Özgün Metin
Vezin: fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün
Rûz-ı rûşenden nola envâr olursa şâmumuz
Mihr-i ‘âlem-tâbdan yaḳar çerâġı câmumuz
Günümüz Türkçesiyle
1. Akşamımız aydınlık gündüzden daha nurlu olsa buna şaşılır mı; kadehimizin kandili, dünyayı aydınlatan güneşten yakılır. (Gece içilen şarap güneş gibi parlar; "mihr" hem güneş hem sevgi demek olduğu için kandil, sevginin ateşinden yanan bir ışık olarak da okunabilir.)
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Beyit bir gazelin matlaıdır; iki mısraı "şâmumuz / câmumuz" sözleriyle kafiyelenir. Redif "-umuz" ekidir, kafiye "-âm" sesidir. Vezin tezkirede belirtilmez; beyit aruzun remel bahrinden "fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün" kalıbıyla okunur. Matla yalnız Sehî Beg'in Heşt Bihişt adlı tezkiresinde, Tâcîzâde Sa'dî Çelebi maddesinde bulunur; başka bir tezkirede ya da mecmuada tanığı bulunamadı. Gazelin geri kalanı bilinmiyor.
Sehî'nin Heşt Bihişt'i, 945 (1538) yılında tamamlanmış ve Anadolu Türkçesiyle yazılmış ilk tezkire olduğu için Sa'dî Çelebi hakkındaki en eski şair biyografisini içerir. Neşrin girişinde belirtildiğine göre Sa'dî Çelebi maddesi tezkirenin her nüshasında yoktur; bazı nüshalarda sonradan eklenmiş fazla biyografiler arasındadır. Neşrin nüsha farklarına göre "envâr" kelimesi bir nüshada "enver", "câmumuz" kelimesi de W nüshasında "cânımuz" diye yazılmıştır. Kime ve hangi vesileyle yazıldığına dair bilgi yoktur.
Anlam ve Söz Sanatları
Beyit bir işret meclisinden, gece içilen şaraptan söz eder ve gecenin karanlığını şarabın parıltısıyla yenen bir tablo kurar. Birinci mısrada "rûz-ı rûşen" (aydınlık gün) ile "şâm" (akşam) arasında bir tezat vardır: akşamın gündüzden daha aydınlık olması olağan değildir ve şair bunun sebebini ikinci mısrada verir. Kadehin içindeki şarap bir kandile, onu yakan ateş de güneşe benzetilir. Böylece gece meclisinin ışığı, gökteki güneşten alınmış bir ışık olur. Bu, bir olguya şiirin kendi güzel sebebini bulan hüsn-i ta‘lîl sanatının bir örneğidir.
"Mihr" kelimesi beytin anahtarıdır. Farsçada hem güneş hem sevgi anlamına gelir; "mihr-i ‘âlem-tâb" ifadesi ilk bakışta dünyayı aydınlatan güneşi anlatır, ama sevginin ışığını da çağrıştırır. W nüshasındaki "cânımuz" okuyuşu bu ikinci anlamı öne çıkarır: o durumda yanan kandil kadehin değil canın kandilidir ve onu yakan, dünyayı aydınlatan bir sevgidir. Tenasüp de zengindir: rûz, şâm, envâr, mihr ve çerâġ kelimeleri ışık ve zaman alanından gelir; "şâm" ile "câm" arasındaki kafiye de akşam ile kadehi aynı sese bağlar. Birinci mısradaki "nola" (n'ola, şaşılır mı) sorusu cevabı belli bir sorudur ve beyte meclis neşesine yakışan bir kendinden eminlik katar.
Tarihî Bağlam
Sehî Beg, Sa'dî Çelebi'yi şöyle tanıtır: öldürülen Nişancı Câfer'in kardeşidir, "Tâcî Beg oğlu" diye anılır; Sultan Bayezid Amasya'da çelebi sultan iken babası onun defterdarıydı. Kendisi Sahn-ı Seman'da müderris olmuş, ehil bir kişiydi; Arapça, Farsça ve Türkçe şiirleri vardır, itibarı ve şöhreti büyüktü. Bu tanıtım Sa'dî'nin üç dilde şiir yazdığını açıkça söyleyen tek kayıttır. Daha sonraki tezkireler ağırlığı Arapça kasidelerine ve inşasına verir, Türkçe şiirlerinin az olduğunu ekler.
Sa'dî Çelebi'nin hayatına dair belgeler onun Bursa'da medreselerde ders verdiğini, 897-906 (1492-1501) yılları arasında orada bulunduğunu, sonra İstanbul'a geçip Ali Paşa Medresesi ve Sahn medreselerinde müderrislik yaptığını gösterir. TDV İslâm Ansiklopedisi, Sultan Bayezid'e çeşitli vesilelerle kasideler sunduğunu ve bunun için ödüller aldığını İnâmât Defteri kayıtlarına dayanarak bildirir. Beytin bu dönemlerden hangisine ait olduğu bilinmez; işret meclisi konusu da divan şiirinin genel mazmunlarındandır ve tek başına bir biyografik bilgi vermez.
Kaynakça
- Sehî Beg, Heşt Bihişt, hzl. Halûk İpekten, Günay Kut, Mustafa İsen, Hüseyin Ayan, Turgut Karabey, Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2017 (e-kitap), s. 62-63, Mevlânâ Sa‘dî Çelebi maddesi; nüsha farkları ve giriş. ekitap.ktb.gov.tr
- İsmail E. Erünsal, "Tâcîzâde Sâdî Çelebi", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 39, İstanbul 2010, s. 356. islamansiklopedisi.org.tr






