Osmancıklı Koca Mehmed Nizameddin Paşa, Osmanlı Devleti'nin kuruluş çağında II. Murad'ın vezir-i azamlığını yapmış, hayatının önemli bir bölümünü Amasya'da geçirmiş bir devlet adamıdır. Kaynaklarda Osmancıklı Danişmendoğlu Koca Mehmed Paşa, Danişmendzade Mehmed Paşa, Amasyalı Koca Mehmed Paşa, Hoca ya da Hâce Mehmed Paşa gibi adlarla anılır; Venedik belgelerinde ise Mehmed Ağa olarak görünür. Bu adların çokluğu, Osmancık'ın uzun süre Amasya'ya bağlı bir yerleşim olmasından, paşanın gençlik ve olgunluk yıllarını Amasya'da Çelebi Sultan Mehmed ile şehzade Murad'ın yanında geçirmesinden ve Amasya'nın ileri gelen bir ailesine damat olmasından kaynaklanır. Bugün Çorum'un ilçesi olan Osmancık'ta doğmuş, orada ölmüş ve adını taşıyan külliyeyi orada yaptırmıştır. Doğum tarihi bilinmez; ölüm tarihi ise kaynaklarda 1438, 1439 ve 1440 arasında değişir.

Hayatına dair bilgiler dağınıktır. Osmanlı vakayinameleri onu çoğunlukla sadrazamlar silsilesinin bir halkası olarak andığından ayrıntılı bir biyografisi yazılmamış, hatta uzun süre Çandarlı ailesinin gölgesinde kalarak sadrazamlar listesinden bütünüyle düşürülmüştür. Onu yeniden gün ışığına çıkaran, Amasyalı tarihçi Hüseyin Hüsameddin olmuştur. Elde olanlar, Osmancık'taki vakfiyeler ve kitabeler, Amasya Tarihi'nin dağınık kayıtları, Venedik ve Dubrovnik belgelerine dayanan çağdaş araştırmalar ve Osmanlı devlet erkânı üzerine yazılmış klasik biyografik eserlerdeki kısa maddelerdir. Bu kaynaklar pek çok noktada birbirini tutmaz; aşağıdaki anlatıda çelişkiler olduğu gibi gösterilmiştir.

Soyu Üzerine Farklı Kayıtlar

Paşanın babası konusunda iki ayrı gelenek vardır. Yaygın biyografik eserlerde ve bunlara dayanan ansiklopedi maddelerinde babası, Çelebi Mehmed'in vezir-i azamı Osmancıklı İmamzade Halil Paşa olarak gösterilir. Kayıtlara göre Halil Paşa'nın babası Haydar Paşa'ydı. Halil Paşa, 1402'de Ankara Savaşı'nda Yıldırım Bayezid'in Timur'a yenilmesiyle başlayan Fetret Devri'nde Çelebi Mehmed'in yanında yer aldı ve dağılan Osmanlı gücünün yeniden toplanmasında önemli yardımları oldu. Hizmetinin karşılığında önce Anadolu beylerbeyliğine getirildi, ardından 18 Aralık 1406'da Çelebi Mehmed'in vezir-i azamı oldu. Bu görevi Çandarlı Ali Paşa'dan devralıp 1413'e kadar sürdürdü ve yerini Amasyalı Bayezid Paşa'ya bıraktı. Bu görüşe göre Osmancık, Osmanlı Devleti'ne arka arkaya iki sadrazam vermiş bir ailenin yurdudur.

Osmancık'taki vakfiyeler ise başka bir ad verir. 842 ve 843 tarihli bu belgelerde bani "Hıdır Dânişmend oğlu Mehmed Nizâmeddin Paşa" diye anılır ve Danişmendoğlu nisbesi buradan gelir. Hüseyin Hüsameddin de paşayı her yerde "Hızır Dânişmend oğlu" diye kaydeder. Onun 1916'da Tarih-i Osmanî Encümeni Mecmuası'nda yayımladığı "Koca Mehmed Paşa" adlı makalesine göre paşa, Atalu Türkmen beylerinden Hamza Beyzade Dânişmend Hazar Çelebi'nin oğludur; babası ulemadandır ve Osmancık'ta gömülüdür, kendisi de bu yüzden "Danişmend oğlu" diye tanınmıştır. Hüsameddin'in İmamzade Halil Paşa'ya ayırdığı maddede ise Halil Paşa'nın babası Osmancık'ın Tamacı, nam-ı diğer Çumluoğlan köyünün imamı ve mektep hocası Tâyis olarak geçer; "İmamoğlu" lakabı buradan gelir ve sayılan oğulları arasında Mehmed Paşa'nın adı yoktur. İki rivayeti uzlaştıran bir belge bilinmemektedir. Vakfiyedeki ad doğrudan paşanın kendi döneminden kaldığı için ağırlığı daha fazladır; İmamzade Halil Paşa'ya bağlanan babalık ise daha geç biyografik derlemelerde yerleşmiş görünmektedir.

Ailenin Osmancık'la bağı paşanın hayatı boyunca kopmadı. Osmancık o dönemin idari düzeninde Amasya merkezli Rum vilayetine bağlıydı. Kamil Yaşaroğlu'nun Osmanlılar Ansiklopedisi'ndeki maddesinde ve İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi'nde paşa Amasyalı olarak gösterilir. Bu nitelendirme dönemin idari taksimatı bakımından yanlış sayılmaz. Buna karşılık paşanın aslen Osmancıklı olduğu, babasının orada gömülü bulunmasından, azlinden sonra bu kasabaya çekilmesinden ve orada yaptırdığı vakıflardan anlaşılır.

Amasya Yılları ve Kutlu Şah Ailesine Damatlık

Paşanın Amasya'daki yükselişi, kentin Fetret Devri'nden sonra Osmanlı idaresinin Anadolu'daki ağırlık merkezi olduğu yıllara rastlar. Çelebi Mehmed bu dönemde Amasya'yı bir üs olarak kullanmış ve buradan Anadolu'daki hâkimiyetini yeniden kurmuştu. Hüsameddin'in Cihan Hatun'a ayırdığı maddede paşa, Çelebi Sultan Mehmed devrinde Amasya'da defterdarlık yapan Hâce Mehmed Paşa olarak tanıtılır. Aynı tarihçinin araştırmalarına dayanan anlatıya göre Mehmed Paşa, I. Mehmed Amasya'da bulunduğu sırada Anadolu beylerbeyi olmuştur. Beylerbeyi, Anadolu'daki sancakbeylerinin başında gelen ve sefer zamanında bu sancakların askerini komuta eden kişiydi; sancakların asker ve ikmal işleriyle ilgilenmek, bölgedeki beylikleri gözetmek başlıca görevleri arasındaydı. Kimi kaynaklar 1415 yılını anarak beylerbeyliğindeki başarısı sayesinde II. Murad'ın tahta çıkışıyla birlikte vezir-i azamlığa getirildiğini söyler. Oysa II. Murad 1421'de tahta çıkmıştır ve kaynakların büyük bölümü paşanın sadarete gelişini 1429'a tarihler. Bu tutarsızlık, hayatının erken dönemine ilişkin belgelerin yetersizliğini gösterir.

Paşanın Amasya'daki çevresine dair en somut bilgiler evliliğinden gelir. Eşi Cihan Hatun, Amasya beylerbeyi Kutlu Paşa'nın kızıydı. Kutlu Paşa, bir zamanlar Amasya'yı yöneten Hacı Kutlu Şah ailesindendi ve Amasya emîri Hacı Şadgeldi Paşa'nın yeğeni sayılırdı; Hacı Şadgeldi'nin kızı Hatun Paşa ile evliydi ve kentin güneybatısındaki İltekin Mahallesi'nde oturur, 818'de (1415) orada ölmüş, yaptırdığı türbeye gömülmüştü. Mehmed Paşa böylece Osmanlı öncesi Amasya'nın yerli hanedanıyla akrabalık kurmuş oldu. Hüsameddin 1916 tarihli makalesinde paşanın Kutlu Paşa'ya damat olarak itibar kazandığını yazar ve bu bilginin eşinin mezar taşında yazılı olduğunu dipnotla belirtir. Paşanın Amasyalı sanılmasında bu evliliğin de payı vardır.

Amasya Tarihi'nde paşanın çevresinde yetişmiş birkaç kişinin hayatı kaydedilmiştir ve bunlar onun Amasya'daki etkisini dolaylı biçimde gösterir. Amasyalı Hasan oğlu İbrî İbrahim Çelebi, ilim ve kâtiplik öğrendikten sonra paşanın divan kâtibi olmuş, II. Murad şehzadeyken Amasya'da vali bulunduğu sırada da onun kâtipliğinde çalışmıştı. Paşanın sadareti boyunca divan-ı hümayun ricalinden ve hâcegân arasında yer aldı; paşanın vakfiyesine şahit olarak da yazıldı. Güzel yazısı, şairliği ve edebi kültürüyle tanınan bu kâtibin oğulları Tahir ve Muhyiddin Mehmed çelebilere "İbrîzade" denmiştir. Cihan Hatun'un kardeşi Ebû İshak Bey de eniştesinin sadareti sırasında tanınmış beyler arasına girmiş, Selanik ve Silistre gibi büyük sancaklarda mirlivalık yapmıştır.

Sadrazamlığa Yükselişi

Paşanın vezir-i azamlığa geldiği yıllar, devlet kadrolarında sert bir mücadelenin yaşandığı bir döneme rastlar. Halil İnalcık'ın aktardığı Venedik belgelerine göre Ağustos 1428'de Çandarlı İbrahim Paşa birinci, Mehmed Ağa ikinci vezir, Sinan Bey Rumeli beylerbeyi olarak devletin en nüfuzlu kişileriydi. Mehmed Paşa, böylece sadaretten önce divanda ikinci sırada bulunuyordu. Amasya Tarihi, 831 (1427-28) yılında merkez-i saltanat olan Edirne ve Bursa'daki ricâl arasında şiddetli bir bunalım bulunduğunu anlatır. Bunalımın konusu devşirme kökenli kişilerin beylerbeyiliğe yükseltilmesiydi. Rumeli beylerbeyiliğine Sırp mühtedilerinden İshak Paşa gönderilince Rumeli beyleri onu kabul etmemiş, kendi soydaşlarından bir beylerbeyi istemiştir. Bir yanda devşirmelerin hizmet karşılığında terfi beklentisi, öbür yanda Türk beylerinin kendi kölelerine hükümet ve istiklâl verilemeyeceği yolundaki tavrı vardı. II. Murad, hizmetleri büyük olduğu için devşirmeleri memnun etmekten yanaydı.

Hüseyin Hüsameddin'in aktardığına göre bu mücadelenin sonunda vezir-i azam Hacı İvaz Paşa gibi devlet ricali öldürüldü, Çandarlızade İbrahim Paşa zehirlenerek öldü, kazasker azledildi. Türklerden Âsâyiş Beyzade Sinan Paşa Rumeli beylerbeyi, devşirmelerden Karaca Paşa Anadolu beylerbeyi oldu. Anadolu beylerbeyi Amasyalı Hamza Paşa görevden alındı ve Osmancıklı Koca Nizameddin Mehmed Paşa vezir-i azam yapıldı. Aynı değişiklik içinde kazaskerliğe Ankaralı Veliyyeddin Efendi getirildi, nişancılık da Kırşehirli Şeyhi Paşa'dan Bergamalı Hatib Paşa diye bilinen Hibetullah Çelebi'ye geçti. Amasya Tarihi bu tablo için "erkân-ı hükûmet tamamıyla değişti" der. Tecrübeli ve devlet geleneğinin içinden gelen bir adamın, devşirme kadroların yükseldiği çalkantılı bir dönemde dengeyi sağlamak üzere seçilmiş olması akla yatkındır. Yine de bu yorum kaynaklarda açıkça yazılı değildir ve bir çıkarımdan ibarettir.

Vezir-i azamlığa getirilişi için 28 Ağustos 1429 tarihi verilir. TDV İslâm Ansiklopedisi de Hüseyin Hüsameddin'in tespitlerine dayanarak onun 832 (1429) yılında vezir-i azamlık mertebesine yükseltildiğini belirtir. İnalcık'a göre Çandarlı'nın ardından vezir-i azam olan Amasyalı Mehmed Ağa, yani Hoca ya da Koca Mehmed Paşa'dır; II. Murad'ın Şevval 833 (Temmuz 1430) tarihli imaret vakfiyesinde Hoca Mehmed Paşa vezir-i azam sıfatıyla vakfın nâzırı tayin edilmiştir. Bu kayıt, paşanın sadaretini kuşkuya yer bırakmayacak biçimde belgeler. Hüsameddin'in Cihan Hatun maddesindeki "833'te zevci sadrazam oldu" ifadesi ise bir yıl sonrasını gösterir ve büyük olasılıkla bu belgelerden birine dayanan yaklaşık bir tarihtir.

Çandarlı Halil Paşa Meselesi

Paşanın adını tarih yazımında yeniden yerine koyan tartışma, Çandarlı İbrahim Paşa'nın 1429'daki ölümünden sonra sadarete kimin geçtiği sorunudur. Osmanlı tarihçiliğinde uzun süre İbrahim Paşa'nın yerine oğlu Çandarlı Halil Paşa'nın geçtiği kabul edilmiş, vezirliğin Fatih devrine kadar Çandarlı ailesine ait olduğu genel bir kanaat hâline gelmişti. Çandarlı Halil Paşa üzerine yazılmış ansiklopedi maddeleri de onun babasının ölümünden sonra kazaskerlikten vezir-i azamlığa getirildiğini yazar. Hüseyin Hüsameddin, 1916 tarihli makalesinde bu kanaate karşı çıktı. Vakfiyeleri, mezar taşlarını, Taşköprizade'nin Şakâik-i Nu'mâniyye'sini ve başka vakıf kayıtlarını karşılaştırarak İbrahim Paşa'dan sonra sadrazam olanın Halil Paşa değil Koca Mehmed Paşa olduğunu, Halil Paşa'nın ise 836 (1432-33) yılında kazasker bulunduğunu ileri sürdü.

Hüsameddin'in bu tespiti sonraki araştırmalarca da desteklenmiştir. İnalcık'ın aktardığı Dubrovnik belgelerine göre Ekim 1431'de Saruca Paşa ikinci, Halil Paşa üçüncü vezirdi; bu sıralama, Halil Paşa'nın o yıllarda henüz divanın başında olmadığını gösterir. Hüsameddin aynı makalede, Osmanlı tarihinin ilk yüz elli yılının sonradan gelen tarihçiler tarafından nakil ve işitme yoluyla kaydedildiğini, bu yüzden pek çok önemli devlet adamının unutulduğunu yazmış ve Koca Mehmed Paşa gibi kayıtlardan düşmüş ricalin aranıp bulunmasını Encümen'in başlıca görevleri arasında saymıştır. Bugün kuruluş devri sadrazamları listelerinde 1429-1438 ya da 1429-1439 yıllarının Koca Mehmed Paşa'ya verilmesi büyük ölçüde bu çalışmanın sonucudur.

Divandaki Yılları

Mehmed Paşa, II. Murad'ın sadrazamı olarak yaklaşık dokuz, Hüsameddin'in hesabına göre on yıla yakın görev yaptı. Kuruluş devri sadrazamları arasında bu süre dikkat çekicidir. Görev yılları, Selanik'in 1430'da alınması, Arnavutluk ve Sırbistan'daki gelişmeler ve Macaristan ile sınır mücadeleleri gibi büyük olaylara denk gelir. Ancak bu olaylarda paşanın kişisel olarak hangi kararlarda rol oynadığı konusunda kaynaklar sessizdir. Bu yüzden siyasi etkisini bugünden tartmak güçtür. Eşi Cihan Hatun, uzun süre Bursa'da oturduktan sonra paşa sadrazam olunca onunla birlikte Edirne'ye taşınmıştır; ailenin bu yıllarda payitahtta yaşadığı anlaşılır.

Paşanın divandaki konumu rakipsiz değildi. Amasyalı Şadi Beyzade Şah Melik Paşa, Mehmed Paşa'nın sadaretinde vezir-i sani olmuş, ancak Hüsameddin'e göre bir yanda Koca Mehmed Paşa'nın rekabeti, öbür yanda kazasker Çandarlızade Halil Paşa'nın husumeti yüzünden gözden düşmüş, 835'te (1431-32) ikinci vezirlikten alınarak Gelibolu ve havalisi muhafızlığına gönderilmiştir. Rum kökenli Saruca Paşa da bu yıllarda büyük nüfuz kazanmış, 1435 ya da 1436'da azledilmiştir. Ardından gazâ ve fütuhat siyasetinin ateşli taraftarı Kadı Fazlullah'ın etkisi arttı; Fazlullah 840 (1436-37) yılında divanda vezir görünür ve Bizanslı tarihçi Dukas onu birinci vezir olarak anar. Mehmed Paşa'nın son yıllarında divanda birden fazla güç odağının bulunduğu, Hüsameddin'in sözünü ettiği Türk beyleriyle devşirmeler arasındaki gerginliğin de sürdüğü anlaşılır.

Amasya Tarihi'nde paşanın maiyetinde bulunan başka adlar da geçer. Lâdikli Selâmişoğlu Polat Bey, Amasya'da şehzade Murad'a intisap etmiş, ardından Mehmed Paşa'nın maiyetine verilerek sadareti boyunca kethüdası olmuştur. Paşa azledildiğinde onun adamları da işlerinden uzaklaştırıldı: İbrî İbrahim Çelebi ile divan kâtibi oğlu Tahir Çelebi, Selanik ve Silistre sancaklarında bulunmuş olan Ebû İshak Bey Amasya'ya döndüler. Tahir Çelebi daha sonra şehzade Alaeddin'in Amasya valiliğinde divan kâtibi olacaktır. Bu kayıtlar, sadrazamın düşüşünün yalnız kendi kişisini etkilemediğini, Amasyalı bir kâtip ve bey zümresini de birlikte sürüklediğini gösterir.

Azli ve Tarih Tartışması

Paşanın sadaretten ne zaman ayrıldığı da tartışmalıdır. Yaygın listelerde görevden ayrılış 1438 olarak verilir ve yerine Çandarlı Halil Paşa'nın geçtiği yazılır; kimi listeler sadaret süresini 1439'a kadar uzatır. Hüsameddin'in Amasya Tarihi'ndeki olaylar kronolojisine göre paşa 841 yılının başlarında, yani 1437 yazında azledilip Osmancık'a gönderilmiş, yerine vezir-i sani İshak Paşa geçmiş, Halil Paşa ikinci vezir olmuştur. Aynı eserde Cihan Hatun maddesi azli 840'a koyar. Hüsameddin'in 1916 tarihli makalesi ise azlin 842 Ramazanı (Şubat-Mart 1439) ile 843 Muharremi (Haziran-Temmuz 1439) arasında gerçekleştiğini savunur. İnalcık da paşanın 5 Ramazan 843 (9 Şubat 1440) tarihiyle Bursa'da düzenlettiği vakfiyelerde hâlâ vezir-i azam olarak göründüğünü belirtir.

Bu tarihler birbiriyle bağdaşmaz. Vakfiyeler paşanın kendi döneminden kalan belgeler olduğu için 1439 ve sonrasına işaret eden kayıtlar daha güçlü görünür; Hüsameddin'in kronolojik anlatısındaki 841 tarihinin hangi belgeye dayandığı ise açık değildir. Kesin bir yargı için belgelerin yayımlanmış tam metinlerine ihtiyaç vardır. Azlin gerekçesi hakkında da kaynaklarda bir açıklama bulunmaz. Hüsameddin yalnızca bu yıllarda halk arasında asabiyetin arttığını ve Sultan Murad'ın konumunun sarsıldığını, İshak Paşa'nın sadarete gelişinin devşirmeleri yüze çıkardığını ve 843 başlarında onun yerine Türklerden Çandarlızade Halil Paşa'nın getirildiğini yazar. Azledildikten sonra Osmancık'a çekildiği, son yıllarını orada geçirdiği ve vakıflarıyla ilgilendiği bütün kaynaklarda ortaktır.

Bursa'daki Hamamlar

Sadrazamlığı sırasında Bursa'da iki hamam yaptırdığı kitabelerden belgelenmiştir. Bursa o yıllarda Edirne ile birlikte saltanat merkezi sayılan bir kentti ve vezirlerin burada hamam, imaret ya da cami yaptırması olağan bir uygulamaydı. Eşiyle birlikte uzun süre Bursa'da oturmuş olması, kentle bağının yalnızca resmî olmadığını gösterir. Hamamlar, kentin temizlik ihtiyacını karşılarken sahibinin vakfına da gelir sağlıyordu. İnalcık'ın andığı 1440 tarihli Bursa vakfiyelerinin bu yapılarla ilişkisi kaynaklarda açıklanmaz. Hamamların bugünkü durumu hakkında da elimizde ayrıntılı bir bilgi yoktur.

Osmancık'taki Külliye

Paşanın asıl kalıcı eseri, doğduğu kasabada yaptırdığı külliyedir. Osmancık Kalesi'nin eteğinde, Güney Mahallesi'nin Kayadibi mevkiinde bulunan bu topluluk cami, imaret, hamam ve bedestenden oluşuyordu. Bunlardan imaret ve bedesten günümüze ulaşmamıştır. Cami, İmaret Camii adıyla da anılır. Cümle kapısının üzerindeki iki parçalı Arapça kitabede yapının 834 (1430-31) yılında vezir-i azam Koca Mehmed Paşa tarafından yaptırıldığı yazılıdır; yapı böylece sadaretinin ilk yıllarında, II. Murad'ın imaret vakfiyesinde nâzır olarak anıldığı dönemde yükselmiştir. 842 (1438-39) ve 843 (1439-40) tarihli vakfiyeler de bu yapıların banisinin Hıdır Dânişmend oğlu Mehmed Nizameddin Paşa olduğunu gösterir. İlk vakfiyenin tarihi paşanın görevden ayrıldığı yıllara denk düşer. İki vakfiye de Neşet Köseoğlu tarafından 1938'de Çorumlu dergisinde yayımlanmıştır.

Cami, tabhaneli cami tipinin karakteristik örneklerinden biridir. Erken Osmanlı mimarisinde zaviyeli cami olarak da bilinen bu plan şemasında yan odalar bulunur. Burada yan odalar girişe açılmaz, kubbeli ana sofaya birer kapıyla bağlanır. Taş bir duvarla sınırlanmış geniş bir avluda yükselen yapı kaba taş, tuğla ve kireç harcıyla inşa edilmiştir. Beden duvarlarında kaba taşların çevresi yatay ve dikey iki sıra tuğlayla çerçevelenerek cepheler renklendirilmiştir. Ön cephede her biri kubbeyle örtülü, beş bölümlü bir son cemaat yerinin bulunması gerekirdi. Bu bölüm yok olmuştur, ancak cephedeki kemer başlangıçları varlığını kanıtlar. Cümle kapısı, üç dilimli bir kemerin içinde on sıra mukarnaslı bir yaşmakla taçlanır. Kapının kemeri ve sövesi dönüşümlü yerleştirilen beyaz ve kırmızı taşlarla hareketli bir görünüm kazanmıştır.

Caminin en dikkat çekici ögesi, ceviz ağacından yalancı kündekâri tekniğiyle yapılmış kapı kanatlarıdır. Yatay olarak beş panoya ayrılan kanatlar sülüs hatlı hadis ibareleri, girift kıvrık dallar, rumiler, palmetler ve on iki köşeli yıldızların oluşturduğu geometrik geçmelerle bezelidir ve Türk ahşap işçiliğinin önemli örnekleri arasında sayılır. İçeride, geniş bir kemerle ayrılan giriş sofası ile namaz mekânı sekizgen kasnaklı birer kubbeyle örtülüdür. Giriş kubbesinde geçiş ögesi olarak pandantif, namaz bölümünde ise baklava dilimleri kullanılmıştır. Alçı mihrap özgün biçimini bir ölçüde yitirmiştir. Yazılı ve zencirek motifli dikdörtgen çerçeveler içine alınan mihrabın üç sıra stalaktitli nişi geometrik şekillerle süslenmiştir. Minber yenidir ve ayrıca bir özellik taşımaz.

Hamam, Aşhane ve Vakıf Düzeni

Paşa Osmancık'ta iki hamam yaptırmıştır. Bunlardan Evliya Çelebi'nin Seyahatname'sinde andığı hamam 1960'lı yıllarda yıktırılmıştır. Günümüze ulaşan hamam, Kızılırmak kıyısına yakın, çarşı içinde bulunan ve Aşağı Hamam diye bilinen yapıdır. Paşa Hamamı adıyla da tanıtılır. Kitabesi olmayan bu yapı bir kuşluk hamamıdır, yani kadınlar ve erkekler sırayla kullanır. Gündüz kadınlara, gece erkeklere açıktır ve bugün de faal durumdadır. Dikdörtgen planlı yapının soyunmalık bölümü, sekizgen kasnağa oturan 8,25 metre çaplı bir kubbeyle örtülüdür. Üç bölümlü ılıklığın her bölümünün üzerinde birer kubbecik yer alır. Kubbeli sıcaklık bölümü iki eyvanlı ve çift halvetlidir, eyvanların her birinde üçer, halvetlerin her birinde ikişer kurna bulunur. Hamamın arkasında su haznesi ve külhan vardır.

Soyunmalığın güneyi sonradan eklenen bir duvarla iki katlı hâle getirilmiş, alt kat helalara ayrılmış, üst katta ahşap soyunma hücreleri yapılmıştır. Duvarlar, kubbeler ve tüm örtü bugün beton bir kabukla kaplı olduğundan özgün duvar düzeni yalnızca yer yer dökülen sıvalar arasından seçilebilir. Hamam, on beşinci yüzyıldan günümüze ulaşabilmiş sivil mimarlık örneklerinden biri olarak değer taşır.

Külliyenin aşhane ve imareti hakkında fazla bilgi yoktur ve hiçbir izi kalmamıştır. Mutfak 1255 (1839) yılına kadar faaliyetini sürdürmüş, bundan sonra yalnızca ramazan ayında muhtaç ailelere yemek çıkarmış, 1283'te (1866-67) tamamen kaldırılmıştır. Paşanın kurduğu vakıf düzeni böylece yaklaşık dört yüz yıl boyunca aşhane işlevini yürütmüştür. Bazı kaynaklar ayrıca camiye yakın bir yerde bir okul ve aşevi yaptırdığını da belirtir. Vakfiyelerin şahitleri arasında Amasyalı kâtibi İbrî İbrahim Çelebi'nin de bulunması, vakfın kuruluşunda paşanın Amasya'daki çevresinin rol oynadığını gösterir.

Caminin Sonraki Tarihi

Cami, vakıf düzeninin sürmesi sayesinde yüzyıllar boyunca onarılarak kullanılmıştır. Ağustos 1671 tarihli bir belge, caminin kubbe, mihrap ve duvarlarının çatlaması ve son cemaat revakı kubbelerinin yıkılması üzerine aynı yıl onarıldığını gösterir. Ocak 1721 tarihli bir fermanda ise cami ve hamamın onarımının tamamlandığı belirtilir. Minare ile son cemaat revakı 1943 depreminde yıkılmış, 1968'de camiye yeni bir minare yapılmıştır. Vakıflar Bölge Müdürlüğü'nün 2006-2007 yıllarında gerçekleştirdiği kapsamlı çalışmayla mihrap, minber ve kapı kanatları restore edilmiş, caminin önüne sundurma biçiminde ahşap bir son cemaat yeri eklenmiştir.

Ölümü ve Mezarı

Koca Mehmed Paşa memleketi Osmancık'ta öldü, ancak ölüm tarihi de azli gibi tartışmalıdır. Kimi kaynaklar ölüm yılını 1439 olarak verir. TDV İslâm Ansiklopedisi ise 843 yılının Zilkade ayını, yani Nisan 1440'ı gösterir. Hüsameddin ise Amasya Tarihi'nde paşanın 841 yılı Zilhiccesinde (Mayıs-Haziran 1438) öldüğünü yazar ve bunu dikkat çekici bir rastlantıyla birlikte anar: Paşa Osmancık'ta öldüğü sırada Amasya valisi şehzade Ahmed de Amasya'da vefat etmişti. Oysa 842 ve 843 tarihli vakfiyeler paşanın bu tarihten sonra da yaşadığını düşündürür. Elde kesin bir belge aktarılmadığı için ölüm tarihi 1438-1440 aralığında bırakılmalıdır.

Mezarı konusunda da kaynaklar ayrılır. Bir görüşe göre mezar adını taşıyan caminin bahçesindedir. Hüsameddin, paşanın caminin doğu tarafında, bahçe içinde gömülü olduğunu ve ölüm tarihinin mezar taşına kazılı bulunduğunu kaydeder; demek ki yirminci yüzyılın başında mezar taşı yerinde ve okunabilir durumdaydı. TDV'deki maddeye göre ise caminin doğusunda olduğu bilinen mezarı bugün kaybolmuştur. Doğu yönündeki hazireye ait mezarların büyük bölümü ortadan kaldırılmış, taşları dağılmıştır. Kalanların önemli bir grubunu Selçuklu tarzında yapılmış, çatılarının iki yanında bazı ayetlerden oluşan kabartma yazılar bulunan sandukalar oluşturur.

Hazirenin lahitleri arasında paşanın eşlerinden Cihan Hatun ile torunu Ömer Çelebi'ye ait sandukalar da vardır. Hüsameddin'e göre Cihan Hatun, kocası sadaretten azledilip Osmancık'a gidince onunla birlikte gitmiş, 843'te (1439-40) orada ölmüş ve kocasının camisinde, onun yanına gömülmüştür. Neşet Köseoğlu, üzerinde isim bulunmayan bir sandukanın 1930'lu yıllarda caminin son cemaat yerinde, kapının önünde durduğunu ve bu mezarın şüphesiz özel bir kişiye ait olduğunu yazmıştır. Bakımsız durumdaki taş sandukalar 2011'de Osmancık Belediyesi tarafından temizlenip caminin doğu yanındaki boş alana aktarılmıştır. Osmancık'ta müze bulunmadığından bunlardan birkaçı Çorum Müzesi'ne taşınmış, diğerleri avluda düzenlenmiştir.

Oğulları ve Torunları

Paşanın soyu bir süre daha Amasya ve Osmancık çevresinde etkili oldu. Hüsameddin, Cihan Hatun'dan doğan oğlunun Mahmud Paşa olduğunu yazar; Mahmud Paşa da babası gibi Osmancık'ta gömülüdür. Koca Mehmed Paşazade diye anılan Süleyman Bey ise 850 (1446-47) dolaylarında Amasya beylerbeyi Ağa Hızır Paşa, Dulkadiroğlu'nun şehzade Mehmed'e, yani geleceğin Fatih'ine verilen kızını Manisa'ya götürmekle görevlendirilince onun yerine iki ay kadar beylerbeyi kaymakamlığı yapmıştır. Ailenin Amasya idaresindeki yeri, paşanın ölümünden sonra da sürmüş görünmektedir.

Torunlardan en iyi tanınanı İlaldı Hatun'dur. Mahmud Paşa'nın kızı olan İlaldı Hatun'un annesi, Kastamonu emîri Candaroğlu İsfendiyar Bey'in kızıydı; böylece paşanın soyu Candaroğulları ile de birleşmişti. Çandarlızade İbrahim Paşa, 868'de (1463-64) Amasya kadısı olarak geldiğinde İlaldı Hatun ile evlendi. 887'de kocasıyla İstanbul'a giden hatun, İbrahim Paşa 903'te sadrazam olunca itibarı daha da arttı; kocası 905'te ölünce oğulları İsa ve Halil beylerle Bursa'ya yerleşti, orada bir mektep yaptırıp mülklerini 908'de vakfetti ve 911'de (1505-06) öldü. Amasya'daki mülklerini de vakfına katmış, kentteki bazı mescitlerin imamlarına görev ödenekleri bağlamıştı. Koca Mehmed Paşa'nın torununun, onun sadaret yıllarında rakip saydığı Çandarlı ailesinin bir veziriyle evlenmesi, kuruluş devri ricalinin birbirine ne denli sıkı bağlarla örüldüğünü gösteren bir ayrıntıdır.

Amasya ve Osmancık İçin Önemi

Koca Mehmed Paşa, kuruluş devrinde Amasya çevresinden çıkan sadrazamlar zincirinin bir halkasıdır. Sadrazamlar listesinde 1406-1413 yılları Osmancıklı İmamzade Halil Paşa'ya, 1413-1421 yılları Amasyalı Bayezid Paşa'ya, 1429-1438 yılları da Koca Mehmed Paşa'ya aittir. Halil Paşa ile babalık bağı tartışmalı olsa da üç adın aynı havzadan çıkması, Amasya ve çevresinin bu dönemde yalnızca şehzade sancağı olarak kalmadığını, vezir, beylerbeyi, kâtip ve âlim yetiştiren bir merkez işlevi gördüğünü gösterir. Paşanın Amasya'nın eski emîr ailesine damat olması, kâtiplerinin ve maiyet beylerinin Amasyalılardan seçilmesi, bu yerel çevrenin Osmanlı merkez yönetimine nasıl taşındığını somut biçimde ortaya koyar.

Paşanın Osmancık'ta bıraktığı eserlerden cami ve hamam bugün ilçenin en önemli tarihî yapıları arasındadır. Cami tabhaneli plan şemasının erken bir örneği, kapı kanatları ise ahşap işçiliğinin seçkin bir örneği olarak mimarlık tarihi yazımında yer alır. Hayatı kısa kaynak notlarına sığsa da yaptırdığı yapılar kuruluş devri vezirlerinin taşradaki vakıf faaliyetini somut biçimde gösterir. Adının sadrazamlar listesine geri dönmesi ise Hüseyin Hüsameddin'in vakfiye ve mezar taşlarına dayanan araştırmasının, Amasya tarihçiliğinin Osmanlı tarihi yazımına yaptığı somut katkılardan biri olduğunu hatırlatır.

Kronoloji

1402: Ankara Savaşı sonrasında Fetret Devri başlar; İmamzade Halil Paşa Çelebi Mehmed'in yanında yer alır.

18 Aralık 1406: İmamzade Halil Paşa vezir-i azam olur ve 1413'e kadar görevde kalır.

I. Mehmed devri: Mehmed Paşa Amasya'da defterdar, ardından Anadolu beylerbeyi olur; Kutlu Paşa'nın kızı Cihan Hatun ile evlidir.

1415 (818): Kayınpederi Kutlu Paşa Amasya'da ölür.

1421: II. Murad tahta çıkar.

Ağustos 1428: Venedik belgelerinde ikinci vezir olarak Mehmed Ağa görünür.

28 Ağustos 1429: Koca Mehmed Nizameddin Paşa vezir-i azamlığa getirilir (TDV'de 832/1429).

Temmuz 1430 (Şevval 833): II. Murad'ın imaret vakfiyesinde vezir-i azam sıfatıyla vakfın nâzırı olarak anılır.

1430-31 (834): Osmancık'taki caminin kitabesinde yer alan inşa tarihi.

Ekim 1431: Dubrovnik belgelerinde Saruca Paşa ikinci, Halil Paşa üçüncü vezirdir.

1431-32 (835): İkinci vezir Şah Melik Paşa Gelibolu muhafızlığına gönderilir.

1437-1439: Azli; Hüsameddin'in kronolojisinde 841 başı (1437), makalesinde 1439, yaygın listelerde 1438.

1438-39 ve 1439-40 (842-843): Osmancık vakfiyelerinin tarihleri.

9 Şubat 1440 (5 Ramazan 843): Bursa'da düzenlenen vakfiyelerinde hâlâ vezir-i azam olarak geçer.

1438-1440: Osmancık'ta vefat eder (Hüsameddin'de 841 Zilhiccesi, TDV'de Nisan 1440); eşi Cihan Hatun 843'te ölür.

1446-47 (850): Oğlu Süleyman Bey iki ay Amasya beylerbeyi kaymakamlığı yapar.

1463-64 (868): Torunu İlaldı Hatun, Çandarlızade İbrahim Paşa ile evlenir.

1671 ve 1721: Cami ve hamam onarımları.

1839 ve 1866-67: İmaret mutfağı önce yalnız ramazanda hizmet verir, sonra tamamen kapanır.

1943, 1968, 2006-2007: Deprem, yeni minare ve kapsamlı restorasyon.

2011: Hazire sandukaları temizlenip caminin doğusuna aktarılır.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Akademik çalışmalar

Resmî kaynaklar

Kitaplar

  • Kamil Yaşaroğlu, "Nizammeddin Mehmed Paşa (Amasyalı, Koca)", Yaşamları ve Yapıtlarıyla Osmanlılar Ansiklopedisi, c. 2, İstanbul: Yapı Kredi Yayınları, 1999, s. 370–371. amasya.bel.tr
  • İsmail Hâmi Danişmend, Osmanlı Devlet Erkânı, İstanbul: Türkiye Yayınevi, 1971, s. 9.

Diğer kaynaklar

Çevrimiçi kaynaklar