Özgün Metin

Vezin: fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilün

Āmed ez-sūy-ı ‘adem ṭarf-ı gülistān ġonca
Ki buved zīnet ü ārāyiş-i bustān ġonca
Ṭıfl-ı şāh-ı çemenest ū ki be-gehvāre-i sebz
Ber-ser-i ḳaṣr-ı zeberced şode ḫandān ġonca
Ṭās-bāzī konedeş pīş-i gülistān nergis
Tā küşādī be-dil-i teng dehed z’ān ġonca
Fī’l-mes̱el Yūsuf-ı Mıṣrīst fütād’est be-çāh
Ki keşed zaḥmet-i ḥabs ü ġam-ı zindān ġonca
Bāde ber-rūy-ı gül-i tāze keşed ġam ne-ḫored
Ḫūn-ı dil-ḫordenī-i lāle-i nu‘mān ġonca
Bülbül-i sūḫte-rā dīd ki şod ġarḳ-ı sirişk
Ber-ser-i şāḫ-ı şecer reft zi-ṭūfān ġonca
Ġālib ānest ki ber-seyr-i gülistān āmed
Cübbe-i sebz be-pūşīd zi-bārān ġonca
Pür zi-la‘l ü zer ü yāḳūt ber-āverd seḥer
Behr-i sulṭān-ı çemen ḥoḳḳa-i mercān ġonca
Dehen ez-ḫande be-gülzār ez-īn rūy küşād
Der-hemī hest ki mī-ḫord za‘ferrān ġonca
La‘l-i pür-āb u muṣaffāst egerçi be-naẓar
Şod be-murġ-ı seḥereş aḫker-i sūzān ġonca
Āteş ender-ciger-i lāle-i ḥamrā zed gül
Ez-firīb-i deheneş ḫūn ḫored el-ān ġonca
Tā ki ez-ḥādis̱e-i dehr gezendī ne-resed
Behr-i sulṭān-ı çemen būd nigeh-bān ġonca
Nāle-i bülbül-i dil-ḫaste ez-ān kem ne-şeved
Ki reved ‘āḳıbetü’l-emr be-tālān ġonca
Dūş dīdem be-seḥer ez-es̱er-i cām-ı ṣabūḥ
Behr-i yek ġonca-lebī geşt ġazel-ḫᵛān ġonca
Mī-dehed la‘l-i revān-baḫş-ı to-rā cān ġonca
Ki mis̱āl-i dehenet nīst dür-efşān ġonca
Ger zi-hestī-i leb-i la‘l-i to āgāh şeved
Bāz gerded be-dil-i ḫūn-şode pinhān ġonca
Ġonca der-ġaybet-i la‘l-i to meger lāfī zed
Senghā z’ān be-dehān ḫord zi-nīsān ġonca
Tā-be-key teng-dilī mis̱l-i dehān-ı to keşed
Der-miyān-ı semen ü sünbül ü reyḥān ġonca
Rīş-i dil-rā ki lebet hīc nemek-rīz ne-şod
Ḫᵛāhed ez-vey be-dil-i ġam-şode dermān ġonca
Be-ḫayāl-i dehenet gül-şen-i cān u dil-i men
Mis̱l-i gül-zār şod ārāste yeksān ġonca
Pīş-i şeh çün men-i dil-ḫaste zi-dest-i ġam-ı ḫār
Dest ber-zed ki koned çāk-i girībān ġonca
Ḫüsrev-i rūy-ı zemīn ḥażret-i sulṭān Aḥmed
Bered ez-ṣoḥbet-i ū la‘l be-dāmān ġonca
Pādşāhī ki zi-enfās-ı nesīm-i keremeş
Ber-ser-i ḳaṣr-ı zeberced şode ḫandān ġonca
Ey şeh-i devr-i zamān ber-deret āmed zi-gile
Ki zi-şeb-nem be-keşed zaḥmet-i dendān ġonca
Kec-küleh Türk-i süvārīst ki der-‘arṣa-i bāġ
Mī-koned der-ḳadem-i devr-i to cevlān ġonca
Yek dem ez-ṣoḥbet-i ḫās-ı to müşerref gerdān
Şod be-gül-zār-ı ser-i kūy-ı to mihmān ġonca
Sāl ü meh gül-şen-i luṭf-ı to ki pür tāze gülest
Mī-nümāyed heme şāḫeş be-hezārān ġonca
Lāle der-bezm-gehī-i ‘ayş-ı to efrūḫte şem‘
Āteş ender-zed ü şod micmere-gerdān ġonca
Der-gülistān-ı ser-i kūy-ı to her nergis ü gül
Hemçonān ḥūrī-i ḥūrā şod u ġılmān ġonca
Hīc ez-ḥādis̱e-i dehr ne-mī-dīd diger
Çün ġulāmān-ı der-i to dil-i vīrān ġonca
Ez-nesīm-i kerem-i ‘adl-i to der-devr-i zamān
Mī-rehīd ez-sitem-i faṣl-ı dey āsān ġonca
Meger ez-feyż ü seḫā-yı to be-y-āmūḫt ki şod
Nev-‘arūsān-ı çemen-rā ki zer-efşān ġonca
Ser fürū bord belī fikr-i viṣāl-i to koned
Müddetī şod ki keşed şiddet-i hicrān ġonca
Siper-i gül ki be-gül-zār bered dāşt meger
Düşmen-i cāh-ı to-rā ḫᵛāst be-meydān ġonca
Īn heme la‘l ü zümürrüd ki be-zer ḥāṣıl kerd
Yāft der-‘uhde-i feyż-i to meger kān ġonca.......
Ez-to ber-bād-ı ḫazān ḫaṭṭ-ı emān mī-ḫᵛāhed
Ṣubḥ-dem āmede ber-cānib-i dīvān ġonca
Bihter ez-deste-i gül şod ki faḳīr āverdem
Ez-gülistān-ı dilem ber-şeh-i devrān ġonca
Şöhretī yāft belī bāz be-yümn-i ḳademet
Şod be-nezd-i heme kes ḳıṣṣa vü destān ġonca…..
Ġonca der-midḥat-i to kerd Münīr erçi redīf
Şod be-dīvān-ı merā levḥa-i ‘unvān ġonca
Cāy-ı ān şod ki süḫan-rā be-du‘ā ḫatm konem
Ki be-vaṣf-ı to ne-dāred ser-i pāyān ġonca
Tā buved bülbül-i gül şöhre-i ‘ālem be-ḫoşī
Tā ki bīned be-cihān dīde-i insān ġonca
Gül-şen-i ‘ömr-i to bādā be-cihān tāze vü ter
Pür-gül-i ‘ayş-ı ṣafā bād firāvān ġonca

Günümüz Türkçesiyle

1. Bahçenin süsü ve bezeği olan gonca, yokluk diyarından gül bahçesinin kıyısına çıkıp geldi. ("‘Adem" sözlük anlamıyla yokluktur; gonca, var olmadan önceki yokluktan gelen bir yolcu gibi anlatılır.)

2. Gonca çimen şahının çocuğudur; yeşil beşiğinin içinde, zümrüt sarayın tepesinde gülüp açılmıştır. ("Zeberced" sözlük anlamıyla yeşil renkli değerli bir taştır; zümrüt saray yeşil bahçeyi, yeşil beşik goncayı saran yaprakları anlatır.)

3. Nergis, gül bahçesinin önünde onun için tas oyunu oynuyor; maksadı, goncanın daralmış gönlüne bununla bir açılma vermektir. (Tas oyunu sözlük anlamıyla taslarla yapılan bir hokkabazlık gösterisidir. Goncanın gönlünün açılması, çiçeğin açılmasıdır.)

4. Gonca, sözgelimi kuyuya düşmüş Mısır'ın Yusuf'udur; hapsin zahmetini ve zindanın kederini çeker. (Kapalı gonca, Hz. Yusuf'un atıldığı kuyuya ve sonra kapatıldığı zindana benzetilir.)

5. Gonca taze gülün yüzüne karşı şarap içer de gam yemez; gelinciğin ciğer kanı içmesine aldırmaz. ("Lâle-i nu‘mân" gelinciktir; kırmızı rengi ciğer kanına benzetilir.)

6. Gonca, yanık bülbülün gözyaşına gark olduğunu gördü; bu gözyaşı tufanından kaçıp ağaç dalının başına çıktı.

7. Galiba gonca gül bahçesini seyre gelmiş; yağmurdan korunmak için yeşil bir cübbe giyinmiş.

8. Gonca seher vakti, çimen sultanına sunmak için lal, altın ve yakutla dolu mercan bir mücevher kutusu getirdi. (Kırmızı gonca mercan kutuya, içindeki renkler mücevherlere benzetilir.)

9. Gonca bu yüzden gül bahçesinde gülmekten ağzını açtı: safran yemiş, aklı karışmıştır. ("Der-hem" sözlük anlamıyla karışık, perişan demektir; Ersoy da beyti goncanın safran yiyip aklının karışması diye anlar.)

10. Gonca görünüşte parlak ve saf bir lal olsa da seher kuşu için yakıcı bir kor oldu. ("Pür-āb" sözlük anlamıyla hem suyu bol hem parlak demektir; seher kuşu bülbüldür.)

11. Gül, kırmızı lalenin ciğerine ateş düşürdü; gonca da onun ağzının aldatmasıyla şimdi kan içiyor. (Mısradaki "onun ağzı"nın kime ait olduğu açık değildir; Ersoy da "ağzının hilesiyle" diye bırakır.)

12. Zamanın olaylarından ona bir zarar erişmesin diye gonca çimen sultanının bekçisiydi.

13. Gönlü yaralı bülbülün iniltisi bu yüzden eksilmez: gonca sonunda yağmaya gidecektir. (Goncanın koparılıp dağıtılması bir yağmaya benzetilir; Ersoy bunu goncanın ömür varlığının talan edilmesi diye açar.)

14. Dün seher vakti, sabah şarabı kadehinin etkisiyle gördüm: gonca, gonca dudaklı bir güzel için gazel okuyordu. (Mısra iki türlü anlaşılabilir: Ersoy "es̱er" sözünü kadehin izleri olarak alır ve "sabah şarabının izlerini gördüm" der; "kadehin etkisiyle gördüm" diye de okunabilir.)

15. Gonca senin can bağışlayan lal dudağına can verir; çünkü senin ağzın gibi inci saçan bir gonca yoktur. ("İnci saçmak" hem güzel söz söylemeyi hem dişlerin görünmesini anlatır.)

16. Gonca senin lal dudağının varlığından haberdar olsa, kan olmuş gönlünün içine dönüp yeniden gizlenirdi. (Gonca, sevgilinin dudağı karşısında açılmaya utanıp tekrar kapanacaktır.)

17. Gonca galiba senin lal dudağın yokken onun hakkında bir övünme sözü etti; bu yüzden nisan yağmurundan ağzına taşlar yedi. ("Lāf" sözlük anlamıyla övünme, boş söz; "ġaybet" hem yokluk hem gıyapta konuşmadır. Taşlar, bahar yağmurunun dolu tanelerini anlatır görünür.)

18. Yasemin, sümbül ve fesleğen arasında gonca, senin ağzın gibi daha ne zamana dek gönül darlığı çekecek? (Ağzın darlığı güzellik ölçüsüdür; "teng-dil" sözlük anlamıyla gönlü daralmış, kederli demektir.)

19. Senin dudağın goncanın gönül yarasına hiç tuz serpmedi; bu yüzden gonca gamlı gönlü için o dudaktan derman ister.

20. Senin ağzının hayaliyle canımın ve gönlümün gül bahçesi, baştan başa goncalarla süslenmiş bir bahçeye döndü.

21. Gonca şahın önünde, diken gamının elinden yanan ben gönlü yaralı gibi, yakasını yırtmak için eline davrandı. (Goncanın açılması yakanın yırtılmasına benzetilir; yaka yırtmak dertten kendini kaybetmektir. Beyit methiyeye geçişi hazırlar.)

22. Yeryüzünün hükümdarı Hazret-i Sultan Ahmed'in sohbetinden gonca eteğini lalle doldurup götürür. ("Ḫüsrev" sözlük anlamıyla hükümdar demektir.)

23. O öyle bir padişahtır ki cömertliğinin seher yeli soluğuyla gonca zümrüt sarayın tepesinde gülüp açılmıştır. (İkinci mısra 2. beytin ikinci mısraının aynısıdır.)

24. Ey zamanın şahı, gonca kapına şikâyete geldi; çiy tanelerinden diş ağrısı çekiyor. (Goncanın ağzındaki çiy taneleri dişe benzetilmiş görünür.)

25. Gonca, senin devrinde bağın meydanında at oynatan, külahı yana eğik bir Türk süvarisidir. ("Kec-küleh" sözlük anlamıyla külahını yana eğmiş, kurumlu ve gösterişli demektir.)

26. Gonca, bir an olsun senin has sohbetinle şereflenmek için senin mahallenin başındaki gül bahçesine konuk oldu.

27. Senin lütuf bahçen yıllar ve aylar boyunca taze güllerle doludur; her dalı binlerce gonca gösterir. ("Hezārān" binlerce demektir; "hezār" sözcüğü sözlük anlamıyla bülbül anlamına da gelir.)

28. Senin zevk ve işret meclisinde lale mum yaktı; gonca da ateşi tutuşturup buhurdan gezdiren oldu. ("Micmere-gerdān" sözlük anlamıyla buhurdan dolaştıran demektir.)

29. Senin mahallenin başındaki gül bahçesinde her nergis ve gül cennet hurileri gibi, gonca da gılmanlar gibi oldu. ("Ġılmān" sözlük anlamıyla cennetteki hizmetkâr gençlerdir.)

30. Senin kapının kulları gibi gonca da artık zamanın olaylarından yıkık bir gönül görmez oldu.

31. Senin cömertliğinin ve adaletinin seher yeli sayesinde gonca, zamanın dönüşü içinde kış mevsiminin zulmünden kolayca kurtulur.

32. Meğer gonca senin bereketinden ve cömertliğinden öğrenmiş ki çimenin yeni gelinlerine altın saçar oldu. (Goncanın sarı çiçek tozları altına benzetilmiş olmalıdır.)

33. Gonca başını öne eğdi; evet, sana kavuşmayı düşünüyor, çünkü uzun zamandır ayrılığın şiddetini çekiyor.

34. Goncanın gül bahçesine götürdüğü gül kalkanına bakılırsa, gonca galiba senin makamının düşmanını meydana çağırmak istemiş.

35. Goncanın altınla birlikte elde ettiği bütün bu lal ve zümrüt: meğer gonca o madeni senin bereketinin himayesinde bulmuş. (Ersoy "be-zer" sözünü lal ve zümrüdün yanına konan altın diye anlar; "altınla elde etti" diye de okunabilir. Mısraın sonunda neşirde noktalar basılmıştır; aşağıdaki yoruma bakınız.)

36. Gonca sabah vakti divanın yanına geldi; senden hazan yeline karşı bir eman beratı istiyor. ("Ḫaṭṭ-ı emān" sözlük anlamıyla güvence yazısı, aman beratı demektir.)

37. Ben fakirin gönlümün gül bahçesinden zamanın şahına getirdiğim gonca, bir demet gülden daha güzel oldu. (Buradaki gonca, şairin sunduğu şiiri anlatır görünür.)

38. Evet, senin ayağının uğuru sayesinde gonca yeniden ün kazandı; hikâyesi ve destanı herkesin yanında anılır oldu. (Mısraın sonunda neşirde noktalar basılmıştır.)

39. Münîr seni överken "gonca" sözünü redif yaptıysa da gonca benim divanımın başındaki süslü başlık levhası oldu. ("Levḥa-i ‘unvān" sözlük anlamıyla yazmaların başındaki süslü başlık levhası, serlevhadır.)

40. Sözü duayla bitirmenin yeri geldi; çünkü gonca senin vasıflarını anlatmanın sonuna erişemez.

41. Gülün bülbülü güzel sesiyle dünyaca ün sahibi oldukça, insan gözü dünyada gonca gördükçe…

42. Senin ömrünün gül bahçesi dünyada hep taze ve diri olsun; zevk ve safa gülleriyle dolsun, goncası bol olsun.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir kırk iki beyitlik Farsça bir kasidedir ve neşirde Kaside 23 numarasını taşır. Kaside, bütün beyitleri aynı kafiyeyle süren, çoğunlukla bir hükümdarı ya da devlet büyüğünü övmek için yazılan uzun nazım şeklidir. Vezin "fe‘ilâtün fe‘ilâtün fe‘ilâtün fe‘ilün" kalıbıdır. Redif "ġonca" sözüdür; Ersoy divandaki kaside redifleri arasında "ġonca"yı ayrıca anar. Kafiye "-ān" sesine dayanır (gülistān, bustān, ḫandān, zindān, nu‘mān); Ersoy bu kasideyi kafiye-i müreddefe, yani revi harfinden önce uzun ünlünün geldiği kafiye örnekleri arasında gösterir. Kaside yalnız Vatikan nüshasında (VT 45a) bulunur. Neşirdeki başlık "Der-medḥ-i Sulṭān Aḥmed ṭāle beḳāhü", yani "Sultan Ahmed'in övgüsünde; ömrü uzun olsun" anlamındadır. Kasidenin ne zaman ve hangi vesileyle sunulduğuna dair kaynakta bilgi yoktur.

35. ve 38. beyitlerin ikinci mısraları neşirde redif sözcüğünden sonra bir dizi noktayla biter. Ersoy'un neşir kuralında üç nokta okunamayan kelimeyi gösterir; ancak bu iki yerde noktalar mısraın sonunda durur ve mısralar vezin bakımından eksiksiz okunur. Bu yüzden aktarımda bir eksik varsayılmadı, noktaların burada neyi gösterdiği ise belirsiz kalır.

Kasidenin bölümleri metinde açıkça seçilir. 1-13. beyitler bahar bahçesini ve goncanın serüvenini anlatan giriş bölümüdür. 14. beyitte şair seher vakti goncanın bir güzel için gazel okuduğunu söyler; 15. beyit iki mısraı da "-ān ġonca" ile biten yeni bir matla‘dır ve 15-20. beyitler, kasidenin içine yerleştirilmiş küçük bir gazel gibi sevgiliye seslenir. 21. beyit girizgâhtır: gonca şahın önünde yakasını yırtmaya davranır. Memduhun adı 22. beyitte "ḥażret-i sulṭān Aḥmed" diye geçer ve 22-38. beyitler medhiyedir. 39. beyit mahlas beytidir; 40. beyitte şair sözü duayla bitirme zamanının geldiğini söyler ve son iki beyit "tā … tā …" (… oldukça) kalıbıyla kurulan duadır.

Anlam ve Söz Sanatları

Kasidenin bütün imge düzeni redifteki gonca çevresinde kurulur ve gonca her beyitte başka bir kılığa girer. Yokluktan gelen bir yolcudur (1), yeşil beşikte gülen bir bebektir (2), kuyuya atılmış Yusuf'tur (4), tufandan kaçıp dala çıkan bir kaçaktır (6), yağmurda yeşil cüppe giyen bir seyircidir (7), çimen sultanına mücevher kutusu sunan bir hizmetkâr ve onun bekçisidir (8, 12), diş ağrısıyla şaha şikâyete gelen bir davacıdır (24), külahı eğik bir Türk süvarisidir (25) ve divandan aman beratı isteyen bir sığınmacıdır (36). Bu benzetmelerin çoğu çiçeğin görünüşünden çıkar: kapalı tomurcuk kuyu, zindan ya da dar bir ağız, kırmızı rengi lal, mercan ve kor, açılması gülmek ya da yaka yırtmak olur. Goncanın kapalılığını Yusuf'un hapsine, açılmasını safran yiyip gülmeye (9) bağlayan beyitler hüsn-i talilin açık örnekleridir; mübalağa ve teşhis kasidenin temel sanatlarıdır.

Gazel bölümünde (15-20) gonca bu kez sevgilinin dudağıyla yarışır ve her seferinde yenilir: sevgilinin ağzı gibi inci saçamaz (15), dudağın varlığını görse gizlenirdi (16), o dudak hakkında övündüğü için nisan yağmurunun taşlarını yer (17). Medhiyede ise gonca şehzadenin meclisinin bir hizmetkârına dönüşür; lale mum yakar, gonca buhurdan gezdirir (28), nergis ve gül huri, gonca gılman olur (29). Münîrî'nin çok anlamlı sözlere düşkünlüğü burada da görülür: 27. beyitteki "hezārān" binlerce demekle birlikte bülbülü de hatırlatır, 36. beyitteki "dīvān" hem hükümdarın divanı hem şiir divanı olarak okunabilir. 2. beytin ikinci mısraının 23. beyitte aynen tekrar edilmesi, giriş bölümündeki zümrüt saray imgesini medhiyeye taşır; burada goncayı açan şey artık bahar değil, şehzadenin cömertliğidir.

Kasidenin sonunda şair kendi şiirini de goncaya benzetir. 37. beyitte gönlünün gül bahçesinden şaha bir gonca getirdiğini, bunun bir demet gülden güzel olduğunu söyler; 39. beyitte de "gonca"yı redif yaptığını açıkça anar ve goncanın divanının başında bir serlevha olduğunu ekler. Redif sözcüğünün kasidenin kendi içinde böyle adıyla anılması, şairin redif seçimini bilinçli bir hüner olarak sunduğunu gösterir. Ersoy'un girişinde bu kasidenin herhangi bir şaire nazire olarak yazıldığına dair bir bilgi yoktur. Günümüz Türkçesi aktarımı Farsça metne ve Ersoy'un aparattaki anlamlarına dayanır; Ersoy'dan ayrılan ya da iki türlü anlaşılabilecek yerler beyitlerin altında belirtilmiştir.

Tarihî Bağlam

Neşirdeki başlığa göre kaside Şehzade Ahmed'e yazılmış bir methiyedir; memduh 22. beyitte "Ḫüsrev-i rūy-ı zemīn ḥażret-i sulṭān Aḥmed" diye anılır. Ersoy'a göre divanda Şehzade Ahmed'e yazılmış kasideler vardır ve Farsça kasidelerde Zahîr-i Fâryâbî ile Selmân-ı Sâvecî'nin etkisi görülür. Münîrî, Ahmed Amasya'da sancakbeyiyken onun meclisinde bulunmuştu ve Hüseyin Hüsameddin'e göre 910-915 (1504-1510) yılları arasında onun nişancısıydı. Kasidenin bu yıllarda mı yazıldığını gösteren bir kayıt yoktur.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar