Özgün Metin

Vezin: mefā‘īlün mefā‘īlün fe‘ūlün

Revānīyle meger Pinti Ḥamīdüñ
Bir aradan yaradılmış revānı
Birinüñ nānı vaṣfı Lā-yeẕūḳūn
Birinüñ ṣuyı na‘tı Len-terānī
Velī Pinti Ḥamīdüñ nānı yine
İki ol deñlüdür āb-ı Revānī

Günümüz Türkçesiyle

1. Meğer Revânî ile Pinti Hamîd'in ruhları aynı yerden yaratılmış. ("Revân" hem ruh, can demektir hem de Revânî'nin mahlasını hatırlatır.)

2. Birinin ekmeğinin vasfı "Lâ yezûkûn" (tadamazlar), ötekinin suyunun sıfatı "Len terânî" (beni asla göremezsin) sözüdür. (İki söz de Kur'an'dan alınmıştır; biri cehennemdekilerin serinlik ve içecek tatmayacaklarını, öbürü Allah'ın kendisini görmek isteyen Hz. Musa'ya verdiği cevabı anlatan ayetlerde geçer. Yani birinin ekmeğini kimse tadamaz, ötekinin suyunu kimse göremez.)

3. Ama yine de Pinti Hamîd'in ekmeği, Revânî'nin suyunun iki katı kadardır. ("Âb-ı revân", akan su demektir; ifade aynı zamanda "Revânî'nin suyu" diye okunur. Yani Revânî, adı cimrilikle anılan Pinti Hamîd'den bile iki kat cimridir.)

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir üç beyitlik bir kıt'adır; beyitlerin ikinci mısraları kafiyelenir: revānı, Len-terānī, Revānī. Vezin aruzun hezec bahrinden "mefā‘īlün mefā‘īlün fe‘ūlün" kalıbıdır; tezkireler vezin göstermez. Basîrî'nin divan nüshasındaki Türkçe şiirler arasında yer almaz; Âşık Çelebi onu "Ḳıṭ‘a Der-ḫısset-i Revānī" (Revânî'nin cimriliği üzerine kıt'a) başlığıyla verir. Kınalızâde Hasan Çelebi ve Latîfî de kıt'ayı aktarır; Ahmet Kartal makalesinde Âşık Çelebi'den alır. Latîfî'deki metin iki yerde farklıdır: ikinci beyitte "vaṣf-ı nânı" ve "na‘t-ı âbı" tamlamaları ters kurulmuştur, üçüncü beyit ise "Ne deñlü nâm var Pinti Ḥamîdüñ" diye başlar. Latîfî neşrindeki "nâm" (ad, şöhret) ile Âşık Çelebi'deki "nân" (ekmek) Arap harfli yazıda yalnız bir noktayla ayrılır; Latîfî'nin okuyuşuyla son beyit "Pinti Hamîd'in ne kadar ünü varsa Revânî'nin suyu onun iki katıdır" demek olur.

Anlam ve Söz Sanatları

Kıt'anın bütün yapısı Revânî'nin mahlası üzerine kurulmuştur. "Revân" kelimesi Farsçada hem "ruh, can" hem de "akan" anlamına gelir. İlk beyitte kelime ruh anlamıyla kullanılır: Revânî ile Pinti Hamîd'in ruhları sanki aynı hamurdan yaratılmıştır. Son beyitte ise "āb-ı Revānī" tamlaması hem "akan su" hem de "Revânî'nin suyu" diye okunur. Bu tevriye, kıt'ayı bir kelime oyunundan hicve dönüştürür. Âlî'nin naklettiğine göre Revânî bu mahlası, Edirne'de Tunca kıyısındaki bahçeler arasında oturmasından ve ırmağın akışından esinlenerek seçmişti; Basîrî'nin "akan su" ile oynaması bu bakımdan da yerindedir.

İkinci beyitte iki Kur'an ifadesi iktibas yoluyla kullanılır. "Lā yeẕūḳūn" (tatmazlar) sözü, cehennem ehlinin orada ne serinlik ne de içecek tadacağını anlatan ayeti, "Len terānī" (beni asla göremezsin) sözü de Hz. Musa'nın Allah'ı görmek istemesi üzerine aldığı cevabı hatırlatır. Basîrî bu iki ağır ifadeyi bir sofranın ekmeğine ve suyuna uygular: birinin ekmeği tadılmaz, öbürünün suyu görülmez. Kutsal metinden alınan sözlerin gündelik bir cimrilik şikâyetine taşınması, hicvin keskinliğini artırır. Son beyitte ise karşılaştırma bir hesapla bağlanır: Pinti Hamîd'in ekmeği bile Revânî'nin suyunun iki katıdır. Adı cimrilikle anılan birinin, Revânî'nin yanında cömert sayılması kıt'anın son nüktesidir.

Tarihî Bağlam

Kıt'anın söyleniş sebebini tezkireler farklı anlatır. Kınalızâde'ye göre Basîrî bazı dostlarıyla Revânî'nin evine gitmiş, orada aç kalınca bu kıt'ayı söylemiştir. Latîfî ise başka bir olay nakleder: Basîrî bir gün Revânî'ye gidip ona bir kaside sunmuş; Revânî cömertliğini göstermek için kethüdasıyla birkaç akçe göndermiş, ama ne kadar göndereceğine karar veremediği için kethüdayı bazen yoldan geri döndürmüştür. Sonunda gelen akçe on taneymiş, beşi kızıl, beşi kurşun. Basîrî buna çok gücenmiş ve bu kıt'ayı yazıp aynı kethüdayla Revânî'ye geri göndermiştir. Latîfî aynı yerde, Revânî'nin cimriliğini konu alan başka kıt'alar da aktarır; Kartal'ın Basîrî'ye verdiği bunlardan birinde şair, yemek istemek için Revânî'nin mutfağına gittiğini ve oradaki hizmetkârı açlıktan köpük kusar halde gördüğünü söyler.

Revânî (ö. 930/1523-24), Edirneli bir şairdi. TDV İslâm Ansiklopedisi'ne göre Yavuz Sultan Selim'in tahta çıkmasından sonra Matbah-ı Âmire, yani saray mutfağı kâtipliğinde ve eminliğinde bulunmuş, daha sonra Ayasofya ve Bursa kaplıcaları mütevelliliği görevlerini üstlenmiştir. Saray mutfağının emini olmuş bir kişinin sofrasında aç kalmak, Basîrî'nin hicvine ayrı bir tuz katar. Âşık Çelebi de Basîrî'nin Ayasofya vakfının artan gelirlerinden bir ulûfesi olduğunu söyler; iki şairin yolu bu yüzden de kesişmiş olabilir, ama kaynaklar bunu açıkça söylemez.

Revânî bu hicve cevapsız kalmamıştır. Latîfî onun Basîrî'ye yazdığı bir kıt'ayı da aktarır: "Ey Bâsirî ḳatı göñli ḳaradur şûḫınuñ / Gel’e inṣâf idelüm sen de biraz alacasın". Kartal'a göre Revânî burada, Basîrî'nin abraş hastalığı yüzünden "Alaca" lakabıyla anılmasına gönderme yapar. Latîfî ayrıca, Revânî'nin bir gün Basîrî'ye "Bizi çoğu gazelinde cimrilikle anıyorsun" demesi üzerine Basîrî'nin "Kerem ile medh ideyüm" (cömertlikle öveyim) diye karşılık verdiğini nakleder. Bu karşılıklı kıt'alar, iki şair arasındaki atışmanın meclislerde bilinen bir latife konusu olduğunu gösterir.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

  • Âşık Çelebi, Meşâ'irü'ş-şu'arâ, hzl. Filiz Kılıç, Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2018 (e-kitap), s. 180, 182, Basîrî maddesi. ekitap.ktb.gov.tr
  • Latîfî, Tezkiretü'ş-şu'arâ ve Tabsıratü'n-nuzamâ, hzl. Rıdvan Canım, Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2018 (e-kitap), s. 149-150, Basîrî maddesi. ekitap.ktb.gov.tr
  • Kınalızâde Hasan Çelebi, Tezkiretü'ş-şu'arâ, hzl. Aysun Sungurhan, Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2017 (e-kitap), s. 236-237, Basîrî maddesi. ekitap.ktb.gov.tr

Akademik çalışmalar

Kitaplar

Çevrimiçi kaynaklar