Özgün Metin

Vezin: mef‘ūlü fā‘ilātü mefā‘īlü fā‘ilün

Ey nûr-ı çeşm-i Ahmed-i Muhtâr yâ Hüseyn
Ey yâdigâr-ı Hayder-i Kerrâr yâ Hüseyn
Ey cân u dil serîrine sultân yâ Hüseyn
V’ey Kerbelâ’da şâh-ı şehîdân yâ Hüseyn
Çeşm-i çerâg-ı âlem ü nûr-ı cemâl-i Hak
Cân-ı cihân u rahmet-i Rahmân yâ Hüseyn
Rûşen yüzünde sûre-i ve’ş-şemsi ve’d-duhâ
Şânunda nâzil âyet-i Kur’ân yâ Hüseyn
Hâk-i rehün katında şehâ seng-rîzedür
Dürr-i Aden’le la’l-i Bedehşân yâ Hüseyn
Hüsnün güninde olmaya bir berg-i sebzce
Bâg-ı bihişt ü ravza-i rıdvân yâ Hüseyn
Ceddün Resûl-i pâk ü atan şâh-ı Murtazâ
Ammün imâm-ı dîn şeh-i merdân yâ Hüseyn
İy nûr-ı çeşm-i Fâtıma mahbûb-ı ins ü cân
İnletdi bizi mihnet-i devrân yâ Hüseyn
Mâh-ı Muharrem irdi dem-i mâtem oldı
Oldun bu ayda gün gibi pinhân yâ Hüseyn
Kan agladı şafak da şehâ şefkatünden âh
Ol dem ki itdiler seni kurbân yâ Hüseyn
Devr-i zamâne döndi vü âlem yıkıldı san
Dutdı cihânı nâle vü efgân yâ Hüseyn
Mâtem tonını geydi bulutlar bölük bölük
Bârân gam-ıla kopdı çü tûfân yâ Hüseyn
Gökler boyandı göge vü gün geydi karalar
Mahv oldı arada meh-i tâbân yâ Hüseyn
Yırtdı yüzini nâhun-ı hasretle mihr ü mâh
Agladı yir ü gök sana yeksân yâ Hüseyn
Çarhun büküldi bili vü sındı sitâresi
Encüm saçıldı yire çü bârân yâ Hüseyn
Deryâlar acıdı sana akar sular dahı
Taşlar alup dögindi firâvân yâ Hüseyn
Kanlar döküp firâk-ıla her kişi dir ki âh
Kanı ne oldı sevgülü cânân yâ Hüseyn
Gül gibi çihre kana boyandı firâk ile
Çâk itse tan mı gonca giribân yâ Hüseyn
Sünbül saçını çözdi vü gül getdi kendüden
Sûsen elinde hançer-i bürrân yâ Hüseyn
Eydür zebân-ı hâl ile kanı ne yirdedür
Şimr-i la’în ü nekbet-i Mervân yâ Hüseyn
Âl-i resûle kankı yüzi kara böyle ider
Olsun Yezîd’e la’net-i Yezdân yâ Hüseyn
Her kim seni ve âlüni cânı gibi sevmeye
İtden beterdür ol nice insân yâ Hüseyn
Bezm-i gamunda âteş-i hasretle yanmayan
Olsun hemîşe ney gibi nâlân yâ Hüseyn
Derdâ ki tâs-ı çarh-ı felek hânedânuna
Gâhî içürdi zehri gehî kan yâ Hüseyn
Sen deşt-i Kerbelâ’da susuz biz bunda âh u dâd
Yire mi geçdi çeşme-i hayvân yâ Hüseyn
Dervişem âstânuna yüz süre gelmişem
Şâh-ı keremsin eylegil ihsân yâ Hüseyn
Haşr güninde el benüm etek senün şehâ
Komagıl anda teşne vü üryân yâ Hüseyn
Kandur şarâb-ı Kevsere Sâfî kulunı sen
Geydür libâs-ı hulle-i rıdvân yâ Hüseyn
Rahmet seni sevüp yoluna cân virenlerün
Olsun hemîşe hil’ati îmân yâ Hüseyn
Olsun kamu muhibbüne rûzî yarınki gün
Şürb-i na’îm ü ni’met-i gufrân yâ Hüseyn
Olsun sana ve âlüne Rûhu’l-emîn müdâm
Kerrûbilerle medh ü senâ-hân yâ Hüseyn

Günümüz Türkçesiyle

1. Ey seçilmiş peygamber Ahmed'in gözünün nuru Hüseyin; ey düşmana dönüp dönüp saldıran Haydar'ın (Hz. Ali'nin) yadigârı Hüseyin.

2. Ey can ve gönül tahtının sultanı Hüseyin; ey Kerbelâ'da şehitlerin şahı Hüseyin.

3. Ey âlemin gözünün ışığı, Hakk'ın güzelliğinin nuru; ey dünyanın canı, Rahmân olan Allah'ın rahmeti Hüseyin.

4. Parlak yüzünde Şems ve Duhâ sureleri okunur; senin şanına Kur'an ayetleri inmiştir, ey Hüseyin. (Şems "güneş", Duhâ "kuşluk vakti" demektir; yüzün parlaklığı bu iki surenin adlarıyla anlatılır.)

5. Ey şah, Aden incisi de Bedahşan lali de yolunun toprağı yanında çakıl taşıdır, ey Hüseyin.

6. Güzelliğinin güneşi karşısında cennet bahçesi ve Rıdvân'ın bahçesi bir yeşil yaprak kadar bile olamaz, ey Hüseyin. ("Gün" kelimesi hem gün hem güneş anlamına gelir.)

7. Deden temiz Resul, baban Allah'ın razı olduğu şah Ali'dir; amcan da din imamı, yiğitlerin şahıdır, ey Hüseyin. (Mısradaki "amca" ile kimin kastedildiği metinden açıkça anlaşılmıyor; "din imamı" ve "yiğitlerin şahı" sıfatları çoğunlukla Hz. Ali için kullanılır.)

8. Ey Fâtıma'nın gözünün nuru, insanların ve cinlerin sevgilisi; zamanın sıkıntısı bizi inletti, ey Hüseyin.

9. Muharrem ayı geldi, matem vakti oldu; bu ayda güneş gibi gözden kayboldun, ey Hüseyin. (Ay ile güneş arasında bir ilgi kurulur; Hz. Hüseyin Muharrem ayında şehit edilmiştir.)

10. Ey şah, seni kurban ettikleri o anda, sana duyduğu şefkatten şafak bile kan ağladı, ey Hüseyin. (Şafağın kızıllığı bu ağlayışa bağlanır.)

11. Zamanın dönüşü değişti, sanki dünya yıkıldı; cihanı inilti ve feryat kapladı, ey Hüseyin.

12. Bulutlar bölük bölük matem elbisesi giydi; yağmur gamdan tufan gibi koptu, ey Hüseyin.

13. Gökler maviye, morluğa boyandı, güneş karalar giydi; parlak ay da arada yok oldu, ey Hüseyin. (Mavi ve siyah, matem renkleri olarak düşünülür.)

14. Güneş ile ay hasret tırnağıyla yüzlerini yırttı; yer ile gök senin için bir olup ağladı, ey Hüseyin. (Matemde yüzü tırnakla yırtmak eski bir yas âdetidir.)

15. Feleğin beli büküldü, yıldızı kırıldı; yıldızlar yağmur gibi yere saçıldı, ey Hüseyin.

16. Denizler, hatta akan sular bile sana acıdı; taşlar da ellerine taş alıp bol bol dövündüler, ey Hüseyin. ("Acımak" hem merhamet etmek hem suyun acı, tuzlu olması anlamına gelir; denizlerin tuzluluğu bu acımaya bağlanır.)

17. Herkes ayrılıkla kanlar döküp "ah, hani o sevgili canan, ne oldu" der, ey Hüseyin. (Mısra başlarındaki "kanlar" ile "kanı", yani "hani", arasında ses benzerliği vardır.)

18. Gül gibi yüz ayrılıkla kana boyandı; gonca yakasını yırtsa şaşılır mı, ey Hüseyin. (Goncanın açılması, matemde yaka yırtmaya benzetilir.)

19. Sümbül saçını çözdü, gül kendinden geçti; süsenin elinde keskin bir hançer var, ey Hüseyin. (Sümbülün dağınık yaprakları matemde çözülen saça, süsenin sivri yaprakları hançere benzetilir.)

20. Herkes hâl diliyle "lanetli Şimr ile uğursuz Mervân nerede" der, ey Hüseyin. (Şimr, Hz. Hüseyin'i şehit edenlerin başında anılır; Mervân, Emevî ailesinden bir isimdir.)

21. Hangi yüzü kara, Resul'ün ailesine böyle yapar; Yezîd'e Allah'ın laneti olsun, ey Hüseyin.

22. Seni ve aileni canı gibi sevmeyen, nasıl bir insan olursa olsun itten beterdir, ey Hüseyin.

23. Senin gamının meclisinde hasret ateşiyle yanmayan, her zaman ney gibi inlesin, ey Hüseyin.

24. Yazık ki feleğin çarkının kâsesi senin hanedanına kimi zaman zehir, kimi zaman kan içirdi, ey Hüseyin.

25. Sen Kerbelâ çölünde susuz kaldın, biz burada ah ve feryat ediyoruz; âb-ı hayat pınarı yere mi geçti, ey Hüseyin.

26. Bir dervişim, eşiğine yüz sürmeye geldim; sen cömertlik şahısın, ihsan eyle, ey Hüseyin.

27. Ey şah, mahşer gününde el benim, etek senin; beni orada susuz ve çıplak bırakma, ey Hüseyin. ("El benim etek senin", şefaat için birinin eteğine yapışmak demektir.)

28. Kulun Sâfî'yi Kevser şarabına kandır, ona cennet bahçesinin elbisesini giydir, ey Hüseyin.

29. Seni sevip yoluna can verenlere rahmet olsun; onların hil'ati her zaman iman olsun, ey Hüseyin.

30. Yarınki günde, yani kıyamette, bütün sevenlerine cennet nimetlerinin içeceği ve bağışlanma nimeti nasip olsun, ey Hüseyin.

31. Cebrail (Rûhu'l-emîn) Kerrûbî meleklerle birlikte sürekli sana ve ailene övgü okusun, ey Hüseyin.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir otuz bir beyitlik bir kasidedir ve aruzun muzâri bahrinden "mef‘ūlü fā‘ilātü mefā‘īlü fā‘ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Kaynak vezin göstermez; kalıp taktimden çıkar. Her beyit "yâ Hüseyn" redifiyle biter; kafiye "-ân" sesidir: Muhtâr ve Kerrâr'dan sonra sultân, şehîdân, Rahmân, Kur'ân, Bedehşân, rıdvân diye sürer. İlk beyitte kafiye "-âr" iken ikinci beyitte iki mısra da "-ân" ile kafiyelenir; bu ikinci beyit, kasidenin asıl kafiyesini başlatan yeni bir matla gibidir. Mahlas "Sâfî" yirmi sekizinci beyitte geçer; son üç beyit dua bölümüdür. Dokuzuncu beytin ilk mısraı bu metinde bir hece eksik görünür; aynen bırakılmıştır.

Kaside, Cezerî Kasım Paşa'nın bugün tek nüshası bilinen divanından alınmıştır. Bu nüsha İsmail E. Erünsal'ın özel kütüphanesindedir ve divan Ahmet Sevgi ile Hakan Sevindik tarafından 2016'da yayımlanmıştır. Burada verilen metin, Erünsal'ın Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü'ndeki maddesinde o neşirden (s. 110-113) aktarılan metindir. Erünsal, TDV İslâm Ansiklopedisi'ndeki maddesinde divanda yalnız üç kaside bulunduğunu, bunlardan ilkinin Hz. Hüseyin'e, diğerlerinin Fâtih Sultan Mehmed ile II. Bayezid'e yazıldığını belirtir. Kaside bu yüzden divanın başında yer almaktadır.

Anlam ve Söz Sanatları

Kaside, Hz. Hüseyin'e yazılmış bir övgü ile onun Kerbelâ'da şehit edilişine yakılmış bir ağıtı birleştirir. Divan edebiyatında Kerbelâ olayını ve Hz. Hüseyin'i konu alan şiirler genellikle mersiye adıyla anılır. Sâfî'nin şiiri üç bölümde ilerler. İlk sekiz beyit övgüdür: Hz. Hüseyin Peygamber'in gözünün nuru, Hz. Ali'nin yadigârı, Fâtıma'nın sevgilisidir; yüzü Şems ve Duhâ surelerinin okunduğu bir sayfa, yolunun toprağı incilerden ve lallerden değerlidir. Bu bölümde Kur'an'dan, cennetten ve değerli taşlardan alınmış imgeler arka arkaya sıralanır.

Dokuzuncu beyitle birlikte şiir Muharrem ayına ve mateme döner. Bundan sonraki on beyitte bütün tabiat yas tutar: şafak kan ağlar, bulutlar matem elbisesi giyer, yağmur tufan gibi boşalır, gök morarır, güneş karalar giyer, ay ortadan kaybolur, yıldızlar yere saçılır, denizler acıyarak tuzlanır, taşlar dövünür. Gül yüzünü kana boyar, gonca yakasını yırtar, sümbül saçını çözer, süsen eline hançer alır. Şair, tabiattaki her olaya Hz. Hüseyin'in yası ile ilgili bir sebep bulur; divan şiirinde hüsn-i talil denen bu sanat, kasidenin bu bölümünü baştan sona örer. Matem âdetlerinin, yani yüz yırtmanın, saç çözmenin, yaka parçalamanın, gökteki ve bahçedeki varlıklara yüklenmesi teşhis sanatının da güçlü bir örneğidir.

Bu bölümde dikkati çeken ses ve anlam oyunları vardır. On altıncı beyitte "acımak" fiili hem merhamet etmek hem de suyun tuzlu olması anlamında kullanılır; denizlerin acılığı onların Hz. Hüseyin'e acımasına bağlanır. On yedinci beyitte "kanlar" ile "kanı" (hani, nerede) kelimeleri ses bakımından birbirine yaklaştırılır. Yirmi birinci beyitte "Yezîd" ile "Yezdân" (Allah) kelimeleri aynı mısrada karşılaşır ve lanet bu ses benzerliğiyle pekiştirilir. Yirmi dördüncü beyitte feleğin kâsesinin Ehl-i beyte kimi zaman zehir, kimi zaman kan içirdiği söylenir; beyit zehir ve kan kelimeleriyle hanedanın uğradığı farklı ölümlere telmihte bulunuyor olabilir. Yirmi beşinci beyitte Kerbelâ'daki susuzluk ile âb-ı hayat pınarı karşılaştırılır.

Son bölümde şair kendine döner. Kendini Hz. Hüseyin'in eşiğine yüz süren bir derviş olarak tanıtır ve mahşer gününde onun eteğine yapışacağını söyler. "El benüm etek senün" sözü, şefaat dileğinin halk arasındaki deyimle ifadesidir. Mahlas beytinde Kevser şarabı ve cennet elbisesi istenir; böylece Kerbelâ'daki susuzluk ile cennetteki Kevser, çıplaklık ile cennet hullesi karşı karşıya konur. Kaside, Hz. Hüseyin'i sevenler için rahmet ve Cebrail ile meleklerin övgüsünü dileyen dualarla kapanır. Şiirin bütününde Peygamber ailesine duyulan sevginin, Osmanlı şiirinde yaygın olan Ehl-i beyt sevgisi çerçevesinde dile getirildiği görülür.

Tarihî Bağlam

Kasidenin ne zaman yazıldığı bilinmiyor. Erünsal, divandaki kasidelerin azlığına ve tevhid ile na't bölümlerinin bulunmayışına bakarak nüshanın şairin hayatının erken bir döneminde derlenmiş olabileceğini düşünür. Divandaki diğer iki kaside Fâtih ile II. Bayezid'e yazıldığına göre bu derlemenin, Kasım Paşa'nın Fâtih tarafından Amasya'daki Şehzade Bayezid'in defterdarlığına atandığı yıllarla aynı döneme düşmesi mümkündür; ancak kaynaklar bu konuda açık bir bilgi vermez. Tezkireler Sâfî'nin divanının meşhur olduğunu söylemekle birlikte bu kasideden söz etmez.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Akademik çalışmalar

Resmî kaynaklar

  • Sehî Beg, Heşt-Bihişt, hzl. Günay Kut, Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay. (e-kitap), s. 31-32, Kâsım Paşa maddesi. ekitap.ktb.gov.tr

Çevrimiçi kaynaklar