Özgün Metin
Vezin: mef‘ūlü mefā‘īlü mefā‘īlü fe‘ūlün
Gösterdi seḥer yili diyü mu‘ciz-i ‘Īsā
Mūsā gibi ‘arż itdi şükūfe yed-i beyżā
‘Ayş ü ṭarab u ẕevḳa ṣalā diyü çaġırur
Serv üzre sürūr ile çıḳup murġ-ı ḫoş-āvā
Eyyām-ı ṣabūḥ irdi dem-i devr-i şebāna
Demdür ki müdām içile bes cām-ı muṣaffā
Beñzer ki çemen şāhına bezm āleti iltür
Bunca ḳadeḥi k’almış ele nergis-i şehlā
Gül ġoncasınuñ şevḳına gül-şende dem-ā-dem
La‘līn ḳadeḥ ile mey içer lāle-i ḥamrā
Mest oldı ṣurāḥīyile içer diyü sūsen
Ṭurmışdur ider ehl-i çemen anı temāşā
Her berg ü gül ü lāle ki gül-şende görürem
Ṣunmış ṣanuram cām-ı mey ü ṣāġar-ı ṣahbā
Her şāḫ-ı gülüñ cünbişi bād-ı seḥer ile
Mest oldı ṣalınur ṣanasın bir ḳad-i bālā
Sulṭān-ı çemen ṣoḥbet-i ‘ām itmek içündür
Ṣaḥn-ı çemen içre ḳurılan ḫayme-i ūlā
Mest-i mey-i ‘ışḳ olduġıçün murġ-ı ḫoş-elḥān
Āvāz ile gül-şen yöresin ṭutdı telālā
Her ġonca k’ider çāk-i girībān ṣanasın kim
Yırtar yaḳasın mest oluban ‘āşıḳ-ı şeydā
Yüzümde gül-i meydür açılan diyü ġālib
Başını benefşe utanup ṣalmış aşaġa
Gül-şende ḳurup bādiyeler lāle-i nu‘mān
Nergisler ile ṭolular içer gibi gūyā
Dil cür‘a-i meydür dökülen didügi şeb-nem
Şimdi bu hevāyile olur lūlū-yı lālā
Bezm-i çemene şöyle ki ṣaçıldı şükūfe
Ṣan kim yire döküldi ḳamu ḫurde-i mīnā
Mektūb aluban ḳanına gül bülbül-i mestüñ
Bād-ı seḥere urdurur altun ile imżā
Eyyām-ı bahār ile bugün bād-ı seḥer-ḫīz
‘Ayş u ṭarab esbābını hep ḳıldı müheyyā
Sāḳī mey-i gül-fāmı getür devr-i gül irdi
Olmaz gibi şimden girü ṣūfīle müdārā
Şol bāde-i ṣāfī kim anuñ ḳaṭrelerinden
Āyīne-i ṣāf-ı dil olur şöyle muṣaffā
Şol mey kim anuñ cür‘ası luṭfından irişse
Fī’l-ḥāl ḳılur mürde-i ṣad-sāleyi iḥyā
Şol bāde-i gül-reng ki her bir ḳadeḥinden
İrer bu dil-i ḫasteye biñ dürlü müdāvā
Şol la‘l-i revān-baḫş ki yāḳūt-ı revāndur
Her bir demine reşk iledür nuṭḳ-ı Mesīḥā
Şol rāḥ k’odur ehl-i dilüñ rāḥat-ı rūḥı
Bir ḳaṭresin İskender ü Cem görmedi aṣlā
Ben devr-i gül ü gerdiş-i mül fikrin iderken
Gördüm dil oḳur sīnede bir maṭl‘a-ı ġarrā
Yaşlu gözümüñ nūrı durur şol ruḫ-ı zībā
Ser-māyesidür ‘ömrümüñ ol zülf-i semen-sā
Göñlüm baña ‘arż itdügi la‘lüñi budur kim
İñende içilmez yaluñuz bāde-i ḥamrā
Gözümle göñül kim viriş ü alış iderler
Gūyā ki ṣalar birbirine mevc iki deryā
Mey-gūn lebin öpüp beni aġlatdıġuñ içün
Demdür ki içem ḳanuñı ey sāġar-ı ṣahbā
Şāyed ki ḫayālüñi getürem ele diyü
Ḫalvet çeker ey dost göñül sīnede tenhā
Çoḳdan ḳapuñuñ sāyilidür eşk-i yetīmüm
Üftāde nedür ḥāl ü demüñ dimedüñ aṣlā
Ẕevḳ-ı lebüñi ṣoñradan añsa ne ‘aceb dil
Āḫirde gerekdür bilür anı n’ola ḥelvā
Bed şekline kişi nicesi baḳa raḳībüñ
Gerçi ki gerek düşmen ile daḫı müdārā
Añduḳça bugün vaṣlını ferdā didügi yār
Bilür ki beni irteye irgürmez o ferdā
La‘l-i lebüñe borcı var ey dost meger kim
Her laḥẓa ḳılur ġamzelerüñ anı taḳāżā
Göstermedügi yüzüñi ẓāhir yine eşküm
Ṭāli‘ baña yār olup irem vaṣluña farżā
Na‘l-i süm-i esb-i şehe mi sürdi yüzin kim
Bu vech ile ki oldı göñül ol yine āsmā
Sulṭān-ı cihān ḥażret-i ḫān Aḥmed-i muḥtār
Her kişiye ḫāk-i deridür maḳṣad-ı aḳṣā
Ol şeh kim odur fażl ü kemālāt ile meşhūr
Luṭf u kerem ü baḫşiş ü ḥilm ile muḥallā
Fermānına rām oldı anuñ gerdiş-i gerdūn
Eyyām ider ise n’ola her ḥükmini icrā
Ey şāh-ı dü kevn ü şeh-i iḳlīm-i ma‘ānī
Ser-ḫayl-i selāṭīn ü şehenşāh-ı ṣaf-ārā
Gün gibi ḳılıcuñ ḳılur āfāḳı münevver
Māh-ı ‘alemüñ ‘ālem içind’olalı peydā
Bilmez ‘alemüñ menziletin çün ki Züḥal bes
Virildi ṣanur kendüye bir manṣıb-ı a‘lā
Bezmüñ hevesi birle düzer çengini dāyim
Raḳḳāṣ-ı felek kim adıdur Zühre-i zehrā
Māh-ı nev idüp na‘l-i semendüñi nümūne
Levḥ-i felege her dem ider naḳşını inşā
‘Ömrini tamām itmek içün ḫaṣm u ‘adūñuñ
Sulṭān-ı felek günde çeker tīġ-i mücellā
Tevḳī‘-i hümāyūnuñ eger girse eline
Noḳṣāndan emīn olayidi māh-ı mu‘allā
Mecmū‘ı du‘ā ḳılmaġ içün devletüñe hep
Cem‘ olsa felekde n’ola bir yire S̱üreyyā
Geldükçe alur bād-ı ṣabā reh-güẕerüñden
Nūr-ı baṣar idinmek içün ḥūrī-i ḥūrā
Pür luṭf-ı ‘amīmüñle cihān mülki ser-ā-ser
Āvāze-i ‘adlüñle ṭolu ‘ālem-i bālā
Tīġuñla kemendüñüñ işi gerçi girāndur
Çeksün ya daḫı neye yarar gerden-i a‘dā
İnkār idemez devlet ü iḳbālüñi münkir
Māh-ı ‘alemüñ göstereliden yed-i beyżā
Telḫ olmaz idi ṭa‘m bu vech ile ser-ā-ser
Çāk olmasa feyżüñle eger zehre-i deryā
Dergāh-ı mu‘allāña yetişen kişi lā-büd
Dir gördügi gibi ki tebārek ve te‘ālā
Cibrīl işigüñ ḳoyuban ḳanda gideydi
Her kişiye ḫoş gelmese bir yüzde temāşā
‘Ālemde hemīn düşmenüñüñ gerçi adı var
Anuñ da murādı işi sī-murġ ile ‘anḳā
Fetḥ āyeti bes tīġuñ içün indi kim oldı
Miftāḥı yedi iḳlīmüñ ey ḥażret-i ‘ulyā
Cem kim dinilür ḳapuña bir ḫādim-i kemter
Rüstem k’añılur sen şehe bir çāker-i ednā
Yüz dergehüñe dutmasa düşmen ne ‘aceb kim
Yañulduġıçün secde-gehin oldı ya tersā
Götürse n’ola ḥācet elin yine Münīrī
Medhüñde bilür kend’özinüñ ‘aczini şāhā
Ḳılduḳça şimāl ile ṣabā gül-şene seyrān
Olduḳça bahār ile cihān şekl-i mücellā
Gül-zārını ‘ömrüñüñ idüp tāze vü ser-sebz
Ter ṭutsun anuñ güllerini Bārī Te‘ālā
Günümüz Türkçesiyle
1. Seher yeli İsa'nın mucizesini gösterdi diye çiçek de Musa gibi beyaz elini ortaya koydu. (İsa'nın nefesiyle ölüleri dirilttiğine ve Musa'nın koynundan çıkardığı elinin ışıl ışıl parladığına, "yed-i beyzā"ya telmih vardır; seher yeli toprağı diriltir, beyaz çiçekler de Musa'nın parlayan eline benzer.)
2. Hoş sesli kuş, sevinçle servinin üstüne çıkıp eğlenceye, neşeye ve zevke "salâ" diye çağırır. (Salâ, bir topluluğu bir yere davet eden çağrıdır; servinin tepesindeki kuş, minareden çağıran bir müezzine benzetilir.)
3. Sabah içkisinin günleri gece meclisinin vaktine ulaştı; şimdi berrak kadehle durmadan şarap içme zamanıdır. ("Ṣabūḥ" sabah içilen şaraptır. "Müdām" hem "durmadan" hem "şarap" anlamına gelir.)
4. Süzgün bakışlı nergis çimen şahına meclis aletlerini taşıyor gibidir; çünkü elinde bunca kadeh kalmıştır. (Nergisin çanak biçimli ortası kadehe benzetilir.)
5. Kırmızı lale, gül goncasının hasretiyle gül bahçesinde her an lal renkli kadehle şarap içer.
6. Süsen sürahiyle içiyor diye sarhoş oldu; çimen ehli durmuş onu seyrediyor.
7. Gül bahçesinde gördüğüm her yaprağı, her gülü ve laleyi şarap kadehi ve şarap sunuyor sanırım.
8. Her gül dalının seher yeliyle sallanışını görsen, sarhoş olmuş, salınan uzun boylu bir güzel sanırsın.
9. Çimen meydanında kurulan yüce çadır, çimen sultanının herkese açık bir meclis kurması içindir.
10. Hoş nağmeli kuş aşk şarabıyla sarhoş olduğu için gül bahçesinin çevresini sesiyle, "telālā" nağmeleriyle doldurdu. ("Telālā" sözünü Ersoy, divandaki bir Farsça gazelde bir tür nağme olarak bırakır; anlamı kesin değildir.)
11. Yakasını yırtan her gonca, sarhoş olup yakasını yırtan çılgın bir âşık sanki. (Açılan goncanın yarılması, aşktan yakasını yırtan âşığa benzetilir.)
12. Menekşe, büyük ihtimalle "yüzümde açılan şarap gülüdür" diyerek utanmış ve başını aşağı salmış. ("Ġālib" burada "galiba" anlamındadır. Şarap içenin yüzü kızarır; menekşe bu kızarıklıktan utanmış gibi başını eğer, ki menekşenin boynu bükük durması divan şiirinde sık işlenir.)
13. Şakayık (lāle-i nu‘mān) gül bahçesinde şarap çanakları kurup nergislerle sanki dolu dolu içiyor gibidir.
14. Gönül, çiy tanesinin dökülen şarap tortusu olduğunu söyler; şimdi bu hava ile parlak bir inci olur. ("Hevā" hem hava hem arzu anlamına gelir.)
15. Çimen meclisine çiçekler öyle saçıldı ki yere bütün cam kırıntıları dökülmüş sanırsın. ("Mīnā" sözlük anlamıyla cam, sırça ve şarap şişesidir.)
16. Gül, sarhoş bülbülün kanı için bir senet alıp seher yeline altınla imza bastırır. (Gülün ortasındaki sarı tozlar altın imzaya benzetilir; bülbülün ölümü gülün yüzündendir.)
17. Bugün seherde esen yel bahar günleriyle birlikte eğlencenin ve neşenin bütün sebeplerini hazırladı.
18. Saki, gül renkli şarabı getir, gül mevsimi geldi; artık sofuyu idare etmek olacak iş değil gibi.
19. Şu berrak şarap ki damlalarından gönlün berrak aynası böylece arınır.
20. Şu şarap ki tortusu inceliğiyle birine ulaşsa yüz yıllık ölüyü hemen diriltir.
21. Şu gül renkli şarap ki her kadehinden bu hasta gönle bin türlü derman ulaşır.
22. Şu can bağışlayan lal ki akan yakuttur; Mesih'in sözü onun her bir yudumunu kıskanır. ("Yāḳūt-ı revān" akan yakut, yani şaraptır. "Dem" hem nefes hem yudum anlamına gelir; Hz. İsa'nın nefesiyle ölüleri diriltmesine telmih vardır.)
23. Şu şarap (rāḥ) ki gönül ehlinin ruhunun rahatıdır; İskender de Cem de onun bir damlasını bile görmedi. ("Rāḥ" şarap, "rāḥat" rahatlık demektir; iki söz arasında ses oyunu vardır.)
24. Ben gül mevsimini ve kadehin dönüşünü düşünürken, gönlün göğsümde parlak bir matla‘ okuduğunu gördüm. (Matla‘ gazelin ilk beytidir; şair burada kasidenin içine bir gazel yerleştireceğini haber verir.)
25. O güzel yanak yaşlı gözümün nurudur; o yasemin kokulu zülf ömrümün sermayesidir.
26. Gönlümün bana dudağını hatırlatmasının sebebi şudur: kırmızı şarap öyle boş yere tek başına içilmez. ("İñende" sözü divanın başka beyitlerinde de "öyle, boş yere" gibi bir anlamla geçer; anlam bağlamdan çıkarılmıştır. Dudak şarabın yanındaki meze gibi düşünülür.)
27. Gözüm ile gönlüm alışveriş ederken sanki iki deniz birbirine dalga salar.
28. Ey şarap kadehi, şarap renkli dudağı öpüp beni ağlattığın için şimdi senin kanını içme zamanıdır. (Kadehin kanı içindeki şaraptır.)
29. Ey dost, belki hayalini ele geçiririm diye gönül göğsün içinde tek başına halvete çekilir.
30. Öksüz gözyaşım çoktandır kapının dilencisidir; düşkünün hali nedir diye hiç sormadın. ("Eşk-i yetīm" öksüz gözyaşıdır; "dürr-i yetīm" tek ve eşsiz inci demek olduğundan, gözyaşı aynı zamanda tek bir inci tanesi gibi düşünülür.)
31. Gönül dudağının tadını sonradan ansa şaşılmaz; sonunda helva gerektiğini elbette bilir. (Yemeğin sonunda tatlı yenmesine dayanan bir benzetme vardır.)
32. Rakibinin çirkin suratına insan nasıl bakar; gerçi düşmanla da idare etmek gerekir.
33. "Yarın" diyen sevgili bugün kavuşmayı andıkça bilir ki o yarın beni ertesi sabaha ulaştırmaz. (Âşık o yarını göremeden ölecektir.)
34. Ey dost, gönlün senin lal dudağına bir borcu olmalı; çünkü gamzelerin her an onu istiyor. (Mısrada borçlunun kim olduğu açıkça söylenmez; gönül olarak anlaşılabilir.)
35. Gözyaşım, göstermediğin yüzünü yine ortaya koyar; farz edelim talih bana dost olsa da kavuşmana ersem. (Beyit tam açık değildir; ikinci mısra bir dilek ya da varsayım olarak okunabilir.)
36. Gönül şahın atının nalına mı yüz sürdü ki bu şekilde yine gök gibi yüceldi? (Girizgâh beytidir; "āsmā" burada gök gibi yüksek anlamında görünüyor.)
37. Cihan sultanı hazret-i Han Ahmed-i Muhtar ki kapısının toprağı herkes için en uzak hedeftir. ("Muhtar" seçilmiş demektir.)
38. O şah ki fazilet ve olgunluklarla meşhurdur; lütuf, kerem, bağış ve yumuşak huyla süslenmiştir.
39. Göğün dönüşü onun fermanına boyun eğdi; günler onun her hükmünü yerine getirirse şaşılır mı?
40. Ey iki dünyanın şahı ve anlamlar ülkesinin padişahı, sultanların başı, saf düzen şahinşah.
41. Sancağının ayı dünyada belirdiğinden beri kılıcın güneş gibi ufukları aydınlatır. (Sancağın tepesindeki hilal aya benzetilir.)
42. Zuhal senin sancağının mertebesini bilmediği için kendisine yüksek bir makam verildiğini sanır. (Zuhal, yani Satürn, eski gök düzeninde en yüksek gezegen sayılırdı; padişahın sancağı ondan da yücedir.)
43. Feleğin dansçısı, adı parlak Zühre olan yıldız, senin meclisinin hevesiyle durmadan çengini düzer. (Zühre, yani Venüs, divan şiirinde göğün çalgıcısı olarak anılır.)
44. Yeni ay, atının nalını örnek alıp feleğin levhasına her an onun resmini çizer. (Hilal nala benzetilir.)
45. Feleğin sultanı olan güneş, senin düşmanının ve hasmının ömrünü bitirmek için her gün parlak bir kılıç çeker.
46. Senin hümayun tuğran onun eline geçse, yüce ay eksilmekten emin olurdu. ("Tevḳī‘" padişahın imzası ve tuğrasıdır; ayın küçülmesine "noksan" denir.)
47. Ülker yıldızları senin devletine dua etmek için gökte bir yere toplansa şaşılır mı? (Ülker, birbirine yakın duran bir yıldız kümesidir.)
48. Saba yeli her gelişinde huri gözüne sürme diye senin yolunun tozundan alır.
49. Geniş lütfunla dünya mülkü baştan başa doludur; yüce âlem de adaletinin şöhretiyle doludur.
50. Kılıcının ve kemendinin işi gerçi ağırdır; ama düşmanların boynu onu çeksin, başka neye yarar ki?
51. Sancağının ayı Musa'nın beyaz elini gösterdiğinden beri inkârcı senin devletini ve ikbalini inkâr edemez. (Birinci beyitteki "yed-i beyzā" telmihi burada sancağın parlayan hilali için tekrarlanır.)
52. Senin bağışınla denizin ödü patlamasaydı, onun tadı baştan başa böyle acı olmazdı. ("Zehre" sözlük anlamıyla öttür; denizin tuzlu ve acı oluşu, padişahın cömertliğini kıskanıp ödünün patlamasına bağlanır.)
53. Yüce dergâhına ulaşan kişi gördüğü gibi "tebārek ve te‘ālā" der. ("Mübarek ve yücedir" anlamında, Allah için söylenen bir övgü sözüdür.)
54. Herkese bir yüzde seyir hoş gelmeseydi, Cebrail senin eşiğini bırakıp nereye giderdi? (Beyit tam açık değildir; "bir yüzde" hem "tek bir çehrede" hem "bir yönde" diye anlaşılabilir.)
55. Düşmanının dünyada gerçi adı vardır; ama onun muradı da Simurg ile Anka'nınki gibidir. (Simurg ve Anka adı olup kendisi görülmeyen efsanevi kuşlardır; düşmanın varlığı da yalnız addan ibarettir.)
56. Fetih ayeti senin kılıcın için indi ki o kılıç yedi iklimin anahtarı oldu, ey yüce hazret. (Fetih suresine telmih vardır; "miftāḥ" anahtar, "fetḥ" açmak anlamıyla birbirine bağlanır.)
57. Cem denen hükümdar kapında değersiz bir hizmetkâr, Rüstem diye anılan yiğit sen şahın en aşağı kölesidir.
58. Düşman yüzünü senin dergâhına çevirmezse şaşılmaz; yanıldığı için secde yeri ya tersine döndü ya da Hristiyanınkine. ("Tersā" Hristiyan demektir ve "ters" sözüyle ses oyunu yapar; beyit iki türlü okunabilir.)
59. Münîrî yine ihtiyaç elini kaldırsa şaşılır mı; ey şah, seni övmekte kendi aczini bilir.
60. Kuzey yeli ve saba yeli gül bahçesinde dolaştıkça, dünya baharla parlak bir şekle girdikçe,
61. Yüce Yaradan senin ömrünün gül bahçesini taze ve yemyeşil tutsun, onun güllerini nemli ve diri kılsın.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Şiir altmış bir beyitlik Türkçe bir kasidedir ve neşirde Kaside 21 numarasını taşır. Kaside, bütün beyitleri aynı kafiyeyle süren, çoğunlukla bir hükümdarı övmek için yazılan uzun nazım şeklidir. Vezin "mef‘ûlü mefâ‘îlü mefâ‘îlü fe‘ûlün" kalıbıdır. Kasidenin redifi yoktur; kafiye uzun "-ā" sesine dayanır ('Īsā, beyżā, ḫoş-āvā, muṣaffā, şehlā, ḥamrā). Ersoy bu kasideyi yalnız revi harfiyle kurulan kafiyenin örnekleri arasında anar. Kaside yalnız Vatikan nüshasında (VT 40b) bulunur. Neşirdeki başlık "Fī-bahāriyyāt", yani "bahar şiirleri arasında" ya da "bahar üzerine" anlamındadır. Kasidenin ne zaman ve hangi vesileyle sunulduğuna dair kaynakta bilgi yoktur.
Kasidenin bölümleri metinde açıkça görülür. 1-17. beyitler baharın gelişini anlatan giriş bölümüdür; başlıktaki "bahāriyyāt" adı da bu bölümden gelir. 18-23. beyitlerde şair sakiye seslenir ve her biri "şol" (şu) sözüyle başlayan beyitlerde şarabı över. 24. beyitte, gül mevsimini ve kadehin dönüşünü düşünürken gönlün göğsünde parlak bir matla‘ okuduğunu gördüğünü söyler. Bu haber, 25. beyitte başlayan yeni matla‘a geçiştir ve 25-35. beyitler kasidenin içine yerleştirilmiş bir gazel gibi sevgiliye seslenir. 36. beyit girizgâhtır: gönül şahın atının nalına yüz sürdüğü için yücelmiştir. Memduh 37. beyitte adıyla anılır: "Sulṭān-ı cihān ḥażret-i ḫān Aḥmed-i muḥtār". 37-58. beyitler medhiyedir. 59. beyitte şair "Münīrī" mahlasıyla övgüde aczini söyler; son iki beyit "… dukça" kalıbıyla kurulan duadır.
Anlam ve Söz Sanatları
Giriş bölümü baharı bir içki meclisi olarak kurar. Bahçenin her çiçeğine meclisten bir görev düşer: kuş servinin tepesinden müezzin gibi "salâ" verir (2), nergis kadeh taşır (4), lale lal kadehle içer (5), süsen sürahiden içip sarhoş olur (6), şakayık şarap çanaklarını kurar (13), gonca aşktan yakasını yırtan âşık olur (11), menekşe ise yüzündeki şarap kızarıklığından utanıp başını eğer (12). 16. beyitte gül, sarhoş bülbülün kanı için bir senet alır ve seher yeline altınla mühür bastırır; burada bahçe, kadı mahkemesinin diline bürünür. Kasidenin ilk beyti İsa'nın nefesine ve Musa'nın beyaz eline telmihle açılır; aynı "yed-i beyzā" telmihi 51. beyitte bu kez Şehzade Ahmed'in sancağındaki hilal için tekrarlanır ve bahar bölümü ile medhiye arasında bir bağ kurar.
Sakiye seslenilen bölümde şarap, ölüyü dirilten (20), hasta gönle derman olan (21) ve Mesih'in nefesine bile kıskançlık veren (22) bir iksirdir. Bu bölümde de söz oyunları vardır: "rāḥ" (şarap) ile "rāḥat" (rahatlık) yan yana kullanılır (23); "müdām" hem durmadan hem şarap (3), "dem" hem nefes hem yudum anlamını taşır (22). Gazel bölümünde göz ile gönlün alışverişi iki denizin birbirine dalga salması (27), öksüz gözyaşı kapıda bekleyen bir dilenci (30) olarak verilir. 33. beyitte, "yarın" diyen sevgilinin o yarına âşığın erişemeyeceğini bildiği söylenir; günlük konuşmadan alınmış bu ince alay, Münîrî'nin sade dile yakın beyitlerinin iyi bir örneğidir.
Medhiyede gök cisimleri Şehzade Ahmed'in hizmetine girer. Zuhal sancağın mertebesini bilmediği için kendini yüksek sanır (42), Zühre onun meclisi için çengini düzer (43), yeni ay atının nalını örnek alır (44), güneş düşmanlarına her gün kılıç çeker (45), Ülker yıldızları onun devletine dua için bir araya toplanır (47). Denizin tuzlu olmasını şehzadenin cömertliğini kıskanıp ödünün patlamasına bağlayan 52. beyit ve düşmanı adı olup kendisi bulunmayan Simurg ile Anka'ya benzeten 55. beyit, gerçek bir sebebin yerine şairane bir sebep gösteren hüsn-i talil sanatının örnekleridir. 56. beyitte Fetih suresine telmih yapılır ve kılıç yedi iklimin "anahtarı" olur; "fetih" sözünün "açmak" anlamı anahtarla tenasüp kurar.
Tarihî Bağlam
Ersoy'a göre bu kaside Ahmed Paşa'ya naziredir. Ersoy, Münîrî'nin Türkçe kasidelerinde Ahmed Paşa etkisinin öne çıktığını söyler ve aynı vezinde, "-ā" kafiyeli bu kasideyi Ahmed Paşa'ya yazılmış nazireler arasında sayar; Ahmed Paşa'nın şiirinin de Münîrî'ninki gibi "Bahāriyyāt" başlığını taşıdığını belirtir. Neşirdeki başlık memduhu anmaz, fakat 37. beyitte "Aḥmed-i muḥtār" adı geçer; bu ad Şehzade Ahmed'i gösterir. Ersoy'un girişindeki sayımda Şehzade Ahmed'e yazılmış kasideler yedi olarak verilir; neşir başlıklarına göre K 22-28 Ahmed'e yazılmış olduğundan, bu kaside de sayılınca sayı sekize çıkar. Münîrî, Hüseyin Hüsameddin'e göre 910-915 (1504-1510) yılları arasında Şehzade Ahmed'in nişancısıydı; ancak bu kasidenin o yıllarda mı yazıldığı bilinmiyor.
Kaynakça
- Ersen Ersoy (hzl.), II. Bayezit Devri Şairlerinden Münîrî ve Dîvânı (İnceleme-Metin), Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2017 (e-kitap), s. 94-98, K 21 (giriş s. 1, 5, 10). https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/56095,muniri-divanipdf.pdf (arşiv kopyası: https://web.archive.org/web/20220803084052/https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/56095,muniri-divanipdf.pdf?0)
- Ümran Ay, "Münîrî Amâsî", TDV İslâm Ansiklopedisi, 2019. https://islamansiklopedisi.org.tr/muniri-amasi
Çevrimiçi kaynaklar






