Özgün Metin

Vezin: fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün

Bu dil-i saḫtuñ görüp raḥmını ben bī-çāreye
Ṣanasuz ṭañ mıdur ey dil şöyle seng-i ḫāreye
Ḳanḳı gīsūsına baḳsam zülfüñüñ dil andadur
Bilmezem kim n’ola āḫir bu dil-i ṣad-pāreye
Çeşm-i mest-i yār birle añduġumca leblerin
Dir ki ḥulviyyātdur ḥācet degül mey-ḫᵛāreye
Göñlümi la‘l-i lebüñde görüben didüm revān
Nice beñzer bāde üzre görinen āvāreye
Baġrumuñ ḳanın görüp dil sīnede didi Münīr
Ṭut ki ḥınnādur devāyiçün sürülmiş yaraya

Günümüz Türkçesiyle

1. Bu katı gönlün ben çaresize acıdığını görseniz, ey gönül, böyle sert bir granit taşından bunu şaşılacak bir şey sanır mıydınız. (Beyit iki türlü okunabilir: katı gönlün acıması taştan beklenmeyecek bir mucize sayılır ya da tam tersine, böyle bir taştan merhamet beklemenin boşuna olduğu söylenir.)

2. Zülfünün hangi saç örgüsüne baksam gönül oradadır; bu yüz parça olmuş gönlün sonunda ne olacağını bilmiyorum.

3. Sevgilinin sarhoş gözüyle birlikte dudaklarını andıkça (göz) der ki: "Onlar tatlıdır; şarap içene tatlı gerekmez."

4. Gönlümü dudağının yakutunda görünce hemen dedim: şarabın üstünde görünen bir başıboşa ne kadar da benziyor.

5. Münîr, gönül göğüste bağrımın kanını görünce dedi ki: "Bunu deva olsun diye yaraya sürülmüş kına say."

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir beş beyitlik bir Türkçe gazeldir; neşirde Türkçe gazellerin iki yüz seksen beşincisidir (tg 285). Vezin "fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün" kalıbıdır. Ersoy giriş bölümündeki redif listesinde bu gazelin redifini "-ye" olarak verir; kafiye "-āre" sesine dayanır: bī-çāre, ḫāre, ṣad-pāre, mey-ḫᵛāre ve āvāre. Mahlas beytindeki "yaraya" kelimesi ise "-āre" değil "-ara" sesiyle biter; kafiyenin burada gevşediğini düşünüyoruz (bizim tespitimizdir). Gazel yalnız Vatikan nüshasında (VT 165b) bulunur. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmemektedir.

Anlam ve Söz Sanatları

Matlada sevgilinin katı gönlü taşa benzetilir. Kubbealtı Lugatı "hârâ" kelimesini taş için çok sert diye açıklar ve Aziz Mahmud Hüdâyî'nin "Hudâ kādirdir eyler seng-i hârâdan güher peydâ" (Allah sert taştan cevher çıkarmaya kadirdir) mısraını örnek verir. Münîrî de taş gibi bir gönülden merhamet çıkıp çıkmayacağını sorar. Beyitteki "ṭañ" kelimesini bağlamdan "şaşılacak şey" diye anlıyoruz. Gönül ("dil") kelimesi ilk mısrada sevgilinin katı gönlü, ikinci mısrada âşığın seslendiği kendi gönlüdür.

İkinci beyitte Kubbealtı'nın omuza dökülen uzun saç diye açıkladığı "gîsû" ile zülüf bir arada kullanılır. Aynı sözlük Farsça "sad" kelimesini yüz sayısı, "pâre" kelimesini parça diye verir. Gönül yüz parçaya bölünmüş, her parçası bir saç örgüsüne takılmıştır; bu yüzden âşık hangi örgüye baksa gönlünü orada bulur (bizim okumamızdır).

Üçüncü beyit bir meclis şakasıdır. Kubbealtı "hulviyat" kelimesini tatlılar, şekerlemeler diye açıklar ve kelimeyi Sultan II. Bayezid Vakfiyesi'nden bir örnekle verir; TDV İslâm Ansiklopedisi'ndeki maddeye göre Münîrî, II. Bayezid'in yakın meclislerinde bulunmuştur. Sarhoş göz, dudakların tatlılığını kabul eder ama şarap içene tatlının gerekmediğini söyler; böylece dudaktan uzak durmanın bir bahanesini bulur (bizim okumamızdır). Dördüncü beyitte Kubbealtı'nın başıboş, kararsız, perişan diye açıkladığı "âvâre" kelimesi kullanılır. Kırmızı dudak şaraba, onun üstünde görünen gönül de şarabın yüzünde dolaşan başıboş bir şeye benzetilir.

Mahlas beytinde Kubbealtı'nın kına diye açıkladığı "hınnâ" kelimesi geçer. Göğüsteki kanı gören gönül, onu yaraya ilaç olarak sürülmüş kına sayar; kanın kırmızısı ile kınanın rengi arasında bir benzerlik kurulmuştur. Kınanın yaraya deva olarak sürülmesi şiirin kendi söyleyişidir; bu kullanımı başka bir kaynakta doğrulamadık.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Akademik çalışmalar

Kitaplar

  • Kubbealtı Lugatı (Misalli Büyük Türkçe Sözlük), "hârâ", "gîsû", "sad", "pâre", "hulviyat", "âvâre" ve "hınnâ" maddeleri. https://lugatim.com/s/hulviyat

Çevrimiçi kaynaklar