Amasyalıdır. Vezîr-i meşhûr Kayabaşılı Örümcek, Ankebut Ahmed Paşa’dır. 1089 senesi şevvâlinin yedisinde Amasya sancağı mutasarrıfı olup kendisi Resmo’da ikâmet eylediğinden Evkâf-ı Sultâniyye Mütevellisi Murâd Beyzâde Ahmed Ağa Amasya sancağı mütesellimi oldu.
Zilka’de gurresinde Abdülbâkî Efendi’nin yerine Ali Efendi Amasya kadısı oldu. Bu sene esbak Amasya müftüsü mevâlîden Ebussu’ûd Efendi ve fuzalâdan şâir-i meşhûr Amasya müverrihi ve Abdullah Paşa Müderrisi Abdî Efendi dâr-ı bekâya irtihâl etdi.
1090 senesi gurre-i muharreminde Amasya Alaybeyi Kadızâde Hüseyin Bey’e sadrâzamın himmetiyle Bolu sancağı tevcîh edildiğinden Boyacızâde Mahmûd Bey bin İbrâhim Bey Amasya alaybeyi oldu.
Rebîülevvelde şıkk-ı sânî defterdârı olan Merzifonî Hüseyin Ağazâde Hasan Efendi başdefterdâr ve hâs odadan çıkarılan Amasyalı Şa’bânzâde Şa’bân Ağa bin Mehmed Ağa şıkk-ı sânî defterdârı ve müteâkiben tezkire-i evvel Merzifonî Mustafa Efendi reîsü’l-küttâb oldu.
Zilkade gurresinde Kadı Ali Efendi’nin yerine selefi Hâfız Ahmed Efendizâde Abdülbâkî Efendi yine Amasya kadısı oldu. Bu sene ulemâ-yı fuzalâdan Ganîzâde Abdülfettâh Efendi bin el-Hâc Bünyâd Çelebi bin Mustafa Efendi vefât etdi.
1091 senesi muharreminde esbak şehir kethüdâsı iken Amasya’dan ihraç ve kalebend edilen Mumcuoğlu Seyyid Ahmed Ağa mazhar-ı afv-ı âlî [170] olup Amasya’ya geldi. Yeniçeri ocağında silahdâr ağası olan Amasyalı Ebûbekir Ağa evkâf-ı Sultâniyye mütevellîsi oldu. Kibâr-ı fuzalâdan üstâdu’l-küll Hızır Paşa Müderrisi Pîrîzâde el-Hâc Hüseyin Efendi dâr-ı naîme intikâl etdi.
Safer evâilinde Serdâr Ahmed Ağa’nın ref‘iyle yeniçeri ocağı çavuşlarından Amasyalı Çuçu Mustafa Ağa bin Ahmed Ağa yeniçeri serdârı oldu. Amasya müftüsü ve Sultâniyye Müderrisi Îydî Bayram Efendi her işe karışdığından rebîülevvelde fetvâdan azliyle kibâr-ı ulemâdan Pîrî Mehmed Efendi Amasya müftüsü oldu.
Cumâdelâhire gurresinde Köprülü Mehmed Paşazâde Fâzıl Mustafa Bey’e vezâret verilip kubbe nişîn ve Merzifon Müftüsü Mehmed Efendi Erzurum mollası oldu.
Şa’bânda mevlevîhâne şeyhi urefâ-yı ümmetten pîr-i muhterem Hasan Kudsî Dede Efendi vefât edib sâdât-ı Aleviye’den es-Seyyid Alâeddîn Dede Efendi Amasya Mevlevihânesi şeyhi oldu. Bu sene ulemâdan Osmân Efendizâde Abdurrahman Efendi ve mîrâhûr-ı sânî Merzifonî Ali Ağa vefât etdi.
1092 senesi Girit serdârı ve Amasya Mutasarrıfı Vezîr Ankebut Ahmed Paşa, Resmo’da vefât edib orada câmii köşesinde defnedildi. Kerîmesi Ümmühânî Hanım, zevci Amasyalı Ali Efendi ile İstanbul’a geldi. Amasya sancağı da Çorum Beyi Mahmûd Bey’e verildi. [171]
Günümüz Türkçesiyle
Amasyalıdır. Ünlü vezir Kayabaşılı Örümcek, yani Ankebût Ahmed Paşa'dır. 1089 [1678] yılı Şevval ayının yedisinde Amasya sancağının mutasarrıfı oldu. Kendisi Resmo'da oturduğundan Sultan vakıflarının mütevellisi Murâd Beyzâde Ahmed Ağa Amasya sancağının mütesellimi oldu.
Zilkade ayının ilk günü Abdülbâkî Efendi'nin yerine Ali Efendi Amasya kadısı oldu. Bu yıl, yüksek rütbeli kadılardan eski Amasya müftüsü Ebussuûd Efendi ile fazıllardan, ünlü şair, Amasya tarihçisi ve Abdullah Paşa Medresesi müderrisi Abdî Efendi ebedî âleme göçtü.
1090 [1679] yılı Muharrem ayının ilk günü Amasya Alaybeyi Kadızâde Hüseyin Bey'e sadrazamın yardımıyla Bolu sancağı verildiğinden Boyacızâde Mahmûd Bey bin İbrâhim Bey Amasya alaybeyi oldu.
Rebîülevvel ayında şıkk-ı sânî defterdarı (maliyenin üçüncü kolunun defterdarı) olan Merzifonlu Hüseyin Ağazâde Hasan Efendi başdefterdar; has odadan çıkarılan Amasyalı Şa'bânzâde Şa'bân Ağa bin Mehmed Ağa şıkk-ı sânî defterdarı oldu. Ardından birinci tezkireci Merzifonlu Mustafa Efendi reisülküttap oldu.
Zilkade ayının ilk günü Kadı Ali Efendi'nin yerine, ondan önceki kadı Hâfız Ahmed Efendizâde Abdülbâkî Efendi yeniden Amasya kadısı oldu. Bu yıl fazıl âlimlerden Ganîzâde Abdülfettâh Efendi bin el-Hâc Bünyâd Çelebi bin Mustafa Efendi öldü.
1091 [1680] yılı Muharrem ayında, daha önce şehir kethüdâsıyken Amasya'dan çıkarılıp bir kaleye hapsedilen Mumcuoğlu Seyyid Ahmed Ağa padişahın affına uğrayarak Amasya'ya geldi. Yeniçeri ocağında silahdar ağası olan Amasyalı Ebûbekir Ağa Sultan vakıflarının mütevellisi oldu. Büyük âlimlerden, herkesin hocası sayılan Hızır Paşa Medresesi Müderrisi Pîrîzâde el-Hâc Hüseyin Efendi ebedî âleme göçtü.
Safer ayının başlarında Serdar Ahmed Ağa görevden alınarak yeniçeri ocağı çavuşlarından Amasyalı Çuçu Mustafa Ağa bin Ahmed Ağa yeniçeri serdarı oldu. Amasya müftüsü ve Sultan Bâyezîd Medresesi müderrisi Îdî Bayram Efendi her işe karıştığından Rebîülevvel ayında müftülükten alındı ve büyük âlimlerden Pîrî Mehmed Efendi Amasya müftüsü oldu.
Cemâziyelâhir ayının ilk günü Köprülü Mehmed Paşazâde Fâzıl Mustafa Bey'e vezirlik verilerek kubbe veziri yapıldı; Merzifon Müftüsü Mehmed Efendi de Erzurum mollası oldu.
Şaban ayında Mevlevîhâne şeyhi, ümmetin ariflerinden saygıdeğer pir Hasan Kudsî Dede Efendi öldü; Hz. Ali soyundan gelen seyyidlerden es-Seyyid Alâeddîn Dede Efendi Amasya Mevlevîhânesi şeyhi oldu. Bu yıl ulemadan Osmân Efendizâde Abdurrahman Efendi ile ikinci mîrâhur Merzifonlu Ali Ağa da öldü.
1092 [1681] yılında Girit serdarı ve Amasya Mutasarrıfı Vezir Ankebût Ahmed Paşa Resmo'da öldü ve oradaki camisinin bir köşesine gömüldü. Kızı Ümmühânî Hanım, kocası Amasyalı Ali Efendi ile birlikte İstanbul'a geldi. Amasya sancağı da Çorum Beyi Mahmûd Bey'e verildi.
Açıklamalar ve Araştırma
Metindeki Eski Kelimeler
- ankebût: örümcek (Arapça)
- mevâlî: büyük kadılık rütbesindeki âlimler
- fuzalâ: fazıllar, bilgili kişiler
- müverrih: tarihçi
- dâr-ı bekâya irtihâl: ölmek, ebedî âleme göçmek
- himmet: yardım, destek
- şıkk-ı sânî defterdârı: maliyenin ikinci (zamanla üçüncü sayılan) kolunun defterdarı
- hâs oda: sarayda padişahın özel hizmetindeki oda
- tezkire-i evvel: sadrazamın birinci tezkirecisi
- reîsü'l-küttâb: divan kâtiplerinin başı, dış işlerini de yürüten görevli
- selef: bir görevde öncekini bırakan kişi
- kalebend: ceza olarak bir kaleye kapatılan
- mazhar-ı afv-ı âlî: padişahın affına uğrayan
- üstâdü'l-küll: herkesin hocası
- kubbe-nişîn: Kubbealtı'nda oturan, divan üyesi vezir
- urefâ: ârifler, tasavvuf ehli
- sâdât-ı Aleviyye: Hz. Ali soyundan gelen seyyidler
- kerîme: kız evlat
- zevc: koca
Ankebût Ahmed Paşa
Amasya sancağına altıncı ve son kez gelen Ankebût Ahmed Paşa, XVII. yüzyılda Amasya'nın yetiştirdiği en tanınmış devlet adamlarındandır. Hüsameddin'in biyografi ciltlerindeki geniş kaydına göre şehrin güneybatısındaki Kayabaşı Mahallesi'nden, zeamet sahibi Pehlivânzâde Mehmed Bey'in oğludur. Gürbüz yapılı, usta bir okçu ve pehlivan olduğundan genç yaşta IV. Murad tarafından has ahır hizmetine alınmış, Enderun'da okuma yazma öğrenmiş, Bayram Paşa'nın sadaretinde has ahır kethüdâsı, 1049 [1640] yılında da ikinci mîrâhur olmuştur. 1054'te Amasya sancak beyliğiyle Girit Savaşı'na gönderilmiş, oradaki başarıları üzerine Sivas beylerbeyi ve Anadolu serdarı olmuş, birkaç kez Amasya sancağını has olarak almıştır. 1060'ta vezirlik rütbesiyle Boğaz muhafızlığına, 1064'te Budin valiliğine getirilmiş, 1067'de Köprülü Mehmed Paşa seferdeyken sadaret kaymakamı olmuş, ancak Köprülü'nün yerine geçmeye çalıştığı söylenerek Konya valiliğiyle İstanbul'dan uzaklaştırılmıştır. 1071'de Girit serdarı ve muhafızı olup Hanya'da yıllarca oturmuş, Kandiye'nin 6 Eylül 1669'daki fethinde yararlıklar göstermiş, fakat serdâr-ı ekrem Fâzıl Ahmed Paşa onu gevşeklikle suçlayarak Resmo'ya göndermiştir. Fâzıl Ahmed Paşa'nın ölümünden sonra Kara Mustafa Paşa döneminde yeniden itibar görmüş, Girit valiliğine getirilmiştir.
Kandiye'nin fethinden sonra eyaletin beylerbeyliğine Ankebût Ahmed Paşa'nın tayin edildiği, şehrin Aya İleya mahallesinde onun adını taşıyan bir cami bulunduğu Osmanlı Girit'i üzerine yapılan araştırmalarda da yer alır. Hüsameddin'e göre Hanya, Kandiye ve Resmo'da camileri, mektepleri ve vakıfları, memleketi Kayabaşı'nda da bir camisi ve mektebi vardı; Kayabaşı malikânesini bu hayratın giderlerine vakfetmişti. Vakıf kayıtlarında "Pehlivan köyünde Ahmed Paşa Camii" diye geçen bu cami, Kayabaşı bağlarının merkezindeydi. Girit'in güneyindeki Hierapetra'da da onun adını taşıyan ve sonradan Aziz Yuhanna kilisesine çevrilen bir caminin bulunduğu bilinir.
Ölümü ve Resmo'daki Camisi
Hüsameddin bu maddede yalnız yılı verir; biyografide ise ölüm tarihini 21 Muharrem 1092 [Şubat 1681] olarak kaydeder. Mezarının yeri konusunda maddede "camisinin köşesinde", biyografide ise "yaptırdığı caminin minaresi dibinde" denir. Hüsameddin mezarı bizzat ziyaret edip mezar taşındaki kitabeyi yazıya geçirdiğini, ancak bu notların yandığını acı bir dille anlatır.
Bugünkü Resmo'da (Rethimno) "Ankebût Ahmed Paşa Camii" olarak bilinen yapı, aslında Venedik döneminin sonlarında Dominiken rahiplerinin Santa Maria Maddalena adına yaptırdığı üç nefli bir kilisedir. Anlatıldığına göre fetihten sonra Hüseyin Paşa, cemaatin kiliseden taştığını görünce burayı camiye çevirtmiş, cami onun halefi Ankebût Ahmed Paşa'nın adını almıştır. Kuzey nefin yanına eklenen minarenin üst kısmı kısa sürede yıkılmış, minare halk arasında "Kutsotrulis" (kesik kütük) diye anılmıştır. Yapı iki buçuk yüzyıl cami olarak kullanıldıktan sonra 1917'de yeniden kiliseye çevrilmiş, Meryem Ana'ya (Küçük Panaya) adanmış, 1920'de bir çan kulesi eklenmiştir; bugün kilise olarak ziyaret edilebilen beş eski Resmo camisinden biridir. Hüsameddin'in "binâ eylediği câmi" ifadesi ile yapının bir kiliseden dönüştürülmüş olması arasındaki fark, "bina etmek" sözünün o dönemde onarıp yeniden düzenlemeyi de kapsayabilmesiyle açıklanabilir; paşanın gömüldüğü minare dibi de büyük olasılıkla bu yapının yanındaydı. Bu son nokta bir çıkarımdır, mezarın bugün izine rastlanmadı.
Ümmühânî Hanım
Paşanın kızı Ümmühânî Hanım'ın hayatı Hüsameddin'in biyografi ciltlerinde ayrıca anlatılır. Babası Amasya mutasarrıfıyken doğmuş, paşanın divan kâtibi Ali Efendi ile evlenmiş, Resmo'da babasının sarayında oturmuştur. Biyografiye göre 1092'de babasının ölümü üzerine kocasıyla Hicaz'a gitmiş, kocasının da ölümünden sonra mallarını vakfedip 1114 [1702] yılında ölmüştür. Amasya'da Saraçhane Camii vaizine ve medresesinin müderrisine görev ödenekleri bağlamış, İstanbul'da Oruç Gazi Camii'ne de vakıf yapmıştır. Maddedeki "İstanbul'a geldi" kaydı ile biyografideki "Hicaz'a gitti" kaydı, ailenin önce İstanbul'a, oradan Hicaz'a geçtiği biçiminde birleştirilebilir. Kocası Ali Efendi için ise iki farklı künye verilir: paşanın biyografisinde "Hacı Nebîzâde Şeyhü'l-harem Ali Efendi bin Ahmed Ağa", Ümmühânî Hanım'ın biyografisindeki dipnotta ise "Kapancı Ali Paşa diye tanınan Ali Efendi bin Osman" denmiştir. Bu çelişki metinden çözülemiyor.
Abdî Efendi ve Tezkiresi
Maddede ölümü kaydedilen Abdî Efendi, Hüsameddin'in kaynakları arasında önemli bir yer tutar. Eserin giriş bölümüne göre, Darülhadis ya da Sofular adlarıyla da bilinen Abdullah Paşa külliyesinin medresesinde müderrislik yapan Abdî Efendi, 1000-1081 yılları arasında Amasya'da yetişmiş şairlerin hayatlarını ve şiirlerini toplayan bir şairler tezkiresi yazmış, bu esere başka hiçbir yerde kaydı bulunmayan depremler ve olaylar da eklemiştir. Hüsameddin eseri Amasya'da eksik bir nüsha olarak bulduğunu, ancak bu nüshanın da yandığını yazar. Torunlarından Rüşdü Ahmed Efendi dedesinin tezkiresine kendi döneminin şairlerini ekleyerek bir zeyl yazmış, oğlu Şeyh Ali Efendi de 1110'da Amasya seyyidlerinin defterini tutmuştur.
Abdî Efendi'nin ölüm yılı konusunda eserde bir tutarsızlık vardır: bu madde onu 1089 yılı ölümleri arasında sayarken, kendi biyografisi 1087 Zilhiccesinde öldüğünü yazar. Okuru yanıltabilecek bir nokta da adla ilgilidir. Hüsameddin'in "Abdîzâde" lakabı bu Abdî Efendi'den gelmez; eserin giriş bölümüne göre yazarın soyu, 1269 [1852-53] yılında ölen dedesi Abdî Ağa'ya dayanır ve aileye "Abdî oğulları" denmiştir.
Ölüm Kayıtlarındaki Farklar
Bu maddedeki ölüm kayıtlarından ikisi daha, Hüsameddin'in kendi biyografi ciltleriyle uyuşmaz. Ganîzâde Abdülfettâh Efendi'nin biyografisinde Trabzon kadılığından emekli olarak 1079 dolaylarında öldüğü yazılıdır; burada ise 1090 ölümleri arasındadır. Hızır Paşa Medresesi müderrisi Pîrîzâde el-Hâc Hüseyin Efendi'nin biyografisi ise onun 1098 yılının Regaib gecesinde öldüğünü söyler; burada 1091'de ölmüş gösterilir. Hüsameddin bu Hüseyin Efendi'yi Müfessir Hızır Efendi'nin öğrencilerinden, öğrencilerinin soyu iki yüzyıl kadar İstanbul'da süren büyük bir hoca olarak anar ve "silsile-i âliyyemiz ricâlindendir", yani kendi ilim zincirinin büyüklerinden olduğunu belirtir.
Mumcuoğlu Seyyid Ahmed Ağa'nın 1091'de affedilerek Amasya'ya dönmesi de dikkat çekicidir. Hüsameddin, Müfessir Hızır Efendi'nin biyografisinde, Hızır Efendi'ye iftira eden Mumcuoğlu Seyyid Ahmed Ağa'nın 1071 dolaylarında idam edildiğini yazmıştır. Oysa bu maddede ve sonraki maddelerde Mumcuzâde Seyyid Ahmed Ağa'nın nakîblik ve başka görevlerle Amasya'da etkin olduğu görülür. Ya idam edilen kişi başka biridir ya da biyografideki kayıt yanlıştır.
İstanbul'daki Atamalar
Fâzıl Mustafa Bey'in vezirliği bugünkü araştırmalarla tam olarak uyuşur: Köprülü Mehmed Paşa'nın oğlu Fâzıl Mustafa, eniştesi Sadrazam Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'nın isteğiyle 1091 Cemâziyelâhirinde [Temmuz 1680] Kubbealtı'nda yedinci vezir olmuştur. Kendisi 1689-1691 yılları arasında sadrazamlık yapacaktır.
Reisülküttaplık kaydında ise bir sorun vardır. Hüsameddin'in kendi biyografi ciltlerine göre Köse Ahmed Efendi 1089 yılında Reisülküttap Mustafa Efendi'nin azliyle bu göreve gelmiş, dört yıl kadar devletin dış işlerini yönetip 1092 Zilkadesinde ölmüştür. Reisülküttaplar üzerine yapılan bir araştırma da Köse Ahmed Efendi'nin 1676'da reisülküttap olduğunu ve 1681'de öldüğünü belirtir. Bu durumda Merzifonlu Mustafa Efendi'nin 1090'da reisülküttap olması kaydı ötekilerle uyuşmaz; Mustafa Efendi'nin reisliği Köse Ahmed Efendi'den önceye ait olabilir. Başdefterdarlığa getirilen Merzifonlu Hüseyin Ağazâde Hasan Efendi hakkında başka kaynaklarda bilgiye rastlanmadı. Bu atamaların hepsinde Merzifon ve Amasya kökenli kişilerin öne çıkması, Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'nın sadaret yıllarının bir yansımasıdır.
Amasya Mevlevîhânesi
Amasya Mevlevîhânesi, Saraçhane Mahallesi'nde, Yeşilırmak kıyısında bulunuyordu; 1314'te Pervâne Bey tarafından kurulduğu, 1602'de yandığı, 1637'de Bayram Paşa'nın şehre su getirirken bir kervansarayla birlikte burayı da yeniden yaptırdığı bilinir. Ölen şeyh Hasan Kudsî Dede, Hüsameddin'e göre Mevlevî halifelerindendi ve 1070 dolaylarında Mahmûd Adnî Dede'nin ölümü üzerine şeyh olmuştu. Arapça ve Farsça edebiyatı bilen Mevlevî şair Şeydâ Ahmed Çelebi ile müşâaresi, yani karşılıklı şiir söyleşmesi meşhurdu; şair Memi Dedezâde Burhâneddîn İbrâhim Efendi'nin de onunla ve Müftü Hızır Efendi ile şakalaşmaları ve sohbetleri dillerde dolaşırdı. Yerine geçen Alâeddîn Dede, Hüsameddin'e göre 1112 [1700] yılında ölmüştür. Mevlevîhânenin şeyhlerini Hüsameddin'den yararlanarak sıralayan bir yazıda Mahmud Dede'den sonra Abdülkadir Dede ve Alâeddîn Dede'nin adları verilir, Hasan Kudsî Dede'nin adı geçmez; bu maddenin ve önceki maddelerin kayıtları o listedeki boşluğu doldurur. Aynı yazıya göre Mevlevîhâne, eskilerin Selağzı dediği, bugünkü Yavuz Selim Meydanı çevresinde bulunuyordu ve 1925'te tekkelerin kapatılmasından sonra yıktırılmış olmalıdır; yazar bunu bir tahmin olarak ileri sürer.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, Amasya Belediyesi Kültür Yayınları, 2022, 4. Cilt, s. 597–598. amasya.bel.tr
- Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, aynı baskı, Giriş, s. 12–15 (yazarın ailesi), s. 55–60 (Tezkire-i Abdî); 4. Cilt, s. 584–586 (Hasan Kudsî Dede'nin şeyhliği); 6. Cilt, s. 175–176 (Ankebût Ahmed Paşa, Köse Ahmed Efendi); 7. Cilt, s. 352 (Ümmühânî Hanım), s. 416 (Memi Dedezâde Burhâneddîn İbrâhim Efendi), s. 421 (Bilâl Efendi); 9. Cilt, s. 31 (Pîrîzâde Hüseyin Efendi), s. 117 (Müfessir Hızır Efendi); 10. Cilt, s. 211 (Rüşdü Ahmed Efendi); 11. Cilt, s. 424 (Şeydâ Ahmed Çelebi), s. 522 (Ganîzâde Abdülfettâh Efendi); 12. Cilt, s. 593 (Müderris Abdî Efendi).
Akademik çalışmalar
- Ersin Gülsoy, "Kandiye", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/kandiye
- Abdülkadir Özcan, "Köprülüzâde Fâzıl Mustafa Paşa", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/kopruluzade-fazil-mustafa-pasa
- "Bir Devlet Adamı Olarak Reisülküttapların Klasik Türk Şiirindeki İzleri", https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/2331506
- İlhan Şahin, Feridun Emecen, "Amasya", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/amasya
Diğer kaynaklar