Özgün Metin

Vezin: fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün

Ġonca-veş dil-teng idüp gül zārını
Ḫāra degşürmiş durur gül-zārını
Mey-gede küncini terk itmezdi hīc
Bilse zāhid mey-fürūş esrārını
Müşterīler naḳd-i cān virdügidür
Germ iden sen dil-berüñ bāzārını
Gözlerüñden şākirüz ġāyetde kim
Tīzcek öldürmek diler bīmārını
Der-miyān olsun Münīrī saña cān
Ḳılca bilürseñ miyānı varını

Günümüz Türkçesiyle

1. Gonca gibi (dar ağızlı) sevgili, gül için inleyenin (bülbülün) gönlünü daraltmış ve onun gül bahçesini dikene çevirmiştir. (Mısraın öznesi açıkça söylenmez; bizim okumamızdır.)

2. Zâhid, meyhanecinin sırlarını bilseydi meyhanenin köşesini hiç terk etmezdi.

3. Ey gönül alan, senin pazarını kızıştıran, müşterilerin can nakdini (peşin para yerine canlarını) vermeleridir.

4. Gözlerine çok şükrederiz, çünkü hastalarını çabucak öldürmek isterler (onlara uzun süre acı çektirmezler).

5. Münîrî, o belin varlığını kıl kadar olsun bilirsen, canın sana uğrunda ortaya konmuş olsun. ("Der-miyân" hem "ortada, araya konmuş" hem "belde" anlamını çağırır; sevgilinin beli kıl kadar ince, neredeyse yoktur.)

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir beş beyitlik bir Türkçe gazeldir; neşirde Türkçe gazellerin üç yüz dördüncüsüdür (tg 304). Vezin "fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün" kalıbıdır. Ersoy giriş bölümündeki redif listesinde bu gazelin redifini "-ını" olarak verir; kafiye "-ār" sesine dayanır: zār, gül-zār, esrār, bāzār, bīmār ve var. Gazel üç divan nüshasında da bulunur (VT 170a, VY 147a, Ü 60a). İstanbul nüshasında ilk beyitte "gül zārını" yerine "bāzārını", "degşürmiş" yerine de neşirde bir harfi basılamamış "-apşurmış" biçiminde bir okuma vardır. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmemektedir.

Anlam ve Söz Sanatları

Gazelin en dikkat çekici sanatı matladadır. İlk mısraın sonundaki "gül zārını" (gülün ya da gül için inleyişini) ile ikinci mısraın sonundaki "gül-zārını" (gül bahçesini) yazılışta ve söylenişte aynıdır; anlamları ayrıdır. Bu, iki kelimeden kurulan tam bir cinastır (bizim tespitimizdir). Kubbealtı Lugatı "dil-teng" sıfatını gönlü daralmış, kederli, içi sıkkın diye açıklar ve Mesîhî'nin "Ben bülbülü dil-teng eden ol gonca-dehandır" mısraını örnek verir. Ersoy'un, nazire mecmualarına dayanarak Münîrî'nin nazire söylediği şairler arasında saydığı Mesîhî'nin (ö. 1512) mısraında da bülbülün gönlünü daraltan gonca ağızlı sevgilidir; bu benzerlik, matladaki gizli öznenin sevgili, gül için inleyenin de bülbül olduğunu düşündürür (bizim okumamızdır). Sevgili hem bülbülün gönlünü daraltmış hem de bahçesini dikenliğe çevirmiştir.

İkinci beyit rind ile zâhid karşıtlığının bilinen bir söyleyişidir. Kubbealtı "mey-fürûş" kelimesini şarap satan, meyhaneci diye açıklar ve Necâtî Bey'in "Ey pîr-i mey-fürûş" diye başlayan beytini örnek verir. Zâhid meyhaneden uzak durur, ama bu uzak duruş bilgisizliğindendir; meyhanecinin sırrını bilse oranın köşesinden hiç ayrılmazdı.

Üçüncü beyit alışveriş kelimeleriyle kurulmuştur: müşteri, nakit, pazar ve pazarı kızıştırmak. Kubbealtı "müşteri" kelimesinin bir anlamını alıcı, istekli kimse diye verir. Sevgilinin güzellik pazarında para canla ödenir; pazarı canlı tutan da âşıkların bu bedeli tereddütsüz vermesidir. Dördüncü beyitte sevgilinin gözleri hastalarını çabuk öldürdükleri için övülür. Bu ince bir alaydır: sevgilinin zulmü bile âşığın gözünde bir lütuf sayılır, çünkü uzun azaptan kurtarır.

Mahlas beyti ince bel düşüncesine dayanır. Kubbealtı "meyan – miyan" kelimesine ara, bir şeyin ortası ve kemer bağlanacak yer, bel anlamlarını verir; Mihrî Hatun'un "ten de meyânın bağladı" mısraı da bu maddede örnektir. Münîrî "der-miyān" (ortada, ortaya konmuş) ile "miyān" (bel) kelimelerini yan yana getirir. Sevgilinin beli kıl kadar incedir; onun var olduğunu kıl kadar bilen biri için can ortaya konmaya değer. "Kılca" ve "miyān" kelimeleri birlikte, belin kıl inceliğinde olduğunu da sezdirir (bizim okumamızdır).

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar