Savadiye, Amasya Merkez'e bağlı küçük bir mahalledir ve şehir merkezine yaklaşık bir kilometre uzaklıkta yer alır. Bugünkü görünüşü sakin bir konut semtinden ibarettir, ama adının arkasında Amasya'nın eski dergâh çevrelerinden birinin, bir dere ve bağ hattının, bir de yirminci yüzyılın başındaki sarsıntıların hikâyesi yatar. Mahalleyi anlatan iki ana kaynak vardır. Hüseyin Hüsameddin Yasar, Amasya Tarihi'nde mahalleyi eski adı olan Savakça ile kaydeder ve adın nereden geldiğini açıklar. Osman Fevzi Olcay ise Amasya Hâtıraları'nda mahalleyi son devir şahidi olarak, bağlarının kesildiği ve evlerinin selle gittiği yıllar üzerinden anlatır. İkisini yan yana okumak, adı bugün Savadiye olan yerin yüzyıllar içinde nasıl değiştiğini görmeyi mümkün kılar.
Adı: Savakça'dan Savadiye'ye
Hüsameddin, Amasya'nın elli üç şehir mahallesini sıraladığı bölümde otuz üçüncü sırada "Savakça Mahallesi"ni anar ve adın kaynağını açıklar. Mahallenin yukarısında, Halvetî şeyhi Erzincanlı Abdurrahman'ın zaviyesi bulunuyordu. Şeyh, zaviyenin önüne bir çeşme, çeşmenin altına da ağaçtan küçük bir su teknesi yaptırmıştı. Çeşme altına konan ağaç tekneye "savak", taştan olana "havud" denirdi. Mahalle adını bu tekneden, yani savaktan almış, sonradan da bu ad mahalleye özgü bir isim hâline gelmiştir. Hüsameddin halk ağzında adın "Savahça" biçiminde söylendiğini de ekler.
Bugünkü "Savadiye" biçimi ise sonradan ortaya çıkmıştır. Hüsameddin'e göre bazı yazarlar adı "Sevâdiye" diye yazmış, resmî kayıtlara da bu biçim geçmiştir; fakat bu yazış hicrî 980'den, yani 1572 sonrasından kalmadır ve eski kayıtlarda mahalle "Savakça" adıyla durur. Arapçada "serçe" anlamına gelen "sevâdiye" ile "karaltı, bir şehrin köy kenarı" anlamındaki "sevâd" sözcüklerinin mahalleyle ilişkisini kurmak ona güç görünür, yani Arapça bir kökene bağlanan açıklamayı kabul etmez. Bu tartışmayı gözden kaçırmamak gerekir, çünkü sonradan yazılan kaynaklar adı doğrudan "Sevâdiye" diye kullanır. Hüsameddin'in kendi biyografi ciltlerinde bile, eski dönemlerden söz ederken "şimdiki Sevâdiye Mahallesi" ya da "Sevâdiye Mahallesi eşrafı" ifadesi geçer. Ad bir kez yerleştikten sonra eski biçimi geride bırakmış, Olcay'ın döneminde mahalle artık Yukarı ve Aşağı Savadiye olarak iki kısım hâlinde anılmıştır.
Konumu ve Sınırları
Hüsameddin mahallenin yerini şöyle tarif eder: Soğuk Pınar'ın altında, Amasya'nın en doğu ucunda yer alır; doğusu Lokman Dağı, batısı dere, güneyi Soğuk Pınar, kuzeyi Âhûr Önü ile sınırlıdır. Lokman Dağı'nın Savakça Mahallesi'nin arkasından başlayıp Kibrithane önüne kadar indiğini de ayrıca yazar. Olcay'ın çizdiği sınır aynı coğrafyaya başka yerlerden bakar. Ona göre Aşağı Savadiye, Yukarı Savadiye'nin devamıdır; bir yanında Saraydüzü semti, öbür yanında Savadiye Deresi uzanır, doğuda ise Mir Hamza Nigâri Türbesi'ne giden yolun doğusundan Ahırönü mevkii ve Ayvasıl semti boyunca sürer. İki tarif birbirini tutar: mahalle, Saray tepesinin güneydoğusunda, dağ eteğinden ırmağa doğru inen dar bir kuşakta uzanıyordu.
Çevresindeki adlar da mahalleyi konumlandırmaya yarar. Ahırönü, Olcay'ın anlattığına göre Ayvasıl yoluna paralel caddeye verilen addır ve Mir Hamza Camii ile Türbesi'nin arkasındaki yolun cephesidir; bu mahallenin birinci sokağından aşağı inen yol Bayezid Paşa Camii'ne varır, Kunç Köprü'nün beri tarafında da Kumacık Hamamı bulunur. Ayvasıl adını Hüsameddin, Amasya'da Rum patrikliği döneminden kalma bir kilise ile ilişkilendirir; ona göre Kibrithane önüne kadar uzanan yerlerdeki "Ayvasıl" ve "Ayavasıl" adları "Ayavasilus Kilisesi"nin anısını sürdürmektedir. Mahalleyi kuzeyden sınırlayan Âhûr Önü ise Hüsameddin'in bağ ve bahçe sıralamasında Bayezid Paşa Camii'nden doğuya doğru uzanan, Ayvasıl ve Kirazlıdere bağlarına bağlanan bir hat olarak geçer.
Soğuk Pınar ve Savakça Deresi
Mahallenin hayatını belirleyen şey su olmuştur. Hüsameddin, Saray'ın güneydoğusunda, derenin iki yanındaki bağ ve bahçelerin ve derenin kendisinin "Soğuk Pınar" diye anıldığını yazar. Dereden akan suya da "Soğuk Pınar Suyu" denir. Derenin yukarısı fındık ağaçları ve başka meyve ağaçlarıyla dolu hoş bir ormandır; ortadan akan su gürdür ve soğuktur, iki yandaki değirmenleri döndürür, bağları sular ve aşağıdaki mahalleleri yaşatır. Su Lokman Dağı'nda, hekim Reşîdeddin Lokman'ın mezarı çevresinden kaynar. Hüsameddin ayrıca Gümüşlüzâde Tâceddin Mahmûd Çelebi'nin kendi mahallesinde yaptırdığı çok sayıdaki çeşmeyi bu sudan beslediğini kaydeder; yani aynı kaynak, Savakça'nın aşağısındaki başka mahallelerin de çeşmelerine uzanmıştır.
Hüsameddin, Amasya'nın içinden geçen üç dereyi sayarken Savakça Deresi'ni birinci sıraya koyar; ikincisi Çakallar, üçüncüsü Karakaya deresidir. Bu derelerin en tehlikelisi olarak Selağzı'ndan ırmağa inen Çakallar Deresi'ni gösterir ve 1271'de (1854-55) yağan şiddetli yağmurdan sonra inen selin köprüleri ve evleri sürüklediğini anlatır. Savakça Deresi'nin Pirinççi Mahallesi'nin doğu sınırı olduğunu da yine o söyler; Olcay'ın metninde aynı akarsu "Savadiye Deresi" adıyla geçer ve Pirinççi'nin Fransız Mektebi'nden başlayıp "Dersi Tamam" denilen yere kadar uzanan sıra evlerinin yanından akar. Aynı akarsuyun iki farklı adı, Savakça'dan Savadiye'ye geçişin bir başka izidir.
Saray tarafı da bu suyla ilgilidir. Hüsameddin, Amasya Sarayı'nın Âl-i Osman hanedanı için üç buçuk asra yakın bir süre şehzade sarayı olarak kaldığını, Çelebi Mehmed'in burada on altı, II. Murad'ın yirmi, II. Bayezid'in yirmi altı yıl oturduğunu yazar ve sarayın tamamen yıkılıp arsa hâline gelmesini 1241 (1825-26) zelzelesine bağlar. Sarayın güneydoğusunda, derenin iki yanındaki bahçelerin başladığı yerde de Soğuk Çeşme'yi anar ve bir beyit eşliğinde "bir bâğ-ı İrem"e benzetir. Mahalleyi mesire yapan hava ve su, bu çeşmenin ve derenin yakınlığından gelmiştir.
Zaviye, Çeşme ve Medrese
Savakça'nın tarihteki ağırlığı bir şeyhe dayanır. Erzincanlı Abdurrahman Celâleddin, Safiyyüddin Erdebilî'nin halifelerinden biridir; Kadir Özköse'nin Ali Budak'a dayanarak aktardığına göre şeyhi onu irşat için Amasya'ya göndermiş, o da Emîr Nûreddin Kutlu Şah döneminde şehre gelerek Savadiye Mahallesi'ne yerleşmiş, buraya bir tekke kurmuştur. Şer'î ilimleri öğretmiş, halkın saygısını kazanmış, 775'te (1373-74) ölmüştür. Hüsameddin ise dağ kenarındaki "Abdurrahmân Baba Türbesi"ni Savakça'nın doğu yanında, yakın zamana kadar herkesin ziyaret ettiği bir yer olarak anar ve türbenin, zaviyenin ve önündeki çeşmenin zamanla yok olduğunu bildirir. İki kaynak aynı noktada birleşir: şeyhin türbesi mahallenin doğusunda dağ kenarındaydı ve bugün yeri bilinmemektedir. Erzincanlı Abdurrahman adıyla başka yerlerde de zaviye ve türbe anılır; burada yalnızca Amasya'daki şeyhe ilişkin kayıtlar esas alınmış, öteki yerlerle özdeşleştirme yapılmamıştır.
Hüsameddin'in mahalle için saydığı yapılar şunlardır: Murâd Ağa Mescidi, Abdurrahmân Medresesi ve Savakça Çeşmesi. Mescidi hicrî 1029 civarında, yaklaşık 1620'de, saray çavuşlarından Murâd Ağa yaptırmıştır. Hüsameddin, bu yapılardan kendi zamanında eser kalmadığını, çeşmenin ise durduğunu, ancak adının değiştiğini yazar. Savakça'nın bu eski çeşmesi böylece adı unutulmuş bir çeşme olarak yaşamıştır. Hüsameddin'in medreseler bölümünde ayrıca "Rahmâniye Medresesi" kayıtlıdır: Savakça Mahallesi'nin doğusunda, dağ kenarında yüksek bir yerde, Abdurrahman Erzincanî'nin türbesi çevresinde, Amasya eski mütesellimi Hacı Feyzullâhzâde el-Hâc Abdurrahman Ağa tarafından 1206'da (1791-92) yaptırılmıştır. Amasya'da on beş yıl okumuş olan Canikli Ali Efendi'nin tarifine göre medrese Âhûr Önü'nün güney yanındaydı ve ahşaptı; 1275'e (1858-59) doğru harap olmuş, Hüsameddin'in yazdığı sırada yeri bile kaybolmuştu. Mahallenin en yüksek yerindeki bu dinî küme, yani şeyhin türbesi, bir medrese ve bir çeşme, Hüsameddin'in döneminden önce dağılmıştır.
Mahallenin ileri gelenlerinden biri de Hüsrev Bey'dir. Hüsameddin'in biyografi ciltlerine göre Hüsrev Bey, "Sevâdiye Mahallesi eşrafından" Murâd Bey'in oğludur ve İnebahtı muhafızı Hüsrev Paşa'nın torunlarındandır. Babası ölünce yetim kalmış, 1052'de (1642) rüşdünü ispat edip zeamet sahibi olmuş, 1072'de (1661-62) sadrazam Köprülüzâde Fazıl Ahmed Paşa'nın desteğiyle mirliva olmuştur. 1083'te (1672-73) Cidde Beyi ve Şeyhülharem olmuş, iki yıl sonra azledilip Amasya'ya dönmüş ve 1088'den sonra ölmüştür. Metnin sütunları karışık dizildiğinden bu kayıt kimi yerlerde zor okunmaktadır; yukarıdaki ayrıntılar okunabilen kısımlara dayanır.
Yukarı Savadiye ve Bağlar
Olcay'a göre Yukarı Savadiye, 1914'te Birinci Dünya Harbi başlamadan önce Amasya'nın en mutena ve en güzel mesiresiydi. Mahallenin havası ve suyu o kadar beğenilirdi ki özellikle Hıristiyan aileler bu semtte oturmayı tercih ederdi. Bitişikteki Soğukpınar Bağları da bu bağlık karakterin parçasıydı; Hüsameddin'in anlattığı gür, soğuk su ve iki yakasındaki değirmenler bu bağları besleyen hattır. İki yazar aynı yeri farklı zamanlarda görür: Hüsameddin yöreyi fındık ağaçlarıyla, değirmenlerle ve tazeliğiyle anar, Olcay ise aynı yeri kaybedilmiş bir mesire olarak hatırlar.
Harbin ilanından sonra bu tablo değişti. Olcay'ın aktardığına göre, Saraydüzü'ndeki II. Bayezid Sarayı'nın harabesini onarmak isteyen askerî garnizon, Soğukpınar Bağları'nda tek ağaç bırakmayacak şekilde bütün ağaçları kestirdi. Kesilen odunlar, sarayın onarımında gereken kirecin yapımı için kireç ocağında yakıldı ve mesire bu yolla harap oldu. Olcay bu işin sorumlusunu, ordu kumandanı Arnavut Vehip Paşa'nın yeğeni, Amasya Asker Alma Kalemi Başkanı ve Fırka Kumandan Vekili Pertev Bey olarak adlandırır. O sırada Harbiye Nezareti'nin özel emirleriyle Kalem'de görev yaptığını, bu olaylara bizzat şahit olduğunu da ekler. Anlatı tek kaynaklıdır; ayrıntılar başka bir belgeyle doğrulanamamıştır. Saray yerinin daha önceki kullanımı Hüsameddin'de görülür: 1311 yangınında Amasya İdadisi yanınca saray bahçesinin batısına yeni bir idadi yapılmış, 1316'da (1898-99) eski sarayın ortasında bir kışla yükselmiş ve 1318'de bitirilmiştir. Mahallenin yukarısındaki bu alan, böylece Olcay'ın savaş yıllarında anlattığı onarım girişiminden çok önce de askerî ve eğitsel amaçlarla yeniden kullanılıyordu.
1948 Seli
Olcay, ağaçların kesilişini Amasya'nın sonraki felaketiyle ilişkilendirir. 3 Haziran 1948'de şehri vuran sel, onun anlatısına göre seksen sekiz kişinin ölümüne yol açmış, bu semtteki yüz kırk dokuz hane tamamen yıkılarak Yeşilırmak'a sürüklenmiş, beş yüz kadar evde de hasar meydana gelmiştir. Yazar, Yukarı Savadiye'deki Soğukpınar Bağları'nın ağaçları tahrip edilmemiş olsaydı bu selin görülmeyeceği kanaatindedir. Bu bir hatıra yazarının yorumudur; selin nedenleri ve bağlarla ilişkisi hakkında teknik bir değerlendirme olarak okunmamalıdır. Yine de mahalle için anlamı açıktır. Dar bir vadiden ırmağa inen bir dere, Hüsameddin'in çok daha önce 1271 selinde Çakallar Deresi için yazdığı gibi, köprüleri ve evleri önüne katabilecek bir akarsudur ve Savakça Deresi de Amasya'yı kat eden üç dereden biridir.
Sakinleri
Olcay'ın tarifine göre Aşağı Savadiye halkının çoğunluğunu Türkler ile Şirvan'dan gelen muhacirler oluşturuyordu; tehcirden önce bu kısımda Hıristiyanlar da otururdu. Yukarı Savadiye için ise tehcirden sonra Hıristiyanlardan tek bir kişinin bile kalmadığını yazar. Eserdeki fotoğraflar arasında Savadiye'deki Hıristiyanların bir düğün merasimini gösteren bir kare vardır; bu kare mahallenin karma geçmişine görsel bir ipucu sunar. Mahallenin Hıristiyan nüfusuna ait bir belgeye Sabit Genç'in makalesinde rastlanır: 1894'te Tokat Divan-ı Harbi'nde yargılananlar arasında Savadiye Mahallesi'nden Tiftikçi Nikoğos adlı biri vardı ve beş yıl kalebentliğe mahkûm edilmişti. Bu kayıt, mahallede o yıllarda Ermeni sakinlerin bulunduğunu gösterir; ayrıntılar belgenin kendisinde olduğundan burada genişletilmemiştir.
Komşu mahallelere dair Olcay'ın notları, Savadiye'nin etrafındaki toplumsal yapıyı da gösterir. Mir Hamza Nigâri Mahallesi'nin sakinlerinin çoğu Hamza Nigâri'nin müritleri ve onu sevenlerdi, akrabaları ve Şirvan'dan gelen hemşehrileri de burada otururdu. Bayezid Paşa Mahallesi, Fransız Mektebi'nin bulunduğu semttir ve Kunç Köprü'nün batısından şehre girerken Yeşilırmak'ın güneydoğusundaki ilk mahalledir. Savadiye ile bu iki mahalle Olcay'ın bir fotoğrafında birlikte görünür; Bayezid Paşa Camii'nin minaresi yıkılmadan önceki 1927 görünümü, mahallenin hemen yanı başında bir kentsel doku olduğunu gösterir.
Yapılar
Mahallede bugün tescilli bir anıt yapıya rastlanmaz. Yer listelerinde Selvi Sokak üzerinde Savadiye Mahallesi (Nur) Camii görünür; yapının yaşı ve kurucusu hakkında kaynak bulunmamaktadır. Eski yapılardan Hüsameddin'in andığı Murâd Ağa Mescidi, Abdurrahmân Medresesi, Rahmâniye Medresesi ve Abdurrahman Baba Türbesi yok olmuştur; Savakça Çeşmesi ise adı değişmiş bir çeşme olarak kaydedilmiştir. Mahallenin bugünkü dokusu, anlatılan geçmişin somut izlerini neredeyse hiç taşımaz.
Nüfus
TÜİK'e dayalı derleme kayıtlar mahalle nüfusunu 2007'de 1.115, 2008'de 1.154, 2009'da 1.003, 2010'da 1.311, 2011'de 1.181 ve 2012'de 1.150 olarak verir. Devamında 2013'te 1.148, 2014'te 1.152, 2015'te 1.111, 2016'da 1.044, 2017'de 977, 2018'de 961 ve 2019'da 941 görülür. 2020'de 873, 2021'de 828, 2022'de 759, 2023'te 832, 2024'te 762 ve 2025'te 713 kişilik değerler yer alır. 2025 verisinde 353 erkek, 360 kadın vardır. Birkaç küçük dalgalanmaya rağmen genel eğilim, 1.150 dolayından 700'lü rakamlara inen bir azalmadır.
Bu seri 2007'den bu yana mahallenin yaklaşık üçte bir oranında küçüldüğünü gösterir. Günümüzde Savadiye, şehir merkezine yakın, nüfusu azalan bir konut mahallesidir. Gündelik hayat, esnaf ve şenlikler hakkında kaynaklı bilgi bulunamadığından bu konulara girilmemiştir. Daha ayrıntılı bilgi için şer'iyye sicilleri ile tahrir ve temettuat defterleri başvurulacak birincil kaynaklardır.
Kronoloji
775 (1373-74): Halvetî şeyhi Erzincanlı Abdurrahman Celâleddin'in ölümü (Özköse, Budak'a dayanarak). Zaviyesi mahalleye adını veren savağın yanındaydı.
Hicrî 980 (1572) sonrası: Savakça adının "Sevâdiye" biçiminde yazılmaya başlaması (Hüsameddin).
Hicrî 1029 (yaklaşık 1620): Murâd Ağa Mescidi'nin yaptırılması (Hüsameddin).
1052-1088 (1642-1677 sonrası): Sevâdiye eşrafından Hüsrev Bey'in mirlivalığı, Cidde Beyliği ve ölümü (Hüsameddin).
1206 (1791-92): Rahmâniye Medresesi'nin yaptırılması (Hüsameddin).
1271 (1854-55): Çakallar Deresi'nin sel baskını (Hüsameddin; mahalle çevresindeki dereler üzerine).
1894: Savadiye Mahallesi'nden Tiftikçi Nikoğos'un Tokat Divan-ı Harbi'nde beş yıl kalebentliğe mahkûm edilmesi (Genç).
1914 sonrası: Soğukpınar Bağları'ndaki ağaçların askerî garnizon tarafından kestirilmesi (Olcay).
3 Haziran 1948: Amasya selinde bu semtte yüz kırk dokuz hanenin yıkılması (Olcay).
2007-2025: Mahalle nüfusunun 1.115'ten 713'e inmesi.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Hüseyin Hüsameddin Yasar, Amasya Tarihi, 1-4. ciltler, Amasya Belediyesi, 2022 (Savakça Mahallesi, Soğuk Pınar, Rahmâniye Medresesi, Abdurrahman Baba Türbesi ve Savakça Deresi anlatımları; s. 53-54, 150-151, 177-178, 207-208, 291). amasya.bel.tr
- Hüseyin Hüsameddin Yasar, Amasya Tarihi, 9-12. ciltler, Amasya Belediyesi, 2022 (Hüsrev Bey maddesi, s. 355-356 dolayı).
- Osman Fevzi Olcay, Amasya Hâtıraları: Bildiklerim-Gördüklerim-İşittiklerim İle Amasya, Amasya Belediyesi Kültür Yayınları (Mahalleler bölümü).
Kitaplar
- Kadir Özköse, "Amasya'da Bulunan Halvetiyye Tekkeleri", Akademiar, sy. 5, 2018, s. 91-118.
- Sabit Genç, "XX. Yüzyıl Başlarında Amasya Sancağında Ermeni ve Rumlardan Kaynaklanan Asayiş Problemleri", ASOBİD, sy. 9, 2021, s. 219-258.
Diğer kaynaklar
Çevrimiçi kaynaklar





