Özgün Metin

Vezin: fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün

Kime kim görünse bu çeşm ü bu ebrū vü bu fem
Ḥayret ile dir revān Allāhü ekber ey ṣanem
Dirgürür gelse ḫayāli gitse beni öldürür
Bellü bildüm vaṣl u hicr-i yār imiş tiryāk ü sem
Nergisüñ siḥriyle zülfüñle dehānuñ fitnesi
Ḳıldılar baña vücūdum şehrini ‘ayn-ı ‘adem
Levḥ-i sīm üstinde gördüm ḳaşlaruñ ṭuġrasını
Defter-i ‘uşşāḳı dürdüñ diyü çekmişler raḳam
Dīde bu zülf ü dehān içün ki ḳan aġlar Münīr
Yazalar her ḳaṭresinden dem bu demdür dem bu dem

Günümüz Türkçesiyle

1. Ey güzel (sanem: put, dilber), bu göz, bu kaş ve bu ağız kime görünse, hayretle hemen "Allahu ekber" der.

2. (Sevgilinin) hayali gelse beni diriltir, gitse öldürür; açıkça anladım ki sevgiliye kavuşmak ile ondan ayrılık, panzehir ile zehir imiş.

3. Nergis gözünün büyüsü, zülfünün ve ağzının fitnesi, varlığımın şehrini yokluğun ta kendisi (ayn-ı adem) yaptı.

4. Gümüş levha (beyaz alın) üzerinde kaşlarının tuğrasını gördüm; "âşıkların defterini dürdün (onların işini bitirdin)" diye (bu tuğrayı) yazı olarak çekmişler.

5. Münîr bu zülüf ve ağız için gözünden kan ağlarken, (gözyaşının) her damlasına "dem bu demdir, dem bu dem" (an bu andır; dem: kan) yazsınlar.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir beş beyitlik bir Türkçe gazeldir; neşirde Türkçe gazellerin yüz doksan birincisidir (tg 191). Vezin "fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün" kalıbıdır. Gazelin redifi yoktur; kafiye "-em" ve "-am" sesleridir: fem, ṣanem, sem, ‘adem, raḳam ve dem. Gazel Vatikan (VT 142b) ve Viyana (VY 119b) nüshalarında bulunur. Neşirdeki tek nüsha farkı ikinci beyittedir: "ḫayāli" (onun hayali) yerine Vatikan nüshası "ḫayālüñ" (senin hayalin) okur; bu okuyuşta beyit doğrudan sevgiliye hitap eder. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmemektedir.

Anlam ve Söz Sanatları

Matla dinî bir sözle putu bir araya getiren tezatla kurulur. Kubbealtı Lugatı "sanem" kelimesini put ve mecaz olarak çok güzel kimse, dilber diye açıklar. Sevgilinin gözünü, kaşını ve ağzını gören, hayretten "Allahu ekber" der; güzelliğin karşısında söylenen bu tekbir, sevgilinin put diye anılmasıyla keskin bir tezat oluşturur.

İkinci beyit kavuşma ile ayrılığı ilaç ile zehre benzetir. Kubbealtı Lugatı "sem" kelimesini zehir diye açıklar ve Mihrî adıyla "Kim ki seninçün cihanda içti sem / Ana tiryâk olur ol sem pes ne gam" beytini örnek verir. Sözlük bu Mihrî'nin kim olduğunu belirtmez; Münîrî'nin hemşehrisi Mihrî Hatun olması mümkündür, ama bunu doğrulayamadık. Beyitte de zehir ile tiryak aynı aşk bağlamında bir aradadır. Gelen hayalin diriltmesi ile giden hayalin öldürmesi, birinci mısrada leff ü neşre benzer bir sıralamayla ikinci mısraın "tiryāk ü sem" ikilisine bağlanır.

Üçüncü beyitte "‘ayn-ı ‘adem" terkibi iki anlamlıdır. Kubbealtı Lugatı "ayn" kelimesine göz, kaynak ve bir şeyin aslı, kendisi anlamlarını, "adem" kelimesine de yokluk ve mecaz olarak ölüm anlamını verir. Varlık şehri, yokluğun ta kendisi olmuştur; aynı zamanda "ayn" kelimesi beytin başındaki nergis gözü hatırlatır.

Dördüncü beyit devlet yazışmalarından alınmış bir sahnedir. Kubbealtı Lugatı "tuğra" kelimesini Osmanlı padişahlarının resmî yazılarda imza yerine kullandıkları özel biçimli işaret diye açıklar. Beyaz alın gümüş bir levha, kemerli kaşlar da onun üstüne çekilmiş tuğradır. Aynı sözlüğe göre "defterini dürmek" deyimi öldürmek ve son vermek demektir. Kaşların tuğrası, âşıkların defterini dürme buyruğunu onaylayan bir imza gibidir.

Mahlas beyti "dem" kelimesinin anlamları üzerine kurulur. Kubbealtı Lugatı Farsça "dem" kelimesini nefes ve zaman, an diye açıklar ve Fuzûlî'den "Dem bu demdir bu demi hoş göre-gör ey ârif" mısraını örnek verir; aynı sözlük çay anlamındaki "dem" kelimesini Arapça kan anlamındaki "dem"e bağlar ve Arapça "dem'" kelimesini gözyaşı diye açıklar. Kan ağlayan gözün her damlasına "dem bu demdir" yazılması, hem kan damlası hem de yaşanan an anlamıyla okunabilir.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar