Amasya'da bir mahallenin önemi çoğu zaman toprağın üstünde ve altında biriken katmanlarla ölçülür, nüfus ikinci planda kalır. Şamlar Mahallesi bunun iyi örneklerinden biridir. Bugün bin kadar insanın yaşadığı, şehrin büyük semtleri arasında sayılmayan bu mahallede 15. yüzyılın sonunda bir saray görevlisinin yaptırdığı külliye hâlâ ayaktadır. Yakınında ise Roma çağından kalma bir ölüler şehri, 1986'da yapılan kurtarma kazısıyla gün ışığına çıkmıştır. Bu iki uç arasında Danişmendli beylerine bağlanan türbeler, bir Halvetî tekkesi, yüzyıllar boyunca müderris ve imam yetiştirmiş bir medrese ve 19. yüzyılda bir sadrazamın babası için yaptırdığı türbe yer alır. Mahallenin geçmişi büyük ölçüde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar'ın Amasya Tarihi'nden, kazı raporlarından ve mimarlık araştırmalarından izlenebilmektedir; bu kaynakların birbirini tutmadığı yerler de az değildir.
Adın Kökeni
Mahallenin eski kayıtlardaki adı Şamlılar Mahallesi'dir; halk dilinde bu ad zamanla Şamlar'a dönüşmüştür. Hüsameddin, adın nereden geldiğini ayrıntılı bir hikâyeyle açıklar. Ona göre burası eskiden Danişmendli Melik İsmâil'in oturduğu yer olduğu için "Dânişmendli Mülkü" diye anılırdı. Hicrî 791 (1389) yılında Mısır'da Melik Eşref Şaban'ın taraftarlarıyla Melik Zâhir Berkuk arasında çıkan iç çekişmelerde Eşref'i destekleyen Şamlılar yurtlarını bırakmak zorunda kalmış, bunların bir kısmı Amasya'ya sığınarak bu mahalleye yerleştirilmiştir. Mahalle de onların adıyla anılmaya başlamıştır.
Aynı ad için yerel tarih yazımında ikinci bir açıklama daha dolaşır. Hüsameddin'in aktardığına göre, Amasya üzerine bir tarihçe yazmış olan Mustafa Vâzıh Efendi Emevîler devrinde Amasya'ya gelen Şamlıların burada oturduğunu yazmıştı. Hüsameddin bu görüşü kesin bir dille reddeder ve onu Vâzıh'ın "garâibi" arasında sayar. Osman Fevzi Olcay ise Amasya Hâtıraları'nda Vâzıh'ın çizgisini sürdürür: Emevîlerin zulmüne dayanamayıp Şam'dan göç eden halkın yerleştiği bu semte önce "Şamlılar", sonra "Şamlar" denmiştir. Böylece aynı ad için iki ayrı göç anlatısı ortaya çıkar. Hangisinin doğru olduğunu gösteren bir arşiv belgesine bu çalışmada ulaşılamamıştır; her iki açıklama da yerel tarihçilerin anlatısı olarak okunmalıdır. Kesin olan, adın bugün hem mahalleye hem de mahalledeki camiye verilmiş olmasıdır. Cami, bulunduğu semt nedeniyle Şamlar Camii, yaptıranı nedeniyle Ayas Ağa Camii diye anılır; Kültür ve Turizm Bakanlığı da yapıyı "Küçük Ağa Külliyesi / Şamlar-Ayas Ağa Külliyesi" başlığıyla tanıtır.
Konumu ve Eski Sınırları
Şamlar Mahallesi Amasya Merkez ilçesine bağlıdır. Hüsameddin kendi zamanındaki sınırları şöyle verir: mahalle Kuşköprü'nün kuzey tarafındadır; doğusunda Yeşilırmak, batısında mezarlık, güneyinde Yukarı Kale'nin eteği, kuzeyinde ise Bahçeler İçi diye bilinen bağlar uzanır. Şamlar Camii'nin yerinin başka kaynaklarda "kale eteği" diye tarif edilmesi bu tanımla uyuşur. Mahallenin batısındaki geniş mezarlık, eski kayıtlarda "Şamlar Mezarlığı" adıyla geçer ve aşağıda anlatılacak türbelerin çoğu bu mezarlığın kenarında ya da üst tarafında yer alır.
Şamlar'ın kuzeyindeki Gülüs mevkiinde, 1870'lerin sonunda Kırım'dan gelen göçmenlerle yeni bir mahalle kurulmuştur. Resmî kayıtlarda İhsaniye adıyla geçen bu yerleşime halk Tatar Mahallesi demiştir. Tatarların gelişini Hüsameddin hicrî 1295 (1878), Olcay ise 1292 (1876/1877) olarak verir. Olcay'a göre İhsaniye, Şamlar'ın devamıdır ve Kulis Tepesi ile Ziyaret kasabasına giden yolun ayrımında biter; Şamlar'ın kurulduğu yer de oldukça geniş ve hâkim bir tepenin eteğidir. Olcay, kendi zamanında Şamlar'da oturanların hemen hepsinin çeşitli semtlerden gelip yerleşmiş insanlar olduğunu da not eder. Mahallenin bugünkü kesin sınırlarıyla bu eski tarifler arasındaki ilişki bu çalışmada doğrulanamamıştır.
Danişmendli İzleri ve İlk Cami
Şamlar'ın İslam dönemi tarihi, kaynaklara göre Danişmendlilerle başlar. Hüsameddin, mahallede Melik Gazi Bey'in bir camisiyle türbesi bulunduğunun kayıtlarla sabit olduğunu, bunların zamanla harap olduğunu yazar. İlhan Şahin ile Feridun Emecen'in TDV İslâm Ansiklopedisi'ndeki Amasya maddesine dayanan bir derleme de şehirdeki en eski İslam eserinin, bugünkü Şamlar Camii'nin bulunduğu yerde, kale eteğinde Danişmendlilerin 12. yüzyılda yaptırdığı cami olduğunu belirtir. Aynı kaynak, Fethiye Camii'nin 1116'da Danişmendlilerin fethiyle kiliseden camiye çevrildiğini, Burmalı Minare Camii'nin ise 1247'de yapıldığını da kaydeder. Bu bilgiler doğruysa Şamlar'ın bulunduğu alan, Amasya'da İslam mimarisinin ilk izlerinin görüldüğü yerlerden biridir.
Bu ilk camiye dair elde tek somut iz olabilecek şey, bugünkü yapının duvarındadır. M. Baha Tanman'ın TDV İslâm Ansiklopedisi'ndeki maddesine göre minarenin solundaki pencerenin kemer aynasında, tam olarak okunamayan ve muhtemelen Danişmendli devrine ait bir kitabe bulunur. Bu, yapının bilinen yegâne kitabesidir. Kitabenin eski camiden kalıp yeni yapıya yerleştirilmiş bir parça olması akla yatkındır, ancak bu bir çıkarımdır; metni okunamadığı için ne kimin adını ne de hangi tarihi taşıdığı söylenebilir. Eski caminin planı, boyutları ya da görünüşü hakkında ise hiçbir bilgiye ulaşılamamıştır.
Danişmendli adını taşıyan iki türbe daha Şamlar çevresine bağlanır. Şamlar Mezarlığı'nın kenarında, yol ağzındaki çok eski Alagöz Baba Türbesi, Hüsameddin'e göre Danişmendli beylerinden İsmâil Gazi Bey'e aittir ve yapısının biçimi hicrî altıncı yüzyıl (milâdî 12. yüzyıl) eserlerini andırır. Türbe adını, hicrî 807'de (1404-1405) buraya gömülen ve "Alagöz" diye tanınan Şeyh Şemseddîn Ahmed Baba'dan almıştır. Hüsameddin, türbede İsmâil Gazi'nin yattığına dair rivayetten başka bir delil ya da kitabe bulamadığını açıkça söyler. İkincisi, mahallede Şirvânî Türbesi'ne giden yolun kuzeyindeki Ayşe Gazi Türbesi'dir. Koyu renkli taştan örülmüş, iki mezarı alacak büyüklükte kare bir yapı olan bu türbede, yerel geleneğe göre Danişmendli devletinin kurucusu Melik Danişmend Ahmed Gazi'nin eşi Gülnuş Banu ile kızı Ayşe Gazi yatar. Hüsameddin bunun da "mahallî an'ane" olduğunu belirtir ve türbeye sonradan başka kişilerin de gömüldüğünü ekler. Bu iki türbenin bugünkü durumu bu çalışmada tespit edilememiştir.
Ayas Ağa ve Külliyenin Kuruluşu
Mahallenin bugün ayakta duran en önemli yapısı, II. Bayezid'in kapı ağalarından Ayas Ağa'nın yaptırdığı külliyedir. Kapı ağaları sarayın içiyle dışı arasındaki geçişi denetleyen, padişaha yakın görevlilerdi. Ayas Ağa, II. Bayezid'in Amasya'daki şehzadeliği sırasında onun kapı ağalarından biriydi. Kaynaklarda Ayas Ağa "Küçük Kapı Ağası" ya da kısaca "Küçük Ağa" diye anılır; aynı dönemde "Büyük Kapı Ağası" unvanıyla bilinen Hüseyin Ağa da yine bu mahallede bir medrese yaptırmıştır. Hüsameddin bu ikiliğe dikkat çeker ve iki ağanın birlikte "bu mahalleyi ihya ettiklerini" söyler. Ayas Ağa'nın hayatına dair ayrıntılı bir bilgiye ise ulaşılamamıştır; hakkında yalnızca unvanı, vakıfları ve yaptırdığı eserler bilinir. Hüsameddin bir yerde ona "Ayas Paşa" der; diğer bütün kayıtlarda adı Ayas Ağa'dır.
Külliyenin kitabesi yoktur. Hüsameddin, harap olan Melik Gazi Camii'nin yerine Ayas Ağa'nın hicrî 900 (1494-1495) yılında kârgir bir cami, yanında bir minare, önünde bir medrese ile bir mektep yaptırıp vakıflarını düzenlediğini yazar. Kültür ve Turizm Bakanlığı da yapının tarihini 1495 olarak verir. Ne var ki Hüsameddin'in aynı eserinin olayları yıl yıl anlatan kısmında farklı bir tarih geçer: burada hicrî 890 (1485) yılında Büyük Kapı Ağası Hüseyin Ağa ile Küçük Kapı Ağası Ayas Ağa'nın Şamlılar Mahallesi'ndeki medreselerinin ve Ayas Ağa'nın camisinin tamamlandığı, böylece "Amasya'nın şenlendiği" kaydedilir. Kitabe bulunmadığından iki tarih arasındaki çelişki çözülememektedir. Vakıf kayıtlarına dayanan sonraki araştırmalar 1495 tarihini esas alır.
Külliyenin vakfına ait bir kayıt, Vakıflar Genel Müdürlüğü arşivindeki 582 numaralı vakıf defterinde "Ayas Ağa Vakfiyesi" adıyla 1495 tarihli olarak bulunur. Sibel Yarar'ın aktardığı okumaya göre Ayas Ağa, Kunç Köprü başında, "Kocacık oğlu" diye tanınan Hoca Mehmed ile Hoca Ahmed'den satın aldığı arsa üzerine bir hamam yaptırmış, hamamın doğu tarafındaki sekiz odayı, hamama gelen ve oradan nehre akan suyun yolunu ve içinden bu suyun geçtiği bahçeyi de bütün haklarıyla birlikte Şamlılar Mahallesi'nde yaptırdığı mescidin ve mektebin giderlerine vakfetmiştir. Hüsameddin bu vakfa Bayezid Paşa Camii'nin kapısı önündeki bir değirmeni de ekler ve gelirlerin Şamlar'daki cami, medrese ve mektebe ayrıldığını söyler. Vakfiye metninde medresenin anılmayıp yalnız mescit ile mektebin sayılması dikkat çekicidir; bunun medresenin vakfının ayrıca düzenlenmiş olmasından mı kaynaklandığı bilinmemektedir.
Vakfın Hamamı: Kumacık Hamamı
Ayas Ağa'nın külliyesine gelir sağlamak için yaptırdığı hamam bugün de ayaktadır. Irmağın karşı yakasında, Bayezid Paşa Mahallesi'nde, Kunç Köprüsü'nün karşısında ve Bayezid Paşa Camii'nin batısında yer alır. Hüsameddin onu Kuşköprü hizasında gösterir. Arsa "Kocacık" lakaplı ailenin mülkü olduğu için hamam önce Kocacık Hamamı diye anılmış, ad zamanla yanlış söylenerek Kumacık ya da Komacık'a dönüşmüştür; bazı eski kaynaklarda Ayas Ağa Hamamı adı da geçer. Hamamın batısındaki yol üzerinde hicrî 990'da (1582) Hakala ileri gelenlerinden Mirza Beyzâde Mehmed Bey'in bir han yaptırması, yapının şehrin işlek bir noktasında durduğunu gösterir.
Hamam kareye yakın planlı ve kubbeyle örtülü bir soyunmalık, dar bir koridor biçiminde düzenlenmiş düz tavanlı bir ılıklık ve dört eyvanlı, köşelerinde halvet hücreleri bulunan bir sıcaklıktan oluşur. Duvarlarda moloz taş, köşelerde kesme taş kullanılmış, kubbelerin üzeri kiremitle kaplanmıştır. Yapının yüzyıllar içinde geçirdiği değişikliklere dair yazılı belge bulunmasa da 1930 tarihli bir plan, biri 1957 yılına ait iki eski fotoğraf ve 1990'da başlayıp birkaç yıl süren bir restorasyon projesi, ılıklık ile sıcaklık bölümlerinin özgün hâliyle günümüze ulaşmadığını gösterir. Yarar'ın 2020'deki incelemesine göre hamam ayakta olmakla birlikte yıpranan bölümlerinin onarımı için kapalıydı. Şamlar'daki külliye ile ırmağın öte yakasındaki bu hamam arasındaki bağ, Osmanlı vakıf düzeninin bir mahalle ölçeğinde nasıl işlediğini açıkça gösterir: cami ve mektebin aydınlatması, hocanın maaşı, binaların onarımı, şehrin başka bir köşesindeki hamamın kirasıyla karşılanıyordu.
Caminin Mimarisi
Külliyenin binaları ortak bir avlunun çevresinde sıralanır. Tanman bu düzenin, Osmanlı öncesi Anadolu Türk mimarisindeki cami-medrese geleneğini sürdürdüğünü belirtir. Güneyde yer alan cami, moloz taş ve tuğlayla örülmüş duvarların sınırladığı kare planlı, tek kubbeli bir harim, üç bölümlü bir son cemaat yeri ve harimin kuzeydoğu köşesinde yükselen minareden oluşur. Doğuya ve batıya kapalı olan son cemaat yeri, iki payeye oturan üç kemerle kuzeye açılır. Yan bölümler kare planlı ve pandantifli kubbelerle örtülüdür; bunlara açılan kemerler sivri, orta bölüme açılan kemer ise Bursa kemeridir. Tuğla kemerlerin üstündeki duvarın yüzü, tuğladan altıgenlerle çerçevelenmiş kesme taşların oluşturduğu süslü bir örgüyle kaplanmıştır.
Son cemaat yerinin orta bölümünün örtüsü konusunda kaynaklar ayrılır. Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın tanıtımı yanlardan daha dar olan bu bölümün aynalı tonozla örtülü olduğunu söylerken Tanman, dikdörtgen planlı orta birimin beşik tonozla örtüldüğünü yazar. Harim her yönde altlı üstlü ikişer pencereyle aydınlanır. Kubbe içeriden baklavalı bir kuşağa, dışarıdan üç küçük pencerenin açıldığı on iki kenarlı yüksek bir kasnağa oturur. Alttaki pencereler dikdörtgen açıklıklıdır, kesme küfeki taşından söveleri ve tuğladan sivri hafifletme kemerleri vardır; sivri kemerli üst pencerelerde ise alçı revzenler bulunur. Mihrap ve ahşap minber sade görünüşlüdür.
Minarenin yarım altıgen biçiminde dışa taşan, taş ve tuğlanın sırayla örüldüğü kaidesi ile kesme taş pabucu ilk yapıdan kalmadır; tuğla gövde ise yenilenmiştir. Bu yenilemenin nedenine dair Hüsameddin'de önemli bir kayıt vardır. Hicrî 1147 yılının cemaziyelevvel ayının yirmi yedinci günü (1734 sonbaharı) Amasya'da ikindiye yakın şiddetli ve uğultulu bir deprem olmuş; Yukarı Kale'deki Bey Camii ve Dizdariye Medresesi, Şamlar Mahallesi'ndeki Ayas Ağa Camii'nin minaresi, Hüseyin Ağa Medresesi, Yakut Paşa Bedesteni ve Loğ Minare ile birçok kârgir ev kısmen yıkılmıştır. Bugünkü gövdenin bu depremden sonra yeniden yapıldığı akla yakındır, ancak onarımın tarihini gösteren bir belgeye ulaşılamamıştır ve gövde sonraki bir onarımda da yenilenmiş olabilir. Cami zaman içinde başka onarımlar da geçirmiş, ibadete açık olarak kullanılmaya devam etmiştir.
Medrese ve Sübyan Mektebi
Külliyenin medresesi kaynaklarda Medrese-i Ayasiyye, Ayas Ağa Medresesi, Küçük Kapı Ağası ya da Küçük Ağa Medresesi adlarıyla anılır. Hüsameddin onu caminin önünde, caminin kuzey ve batı taraflarını çeviren ayrı bir avlu olarak tarif eder; sağlam ve dört yanı taştan bir yapıdır ve kendi zamanında hâlâ kullanılmaktadır. Tanman'ın tarifi bununla uyuşur: medrese, caminin kuzeyindeki avluyu batı ve kuzey yönünden kuşatan dokuz hücreden oluşur; bunların altısı kuzeyde, üçü batıdadır. Beşik tonozla örtülü hücrelerin önünde mermer sütunlara ve yuvarlak kemerlere oturan, aynalı tonozlarla örtülü bir revak uzanır ve revaklar ile hücreler ortak bir ahşap çatının altına alınmıştır. Tanman, son cemaat yerinin batı ucuna bitişen bölümün dershane olduğunu tahmin eder.
Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın tanıtımı ise farklı bir tablo çizer. Buna göre odalar avluyu üç taraftan çevirir ve klasik Osmanlı külliyelerinin U planlı düzenini izler; kenarlarda sade başlıklı on iki silindirik sütunun taşıdığı on üç kubbeyle örtülü revaklar bulunur, sütunlar yuvarlak tuğla kemerlerle birbirine bağlanır, her odada bir ocak ile bir dolap vardır ve medresenin ayrı bir dershanesi yoktur. Revak örtüsü, hücre sayısı ve dershane konusundaki bu farklar, kaynakların yapının farklı dönemlerdeki hâlini ya da farklı onarımlar sonrasını tarif etmesinden kaynaklanıyor olabilir; bu bir tahmindir ve onarım belgeleri görülmeden kesinleştirilemez. Her iki kaynak, hücre dizisinin doğu ucunda biraz daha geniş tutulmuş bölümün sübyan mektebi olduğu konusunda birleşir. Tanman'a göre mektep beşik tonozla örtülü iki mekândan oluşur; doğudakinde giriş, batıdakinde bir ocak ile iki dolap hücresi vardır. Bu bölüm bugün kütüphane olarak kullanılmaktadır.
Mektebin de kendi tarihi vardır. Hüsameddin onu Amasya'nın eski sıbyan mektepleri arasında "Küçük Ağa Mektebi" adıyla sayar, düzenli, zarif ve kârgir bir yapı olarak tarif eder ve hicrî 1327 (1909-1910) yılında ilkokul (mekteb-i ibtidaî) olarak kullanılmaya başlandığını kaydeder. Böylece külliyenin en küçük birimi, kuruluşundan dört yüz yılı aşkın bir süre sonra çağdaş eğitimin de mekânı olmuştur.
Medresenin Müderrisleri
Osmanlı medrese düzeninde Ayas Ağa Medresesi, müderris maaşına göre yapılan sıralamada "hamsîn", yani elli akçelik medreseler derecesindeydi. Bu, onu şehrin büyük medreselerinden bir basamak aşağıya yerleştirir; Hüsameddin'e göre komşusu Büyük Ağa Medresesi "sittîn", yani altmışlık dereceden ve Amasya'nın birinci sınıf medreselerindendi. Medresenin ilk müderrisinin adı Hüsameddin'de iki ayrı biçimde geçer: medreseler bahsinde "Şamlızâde Tâceddîn İbrâhim Efendi", yıllık olaylar bahsinde ise "Horasânlıoğlu es-Seyyid Tâceddîn İbrâhim Efendi" diye anılır. İkinci müderris "Emîr Kulu" lakaplı Şemseddîn Ahmed Efendi'dir. Onun öğrencilerinden Sinâneddîn Yûsuf Efendi'nin biyografisi, medresenin 16. yüzyılın başındaki havasını yansıtır: Kurşunlu Mahallesi'nde 893'te (1488) doğan Yusuf Efendi, Büyük Ağa Medresesi'nde kalarak Küçük Ağa müderrisi Emir Kulu'ndan ve ardından Büyük Ağa'ya gelen Taşköprülü Muslihüddin Mustafa Efendi'den okumuş, hicrî 918'de (1512) onunla birlikte İstanbul'a gitmiştir. Şamlar'daki iki ağa medresesi, bu bilgiye göre öğrencilerin birinden ötekine geçtiği tek bir öğrenim çevresi gibi işliyordu.
Emir Kulu'nun İstanbul'a geçmesinden sonra Hüsameddin'in deyişiyle "pek çok ulema" bu medresede müderrislik ederek mevleviyet derecesine yükselmiştir. 17. ve 18. yüzyıllarda müderrislik zaman zaman ikiye bölünmüş, yarı hisseler babadan oğula geçmiştir. Hüsameddin'in listesinde 1086 (1675-1676) yılında Pîrî Efendizâde Hâfız Hüseyin Efendi, 1132'de (1720) Çorumlu Hâfız es-Seyyid Mehmed Efendi, 1173'te (1759-1760) Şerîfzâde es-Seyyid el-Hâc Mustafa Efendi ve 1195'te (1780-1781) tek başına müderris olan Şeyhzâde es-Seyyid Abdullah Vecîh Efendi gibi adlar yer alır; Hüsameddin, Vecîh Efendi'den sonra Büyük Ağa'da olduğu gibi burada da tedris hissesinin onun torunlarına kaldığını yazar. Aynı eserin biyografi ciltlerinde Ayas Ağa müderrisliğinden Amasya müftülüğüne yükselen birkaç âlim de görülür; örneğin Ayas Ağa müderrisi Hocazâde Mehmed Efendi ve Çorumlu Hacı Ali Efendi bu yoldan müftü olmuşlardır. Hasan Telli'nin Meşihat Arşivi'ne dayanan araştırması, Küçük Ağa (Ayas Ağa) Medresesi'ni 20. yüzyılda Amasya'da hâlâ eğitim veren medreseler arasında sayar.
Olcay'ın hatıralarında geçen bir not da bu son döneme aittir. Olcay, "Şamlar (Şamlılar) Medresesi" başlığı altında, yapının bânisi hakkında esaslı bilgi veremeyeceği için okuyucusundan özür diler; binada bir işaret ya da kitabe bulunmaması onu tereddüde düşürmüştür. Kendi zamanında medresenin müderrisi Ardahanlı Hoca Efendi diye tanınan biriydi, ancak Olcay semtin kendi semti olmadığı için ne okutulduğunu ve öğrencilerinin kim olduğunu bilmediğini söyler. Olcay'ın sözünü ettiği yapının, kitabesiz olan Ayas Ağa Medresesi olması kuvvetle muhtemeldir; ancak metinde Ayas Ağa adı geçmediği için bu bir çıkarım olarak kalır.
Hazire
Cami ile sübyan mektebi arasında küçük bir hazire vardır. Burada basit işçilikle yapılmış sekiz mezar bulunur. Bunların çoğu zamanla tahrip olmuştur ve hiçbirinde kitabe yoktur. Kimilerinin üzerinde geometrik desenler, çiçek ve kılıç figürleri görülür. Kitabesiz oldukları için mezarların kime ait olduğunu söylemek mümkün değildir.
Şamlar Tekkesi ve Mahallenin Şeyhleri
Külliyenin yakınında, 16. yüzyılın ortasında bir de tekke kurulmuştur. Hüsameddin'e göre Şamlar Tekkesi, şehrin ileri gelenlerinden Hoca el-Hâc Sâlih Çelebi tarafından hicrî 951'de (1544-1545) yaptırılmış ve vakıfları düzenlenmiştir. Tekkede uzun süre Halvetî şeyhleri postnişin olmuştur. 1231 (1815-1816) yılından itibaren ise Şeyh Yûsuf Nakşbendî'nin halifelerinden Şeyh Turâbî Ali Efendi burada şeyhlik ederek Nakşî yolunu yaymıştır. Tekkenin bugün ayakta olup olmadığı ve tam yeri bu çalışmada tespit edilememiştir.
Tekkenin en tanınmış şeyhi, "Şamlar Şeyhi" diye anılan Sâlih Efendi'dir. Hüsameddin'in biyografi kaydına göre Sâlih Efendi Şamlılar Mahallesi halkından Hasan'ın oğluydu. Halvetî şeyhi Hüsameddîn Halvetî'nin halifelerindendi, mahallesindeki evini zaviyeye çevirmiş ve Ayas Ağa Camii'nin kürsü şeyhi olmuştu. Nefesinin etkili olduğuna inanıldığı için Bimarhane'nin, yani Amasya Darüşşifası'nın şeyhliğine de getirilmiş, akıl hastalarına okuyarak onların iyileşmesine yardım ettiği söylenmiştir. Darüşşifa hekimi Hekimzâde Mahmud Çelebi ile birlikte hastaları "maddî ve manevî" tedavi ettiği anlatılır. Kimseden bir şey almaz, Ayas Ağa ve Bimarhane vakıflarından kendisine verilen gündelikle yetinirdi. Ölüm tarihi biyografi kaydında hicrî 1078 yılının zilhicce ayı (1668) olarak verilir; Hüsameddin'in darüşşifa bahsinde ise yaklaşık 1076 diye geçer. Şeyh, darüşşifanın içindeki bilinen hücresine gömülmüştür.
Ayas Ağa Camii'nin kürsü şeyhliği ve imamlığı, Hüsameddin'in biyografi ciltlerinde başka adlarla da izlenebilir. Gümüşlü Süleyman Efendi, Ayas Ağa Medresesi müderrisi olduktan sonra uzun süre Şamlılar Mahallesi'nde oturmuş, caminin kürsü şeyhi olarak 1105 (1693-1694) yılında ölmüştür. Hacı Kasımoğlu es-Seyyid Hüseyin Efendi, caminin müezzini Ali'nin oğluydu; 1100 (1688-1689) yılında Amasya ulemasının ortak dilekçesiyle caminin imamı olmuştu. İmam Hoca İbrâhim Efendi 1129'da (1716-1717) imam, ardından kürsü şeyhi olmuş, 1147'de ölünce yerine oğlu es-Seyyid Mehmed Efendi geçmiş, o da 1156'da imamlığı Hâfız Ali Efendi'ye bırakmıştır. Bu kayıtlar, mahalle camisinin görevlerinin çoğu zaman aynı ailelerin elinde kaldığını ve medrese ile cami arasında sürekli bir geçiş bulunduğunu gösterir.
Büyük Ağa Medresesi ve Mahallenin Diğer Yapıları
Hüsameddin'in tarifine göre Şamlılar Mahallesi'nin ikinci büyük medresesi, Bahçeler İçi denen bağların başında, yol üzerindeki Büyük Ağa Medresesi'dir. II. Bayezid'in Amasya'daki kapı ağası Hüseyin Ağa'nın hicrî 894'te (1488-1489) yaptırdığı bu medrese çok sağlam, her yanı taştan, hücreleri geniş ve dershanesi mükemmel bir yapıydı. Üzerindeki Arapça kitabe yapının Hüseyin Ağa'nın hayratından olduğunu ve 894 yılında tamamlandığını bildirir; bu yüzden medrese "Medrese-i Hüseyniyye" diye de anılır. Medresenin geniş vakıfları arasında Amasya'nın meşhur bedesteni de vardı. Hüsameddin kendi zamanında medresenin harap bir hâlde "herkesi müteessir ettiğini" yazar. Büyük Ağa Medresesi bugün ayrı bir yapı olarak tanınır; bugünkü mahalle sınırları içinde kalıp kalmadığı bu çalışmada doğrulanamamıştır.
Mahallenin mezarlık tarafındaki yapılar 19. yüzyıla kadar uzanır. Şamlar Mezarlığı'nın üstünde, duvarla çevrili bir alanın içindeki Şirvânî Türbesi iki kârgir kubbeden oluşur; batı tarafı mescit, doğu tarafı türbedir. Türbeyi eski sadrazam Şirvânîzâde Mehmed Rüşdü Paşa hicrî 1286'da (1869-1870) yaptırmış, vakfını 1290'da (1873-1874) düzenlemiştir. İçinde paşanın babası Şeyh İsmâil Sirâceddîn Şirvânî, kardeşi eski İstanbul kadısı es-Seyyid Ahmed Hulûsi Efendi ve eniştesi el-Hâc Îsâ Rûhî Efendi yatar. Olcay da Amasya'da medfun büyükler arasında "Mevlâna Sirâceddin İsmail Şirvânî"yi sayar ve yerini Şamlar Mahallesi olarak gösterir.
Hüsameddin'in türbeler listesinde Şamlılar Mahallesi'ne bağlanan bir yapı daha vardır. Şose yolu üzerindeki büyük çeşmenin arkasında, duvarla çevrili küçük bir alandaki Safâ Paşa Hatun Türbesi'nde, eski belgelere göre Amasya emiri Şadgeldi Paşa'nın kızı Safâ Paşa Hatun yatar. Yanında kocası olduğu sanılan Yahşi Bey gömülüdür. Mahalle adının kökeni konusunda Hüsameddin'in eleştirdiği tarihçi Mustafa Vâzıh Efendi de vasiyeti üzerine bunların yanına defnedilmiştir. Şamlar'ın adını Emevî göçüne bağlayan tarihçinin bu mahallede gömülü olması, küçük ama dikkat çekici bir ayrıntıdır.
Kuşköprü Yanındaki Latince Yazıt
Şamlar'ın Roma çağıyla bağı yalnız kazılarla bilinmez. Hüsameddin, Roma dönemi kitabelerini sayarken Kuşköprü başında, Şamlar Mahallesi'nin güneydoğusunda, ırmak kenarında ve o zamanki tabakhanenin arkasındaki bir kaya üzerinde Latince bir yazı bulunduğunun "haber verildiğini" yazar. Aktardığı çeviriye göre yazıtta, kayayı hayattayken süsleyen ve ailenin reisi olan Rufis'in, yasaları düzenleyen oğlu Kıleobrat için bu mezarı yaptırdığı, ölünce kendi kemiklerinin de buraya konduğu, Timeyis Kıroniyon ile oğlu Palikaruniyos'un da burada yattığı söylenir. Hüsameddin yazıtı kendisi okuduğunu belirtmez, bilgiyi bir aktarım olarak verir; adların yazımı da Osmanlı harfleriyle yapılmış bir okumadan geldiği için güvenilir sayılamaz. Yazıtın bugün yerinde olup olmadığı ve özgün metni bu çalışmada tespit edilememiştir. Yine de aktarılan içerik, aşağıda anlatılan nekropolle birlikte, Şamlar çevresinin Roma çağında bir mezar alanı olarak kullanıldığı izlenimini güçlendirir.
Eski Şamlar Mezarlığı ve Geç Roma Nekropolü
Mahallenin belgesi en sağlam olan yanı, belki de yeraltındadır. Amasya Müzesi Müdürü Mehmet Tektaş, Belleten'de yayımlanan "Amasya Merkez Eski Şamlar Mezarlığı 1986 Kurtarma Kazısı Raporu"nda (1988) çalışmanın ayrıntılarını verir. Kültür ve Turizm Bakanlığı Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürlüğü'nün 3 Mart 1986 tarihli emriyle yapılması uygun görülen kazı, Tektaş'ın başkanlığında, müze araştırmacısı Ahmet Yüce ile birkaç görevlinin katılımıyla 22 Nisan 1986'da başlamış, 21 Mayıs 1986'da tamamlanmıştır. Çalışma 29 gün sürmüş, ortalama on işçi çalıştırılmıştır.
Alan, son yıllara kadar İslam mezarlığı olarak kullanılan bir sahadır. Amasya Belediyesi burayı iskân ve gecekondu önleme bölgesi ilan etmiş, 60 x 20 metrelik bir bölümü Emniyet Müdürlüğü'ne polis lojmanı yapılması için tahsis edilmiştir. Nisan 1985'te zemin araştırması için paletli yükleyiciyle kuzey-güney doğrultusunda 50 metrelik bir yarma açılmış ve mezarlar bu yarmada görününce kurtarma kazısı gündeme gelmiştir. Bütçe yetersiz olduğundan çalışma alanın yalnızca bir köşesinde, yaklaşık 200 metrekarelik bir bölümde yürütülmüş ve sonra durdurulmuştur. Raporda belirtildiği üzere, ilk kez başlanan bu kazıda maddi imkânlar alanın tamamına yetmeyeceği için nekropol sahasının orta kesimine yakın olan kuzey ucu seçilmiş, böylece daha çabuk ve kesin sonuç alınabileceği düşünülmüştür.
Hafriyat sırasında çeşitli seviyelerde otuzun üzerinde Müslüman mezarı ortaya çıkarılmıştır. Aşağı seviyelere inildikçe orta kesimde çakıl taşlarıyla sıkışmış sert bir toprak tabakası ve büyük taş parçaları görülmüş, burada küçük bir sel yatağı bulunması muhtemel sayılmıştır. Asıl bulgular bunun altındadır. Moloz taş örgülü, 0,90 metre kalınlığında, kuzey-güney doğrultulu bir duvar kalıntısının doğusunda kenarları tuğla ve moloz taşla örülmüş iki çocuk mezarı çıkmıştır. En üstteki İslam mezarları bunları tahrip etmiş, kemikler neredeyse tamamen erimiş olduğundan iskeletlerin yönü belirlenememiştir. Mezarların farklı yönlere uzanması ise İslam mezarı olmadıklarını gösterir.
Bu mezarların altında birbirine bitişik altı grup mezar bulunmuştur. Çevresi moloz taşla, üstü bir sıra tuğlayla örülen, içi hafif kırmızımsı renkte düz sıvalı bu mezarlar küfeki cinsi kesme taş kapaklarla örtülüydü. Doğu-batı doğrultulu mezarlardan üçünün kapak taşları yerinde bulunmuş, ancak hepsinin eskiden soyulduğu ve kısmen tahrip olduğu anlaşılmıştır. Bir mezarın toprağında cam gözyaşı şişesi (unguentarium) parçalarından başka buluntu çıkmamıştır.
Bunların güneyindeki plan karesinde daha özenli yapılmış bir çift mezar vardır (4C-1 ve 4C-2). Mezarlar moloz taşla çevrilmiş, üstü 30 x 40 santimetrelik tuğlalarla örülmüş, içi kırmızımsı renkte sıvalıdır; birbirine paralel ve eksene göre simetriktir, aralarındaki bölme tuğla dizileriyle yükseltilmiştir. Bunlar da soyulmuştur. Birinde dizden aşağısı kalmış bir iskelet bulunmuş, ölünün başı kuzeye gelecek şekilde gömüldüğü mezarın mimarisinden anlaşılmıştır. Çiftin bir mezarının baş tarafından çok parçalı bir pişmiş toprak gözyaşı şişesi, ötekinin ayak ucundan dört pişmiş toprak şişe ve çok parçalı bir beyaz cam şişe ele geçmiştir. Çiftten 0,60 metre daha derinde, aynı özelliklere sahip üçüncü bir mezar (4C-3) çıkmış, ancak ince cidarlı, kırmızı astarlı testi parçalarından başka buluntu vermemiştir. Mimari özelliği olmayan basit bir toprak mezarın (4C-4) da üstü tuğlalarla kapatılmıştır; bu mezarda ölü, diğerlerinin aksine başı güneye gelecek şekilde yatırılmıştır.
Yarmanın doğu yüzeyinde kesit hâlinde görünen mezarlara da yandan açma yapılarak ulaşılmıştır. Burada, yukarıya doğru daralan, tonoz biçimli bir örtüsü bulunduğu sanılan nispeten büyük mezarlar (2D ve 3D) çıkmış, her birinde doğu-batı doğrultusunda iki ölünün gömülü olduğu görülmüştür. Yedinci plan karesindeki çift mezar (7D) ise ikişer kireçtaşıyla çevrilidir ve ortası 30 x 40 santimetrelik tuğla dizileriyle bölünmüştür. İçi ince sıvayla kaplanmış, kırmızı renkli, boğumlu ve simetrik girlandlarla süslenmiş, aralarına stilize çiçek dolguları yerleştirilmiştir. Rapor, bu mezarın yaklaşık 400 metre kuzeyde, Kulistepe'de 1974'te Amasya Müzesi'nce yapılan kurtarma kazısında çıkan mezarlarla aynı özellikleri taşıdığını kaydeder.
Tektaş'ın kazı sonunda vardığı sonuçlar şöyledir. Kuzey-güney doğrultulu duvarın işlevi kesin olarak belirlenememiştir. Mezarların tamamı soyulmuş, bir kısmı tahrip olmuştur. Mezarların yönlerinde ve ölülerin yatırılış biçimlerinde belirli bir ilke görülmemektedir. Kullanılan malzeme ve teknik bakımından farklı örnekler ortaya çıkmıştır. Mezar yapıları ve buluntular, alanın İslam mezarlığı olarak kullanılmadan önce de aynı amaçla kullanıldığını, burada bir nekropol bulunduğunu ve bu nekropolün Geç Roma dönemi özelliklerini taşıdığını göstermiştir. Raporda ayrıca bu alanın 30 metre kuzeyinde 1983'te bir inşaat hafriyatı sırasında benzer mezarlara, daha alt tabakalarda ise moloz taş örgülü, ikili üçlü gruplar hâlinde tonoz örtülü büyük mezarlara rastlandığı belirtilir. Kulistepe'deki 1974 kazısıyla birlikte değerlendirildiğinde nekropolün güneyden kuzeye doğru, bugün demiryolunun ve yerleşim alanlarının altında kalan geniş bir sahaya yayıldığı kanaati güçlenmiştir. Tektaş, en kesin ve ilmî sonucun ancak kazı sürdürüldüğünde elde edileceğini de ekler.
Raporda anılan bir başka belge, Osman Fevzi Olcay'ın 1932'de kaleme aldığı Amasya Tarihi Zeyli adlı el yazmasıdır. Olcay bu eserde "Şamlar Mahallesi'nde zuhur eden lahitler"den söz etmiş ve bir kroki de çizmiştir. Tektaş, demiryolunun Amasya'dan 1924-1925 dolaylarında geçtiğini hesaba katarak bu lahitlerin demiryolu kenarında ortaya çıkan, kemer örtülü ikili üçlü mezar grupları olduğu sonucuna varır. Böylece mahallenin yer altındaki geçmişi, 1920'lerin demiryolu yarmasıyla, 1930'ların el yazmasıyla ve 1980'lerin kurtarma kazısıyla üç ayrı kez kayda geçmiştir.
Şamlar'ın Katmanları
Bu bulgular yan yana konunca Şamlar'ın uzun bir kullanım tarihi olduğu görülür. En altta Geç Roma dönemine ait bir nekropol uzanır; kazıda açılan mezarların soyulmuş olması, bölgenin çok eski bir tarihte de insan eliyle karıştırıldığını gösterir. Kuşköprü yakınındaki kayada Hüsameddin'in aktardığı Latince mezar yazıtı da aynı döneme işaret eder. Bunun üzerinde Danişmendli beylerine bağlanan bir cami, türbeler ve rivayetler gelir; ardından 15. yüzyılın sonunda iki saray ağasının yaptırdığı medreselerle mahalle bir ilim semtine dönüşür. 16. yüzyılın ortasında bir tekke, 19. yüzyılda bir sadrazamın aile türbesi eklenir ve mezarlık son yıllara kadar kullanılmaya devam eder. Bu dönemlerin arasında, özellikle Bizans yüzyıllarında ve Danişmendli dönemiyle Osmanlı arasındaki zamanda mahallenin nasıl bir görünüm taşıdığına dair elimizde hemen hiç belge yoktur. Yerleşim ile mezarlığın yüzyıllar içinde birbirinin yerini almış olması akla yatkındır, fakat bu bir çıkarımdır ve belgelerle desteklenmiş değildir.
Amasya'nın Osmanlı dönemindeki genel durumu hakkında daha net bilgi vardır. 16. yüzyılda şehirde 55 mahalle, dokuz cami, on medrese, dört zaviye, altı imaret ve on beş hamam bulunduğu kaydedilir. 1861'de şehre gelen gezgin G. Perrot, yaklaşık 25.000 nüfuslu şehirde medreselerde öğrenim gören 2000 kadar öğrenci olması nedeniyle Amasya'yı "Anadolu'nun Oxford'u" diye nitelemiştir. Şamlar'daki iki ağa medresesinin odaları bu öğrenci kalabalığının bir kısmını barındırmış olmalıdır. Hangi yıllarda kaç öğrencinin burada kaldığına dair kayıt ise bulunamamıştır.
Nüfus
Mahalle nüfusuna dair derleme sitelerden biri, Şamlar Mahallesi'nin güncel nüfusunu 1.082 kişi olarak verir; bunun yaklaşık yüzde 48,7'si erkek, yüzde 51,3'ü kadındır. Verinin yılı açıkça belirtilmemiştir. Bu nedenle rakam resmî TÜİK verisi sayılmamalı, yaklaşık bir değer olarak okunmalıdır. Geçmiş yıllara ait mahalle nüfus serisine ulaşılamamıştır.
Günümüzde Şamlar
Bugün Şamlar, külliyesi, kütüphaneye çevrilmiş sübyan mektebi ve sakin sokaklarıyla Amasya'nın sessiz mahallelerindendir. Ayas Ağa Camii ibadete açıktır ve külliye, Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın tanıtımında inanç turizmi kapsamında yer alır. Aynı derleme sitesi mahalleyi yeşil alanları bakımından güçlü, sosyal yaşam bakımından sınırlı bir semt olarak değerlendirir; bu, bir derleme sitesinin yorumudur ve tarihî bir tespit sayılmaz. Külliyeye gelir getirmesi için yaptırılan Kumacık Hamamı ırmağın öte yakasında hâlâ ayaktadır. Eski Şamlar Mezarlığı'nın bulunduğu saha ise bugün yerleşim alanı içinde kalmıştır ve 1986 kazısı alanın yalnızca küçük bir bölümünü açmıştır. Nekropolün büyük bölümü, kazı raporunun da belirttiği gibi, demiryolunun ve yeni yapıların altında durmaktadır.
Kronoloji
12. yüzyıl: Bugünkü Şamlar Camii'nin yerinde Danişmendlilere bağlanan bir cami bulunur; Hüsameddin bunu Melik Gazi Bey'in camisi ve türbesi olarak kaydeder.
791 (1389): Hüsameddin'e göre Mısır'daki iç çekişmeler sırasında yurtlarını bırakan Şamlıların bir kısmı Amasya'da bu mahalleye yerleşir (yerel tarihçi anlatısı).
807 (1404-1405): Şeyh Şemseddîn Ahmed "Alagöz" Baba, Şamlar Mezarlığı kenarındaki eski türbeye gömülür.
890 (1485): Hüsameddin'in yıllık kayıtlarına göre Hüseyin Ağa ile Ayas Ağa'nın Şamlılar Mahallesi'ndeki medreseleri ve Ayas Ağa Camii tamamlanır (aynı eserin başka bir yeri 900 tarihini verir).
894 (1488-1489): Büyük Kapı Ağası Hüseyin Ağa, Büyük Ağa Medresesi'ni yaptırır.
900 (1494-1495): Küçük Kapı Ağası Ayas Ağa, Şamlar Külliyesi'ni (cami, medrese, sübyan mektebi, hazire) ve külliyeye gelir sağlayacak Kocacık (Kumacık) Hamamı'nı yaptırır; vakıf kaydı 1495 tarihlidir.
951 (1544-1545): Hoca el-Hâc Sâlih Çelebi, Şamlar Tekkesi'ni yaptırır.
1078 (1668): Ayas Ağa Camii kürsü şeyhi ve Darüşşifa şeyhi Sâlih Efendi ölür.
1147 (1734): Amasya depreminde Ayas Ağa Camii'nin minaresi ve Hüseyin Ağa Medresesi kısmen yıkılır.
1231 (1815-1816): Şeyh Turâbî Ali Efendi, Şamlar Tekkesi'nde Nakşî şeyhliğine başlar.
1286 (1869-1870): Şirvânîzâde Mehmed Rüşdü Paşa, Şamlar Mezarlığı'nın üstünde Şirvânî Türbesi'ni yaptırır.
1876-1878 dolayları: Kırım'dan gelen Tatarlar, Şamlar'ın kuzeyindeki Gülüs mevkiinde İhsaniye (Tatar) Mahallesi'ni kurar.
1327 (1909-1910): Küçük Ağa Mektebi ilkokul olarak kullanılmaya başlanır.
1924-1925 dolayları: Demiryolu Amasya'dan geçer; yarmada kemerli mezar grupları görünür hâle gelir.
1932: Osman Fevzi Olcay'ın el yazmasında Şamlar bölgesindeki lahitlerden söz edilir.
1974: Yaklaşık 400 metre kuzeydeki Kulistepe'de kurtarma kazısı yapılır.
1983: Eski Şamlar Mezarlığı'nın 30 metre kuzeyindeki inşaat hafriyatında benzer mezarlar bulunur.
22 Nisan - 21 Mayıs 1986: Eski Şamlar Mezarlığı'nda kurtarma kazısı yapılır ve alanın Geç Roma nekropolü olduğu belirlenir.
1988: Kazı raporu Belleten'de yayımlanır.
1990: Kumacık Hamamı için restorasyon projesi hazırlanır; onarım birkaç yıl sürer.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, c. 1-4, s. 110, 113, 123-124, 133, 135, 139, 142-143, 152, 162, 166-167, 175-176, 287, 482, 515, 637, 645, 652 (amasya.bel.tr e-kitap).
- Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, c. 9-12, s. 39, 300, 319, 434; c. 6-8, s. 54 (amasya.bel.tr e-kitap).
- Osman Fevzi Olcay, Amasya Hâtıraları. Bildiklerim-Gördüklerim-İşittiklerim İle Amasya, Amasya Belediyesi Kültür Yayınları ("Şamlar Mahallesi", "İhsaniye Mahallesi", "Şamlar (Şamlılar) Medresesi" bölümleri). amasya.bel.tr
Akademik çalışmalar
- M. Baha Tanman, "Ayas Ağa Külliyesi", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 4, İstanbul 1991, s. 201-202 (islamansiklopedisi.org.tr).
- Sibel Yarar, "Amasya Kumacık Hamamının İlk İnşasındaki Planına Dair Bir Değerlendirme", Vakıflar Dergisi, sayı 54 (Aralık 2020), s. 185-200 (dergipark.org.tr).
- Hasan Telli, "Meşîhat Arşivi'ne Göre Amasya Müderrisleri", Kocatepe İslami İlimler Dergisi, c. 7, sayı 2 (2024), s. 732-758 (dergipark.org.tr).
- Mehmet Tektaş, "Amasya Merkez Eski Şamlar Mezarlığı 1986 Kurtarma Kazısı Raporu", Belleten, cilt 52, sayı 205 (1988), s. 1715-1720 (belleten.gov.tr).
Resmî kaynaklar
Diğer kaynaklar
- İslam Düşüncesi Atlası, "Amasya" sayfası (İlhan Şahin ve Feridun Emecen, "Amasya", DİA, c. 3, 1991 maddesine dayanır) (islamdusunceatlasi.org).
- hangisemt.com, "Şamlar Mahallesi Nerede, Hangi İlçeye Bağlı?" (nüfus; yıl belirtilmemiş).
Çevrimiçi kaynaklar





