Özgün Metin

Vezin: fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün

‘Ārife devletden istiġnā gibi devlet mi var
Terk-i leẕẕāt-ı cihān etmek ḳadar leẕẕet mi var
Şāh-ı ālī-cāhdan dervīş-i ḫāṭır-rīşe dek
Kimseye taḫt-ı serāy-ı dehrde rāḥat mı var
‘Āşḳ-ı ḥüsn-i pāk ezelden ḫāṣlar maḫṣūsudur
Yoḳsa ‘āmīlerde heyhāt öyle ḫāṣiyyet mi var
Leẕẕāt īrāş eylenir āmīzeş-i enbā‘-ı dehr
‘Āḳıle ‘uzlet gibi sermāye-i ‘izzet mi var
Naḳş-ı Şīrīn kūhda āsāndır ammā ben gibi
Kūhkende kūh-ı miḥnet çekmeye ṭāḳat mı var
Yār ḳatlimçün vużū’ ḳılmış taḳarrub ‘azmini
Yā żamīrinde namāzım ḳılmaġa niyyet mi var
Ey Basīrī ‘abdin aḥvāli aña ma‘lūm iken
Dergeh-i Mevlāda ‘arż-ı ḥācete ḥācet mi var

Günümüz Türkçesiyle

1. Ârif için devlete (dünya nimetine) ihtiyaç duymamak gibi bir devlet var mıdır? Dünyanın lezzetlerini terk etmek kadar bir lezzet var mıdır?

2. Yüce makamlı padişahtan gönlü yaralı dervişe kadar, dünya sarayının tahtında kimin rahatı vardır?

3. Temiz güzelliğe duyulan aşk, ezelden seçkinlere ayrılmıştır; yoksa heyhat, sıradan insanlarda öyle bir özellik var mıdır? (Neşirde "‘Āşḳ-ı" diye basılan kelime "‘Işḳ-ı" olmalıdır. "Hâs" ile "hâsiyyet" kelimeleri aynı köktendir.)

4. Dünya halkıyla karışıp kaynaşmak (insana zillet) getirir; akıllı kişi için yalnızlığa çekilmek gibi bir izzet sermayesi var mıdır? (İlk mısra neşirdeki biçimiyle anlaşılamamaktadır. "Enbā‘" kelimesi büyük ihtimalle "ebnā" (oğullar, halk), "leẕẕāt" da bir okuma ya da dizgi hatası olmalıdır; ikinci mısradaki "izzet" ile karşıtlık, burada "zillet" gibi bir kelimenin bulunduğunu düşündürür. Aktarım bu tahmine dayanır.)

5. Dağa Şirin'in resmini çizmek kolaydır; ama benim gibi sıkıntı dağını çekmeye gücü yeten bir dağ delen var mıdır? (Dağ delen Ferhad, Şirin'e kavuşmak için Bîsütun dağını delmiş, kayalara Şirin'in suretini kazımıştır.)

6. Sevgili beni öldürmek için Tanrı'ya yaklaşma niyetiyle abdest almış; yoksa gönlünde benim (cenaze) namazımı kılmaya niyet mi var?

7. Ey Basîrî, kulun hâli O'na malum iken, Mevlâ'nın dergâhında ihtiyacını arz etmeye ihtiyaç var mıdır?

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir yedi beyitlik bir gazeldir ve aruzun remel bahrinden "fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün" kalıbıyla yazılmıştır; kaynak vezin göstermez, kalıp taktimden çıkar. Redif "mi var" sözüdür; kafiye "-et" sesine dayanır: devlet, leẕẕet, rāḥat, ḫāṣiyyet, ‘izzet, ṭāḳat, niyyet, ḥācet. Her beyit bir soruyla biter ve bu sorular cevabı belli olan, inkâr anlamı taşıyan sorulardır. Mahlas son beyitte "Basīrī" yazımıyla geçer.

Bu gazel Basîrî'nin divan nüshasındaki Türkçe şiirler arasında yoktur. Ahmet Kartal onu "Basîrî'nin Diğer Şiirleri" başlığı altında, Cemal Kurnaz'ın 1999 tarihli kitabından aktarır; Kurnaz'ın kaynağı makalede belirtilmez. Yazım günümüz imlâsına yakındır ("etmek", "ḳadar"). Dördüncü beytin ilk mısraı neşirdeki biçimiyle anlam vermez ve büyük ihtimalle bir okuma ya da dizgi hatası taşır; aktarımda bu yer açıkça belirtilmiştir. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmiyor.

Anlam ve Söz Sanatları

Gazel, Basîrî'ye verilen şiirler arasında öğüt ve hikmet tonu belirgin olanlardandır. İlk beyitte "devlet" ve "lezzet" kelimeleri iki kez tekrarlanır: ârifin devleti, devlete ihtiyaç duymamaktır; en büyük lezzet de lezzetleri terk etmektir. Kelimenin kendi zıddıyla tanımlandığı bu söyleyiş, tasavvufun istiğna ve terk fikrini kısa bir paradoksla anlatır. İkinci beyitte padişah ile derviş, dünyanın iki ucu olarak yan yana getirilir; dünya bir saraydır, ama tahtında kimse rahat değildir.

Üçüncü beyitte "ḫāṣ" (seçkin) ile "ḫāṣiyyet" (özellik) arasında iştikak vardır; "‘āmī" (sıradan halk) kelimesi de "ḫāṣ" ile tezat kurar. Temiz güzelliğe duyulan aşk ezelden seçkinlere verilmiştir. Beşinci beyitte Ferhad ile Şirin hikâyesine telmih yapılır. Ferhad, Şirin'e kavuşmak için dağı delmiş ve kayaya onun resmini kazımıştır; şair, dağa resim çizmenin kolay olduğunu, asıl zor olanın "miḥnet dağı"nı çekmek olduğunu söyler ve kendini Ferhad'dan üstün görür. Kartal, Basîrî'nin şiirlerinde kendini Mecnun ve Ferhad ile karşılaştırıp onlardan üstün gördüğünü belirtir.

Altıncı beyit, ibadet terimleriyle kurulmuş bir tenasüp örneğidir: abdest (vużū'), Tanrı'ya yaklaşma (taḳarrub), niyet ve namaz. Sevgili âşığı öldürmeyi bir ibadet gibi, abdest alarak hazırlamaktadır; ya da âşığın cenaze namazını kılmaya niyetlenmiştir. Makta beyti "ḥācet" kelimesini iki kez kullanır: kulun hâli Tanrı'ya malum olduğuna göre, ihtiyacını arz etmeye ihtiyaç yoktur. Bu cinaslı söyleyiş, "arz-ı hâcete hâcet yok" diye bilinen kalıba dayanır ve gazeli bir tevekkül cümlesiyle bitirir.

Kaynakça

Akademik çalışmalar

Kitaplar

  • Ahmet Kartal, "Basîrî ve Türkçe Şiirleri", İlmî Araştırmalar: Dil, Edebiyat, Tarih İncelemeleri 10 (2000), s. 77-96, "Basîrî'nin Diğer Şiirleri", gazel 2: s. 96 (dipnot 22: Kurnaz 1999, s. 141-142); değerlendirme: s. 84, https://acikerisim.fsm.edu.tr/xmlui/handle/11352/1033.
  • Cemal Kurnaz, Türkiye-Orta Asya Edebî İlişkileri, Ankara: Akçağ Yayınları, 1999, s. 141-142 (Kartal 2000'in aktarımından; kitabın kendisi görülmedi).

Çevrimiçi kaynaklar