Özgün Metin
Vezin: mef‘ûlü fâ‘ilâtü mefâ‘îlü fâ‘ilün
Yâ Rab n’olaydı ʿâlem içinde dil olmasa
Bâri olursa her güzele mâyil olmasa
Günümüz Türkçesiyle
1. Ya Rabbi, keşke dünyada gönül diye bir şey olmasaydı; hiç değilse, olacaksa bile her güzele meyletmeseydi.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Beyit, Tâcîzâde Sa'dî Çelebi'nin bir gazelinin açılış beytidir; iki mısraı "dil olmasa / mâyil olmasa" sözleriyle kafiyelenir. Redif "olmasa", kafiye "-il" sesidir. Gazelin geri kalanı bilinmiyor. Tezkireler vezin belirtmez; beyit aruzun muzâri‘ bahrinden "mef‘ûlü fâ‘ilâtü mefâ‘îlü fâ‘ilün" kalıbıyla okunur ve ikinci mısradaki "mâyil olmasa" sözü ulama ile "mâ-yi-lol-ma-sa" diye vezne oturur.
Bu matla, Sa'dî Çelebi'nin adıyla en çok anılan beyittir. Latîfî, Âşık Çelebi, Beyânî ve Kınalızâde Hasan Çelebi'nin tezkirelerinde, küçük yazım farklarıyla ("Yâ Rabb", "mâ'il") aynı biçimde geçer. Latîfî onu "maṭla‘-ı mümteni‘u'n-naẓîr", yani benzeri söylenemeyecek bir matla diye niteler. Beyânî ve Kınalızâde ise Sa'dî'nin Türkçe şiirinin az olduğunu, asıl Arapça kasideleriyle tanındığını söyler ve bu beyti onun Türkçe şiirinden tek örnek olarak verir. Kime ve hangi vesileyle yazıldığına dair bir bilgi yoktur.
Anlam ve Söz Sanatları
Beyit, aşkın sebebini âşığın kendi gönlünde bulur ve bu yüzden bir şikâyetten çok bir itiraf gibidir. Âşık önce bütünüyle gönülsüz bir dünya diler; ardından bu dileğin aşırılığını fark etmiş gibi geri çekilir ve "bâri", yani hiç değilse, gönül her güzele meyletmesin der. Birinci mısradaki büyük dilek ile ikinci mısradaki küçük ricanın art arda gelmesi beyte hem ciddi hem hafif alaycı bir ton verir. Söylenen, aşk acısının büyüklüğünden çok, gönlün bir güzelden ötekine kayan kararsızlığıdır.
Beytin sanatı sade görünür, ama bu sadelik bilinçlidir. Divan edebiyatında, söylenişi kolay görünen fakat aynısını söylemek imkânsız olan sözlere "sehl-i mümteni‘" denir. Latîfî'nin "mümteni‘u'n-naẓîr" ifadesi de bu düşünceye yakındır: kelimeler gündelik konuşmaya yakındır, istiare ya da ağır terkip yoktur, buna karşılık düşünce iki mısraa eksiksiz yerleşir. "Dil" ile "mâyil" arasındaki ses yakınlığı kafiyeyi kuvvetlendirir; "olaydı" ile "olursa" ve iki kez tekrarlanan "olmasa" ise beyti bir dua gibi akıtır. "Yâ Rab" hitabı, divan şiirinde çoğu zaman gerçek bir duadan çok bir hayıflanma ünlemi olarak kullanılır; burada da âşık Tanrı'ya dünyanın düzenini değiştirmesi için yalvarmaktan çok kendi hâline şaşırmaktadır.
Tarihî Bağlam
Sa'dî Çelebi, Amasya'da doğmuş, Şehzade Bayezid'in Amasya'daki defterdarı Tâcî Bey'in oğlu ve Nişancı Tâcîzâde Câfer Çelebi'nin kardeşidir. Tezkireler onu daha çok bir âlim ve münşi olarak tanıtır. Kınalızâde'ye göre ilim ve erdemde ağabeyiyle eşit, Arapçada ise ondan üstündür; Câfer Çelebi'nin inşası halkın beğendiği türden olduğu için daha çok tanınmıştır, Sa'dî'nin inşası ise usta işi olduğu hâlde bilenlerce takdir edilir. Kaynaklar onun hayatından en çok bir olayı anlatır: Câfer Çelebi 921'de (1515) Yavuz Sultan Selim'in emriyle öldürülünce, Sa'dî ağabeyinin naaşını alırken padişaha ağır sözler söylemiş, bunun duyulduğunu öğrenince başına gelecekten korkmuştur. Kısa süre sonra Memlük Sultanı Kansu Gavri'ye bir mektup yazılması gerekince padişah Câfer'i anmış, yakınları da kardeşinin bu işi yapabileceğini söylemişti. Sa'dî saraya çağrılmış, ölüme gidiyorum diye vasiyetini yapıp gitmiş, ama mektubu yazmakla görevlendirilmiş; yazdığı mektup beğenilince ödüllendirilmiştir.
Bu hikâye, Türkçe şiirinin neden az kaldığına da ışık tutar. Tezkirecilerin gözünde Sa'dî Çelebi önce Arapçanın ve inşanın ustasıdır; Türkçe beyitleri onun için bir yan uğraştır. Latîfî de bu yüzden, onun şiirlerinin meşhur olmamasını resmî görevlerin bıraktığı vakitsizliğe bağlar. Böyle bir şairden kalan birkaç beytin arasında bu matlaın dört ayrı tezkirede tekrarlanması, onun çağdaşları arasında dilden dile dolaşan bir söz olduğunu gösterir. Sa'dî'nin ölüm tarihi kaynaklarda 922 (1516) ya da 923 (1517) olarak geçer.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Latîfî, Tezkiretü'ş-Şuarâ ve Tabsıratü'n-Nuzamâ, hzl. Rıdvan Canım, Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2018 (e-kitap), s. 272, Sa‘dî Çelebi maddesi. ekitap.ktb.gov.tr
- Âşık Çelebi, Meşâ'irü'ş-şu'arâ, hzl. Filiz Kılıç, Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2018 (e-kitap), s. 424-425, Sa‘dî Çelebi maddesi. ekitap.ktb.gov.tr
- Beyânî, Tezkiretü'ş-Şu'arâ, hzl. Aysun Sungurhan, Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2017 (e-kitap), s. 90-91, Sa‘dî maddesi. ekitap.ktb.gov.tr
- Kınalızâde Hasan Çelebi, Tezkiretü'ş-Şu'arâ, hzl. Aysun Sungurhan, Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2017 (e-kitap), s. 430-431, Sa‘dî maddesi. ekitap.ktb.gov.tr
Kitaplar
- İsmail E. Erünsal, "Tâcîzâde Sâdî Çelebi", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 39, İstanbul 2010, s. 356. islamansiklopedisi.org.tr






