başlanır.

1944 (19 Ağustos): Alevi köyüne Suluca adı verilir; 1946'da ad Suluova olur.

1953 (13 Eylül): Şeker fabrikasının temeli atılır; fabrika 11 Eylül 1954'te açılır.

1957 (1 Eylül): Suluova ilçe olur.

1989 (17 Ağustos): Yedikır birinci derece doğal sit ilan edilir.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

  • Abdizade Hüseyin Hüsameddin Yaşar, Amasya Tarihi (belediye ve kaymakamlık metinlerinde aktarılan bölümler).
  • Strabon, Geographika, XII. kitap (Amaseia bölümü).

Akademik çalışmalar

  • Ahmet Kavas, "Haçlılara Vurulan İlk Darbe: Merzifon Muharebesi (5 Ağustos 1101) ve Türk Tarihindeki Yeri", Journal of Medeniyet Politics, 2019 (DergiPark).

Resmî kaynaklar

  • T.C. Suluova Kaymakamlığı, "İlçemiz ve Tarihi" ve "Yedikır Kuş Cenneti" (suluova.gov.tr). suluova.gov.tr
  • T.C. Suluova Belediyesi, "Tarihçe" (suluova.bel.tr). suluova.bel.tr
  • Türkiye Kültür Portalı, "Yolpınar Köyü Kasım Bey Medresesi" ve "Yedikuğular Kuş Cenneti" (kulturportali.gov.tr). kulturportali.gov.tr

Diğer kaynaklar

  • Suluova Ticaret Odası, "Suluova'nın Tarihçesi" ve "Sanayi: Şeker Fabrikası" (suluovatso.org.tr). suluovatso.org.tr
  • Anadolu Ajansı, "Yedikır Barajı 230 kuş türüne ev sahipliği yapıyor" (2022), "Yedikır Baraj Gölü 170 kuş türüne ev sahipliği yapıyor" (2024) ve "Amasya'da Türkiye'nin en büyük besi OSB'si oluşturuluyor" (2023). aa.com.tr
  • Necip Fazıl Kısakürek, Yeniçeri; Hammer, Büyük Osmanlı Tarihi (aynı metinlerde aktarılan bölümler).
  • Vikipedi, "Suluova" (Türkçe ve İngilizce) ve "Merzifon Muharebesi".
  • Hacıbektaş gezi rehberi (hacibektasmobil.com), "Suluca Karahöyük".

Çevrimiçi kaynaklar