Özgün Metin

Vezin: fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün

Gül-sitānda defter açmışdur diyü sulṭān-ı gül
Cem‘ olup küll-i şükūfe ṭoldı hep dīvān-ı gül
Ḫūn-behā-yı ehl-i beyt [kim] bülbül-i bī-çāredür
La‘l ü yāḳūt ile zer kim pür durur dāmān-ı gül
Ṭıfl-ı sulṭān-ı çemen alnında ḳurbān ḳanı var
Oldı beñzer ‘andelīb-i ḫaste-dil ḳurbān-ı gül
Bezm-gāh-ı ġonca zeyn olsun diyü bu vech ile
Şemse-i al ile ṭoldı ser-be-ser eyvān-ı gül
Kevs̱er-i nīsān ile ṭoldurmaġ içün ‘āḳıbet
Ḥavż-ı la‘l olmış durur yāḳūt-ı şādurvān-ı gül
Anca bülbül göñli yaḳmışdur cemāl-i şem‘ kim
Şol ḳadar pürdür şerer ṭolmışdur āteş-dān-ı gül
Būy-ı pīrāhen revān itmiş nesīm-i ṣubḥ ile
‘Andelīb-i pīr-i ‘ışḳa Yūsuf-ı Ken‘ān-ı gül
Ġoncanuñ la‘l-i lebini dişlemege her seḥer
Şeb-nem ile yetişüpdür ṣanasın dendān-ı gül
Her ne deñlü ṣoya geydürse zırıh bād-ı ṣabā
Eslemez ṭurmaz geçer hep ġoncadan peykān-ı gül
Tevbe-i ṣad-cā şikeste yine ey dil üştedür
Çün bu vech ile düzüldi sāġar u peymān-ı gül
Ejdehā-peyker ‘alemler çekmegin ḫār üstine
Ṣaff-ı ezherle bezenmişdür çehār erkān-ı gül
Sūz-ı ġonca bülbüli ḫākister idelden berü
Āteş-i gülden yanupdur lāle-i nu‘mān-ı gül
Efḍal-i eşkāl şekl-i müstedīr oldı diyü
Gösterür şekl-i müdevver ṣūret-i elvān-ı gül
Bunca kim la‘līn tabaḳlar ḥāṣıl olmışdur ṭurur
Dökilür beñzer çemen ehline ey dil ḫᵛān-ı gül
Ṭut ki her şāḫ-ı şecer mīve getürdi mā-ḥażar
Kūşe-i gül-zāra gelmişdür diyü mihmān-ı gül
‘Andelīb içün kimesne ḫun-behā añmamaġa
Artuḳ ola yüz varaḳdan ḥüccet ü bürhān-ı gül
Çetr-i la‘l-i lāleden ṭoldı zümürrüd ferş hep
Çün ḳadem baṣdı zeberced taḫt üzre ḫān-ı gül
Leşker-i ḫārı ser-ā-ser tārmār itmeklige
Nergis ü nesrīn ü lāle oldılar a‘vān-ı gül
Pādşāh-ı gül-sitān-ı ‘ālem olmışdur belī
Levḥa-i dībāçe-i ḥüsn olmaġın ‘unvān-ı gül
Āteş-i ‘ışḳ ile yanmışdur benüm gibi meger
Āşkār oldı ser-ā-ser sūziş-i pinhān-ı gül
Ḫār ile ceng itmek içün nīze-i Cibrīl ile
Berḳ urur gül-zār içinde miġfer-i raḫşān-ı gül
Sāḳīyā gül ṣoḥbetin terk itmek olurdı eger
Hā diyince geçmese bir haftada devrān-ı gül
Vaḳthā gül-zār-ı ḥüsnüñden götür bārī niḳāb
Ṣoḥbet-i gülde be-ġāyet ḫūb olur efşān-ı gül
Şāḫ-ı serv üzre oḳur şöyle ġazeller dem-be-dem
‘Andelīb-i dil gibi murġ-ı hezār-elḥān-ı gül
Ey ṣaçı sünbül gözi nergis gül-i ḫandān-ı gül
Serv-i nāz-ı ḳāmeti şāḫ-ı gül-i bustān-ı gül
Devr-i ḥüsnüñ sāyilidür şeb-nem ile her seḥer
Dürr ile ṭolsa ‘aceb mi kāse-i mercān-ı gül
Gül yüzüñ devrinde varın küllī īs̱ār itmegin
Her seḥer-geh göresin yaġmalanur dükkān-ı gül
Gül-sitānda şem‘-i ḥüsnüñden çerāġı yanmaġın
Rūşen itdi būstānı ṭal‘at-ı tābān-ı gül
Şāḫ-ı gül ḳaddüñ ḫayāli birle şöyle ṭoldı kim
Ravża-i dil ṭut kim olmışdır dıraḫtistān-ı gül
Sen yüzi gül lāle-ruḫ devrinde göñlüm ġam yimez
‘Āḳıbet göstermege ṭutdısa yüz pāyān-ı gül
Kend’özin beñzetdügi cürminedür gül yüzüñe
Niçe müddet sīne-i ḫār olduġı zindān-ı gül
Ruḫlaruñ mihriyle şöyle germ olup açıldı kim
Kend’özin ṭaġıtdı hergiz ḳalmadı dermān-ı gül
Ḥüsnüñüñ mecmū‘asın gördi meger kim utanup
Ser-be-ser yundı ‘araḳdan defter ü dīvān-ı gül
Virdügiçün ḳand-i la‘lüñden seḥer yili ḫaber
Aġzın açdı ḳaldı şöyle ġonca-i ḫandān-ı gül
Kendinüñ her berginüñ görüp ḳadeḥde seyrini
Sāġar-ı la‘lüñe düşmeklige ditrer cān-ı gül
Gül-sitān-ı bāġ-ı ḥüsnüñde neden düşdi ‘aceb
Sünbül-i zülfüñ de göñlüm gibi ser-gerdān-ı gül
Ẓıll-i Ḥaḳ şāh-ı cihān olduġı gibi ‘āleme
Gül-şen içre ḳāmetüñdür sāye-i Yezdān-ı gül
Ḥażret-i sulṭān-ı ‘ālem Aḥmed-i ḫān ibn-i ḫān
Gerd-i rāhıdur cihān mānend-i nūş-ı cān-ı gül
Ol şeh-i ‘ālemdür ol kim ḫāne-i dünyā gibi
Devletinde hep bezendi ravża-i bustān-ı gül
Dest-i sīm-efşān u gevher-bāruña öykünmegin
Şöyle altun virmek olmışdur siperle şān-ı gül
Ey şeh-i devr-i zamān u Ḫüsrev-i rūy-ı zemīn
Geldi gerd-i rāhuña yüz sürmege sulṭān-ı gül
Ḫıdmete geç geldügini Ḫüsrevā ma‘ẕūr ṭut
Gerdiş-i çarḫuñdur ol var ise de noḳṣān-ı gül
Bezm-gāhuñdan zemistānda ıraġ olduġıçün
Sīne-i ḫār olmış idi külbe-i aḥzān-ı gül
Fürḳat odı birle şāhā yanmaz idi sīnesi
Ḥadden aşmasaydı āḫir āteş-i hicrān-ı gül
Genc-i feyżüñ şöyle kim virdi ġınā mecmū‘ına
Ṭurmaz altun ṭartar oldı keffe-i mīzān-ı gül
Bezm-gāhuñda ṭutupdur cā-be-cā gül meş‘ale
Her ne deñlü nergis ise micmere-gerdān-ı gül
Bulmasaydı cūy-bār-ı şevketüñden perveriş
Ṣavrulurdı kül gibi külli göge bünyān-ı gül
Her ne deñlü ḫūb-şekl ü verd-i bezm-ārāyise
Āb-ı rūy-ı gerd-i rāhuñdur ki vardur ān-ı gül
Devr-i ‘adlüñde kimüñ ne cānı var ẓulm itmege
Ḫārı siñdürse ‘aceb mi cünbiş ü cevlān-ı gül
Dest-i ‘adlüñle yaḳasın ḫār elinden ḳurtarup
Seyre çıḳmışdur süvāre giñ olup meydān-ı gül
Aluban ḫuddām-ı encüm-iḥtişāmuñdan sebaḳ
Baġladı gül-şende ṣaflar leşker-i reyhān-ı gül
Yile virürler ser-ā-ser ṭurmayup varlıḳların
Ḫāk-i pāyuñ yolına gül-zārda a‘yān-ı gül
Nice bir hafta iremez ẕerresine feyżüñüñ
Tā ebed la‘l ü cevāhirden k’ola iḥsān-ı gül
Çekdi tīġin boynın urmaġa ‘adūñuñ yir yirin
Sūsen-i āzāde k’olmışdur bugün der-bān-ı gül
İttifāḳī zīnet-i bezmüñi ḳılmaġa edā
Lāle vü nesrīn ü nergis oldılar iḫvān-ı gül
Gül-bün-i gül-zār-ı devletsin ki devrüñde bugün
La‘l ü yāḳūt u zeberced birle oynar kān-ı gül
İtüñ izi devletinde bize gül eksük degül
Ṭurmayup geçdi giderse çāre ne āvān-ı gül
Çün du‘ā-yı şāh-ı ‘ālemdür murāduñ ḫod Münīr
Sözi uzatma dükenmez ḳıṣṣa vü destān-ı gül
Yanduġınca şem‘-i lāle esdügince bād-ı ṣubḥ
Ġunc ile olduḳça ḫurrem ġonca-i ḫandān-ı gül
İrdügince sünbül ü nesrīn ü şāḫ-ı żaymürān
Olduġınca ‘ālem içre ḥayyiz-i imkān-ı gül
Ẓıll-i Ḥaḳsın Ḥaḳ Te‘ālā ẓıllüñi memdūd idüp
Sāye ṣalsun ḫıdmetüñde tā ebed aġṣān-ı gül

Günümüz Türkçesiyle

1. Gül sultanı gül bahçesinde defter açmış diye bütün çiçekler toplandı; gülün divanı baştan başa doldu. (Defter ve divan hem devlet kalemindeki kayıt ve meclis hem de şiir defteri anlamıyla birlikte düşünülebilir.)

2. Gülün eteğini dolduran lal, yakut ve altın, zavallı bülbül olan "ehl-i beyt"in kan bedelidir. ("Ehl-i beyt" sözlük anlamıyla ev halkıdır; "beyt" hem ev hem beyit demek olduğundan söz, şiir ehli anlamını da çağrıştırır. Köşeli ayraç içindeki "kim" Ersoy'un vezne ve anlama göre tamiridir.)

3. Çimen sultanının çocuğunun alnında kurban kanı vardır; dertli gönüllü bülbül de gülün kurbanı olmuş gibidir. (Kırmızı gül, alnına kurban kanı sürülmüş bir çocuğa benzetilir.)

4. Goncanın meclis yeri süslensin diye gülün eyvanı baştan başa kırmızı şemselerle doldu. ("Şemse" sözlük anlamıyla güneş biçimli yuvarlak süstür; açılmış güller bu süslere benzetilir.)

5. Sonunda nisan yağmurunun Kevser'iyle doldurulmak için gülün yakut şadırvanı lal bir havuz olmuştur. (Kevser, cennetteki bir ırmağın adıdır; nisan yağmuru bereketli sayılır. Gülün kırmızı çanağı havuza benzetilir.)

6. Mumun güzelliği bülbülün gönlünü öyle yakmıştır ki gülün mangalı kıvılcımla dopdolu olmuştur. (Gül mum ve mangal ateşi gibi düşünülür; içindeki sarı tozlar kıvılcımdır.)

7. Kenan'ın Yusuf'u olan gül, gömleğinin kokusunu seher rüzgârıyla aşkın ihtiyar bülbülüne göndermiştir. (Hz. Yusuf'un gömleğinin kokusunun babası Yakup'a ulaşmasına telmih vardır; bülbül Yakup, gül Yusuf'tur.)

8. Gülün dişleri, goncanın lal dudağını ısırmak için her seher çiy ile yetişmiş gibidir. (Beyaz çiy taneleri dişe benzetilir.)

9. Saba yeli goncayı soyup ona ne kadar zırh giydirse de gülün okunun ucu aldırmaz, durmaz, goncanın içinden geçer. (Goncanın üst üste yaprakları zırha, açılırken yaprakları delip çıkan gül de ok ucuna benzetilir.)

10. Ey gönül, yüz yerinden kırılmış tövbe işte yine ortadadır; çünkü gülün kadehi ve "peymān"ı bu şekilde düzüldü. ("Peymān" hem ahit, yemin hem de "peymāne" ile çağrışan kadeh anlamını taşır; gül mevsiminde içkiden tövbe edenin tövbesi bozulur.)

11. Dikenin üstüne ejderha biçimli sancaklar çekildiği için gülün dört rüknü çiçek saflarıyla süslenmiştir. (Ejderha biçimli sancaklar dikenli dallardır. "Çehār erkān" sözlük anlamıyla dört temel, dört direk demektir.)

12. Goncanın yanışı bülbülü kül ettiğinden beri gülün şakayığı da gülün ateşinden yanmıştır.

13. En üstün şekil yuvarlak şekil olduğu için gülün renklerinin sureti yuvarlak bir biçim gösterir. (Eski düşüncede dairenin en mükemmel şekil sayıldığı bilinir; gül de bu yüzden yuvarlaktır diye hüsn-i talil yapılır.)

14. Ey gönül, bunca lal renkli tabak meydana gelmiş duruyor; gülün sofrası çimen ehline seriliyor gibidir.

15. Gül, gül bahçesinin köşesine misafir geldi diye her ağaç dalının bulunanı ikram olarak meyve getirdiğini düşün. ("Mā-ḥażar" sözlük anlamıyla hazırda bulunan, "ne varsa" demektir.)

16. Bülbül için kimse kan bedeli anmasın diye gülün yüz yaprağı, delil ve hüccet olarak fazlasıyla yeter. ("Varaḳ" hem yaprak hem kâğıt sayfası demektir; yüz yapraklı gül, yüz sayfalık bir hüccet gibi düşünülür.)

17. Gülün hanı zebercet tahta ayak basınca zümrüt halı baştan başa lalenin lal renkli çadırlarıyla doldu. (Yeşil çimen zümrüt halı ve zebercet taht, kırmızı laleler çadır olarak düşünülür.)

18. Diken ordusunu baştan başa darmadağın etmek için nergis, yaban gülü ve lale gülün yardımcıları oldular.

19. Evet, gül dünya gül bahçesinin padişahı olmuştur; çünkü onun unvanı güzellik kitabının dibacesinin levhasıdır. (Dibace kitabın önsözü, levha da baştaki süslü başlıktır.)

20. Gül de benim gibi aşk ateşiyle yanmış olmalı; gülün gizli yanışı baştan başa açığa çıktı.

21. Gülün parlak miğferi, Cebrail'in mızrağıyla dikenle savaşmak için gül bahçesinde şimşek gibi çakar.

22. Saki, gül mevsimi "ha" deyince bir haftada geçip gitmeseydi, gül sohbetini terk etmek mümkün olurdu.

23. Bari ara sıra güzelliğinin gül bahçesinden peçeyi kaldır; gül sohbetinde gül saçısı pek güzel olur. ("Efşān" saçılan şey, saçı demektir.)

24. Gülün bin nağmeli kuşu, gönül bülbülü gibi servi dalının üstünde böylece durmadan gazeller okur. ("Hezār" hem bin hem bülbül anlamına gelir; söz iki anlamıyla da okunabilir.)

25. Ey saçı sünbül, gözü nergis, gülün güleç gülü olan; ey naz servisi boyu gül bahçesinin gül dalı olan sevgili.

26. Gülün mercan kâsesi her seher çiy ile senin güzellik devrinin dilencisidir; incilerle dolsa şaşılır mı? (Gülün kırmızı çanağı mercan kâseye, çiy taneleri inciye benzetilir.)

27. Gül, gül yüzünün devrinde varını yoğunu saçıp verdiği için her seher gülün dükkânının yağmalandığını görürsün. (Rüzgârın savurduğu gül yaprakları yağmalanan mala benzetilir.)

28. Gül bahçesinde kandili senin güzelliğinin mumundan yandığı için gülün parlak yüzü bostanı aydınlattı.

29. Gül dalı senin boyunun hayaliyle öyle doldu ki gönül bahçesini bir gül ağaçlığı olmuş say.

30. Ey gül yüzlü, lale yanaklı, senin devrinde, gül mevsiminin sonu görünmeye başladıysa da gönlüm gam yemez.

31. Gül uzun süre dikenin göğsünü zindan edindiyse, bu kendini senin gül yüzüne benzetmesinin cezasıdır. (Goncanın dikenler arasında kalması zindana benzetilir; hüsn-i talil vardır.)

32. Gül yanaklarının sevgisiyle (güneşiyle) öyle ısınıp açıldı ki kendini dağıttı, hiç takati kalmadı. ("Mihr" hem sevgi hem güneş demektir. Ersoy'un notuna göre metinde "fermān" yazılıdır; Ersoy bunun "dermān", yani takat olması gerektiğini düşünür.)

33. Gül senin güzelliğinin mecmuasını görmüş olmalı ki utanıp gülün defteri ve divanı baştan başa terden yıkandı. (Ter, gülün üzerindeki çiydir; mecmua ve divan şiir kitaplarını da çağrıştırır.)

34. Seher yeli senin lal dudağının şekerinden haber verdiği için güleç gül goncası ağzını açıp öylece kaldı.

35. Gülün canı, her yaprağının kadehteki görüntüsünü seyredince senin lal kadehine düşmek için titrer.

36. Acaba senin güzellik bağının gül bahçesinde zülfünün sünbülü de neden benim gönlüm gibi gülün sersemi oldu? ("Ser-gerdān" hem başı dönmüş, şaşkın hem de başı aşağı sarkmış demektir; zülfün kıvrımı buna benzetilir.)

37. Cihanın şahı nasıl dünya üzerinde Hakk'ın gölgesi ise, gül bahçesi içinde de senin boyun gülün ilahî gölgesidir. ("Ẓıll-i Ḥaḳ" padişahlar için kullanılan "Allah'ın gölgesi" sanıdır; girizgâh bu beyitle yapılır.)

38. Hazret-i sultan-ı âlem Ahmed Han ibn-i Han ki yolunun tozu dünya için gülün can şerbeti gibidir.

39. O dünyanın şahıdır ki onun devletinde gülün bahçesi, dünya evi gibi baştan başa süslendi.

40. Gümüş saçan ve cevher yağdıran eline öykündüğü için kalkanla altın vermek gülün şanı olmuştur. (Gülün yuvarlak çanağı kalkana, içindeki sarı tozlar altına benzetilir.)

41. Ey devrin şahı ve yeryüzünün Hüsrev'i, gül sultanı senin yolunun tozuna yüz sürmeye geldi. (Hüsrev, İran hükümdarlarının ünlü adıdır; burada hükümdar anlamında kullanılır.)

42. Ey Hüsrev, gülün hizmete geç gelişini mazur gör; gülün bir kusuru varsa o da feleğin dönüşündendir.

43. Kışın senin meclisinden uzak olduğu için dikenin göğsü gülün hüzün kulübesi olmuştu. ("Külbe-i aḥzān" Hz. Yakup'un Yusuf'un hasretiyle içinde ağladığı hüzün kulübesine telmihtir.)

44. Ey şah, gülün ayrılık ateşi sonunda haddini aşmasaydı, onun göğsü hasret ateşiyle yanmazdı.

45. Bağış hazinen onların hepsine öyle zenginlik verdi ki gülün terazi kefesi durmadan altın tartar oldu. (Gülün çanağı kefeye, sarı tozları altına benzetilir.)

46. Gül senin meclisinde yer yer meşale tutmuştur; nergis ne kadar varsa hepsi gülün buhurdanını gezdirir.

47. Gül, şevketinin ırmağından beslenmeseydi, gülün temeli kül gibi bütünüyle göğe savrulurdu.

48. Gül ne kadar güzel biçimli ve meclis süsleyici olsa da gülün cazibesi senin yolunun tozunun yüz suyundandır. ("Verd" Arapçada gül demektir. "Āb-ı rū" yüz suyu, yani itibar ve şereftir.)

49. Senin adalet devrinde kimin zulmetmeye cesareti var; gülün salınıp gezinmesi dikeni kırarsa şaşılır mı?

50. Gül, senin adalet elinle yakasını dikenin elinden kurtarıp, meydanı genişlemiş olarak atlı gezintiye çıkmıştır.

51. Gülün reyhan ordusu, yıldızlar kadar heybetli hizmetkârlarından ders alıp gül bahçesinde saflar bağladı.

52. Gül bahçesindeki gülün ileri gelenleri, ayağının toprağının yoluna durmadan bütün varlıklarını rüzgâra verirler. (Rüzgârda savrulan gül yaprakları padişahın yoluna saçılan mala benzetilir.)

53. Gülün bağışı sonsuza dek lal ve mücevherden olsa da, bir haftalık ömrüyle senin bağışının bir zerresine nasıl erişebilir? (Mısra "bir hafta bile erişemez" diye de anlaşılabilir.)

54. Bugün gülün kapıcısı olmuş olan hür süsen, düşmanının boynunu vurmak için yer yer kılıcını çekti. (Süsenin kılıç biçimli yaprakları; "āzāde" sözlük anlamıyla hür, bağımsız demektir ve süsen için bilinen bir sıfattır.)

55. Lale, yaban gülü ve nergis, senin meclisinin süsünü birlikte yerine getirmek için gülün kardeşleri oldular.

56. Sen devlet gül bahçesinin gül fidanısın; senin devrinde bugün gülün madeni lal, yakut ve zebercetle oynar.

57. Senin köpeğinin izinin devletinde bize gül eksik değildir; gülün mevsimi durmadan geçip giderse ne çare. (Beyit tam açık değildir. Kapıdaki köpeğin izi bile gül yerine geçecek kadar değerli sayılmış olabilir.)

58. Ey Münîr, senin muradın zaten dünya şahına dua etmek olduğuna göre sözü uzatma; gülün hikâyesi ve destanı bitmez.

59. Lalenin mumu yandıkça, sabah yeli estikçe, güleç gül goncası nazla şen oldukça,

60. Sünbül, yaban gülü ve fesleğen dalı yetiştikçe, gül dünyada var olabilmenin alanında bulundukça,

61. Sen Hakk'ın gölgesisin; Yüce Allah gölgeni uzatsın ve gülün dalları sonsuza dek senin hizmetinde gölge salsın.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir altmış bir beyitlik Türkçe bir kasidedir ve neşirde Kaside 22 numarasını taşır. Kaside, bütün beyitleri aynı kafiyeyle süren, çoğunlukla bir hükümdarı ya da devlet büyüğünü övmek için yazılan uzun nazım şeklidir. Vezin "fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün" kalıbıdır. Redif "gül" sözüdür; Ersoy divandaki kaside redifleri arasında "gül"ü ayrıca anar. Kafiye "-ān" sesine dayanır (sulṭān, dīvān, dāmān, ḳurbān, eyvān); Ersoy bu kasideyi, revi harfinden önce uzun ünlünün geldiği kafiye-i müreddefe örnekleri arasında gösterir. Kaside yalnız Vatikan nüshasında (VT 43a) bulunur. Neşirdeki başlık "Der-medḥ-i Şeh-zāde Sulṭān Aḥmed ṭāle beḳāhü", yani "Şehzade Sultan Ahmed'in övgüsünde; ömrü uzun olsun" anlamındadır. 2. beyitteki köşeli ayraç içinde duran "kim" sözü Ersoy'un vezne ve anlama göre yaptığı tamirdir; 32. beyitte metinde "fermān" yazılıdır, Ersoy bunun "dermān" olması gerektiğini düşünür. Kasidenin ne zaman ve hangi vesileyle sunulduğuna dair kaynakta bilgi yoktur.

Kasidenin bölümleri metinde açıkça görülür. 1-22. beyitler gül mevsimini anlatan giriş bölümüdür; 22. beyitte şair sakiye seslenir ve gül mevsiminin bir haftada geçip gittiğini söyler. 23-24. beyitler sevgiliye ve gazel okuyan kuşa geçişi hazırlar. 25. beyit iki mısraı da "gül" ile biten yeni bir matla‘dır ve 25-36. beyitler kasidenin içine yerleştirilmiş bir gazel gibi sevgiliye seslenir. 37. beyit girizgâhtır: padişah nasıl dünyada Hakk'ın gölgesiyse sevgilinin boyu da gül bahçesinde gülün gölgesidir. Memduhun adı 38. beyitte geçer: "Ḥażret-i sulṭān-ı ‘ālem Aḥmed-i ḫān ibn-i ḫān". 38-57. beyitler medhiyedir. 58. beyitte şair "Münīr" mahlasıyla kendine seslenir ve "sözü uzatma, gülün destanı bitmez" diyerek duaya geçer; son üç beyit "… dıkça, … dükçe" kalıbıyla kurulan duadır.

Anlam ve Söz Sanatları

Kasidenin bütün imge düzeni redifteki gül çevresinde kurulur ve gül her beyitte başka bir kılığa girer. Gül defter açıp divan kuran bir sultandır (1), bülbülün kan bedelini eteğinde taşır (2), alnına kurban kanı sürülmüş bir çocuktur (3), Kenan'ın Yusuf'udur (7), miğferi şimşek gibi çakan bir savaşçıdır (21), kalkanıyla altın dağıtan bir cömerttir (40) ve terazisi durmadan altın tartan bir hazinedardır (45). Bu benzetmelerin çoğu çiçeğin görünüşünden çıkar: kırmızı yaprakları lal, yakut, mercan ve şemse, ortasındaki sarı tozlar altın ve kıvılcım, yuvarlak çanağı kalkan, havuz ve kefe olur. Gülün yuvarlaklığını en mükemmel şeklin daire olmasına (13), dikenler arasında kalmasını kendini sevgilinin yüzüne benzetme suçunun cezasına (31) bağlayan beyitler hüsn-i talil sanatının açık örnekleridir.

Münîrî'nin cinasa ve çok anlamlı sözlere düşkünlüğü bu kasidede de görülür. 2. beyitteki "ehl-i beyt" hem ev halkı hem beyit ehli, yani şairler olarak okunabilir; 10. beyitteki "peymān" hem ahdi hem kadehi çağrıştırır; 16. beyitte "varak" hem yaprak hem sayfadır; 24. beyitte "hezār" hem bin hem bülbül anlamını taşır; 32. beyitte "mihr" hem sevgi hem güneştir. 1. ve 33. beyitlerde "defter ü dīvān" sözleri gülü bir devlet kalemi gibi gösterirken aynı zamanda şiir kitabını çağrıştırır; 33. beyitteki "mecmū‘a" da bir şiir derlemesinin adıdır. Telmihler daha çok peygamber kıssalarından gelir: Yusuf'un gömleğinin kokusu (7), Yakup'un hüzün kulübesi (43) ve Cebrail'in mızrağı (21). 22. beyitte gül mevsiminin "ha deyince" bir haftada geçmesi günlük konuşmadan alınmış bir deyimdir.

Medhiyede bahar çiçekleri Şehzade Ahmed'in meclisinin hizmetkârlarına dönüşür: gül meşale tutar, nergis buhurdan gezdirir (46), süsen kapıcı olup düşmanın boynunu vurmak için kılıç çeker (54), lale, yaban gülü ve nergis meclisi süslemek için gülün kardeşleri olur (55). Girizgâh beytinde (37) ve son beyitte (61) padişahlar için kullanılan "ẓıll-i Ḥaḳ" (Allah'ın gölgesi) sıfatı kullanılır ve gölge imgesi gül dallarının gölgesiyle birleştirilir. Kasidenin herhangi bir şaire nazire olarak yazıldığına dair Ersoy'da bir bilgi yoktur.

Tarihî Bağlam

Neşirdeki başlığa göre kaside Şehzade Ahmed'e yazılmış bir methiyedir; memduh 38. beyitte "Aḥmed-i ḫān ibn-i ḫān" diye anılır. Ersoy'a göre divanda Şehzade Ahmed'e yazılmış kasideler bulunur; neşir başlıklarına göre K 22-28 bunlardandır. Münîrî, Ahmed Amasya'da sancakbeyiyken onun meclisinde bulunmuştu ve Hüseyin Hüsameddin'e göre 910-915 (1504-1510) yılları arasında onun nişancısıydı. Kasidenin bu yıllarda mı yazıldığını gösteren bir kayıt yoktur.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar