Özgün Metin

Vezin: Mefā‘ilün Fe‘ilātün Mefā‘ilün Fa‘lün

Zi dest-i şāh-ı cihān mī dehed nişān ḫancer
Ki kerd-i cevher ü zer cümle der-miyān ḫancer
Ḫuceste ḫażret-i şeh Bāyezīd-i Ġāzī ānek
Keşed kemīne ġulāmeş berāred vān ḫancer
Şehinşehī ki zi behr-i ġazā-yı ū āverd
Simāk nīze vü rāmiḥ zi āsmān ḫancer
Şehī ki mī şeved ez ḫavf-ı ḫancereş dem-i āb
Dem-i fürū şuden ez ḥalḳ-ı düşmenān ḫancer
Be-çeşm-i ḫışm eger bengered be-sūy-ı sipihr
Be-güfted ez kef-i ḫurşīd der-zemān ḫancer
Eger ne ḫaṣm zu himmet penāh bered be-baḥr
Çerā şudest ser-ā-ser zi māhiyan ḫancer
Be-ḥall-i müşkil-i düşmen çi ḥācet-i şemşīr
Cevāb mī dehedeş ez ser-i zebān ḫancer
Be-ḳaṣd-ı ḫasm-ı tu mīgerded āftāb meger
Ki mī kuned zi kerān tā kerān cihān ḫancer
Ve ger ne kīst be-ālem ki ber kesī be-keşed
Be-‘ahd-i ‘adl-i tu ey şāh-ı kāmrān ḫancer
Şehā be-ma‘reke-i ma‘rifet kemīne-i tu
Zenem be-ṣadr-ı büzürgān-ı nükte-dān ḫancer
Be-gāh-i baḥs̱ şeved fażl-ı men bedīd ārī
Be-rūz-ı ceng kuned cevhereş ‘ıyān ḫancer
Velī sezed ki şeved ḫāṣ-ı ḫażret-i sulṭān
Çü cevherī be-nümāyed der-imtiḥān ḫancer
Hezār beyt-i diger būd der-dil ez medḥet
Dırīġ ḳāfiye rā sāḫt şāyegān ḫancer
Be-cüz-i medīḥ tu kerdem zenem be-medḥ ü ġazel
Merā be-cāy-ı zebān bād derdehān ḫancer
Hemīşe yār-i kemer bend-i ḫusrevān bāyed
Mezīd mertebe ber tīġ ü ber sinān ḫancer
Kesī ki bā tu bedel bāşedet ḫayāl-i fülan
Cevāb bād hezāreş derūn-ı cān ḫancer

Günümüz Türkçesiyle

1. Hançer, cihan padişahının elinden bir nişan verir; o hançer ki mücevheri ve altını bütünüyle kendi ortasına almıştır. ("Miyân" hem orta hem de bel demektir; mücevherli ve altın işlemeli hançer, padişahın belinde taşınır.)

2. O mübarek hazret, Gazi Bayezid şahtır ki onun en aşağı kulu bile hançer çeker. (Mısraın sonundaki "berāred vān" ibaresi açık değildir; Filiz Kılıç beyti "en değersiz kulu bile böyle hançer çeker" diye anlamlandırır.)

3. O öyle bir şahlar şahıdır ki onun gazası için Simâk yıldızı gökten mızrak, Râmih de hançer getirir. (Simâk, gökyüzünde iki parlak yıldızın adıdır; birine "Simâk-ı Râmih", yani mızraklı Simâk denir. Şair bu adı ikiye bölerek yıldızları padişahın savaşına silah taşıyan askerler gibi gösterir. Kılıç'ın çevirisinde bu beytin bir kısmı boş bırakılmıştır.)

4. O öyle bir şahtır ki onun hançerinin korkusundan, düşmanların boğazına indiği anda hançer bile su kesilir. (Beyit iki türlü okunabilir. "Dem" hem an hem de kılıç ağzı, "âb" hem su hem de çeliğin parlaklığı demektir; Kılıç beyti "onun hançerinin korkusundan düşmanların boğazına hançer saplanır" diye anlamlandırır.)

5. Eğer göğe öfkeli gözle bakacak olsa, güneşin avucundan o anda hançer düşer. (Güneşin ışınları, onun elindeki hançerler gibi düşünülmüştür.)

6. Düşman senin gayretinden korkup denize sığınmasaydı, deniz niçin baştan başa balıklardan hançer kesilirdi. (Denizdeki balıklar, oraya kaçan düşmanı bekleyen hançerlere benzetilir. Beytin söz dizimi kesin değildir; Kılıç onu "Eğer düşman gayretiyle denize sığınmamışsa, niçin hançer baştan başa balıkla dolmuş?" diye çevirir.)

7. Düşmanın müşkülünü çözmek için kılıca ne gerek var; ona hançer dilinin ucuyla cevap verir. (Hançerin keskin ağzı onun "dili" sayılır; düşmana verilecek cevabı hançer kendisi verir.)

8. Yoksa güneş senin düşmanını kastederek mi dönüp duruyor, çünkü cihanın bir ucundan öbür ucuna hançer sallıyor. (Güneşin ışınları yine hançere benzetilmiştir.)

9. Yoksa ey bahtı açık padişah, senin adalet devrinde dünyada kim kimseye hançer çekebilir. (Padişahın adaleti, insanların birbirine silah çekmesini imkânsız kılmıştır.)

10. Ey padişah, ben senin en aşağı kulun, bilgi savaşında nükteden anlayan büyüklerin göğsüne hançer vururum. (Şair burada kendini över: ilim tartışmalarında en bilgili kişileri bile yenecek güçtedir.)

11. Evet, ilmî tartışma vaktinde benim faziletim ortaya çıkar; savaş gününde de hançer kendi cevherini açığa vurur. ("Cevher" hem değerli taş hem de çeliğin özü ve kalitesidir; şair kendi faziletini hançerin cevherine benzetir.)

12. Hançer, sınandığında bir cevher gösterdiği için padişah hazretlerinin özel hançeri olmaya yaraşır. (Beyit, şairin de sınandığında değerini göstereceğini ve padişahın has kulu olmaya layık olduğunu ima eder.)

13. Gönlümde senin övgün için bin beyit daha vardı; ne yazık ki kafiye, hançer redifini "şâyegân" kıldı. ("Şâyegân", kafiyenin tükenip aynı ses ve eklerin tekrarlanmaya başlaması kusurudur; şair, övgüsüne değil kafiyeye yetecek kelimenin kalmadığını söyleyerek kasideyi bitirmenin gerekçesini kurar. Kılıç bu mısraı "Ne yazık ki hançer, kafiyeyi gölgeledi" diye çevirir.)

14. Eğer senin övgünden başka bir övgü ve gazel yazarsam, ağzımda dil yerine hançer olsun.

15. Kılıçtan ve mızraktan mertebece üstün olan hançer, her zaman padişahların kemerinin yoldaşı olmalıdır. (Beyit kasidenin dua bölümüdür; hançerin padişah belinden eksik olmaması, onun kudretinin sürmesi dileğidir.)

16. Hayalinde kendini sana denk sayan kimseye, canının içinde bin hançer cevap olsun. (Kılıç ikinci mısraı "canımın içindeki hançer binlerce cevap olsun" diye çevirir; burada "derûn-ı cân" ifadesi o kimsenin canı olarak anlaşılmıştır.)

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir on altı beyitlik Farsça bir kasidedir ve aruzun müctes bahrinden "mefā‘ilün fe‘ilātün mefā‘ilün fa‘lün" kalıbıyla yazılmıştır. Vezin tezkirede belirtilmez; beyitlerin ölçüsünden çıkarılmıştır. Her beyit "ḫancer" (hançer) redifiyle biter; kafiye nişān, miyān, āsmān, düşmenān, zebān, cihān, ‘ıyān, imtiḥān, sinān ve cān gibi kelimelerdeki "-ān" sesiyle kurulur. Kaside, padişah ve devlet büyükleri için yazılan uzun övgü şiiridir; ilk beyti kendi içinde kafiyeli bir matla‘dır. Şiirde mahlas geçmez.

Kasidenin tam metni yalnız Âşık Çelebi'nin Meşâ‘irü'ş-şu‘arâ'sında, dedesi Müeyyedzâde'ye ayırdığı maddededir. Filiz Kılıç'ın neşrinde gösterildiğine göre tezkirenin F nüshasında 4-6. ve 8-16. beyitler yoktur; 3. beyitteki "rāmiḥ" kelimesi de iki nüshada farklı okunur. Kılıç, dipnotta kasidenin Türkçe bir çevirisini verir. Buradaki günümüz Türkçesi aktarımı bu çeviri ve Farsça metin esas alınarak hazırlanmıştır. Çevirinin serbest kaldığı ya da boş bırakıldığı yerlerde (3, 4, 6, 13 ve 16. beyitler) başka okuma imkânları ayrıca belirtilmiştir.

Anlam ve Söz Sanatları

Kaside bütünüyle tek bir nesne, hançer üzerine kuruludur. Hançer bir yandan padişahın belinde taşıdığı mücevherli bir silah, bir yandan da onun kudretinin, adaletinin ve korkunçluğunun simgesidir. Şair bu nesneyi göğe, denize ve güneşe taşır: yıldızlar padişahın gazası için gökten silah getirir, güneşin ışınları hançer olur, denizdeki balıklar düşmanı bekleyen hançerlere döner. Bu mübalağalar kasidenin övgü bölümünü oluşturur. Yedinci beyitteki "dil" ile hançerin keskin ağzı arasında kurulan benzerlik, şairin redifi her beyitte başka bir anlama yöneltme çabasının iyi bir örneğidir.

Onuncu beyitten itibaren şair kendinden söz eder. Bu, kasidelerde "fahriye" denen ve şairin kendi hünerini övdüğü bölümdür. Müeyyedzâde kendini bir âlim olarak över: hançeri "ma‘rifet", yani bilgi savaşında, nükteden anlayan büyüklerin göğsüne vurur; ilmî tartışma anında fazileti, savaş günündeki hançerin cevheri gibi ortaya çıkar. "Cevher" kelimesinin hem değerli taş hem de çeliğin özü anlamına gelmesi, şairin kendini padişahın has hançerine benzetmesine imkân verir. On üçüncü beyit kasideyi bitirmenin zarif bir gerekçesidir: söylenecek övgü bitmemiştir, ama hançer redifine uyacak kafiye kalmamıştır. Son iki beyit kasidenin dua bölümüdür.

Tarihî Bağlam

Âşık Çelebi kasideyi şöyle tanıtır: "Sulṭān Bāyezīd'e ḫancer redīf ḳaṣīdesin virmişdür ki diyār-ı feṣāḥati tīġıyle alduġına delīldür." Yani Sultan Bayezid'e sunduğu hançer redifli kaside, fesahat ülkesini kılıcıyla fethettiğinin delilidir. Hüseyin Hüsâmeddin Yasar da Amasya Tarihi'nde kasidenin matla‘ını Arap harfleriyle aktarır ve aynı benzetmeyi tekrarlar: Müeyyedzâde fesahat ülkesini kılıcıyla almıştır. TEİS de bu kasideyi Müeyyedzâde'nin beğenilen şiirleri arasında sayar. Kaside ikinci beyitte padişahı "Bāyezīd-i Ġāzī" diye andığı için II. Bayezid'in padişahlığı yıllarına (1481-1512) aittir; yazıldığı yıl bilinmez.

Hüsameddin'in Arap harfleriyle verdiği matla‘ şöyledir:

زدست شاه جهان میدهد نشان خنجر
که کرد جوهر و زر جمله در میان خنجر

Bu metin, Âşık Çelebi neşrindeki çeviriyazıyla kelimesi kelimesine aynıdır. Hüsameddin'in neşrinde redif birinci mısrada "خنچر", ikinci mısrada "خنچز" diye dizilmiştir; ikisi de "ḫancer" kelimesinin dizgi hatasıdır ve burada düzeltilerek verildi.

Müeyyedzâde'nin bu övgüyü Farsça yazması, onun yetişmesiyle uyumludur. Fatih'in öfkesinden kaçtıktan sonra Şiraz'a gitmiş, Celâleddin Devvânî'den icazet almış ve Arapça, Farsça ve Türkçe şiir söyleyen bir şair olarak tanınmıştı. Âşık Çelebi, onun Farsça gazelleri ve kasideleri olduğunu da yazar. Kasidenin sunulduğu padişah, gençliğinde Amasya'da birlikte büyüdüğü Bayezid'dir. Bayezid'in kendisi de Farsça şiir yazmış, Farsça bir matla‘ına Müeyyedzâde'nin de aralarında bulunduğu dönemin şairleri nazireler söylemiştir. Kasidedeki fahriye bölümü de Müeyyedzâde'nin tezkirelerde anlatılan ilmî münazaralardaki şöhretiyle örtüşür.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Akademik çalışmalar

Kitaplar

Çevrimiçi kaynaklar