Amasya'nın Merkez ilçesindeki Gökmedrese Mahallesi, adını mahallenin ortasında yükselen Gök Medrese Külliyesi'nden alır. Şehrin Tokat yoluna doğru açılan kesiminde, Amasya Müzesi'ne üç yüz metre kadar uzaklıkta yer alan mahalle, gündelik hayatı hakkında az şey bilinen, buna karşılık adını verdiği yapının XIII. yüzyıl Anadolu mimarisinin tartışmalı örneklerinden biri sayıldığı bir yerleşim birimidir. Yapının mavi ve mor sırlı tuğlalarla bezeli türbe kasnağı, yüzyıllardır hem külliyeye hem de çevresine adını veren "gök" rengini taşır. Mahallenin hikâyesi bu yüzden büyük ölçüde bir yapının hikâyesidir; yapının banisi, işlevi ve tarihi ise Amasya'nın Selçuklu'dan İlhanlı idaresine geçtiği kırılgan yıllarla iç içedir.
Adın Kökeni
Mahalle adı doğrudan Gök Medrese yapısına dayanır. Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın kayıtlarına göre yapı, sekizgen türbe kasnağındaki mavi sırlı tuğlalardan dolayı bu adı almıştır. TDV İslâm Ansiklopedisi'nin Gökmedrese Camii maddesi ise adın iki nedene birden bağlandığını yazar: girişteki bölümün medrese olarak kullanılması ve bitişikteki türbenin mor ve firuze renkli çini ile sırlı tuğlalarla süslenmiş olması. Kimi yayınlar türbenin külahındaki turkuaz çinileri öne çıkarır. Ayrıntıda küçük farklar bulunsa da kaynaklar "mavi ya da turkuaz sırlı malzeme" noktasında birleşir. Yapı, banisine nispetle Torumtay Camii olarak da anılır.
Ad, yapının kendi çağına kadar uzanır. Seyfeddin Torumtay'ın düzenlettiği vakfiyede yapıdan "Gökmedrese adıyla meşhur medrese" diye söz edilir; bu ibare, adın vakfiyenin yazıldığı sırada yerleşmiş olduğunu düşündürür. Yazımda da bir ikilik görülür: mahallenin resmî adı tek sözcükle "Gökmedrese", yapının adı çoğu kez iki sözcükle "Gök Medrese" yazılır ve kaynaklarda her iki biçim de yaygındır. Mahalle adının hangi tarihte, hangi idari işlemle verildiğine dair açık erişimli kaynaklarda belge bulunamamıştır; bu nedenle adın mahalle olarak ne zamandan beri kullanıldığı konusunda tarih verilmez.
Konumu
Kültür Portalı kayıtları Gök Medrese Camii ve türbesini Gökmedrese Mahallesi'nde, Mustafa Kemal Paşa Caddesi üzerinde gösterir ve yapıyı Amasya Müzesi'ne yaklaşık 300 metre uzaklıkta tarif eder. Amasya Belediyesi'nin kent rehberi camiyi Ferhat Sokak üzerinde verir; Kültür ve Turizm Müdürlüğü'nün yol tarifi ise yapıyı Amasya-Tokat yolunun şehir çıkışına yakın kesiminde belirtir. Bu bilgiler, mahallenin müzenin yakınında ve Tokat yönüne açılan hat boyunda uzandığını gösterir. Mahalle sınırlarına ilişkin resmî bir tarif bulunamadığından kesin bir sınır çizmek mümkün değildir.
Yapının eğimli bir arazi üzerine, kuzey-güney doğrultusunda inşa edildiği bilinir. Amasya tarihçisi Hüseyin Hüsameddin'in aktardığına göre külliyenin yükseldiği arsada daha önce bir kilise ve patrikhane bulunmaktaydı.
Gök Medrese Külliyesi
Mahalleyi anlatmak, büyük ölçüde bu külliyeyi anlatmaktır. Yapı; cami, medrese ve türbeden oluşan kapalı bir külliyedir. Kesme taştan örülmüş kalın ve dışa kapalı duvarları, türbe hariç tutulduğunda düzgün bir dikdörtgen oluşturan planı ve eyvan biçimli taç kapısıyla Selçuklu mimarisinin karakteristik özelliklerini taşır.
Banisi ve Tarihlendirme Tartışması
TDV İslâm Ansiklopedisi'ne göre yapıyı yaptıran kişi, II. Gıyaseddin Keyhusrev zamanında Amasya valiliğine getirilen Seyfeddin Torumtay'dır. Torumtay'ın kendi yaptırdığı, 677 (1278-79) tarihli türbe bugün binadan bir sokakla ayrılmış durumdadır ve Torumtay orada yatar. Bazı yayınlar onu Selçuklu dönemi Amasya emiri, bazıları ise İlhanlı valisi olarak tanıtır. Amasya 1243'teki Kösedağ Savaşı'ndan sonra İlhanlı nüfuz alanına girdiğinden, bu farklı adlandırmalar geçiş döneminin bir yansıması olarak okunabilir.
Yapının inşa tarihi kesin değildir. Özgün bir inşa kitabesi günümüze ulaşmamıştır; yerinden sökülen kitabenin izine rastlanmamıştır. Yapıda yalnızca 1316 (1898-99) tarihli bir onarım kitabesi ile kapı pervazında usta adına ait olması gereken bir ibare vardır. Tarihleme, Torumtay'ın bizzat düzenlettiği vakfiyeye dayanır; vakfiye 665 (1266-67) tarihlidir ve bu yüzden inşaatın en geç o yıl içinde bitirildiği kabul edilir. Kültür Portalı yapıyı 1267'ye, başka kaynaklar 1266-1267'ye tarihler. Dolayısıyla "1267", bir inşa tarihinden çok belgeye dayalı bir son tarihtir.
Fazilet Koçyiğit'in "Amasya Gökmedrese Camii Üzerine Bir Değerlendirme" başlıklı makalesi bu tarihe daha geniş bir çerçeveden bakar. Koçyiğit, vakfiyedeki "Gökmedrese adıyla meşhur medrese" ibaresinin yapının vakfiyeden önce inşa edilip tanınır hâle gelmiş olduğunu düşündürdüğünü belirtir. Süsleme programındaki farklılığı da Kösedağ Savaşı'ndan sonra saraya bağlı Konya Atölyesi'nin dağılmasıyla açıklar: ortak desen havuzundan kopan sanatçılar kendilerini ifade etmekte daha serbest davranmış, kabartmalar plastik bir değer kazanmaya başlamış, cephede pencere gibi büyük açıklıklar görülmüştür. Bu gerekçelerle yapı İlhanlılar dönemine ve XIII. yüzyıla ait sayılır, vakfiye tarihinden önce yapılmış olması gerektiği ileri sürülür.
Mimarisi
Kuzeydeki cephe, ortadaki taç kapı ve iki yanındaki pencerelerle üç bölüme ayrılır, iki ucu silindirik köşe kuleleriyle sınırlanır. Kuleler pahlanmış kübik kaideler üzerinde yükselir ve binaya anıtsal bir görünüm kazandırır. Yedi basamaklı merdivenle çıkılan cümle kapısı sivri tonozlu bir eyvanın içine yerleştirilmiştir. Eyvan kemerini ve yanlarındaki pencereleri çevreleyen bordürlerde alçak kabartma geometrik süsleme, birbirine iri zencireklerle bağlanan örgülü kaval silmeler görülür. Kapının iki yanındaki pencereler mukarnaslı kavsaraları, sütunçeleri ve köşelerdeki yarım küre kabaralarıyla birer mihrap nişi gibi düzenlenmiştir; sütunçe yüzeylerinde iç içe geçmiş kaz ayağı motifleri, bordürlerde sekiz kollu yıldız geçmeleri bulunur. Bu pencereler Selçuklu taş işçiliğinin güzel örnekleri arasında sayılır.
Koçyiğit, eyvan biçimli taç kapının Anadolu'da yalnızca Niğde Sungur Bey Camii'nin doğu kapısında bir benzerinin bulunduğuna dikkat çeker. Cephedeki büyük ve bezemeli pencerelerin Moğol istilasından sonra yaygınlaştığını, benzer bir uygulamanın Amasya Bimarhanesi'nde de (1308) görüldüğünü ekler. Köşe kuleleri Kayseri Hunat Hatun, Sivas Gökmedrese ve Kırşehir Cacabey medreselerini, türbenin yapıya eklenmesi ise Isparta Atabey Ertokuş ve Kırşehir Cacabey örneklerini hatırlatır.
Kapıdan girildiğinde, dörderden iki sıra hâlinde dizilmiş sekiz haçvari kesitli payeyle üç nefe ayrılmış, uzunlamasına uzanan bir iç mekân karşılanır. Mihraba dik gelişen neflerin her birinde beşer bölüm bulunur ve bu on beş bölümün bir kısmı kubbe, bir kısmı tonozla örtülüdür. Kubbe ve tonozların bugünkü simetrisiz durumu ile kubbelerin kimi yerlerde yuvarlaklığını yitirip elips görünüm alması sonraki onarımların sonucudur. Orta nefte girişten hemen sonraki bölüm aydınlık fenerli bir kubbeyle, bir sonraki bölüm yıldız tonozla örtülmüştür. Albert Gabriel bu kubbenin ortasında geniş, dairesel bir açıklık bulunduğunu yazmıştır; Koçyiğit bugün aynı yerde sekiz kollu yıldız biçimli bir tahliye deliği bulunduğunu, iç avlulu camilerdeki gibi üstü fenerli bir şadırvanın burada yer almış olabileceğini düşünür. İç mekânda dikkate değer bir süsleme yoktur; mihrap yarım silindirik, çok sade bir nişten ibarettir ve Koçyiğit'e göre bugünkü alçı mihrap büyük olasılıkla 1963 onarımlarında yapılmıştır.
Camiden eyvan biçimli derin bir kemerle türbeye geçilir. Türbe kuzeydoğu duvarına bitişiktir ve içinde kimlerin yattığı bilinmez. Taştan kare bir kaide üzerinde küp biçimli kesme taş gövde ile onun üstünde yükselen tuğla kasnak, yapıya iki katlı olduğu izlenimini verir. Sekizgen kasnağın her yüzü dikdörtgen çerçeve içine alınmış sivri kemerli nişlerle hareketlendirilmiştir. Süslemenin yoğunlaştığı yer burasıdır: külahın hemen altında firuze sırlı tuğladan Kûfî bir yazı frizi dolaşır, kemer içleri ve köşe boşlukları mor ve firuze sırlı tuğlalardan geometrik geçme motiflerle, aralardaki boşluklar çini rozet ve yıldızlarla doldurulmuştur. TDV maddesi on altı köşeli yıldız kesitli külahın 1990'lı yıllarda yıkık durumda olduğunu bildirir; Kültür Portalı ise türbeyi yüksek kasnaklı, yıldız piramidal tuğla külahla örtülü olarak tanıtır.
Ziyaret yerinde, cenaze mahzeninin üstünde ve içten bir kubbeyle örtülü mekânda, üzerleri altıgen ve üçgen çini levhalarla kaplı ikisi küçük yedi sanduka görülür. Koçyiğit mekânın alt katının mumyalık olarak düzenlendiğini, yaşlı Amasyalıların mahzende sandukalar içinde mumyalar bulunduğunu anlattığını aktarır. Türbeye camiden açılan kemerin içi firuze ve mor tuğlalardan baklava dizileriyle, alınlığı yeşil çini levhalarla bezenmiştir.
Ahşap Kapı
Caminin özgün ahşap kapısı bugün Amasya Müzesi'nin etnografya bölümünde sergilenmektedir. Abanoz ağacından yapılmış, kündekârî ve geometrik oyma tekniğiyle bezeli kapı kanatları Selçuklu ahşap işçiliğinin güzel bir örneği sayılır. Kapıyı işleyen ustanın adı "Amele Ebu'l Müslim el-Neccar" biçiminde okunur; kapının üstündeki Arapça kitabede, insan öldüğünde amel defterinin kapandığını, ancak yararlanılan ilim, hayırlı evlat ve bırakılan hayrat olmak üzere üç şeyin bunun dışında kaldığını bildiren hadise yer verilmiştir. Gabriel ve Hüsameddin bu kişiyi yapının mimarı olarak tanıtmıştır; Koçyiğit ise ibarenin "marangoz" anlamına geldiğini, dolayısıyla adı geçen kişinin yalnızca kapıyı yapan usta olduğunu söyler.
Medrese ve Cami Tartışması
Yapının ilk inşa amacı araştırmacılar arasında tartışmalıdır. Kimi araştırmacılar eseri zaviyeli cami, kimileri medrese olarak değerlendirmiş, bir rasathane olduğunu öne sürenler de çıkmıştır. Koçyiğit bu görüşleri tek tek sınar. Zaviyeli camilerin çoğunlukla kırsal alanda yapıldığını, türbe ve mescidin yanında meydan evi, konukevi, mutfak, kiler ve ahır gibi bölümler içerdiğini, Gök Medrese'nin ise plan ve konum bakımından bu tipe uymadığını yazar. Rasathane iddiası için, bu tür yapılarda üstü açık bir kubbe ve kubbenin altında rasat kuyusu bulunması gerektiğini, Gök Medrese'de ise böyle bir iz görülmediğini belirtir; türbe külahının yüksek kasnağının da gözlem için uygun olmadığını ekler.
Vakfiye ise yapının hem cami hem medrese olarak kullanıldığını ortaya koyar. İsmet Kayaoğlu'nun incelediği Torumtay Vakfiyesi'nde eğitim ve müezzin için gelir ayrılmıştır; yapı "meşhur bir medrese" olarak anılır ve Cuma namazlarının da burada kılındığı anlaşılır. Koçyiğit, vakfiyede öğretim için ayrılan ücretin az miktarda buğdayla karşılanmasından, medresenin camiden bağımsız büyük bir kurum olmadığı, az sayıda öğrenciye hizmet veren bir bölüm olduğu sonucuna varır. Ona göre yapının temel işlevi camidir. Hüsameddin'in verdiği bilgiye göre medresenin ilk müderrisi Gıyaseddin Mahmud-ı Garmini adlı bir hekimdir ve bu, burada gök bilimleri eğitimi verilmediğinin delillerinden biri olarak gösterilebilir. Hüsameddin ayrıca caminin kuzey ve batısında taş malzemeyle yapılmış küçük odalardan, doğusunda ise altıgen planlı, üstü açık bir dershaneden söz eder; Koçyiğit bu odaları öğrenci hücreleri olarak yorumlar.
Türbe bölümü de aynı tartışmanın parçasıdır. Ali Mehmet Ünal'ın aktardığı bir görüşe göre bugünkü türbe, yapının özgün hâlinde dershane olarak kullanılan bir mekândı ve sonradan Torumtay'ın yakınlarının buraya defnedilmesiyle türbeye dönüştürüldü. Koçyiğit bu görüşü destekleyen işaretler bulur: türbeyi camiye bağlayan düz lentolu açıklık özgün görünmemektedir, Gabriel'in söz ettiği dış kapıya ilişkin bir kanıt da yoktur. Gök Medrese, Amasya'da inşa edilmiş sekiz medreseden biridir (II. Bayezid, Gök, Küçük Ağa, Büyük Ağa, Gümüşhacıköy Haliliye, Merzifon Çelebi Mehmed ve Suluova Yolpınar Köyü Kasım Bey medreseleri) ve Koçyiğit'in deyişiyle ne yalnızca cami ne yalnızca medrese olan, plan ve işlev bakımından tipik sayılamayacak bir yapıdır.
Amasya'nın hastane ve tıp geleneği, Anadolu Selçuklu ve İlhanlı dönemlerinde şehri kendine özgü kılan başlıklardan biridir. Bazı yayınlarda Gök Medrese'de görev yapan tıp insanlarından söz edilir; burada yalnızca Hüsameddin'in anlattığı ilk müderris Garmini'nin hekim olduğu bilgisi aktarılmakta, başka isimler bağımsız kaynaklarda doğrulanamadığı için yazılmamaktadır.
Mahalle Kültürü ve Gündelik Hayat
Mahallenin gündelik hayatına dair belgeli bilgi bulunamamıştır. Sakinlerinin meslekleri, geleneksel etkinlikleri, eski sokak adları ve sözlü anlatıları hakkında güvenilir ve erişilebilir bir kaynağa ulaşılamadığı için bu konuda tahmin yürütülmez. Belgelenen şudur: mahallenin merkezinde bir külliye vardır, cami ibadete devam etmektedir ve mahalle bu yapıyla anılmaktadır. Külliyenin özgün kapısı bugün müzededir; yapının kendisi ise yerinde durur.
Nüfus ve Değişim
TÜİK verilerini derleyen nüfus sitelerine göre Gökmedrese Mahallesi'nin nüfusu son yıllarda düzenli olarak azalmıştır. Derlemelerde mahalle nüfusu 2012'de 1.842, 2013'te 1.752, 2014'te 1.653, 2015'te 1.569, 2016'da 1.499, 2017'de 1.385, 2018'de 1.346 ve 2019'da 1.297 olarak geçer. Aynı türden bir derlemenin devamında 2020 için 1.208, 2021 için 1.151, 2022 için 1.145 ve 2023 için 1.104 kişi verilir (2023'te 547 erkek, 557 kadın). Son yıllara ait rakamlar arama sonuçlarındaki kısa metinlerden alınmıştır, ilgili sayfa açılamamıştır; bu nedenle ihtiyatla değerlendirilmelidir.
Bu seriye göre mahalle 2012 ile 2023 arasında yaklaşık 740 kişi, yani yaklaşık beşte iki oranında küçülmüştür. Kaynaklar bu azalmanın nedenlerini açıklamaz; yorum yapılmaz.
Günümüzde Gökmedrese
Gök Medrese Külliyesi bugün Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından korunan bir kültür varlığıdır. Cami bölümü ibadete açıktır, medrese bölümü ziyaretçilere açık durmaktadır. Külliye XX. yüzyılda Vakıflar Genel Müdürlüğü gözetiminde birkaç kez onarım görmüştür; kubbe ve tonozların farklı biçimleri ile 1898-99 tarihli onarım kitabesi de daha eski müdahalelere işaret eder. Torumtay vakfiyesinin bir kopyası Vakıflar Arşivi'nde bulunmaktadır.
Kronoloji
1243: Kösedağ Savaşı; ardından Amasya İlhanlı nüfuz alanına girer (genel Amasya bağlamı).
1266-1267 (H. 665): Seyfeddin Torumtay'ın düzenlettiği vakfiyenin tarihi; yapının en geç bu tarihte tamamlandığı kabul edilir. Yapıda inşa kitabesi yoktur.
1278-1279 (H. 677): Torumtay'ın kendi yaptırdığı ve bugün binadan bir sokakla ayrılmış olan türbenin tarihi.
1898-1899 (H. 1316): Yapıdaki onarım kitabesinin tarihi.
1963: Bugünkü mihrabın büyük olasılıkla yapıldığı onarım (Koçyiğit).
2012-2023: Mahalle nüfusu 1.842'den 1.104'e iner (TÜİK verilerine dayanan derlemeler).
Kaynakça
Akademik çalışmalar
- Selda Kalfazade, "Gökmedrese Camii", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 14, 1996, s. 140-142 (islamansiklopedisi.org.tr)
- Fazilet Koçyiğit, "Amasya Gökmedrese Camii Üzerine Bir Değerlendirme", Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi, c. 7, s. 35
- İsmet Kayaoğlu, "Turumtay Vakfiyesi", Vakıflar Dergisi, S. 12 (1978), s. 91-112
Resmî kaynaklar
- T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, Kültür Portalı, "Gök Medrese - Amasya" (kulturportali.gov.tr)
- Amasya Valiliği, Discover Amasya, "Gökmedrese Camii" (discoveramasya.com)
- T.C. Amasya Belediyesi, Kent Rehberi, "Gökmedrese Camii" (kentrehberi.amasya.bel.tr)
Diğer kaynaklar
- Erol Şaşmaz, "Gök Medrese Cami - Amasya Merkez", Tarihi Mekanlar Kişisel Ansiklopedi (turkiyenintarihieserleri.com)
- Albert Gabriel, Monuments Turcs d'Anatolie, c. II, Paris 1934, s. 20-25
- nufusu.com, "Merkez Mahalleleri Nüfusu Amasya" (TÜİK/ADNKS derlemesi, 2012-2019); 2020-2023 verileri nufusune.com arama sonuçlarından
Çevrimiçi kaynaklar
- https://www.kulturportali.gov.tr/turkiye/amasya/gezilecekyer/gok-medrese
- https://islamansiklopedisi.org.tr/gokmedrese-camii
- https://www.sosyalarastirmalar.com/articles/an-evaluation-on-amasya-gok-madrasah-mosque.pdf https://www.turkiyenintarihieserleri.com/?oku=953
- https://www.discoveramasya.com/icerik/76





