Amasya'da hamama gitmek isteyen ziyaretçinin ilk karşılaştığı soru, hangi hamamın seçileceğidir. Şehir merkezinde Osmanlı döneminden kalma ve hâlâ yıkanmaya açık birkaç yapı vardır: Mustafa Bey, Yıldız, Kumacık ve Altuntaş hamamları. Bunların ilk ikisi hem yaşları hem de kullanıma açık olmaları bakımından en çok anılanlardır. Her birinin yapım hikâyesi, vakıf düzeni ve mimarisi sitemizde ayrı yazılarda ele alındığı için burada daha çok ziyaretçinin işine yarayacak bilgiler bir araya getirilmiştir: hamamların nerede olduğu, içeride hangi bölümlerden geçildiği, yıkanmanın hangi sırayla yapıldığı, ilçelerde ve kaplıcalarda başka hangi seçeneklerin bulunduğu ve bu yapıları yüzyıllar boyunca ayakta tutan insanların kim olduğu.

Amasya'da Çalışan Tarihî Hamamlar

Amasya ve çevresinde Roma, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinden kalma çok sayıda hamam yapısı bulunur ve bunların bir bölümü bugün de işletilmektedir. Yerel kayıtlarda halen çalışır durumda olanlar arasında şehir merkezinden Mustafa Bey, Kumacık, Altuntaş ve Yıldız hamamları, Merzifon'dan ise Paşa Hamamı sayılır. Hepsi aynı Osmanlı kurgusunu izler: önce soyunmalık, ardından soğukluk ve ılıklık, en sonda kubbeli sıcaklık gelir. Yapıları birbirinden ayıran şey kubbelerin sayısı, sıcaklık bölümünün planı ve sonradan eklenmiş bölümlerdir. Kentin hamam ağı geçmişte çok daha genişti ve bugün çalışanlar bu ağdan kalan birkaç halkadır. Kaybolan hamamların ve vakıf düzeninin ayrıntılı hikâyesi Amasya hamamlarının tarihi üzerine yazımızda anlatılmıştır.

Ziyaretçi için pratik fark konumdadır. Mustafa Bey ile Kumacık, Mehmet Paşa Caddesi çevresinde, Bimarhane ile Künç Köprü hizası arasında kalır. Yıldız Hamamı Hatuniye Camii'nin bitişiğindedir ve Hatuniye Mahallesi'nde, Derya Sokak'ta bulunur; ırmağın kuzey yakasındaki konakların arasından, Hazeranlar Konağı'nın yanından yürüyerek ulaşılır. Altuntaş Hamamı da aynı yakada, Mâdenüs Köprüsü'ne yakın durur. Dördü de şehir merkezinde ve yürüme mesafesinde olduğundan, Yeşilırmak boyunca yapılacak bir gezinin başına ya da sonuna kolayca eklenir.

Mustafa Bey Hamamı

Hamam, 1436 yılında Sultan II. Murad'ın lalası Yörgüç Paşa'nın oğlu Mustafa Bey tarafından yaptırılmıştır. Bugün Pirinççi Mahallesi'nde, Habibi Sokak'taki adresiyle bilinir; Bimarhane'nin kuzeyinde, Mehmet Paşa Caddesi üzerinde yer aldığı için şehir merkezinden yürüyerek ulaşılır. Bir yanında Mehmed Paşa Camii, öbür yanında müzeye dönüştürülmüş Bimarhane ve ırmak bulunduğundan, kentin en kalabalık tarihî köşelerinden birinde durur; bacalarından yükselen buhar, yapının hâlâ çalıştığını uzaktan belli eder. Beden duvarlarında moloz taş ve tuğla kullanılmıştır. İçeri, mermerden bir çerçeve içine alınmış yay kemerli bir kapıdan girilir; yapının ilk dikkat çeken ayrıntısı bu giriştir.

İç düzen klasik Osmanlı hamamlarındaki sıraya uyar. Kare planlı soyunmalığın duvarlarında büyük nişler görülür. Niş üstleri mukarnaslı olan soğukluk bölümü kubbeyle örtülüdür. Asıl yıkanma mekânı olan sıcaklık ise dört yönü dört büyük nişle çevrili, kubbeli bir mekândır. Yerel kayıtlar, soyunmalık ile sıcaklık kısımlarının iki ayrı kubbeyle örtüldüğünü belirtir. Sarnıç ve külhan gibi bölümler ise ziyaretçinin girdiği alanda değildir. Yapının banisi olan Mustafa Bey'in babası Yörgüç Paşa, II. Murad'ın lalasıdır; lala, şehzadenin eğitiminden ve yönetiminden sorumlu deneyimli devlet adamına verilen addır. Hamamın yapım tarihi, aileyle bağı ve sonraki yüzyıllardaki serüveni Mustafa Bey Hamamı yazımızda ayrıntılı biçimde anlatılmıştır.

Yıldız Hamamı

Yıldız Hamamı, Bülbül Hatun Hamamı, Hatuniye Hamamı ve Çukur Hamam adlarıyla da anılır. 1510 yılında tamamlanan Hatuniye Külliyesi'nin bir parçasıdır; külliyeyi II. Bayezid'in eşi Bülbül Hatun yaptırmıştır. Kare planlı yapı fenerli bir kubbeyle örtülüdür. Kubbeli bir soyunmalığın güneyinde soğukluk yer alır, soğukluğun doğusunda tuvaletler, batısında ise sıcaklık ve külhan bulunur. Külhan, hamamın suyunun ısıtıldığı ocaklık bölümüdür; ziyaretçinin görmediği ama hamamın bütün ısısını üreten kısımdır.

Aynı alanda Selçuklu döneminde de bir hamam bulunduğu bilinir ve bugünkü yapının Selçuklu hamamı üzerine yeniden inşa edildiği kuvvetle muhtemel görülür. Kapının yanındaki tanıtım levhası da bu kabulü yansıtır; yabancı bir gezi rehberinin aktardığına göre levhada hamamın on üçüncü yüzyılın ortalarında yapıldığı ve on altıncı yüzyılda yeniden kurulduğu yazılıdır. Çukur Hamam adının, yapının çevreye göre alçak bir kotta bulunmasından geldiği rivayet edilir; bu açıklama bir belgeye dayanmaz, yaygın anlatıdan gelir. Soyunmalığın zemini ısıtılmaz ve burası içerideki sıcağa göre serindir; fenerli kubbe mekâna gün ışığını yukarıdan verir. Osmanlı hamamlarında aydınlanma zaten böyle sağlanırdı: soyunmalıkta aydınlık fenerleri ve pencereler, ılıklık ile sıcaklıkta ise kubbelere yerleştirilmiş yuvarlak ve bombeli camlar, yani fil gözleri kullanılırdı. Bülbül Hatun'un vakfı, hamamın Selçuklu kökeni üzerine kaynakların söyledikleri ve yapının yirminci yüzyıldaki kopuşları Yıldız Hamamı yazımızda ele alınmıştır.

Kumacık ve Altuntaş Hamamları

Bayezidpaşa Mahallesi'nde, Künç Köprü hizasındaki Kumacık Hamamı, Kapıağası Ayas Ağa tarafından 1495 yılında yaptırılmıştır; bazı yayınlarda tarih 1494, yaptıran kişinin adı ise Ayazağa olarak geçer. Moloz taşla örülen yapının kare planlı soyunmalığı, Türk üçgenleriyle geçilen büyük bir kubbeyle kapanır. Sıcaklık bölümü bir ana kubbe, dört eyvan ve iki halvet hücresinden oluşur. Kubbelerin dışı alaturka kiremitle kaplıdır. Yol seviyesinin altında kaldığı için içeri merdivenle inilir. Ayas Ağa'nın Şamlar'daki külliyesine gelir sağlamak için ayrı bir arsa üzerinde yükselen yapının adı, planındaki sonraki değişiklikler ve restorasyonları Kumacık Hamamı yazımızın konusudur.

Hatuniye Mahallesi'nde, Şifre Sokak'ta, Mâdenüs Köprüsü'ne yakın Altuntaş Hamamı (Yukarı Hamam) düzgün kesme taş, moloz taş ve harçla yapılmıştır. Soğukluk, ılıklık ve sıcaklık bölümlerine ek olarak külhanı da vardır; üstü kubbe ve tonozlarla örtülüdür. İnşa kitabesi bulunmadığından yapım tarihi kesin değildir, muhtemelen 17. yüzyıldan kaldığı düşünülür. Hüsameddin'in Selçuklu Sultanı Mesud'un İçerişehir'de, bugünkü Kurşunlu Mahallesi'ne denk gelen yerde sarayıyla birlikte yaptırdığını yazdığı hamamın ve "Yukarı Hamam" diye andığı eski yapının bu çevrede bulunması, bugünkü binanın daha eski bir hamamın yerinde kurulmuş olabileceğini düşündürür; ancak bunu kesinleştiren bir belge yayımlanmış değildir. Hüsameddin'in kaydına göre on sekizinci yüzyılın başında Amasya'yı yöneten bir emirin büyük konağı Yukarı Hamam'ın üst tarafındaydı ve bu konağın harem dairesinin harabesi onun zamanında hâlâ görülüyordu.

İlçelerdeki Hamamlar

Merkezin dışında da yıkanılabilecek tarihî hamamlar vardır. Merzifon'daki Paşa Hamamı, Sadrazam Kara Mustafa Paşa tarafından 1678'de yaptırılmıştır; kubbeli soyunmalığı, uzun dikdörtgen soğukluğu ve sekizgen kasnak üzerine oturan sıcaklığıyla Osmanlı hamam mimarisinin güzel örneklerinden sayılır. Merzifon şehir merkezinin dışında kaldığı için ayrı bir ziyaret planı gerektirir.

Gümüşhacıköy'ün hamam geleneği, kasabanın gümüş madeniyle kurduğu bağa dayanır. Hüsameddin'in anlattığına göre Gümüş madeni bir süre Köprülü Mehmed Paşa'ya arpalık olarak verilmiş ve paşanın burada oturması istenmişti. Paşa kasabada kârgir bir kervansaray, bir bedesten, büyük bir cami ve onun yanında bir hamam yaptırmış, hepsini 1071 (1661) yılında vakfetmişti. Fahriye Bayram'ın 2000 yılında yayımladığı incelemeye göre halk arasında Büyük Hamam denen bu yapı, Ekin Pazarı Sokağı'nda, Hacı Nadir Saba Türbesi'nin karşısındadır ve 1658'de yapılmıştır; 1071 tarihli vakfiyede "iki halvetli bir hamam" sözleriyle anılır. Girişi zemin seviyesinin altındadır, soyunmalığa iki basamakla inilir ve ortada dıştan sekizgen, içten yuvarlak bir havuz bulunur. Sıcaklık enine uzanan bir mekândır: ortası kubbeli, iki yanı tonozludur ve ortadaki kubbe dokuz fil gözüyle aydınlanır. Bayram bu planı Bursa'daki Nalıncılar ve Muradiye ile İznik'teki Büyük Hamam'ın da ait olduğu "ortası kubbeli enine sıcaklıklı ve çifte halvetli" tipin bir örneği sayar.

Büyük Hamam'ın kapısı üzerindeki mermer kitabe aslında yapının kendisine ait değildir. Hüsameddin, paşanın torunlarından Hâfız Ahmed Paşa'nın oğlu Abdülbâkî Bey'in 1170 (1756-57) yılında gümüş madeni emini olarak kasabada otururken camiyi yenilettiğini ve "bir hamâm-ı latîf daha" ekletip vakfettiğini yazar. Bayram, Büyük Hamam'ın doğusuna bitişik olan ve bugün Böcüklü Hamam diye bilinen yapının bu ikinci hamam olması gerektiğini, kitabenin de onun inşa kitabesi olduğunu belirtir. Sülüs hatla yazılan kitabede banisinin adı Bayram'ın okumasıyla "Saki Bey ibn Ahmed Paşa" olarak geçer; tarih düşürülen son satır, cünüp olanlara temizlenmeyi emreden ayetten alınmış bir ifadeyle kurulmuştur. Böcüklü Hamam'ın soyunmalığında eşkenar dörtgen biçimli bir şadırvan, sıcaklığında ise ön yüzü çiçek ve çarkıfelek motifiyle bezeli, başka bir yapıdan getirilmiş bir kurna dikkati çeker. Gümüşhacıköy'de yirminci yüzyılın başında bir hamam daha yapılmıştır: Hüsameddin'e göre 1324 (1906-07) yılında kaymakam Hacı Tâhir Bey, eğitime gelir sağlamak amacıyla Hacı Yahyâ Camii'nin kıble tarafında, yol üzerinde bir hamamın yapımını başlatmış, kasaba halkının yardımıyla iki yılda tamamlanmıştı.

Gümüş kasabasındaki Tekke Hamamı, halk arasında Selçuklu Hamamı diye anılır. Yapım tarihini ve banisini gösteren yazılı bir belge yoktur; hamamın güneyindeki tekkeyi de yaptırdıkları belirtilen Ahi İbrahim ile oğlu Ahi Surak tarafından 1367 dolaylarında yaptırıldığı ileri sürülür. Soyunmalık, ılıklık, sıcaklık ve iki halvet hücresi ayrı ayrı kubbelerle örtülüdür; soyunmalık kubbesinin ortasında sekiz cepheli bir aydınlık feneri bulunur, kuzeye sonradan bir avlu eklenmiştir. Bayram'ın incelemesinde üç hamamın da yayın tarihinde sağlam durumda olduğu ve işlevini sürdürdüğü belirtilir. Bugün hangilerinin açık olduğu ilçede sorularak öğrenilmelidir.

Hamam ile Kaplıca

Hamam sözcüğü, suyun ısıtılmasıyla yıkanmaya ayrılmış yapıyı anlatır. Doğal olarak sıcak çıkan suların kullanıldığı yapılara Türkçede kaplıca ve ılıca denir ve bunları hamamdan ayıran asıl özellik, büyük yıkanma mekânının ortasındaki geniş havuzdur. Türk hamamlarında, kaplıca ve ılıcalar dışında havuz yoktur; yıkanma kurna başında su dökerek yapılır. Amasya'ya gelen ziyaretçinin bu iki deneyimi karıştırmaması yararlı olur, çünkü il sınırları içinde her ikisi de vardır.

İl merkezine en yakın kaplıca, Amasya-Çorum yolunun on üçüncü kilometresindeki Gözlek Kaplıcası'dır; suyu 38-40 derece arasındadır ve yanında bir termal tesis bulunur. Amasya-Zile yolu yakınında, merkeze 36 kilometre uzaklıktaki Terziköy kaplıcalarının Roma döneminden beri kullanıldığı, burada bulunan kalıntılardan anlaşılır; 37-39 derecelik suyun bulunduğu tesiste kadınlara ve erkeklere ayrı havuzların yanında geleneksel bir Türk hamamı da vardır. Merkeze yaklaşık 90 kilometre uzaklıktaki Hamamözü'nde, adını bir Selçuklu beyinden aldığı söylenen Arkut Bey Kaplıcası'nda ise 42,5 derece dolayındaki suyun aktığı, halka açık bir hamam işletilir. Bu kaplıcanın tarihi ve suyunun özellikleri Hamamözü Arkut Bey Kaplıcaları yazımızda anlatılmıştır. Kaplıcalarda yıkanma süresi ve sağlık koşulları hamamdakinden farklı kurallara bağlıdır; tesislerin kendi uyarılarına uymak gerekir.

Kaplıca suyunun üzerine hamam kurmak, Amasya çevresinde eski bir uygulamadır. Hüsameddin, eski kapıcıbaşılardan Amasyalı Rıdvan Ağa'nın Geldiklan nahiyesindeki Ilıca köyünde ılıcanın üzerine bir hamam yaptırıp 987 (1579-80) yılında vakfettiğini yazar. Aynı yazara göre bu hamam halk arasında "Ilıca" diye bilinirdi; yakınındaki çiftliğinde oturan Delice Tâhir Bey'e de bu yüzden "Ilıcalı" lakabı verilmişti.

Kalıntı Olarak Görülebilen Hamamlar

Amasya'da yıkanılamayan ama görülebilen hamamlar da vardır. Kral kaya mezarlarının bulunduğu yamaçtaki Kızlar Sarayı'ndan günümüze yalnızca iki hamam ulaşmıştır. Kitabeleri olmadığından yapım tarihleri ve banileri bilinmez. Büyük Hamam soyunmalık, ılıklık, sıcaklık, külhan ve su deposu bölümlerini iyi korumuş bir saray hamamıdır; araştırmacılar kaleden inen eski su kanallarının izlerinin hamamın yakınında son bulmasına bakarak temellerinin Helenistik çağa kadar uzanabileceğini tartışmış, yapının kaya mezarlarını görmeye gelen kalabalık düşünülerek bir hamam müzesine dönüştürülebileceğini önermişlerdir. Hüsameddin de Harşena Kalesi'ni anlatırken kalenin bir mahalle sayıldığını, içinde bir saray, cami, medrese, zaviye ve imaretin yanında iki hamam bulunduğunu kaydeder. Bu saray ve kale hamamlarının gelin hamamı gibi geleneklerle birlikte anlatıldığı bir yazımız da Amasya'da hamam kültürü ve gelin hamamı başlığını taşır.

Şehrin içinde kaybolan hamamların izi ise artık yalnızca kayıtlarda kalmıştır. Fethiye Mahallesi'ndeki Kadı Hamamı bunun iyi bir örneğidir. Hüsameddin'e göre bu hamamı "Molla Beylik" diye bilinen Amasya kadısı yaptırmış, oğlu Kazasker Molla Vildan Mehmed Çelebi hamamın üstünde bir medrese kurmuş, torunu Abdurrahman Çelebi de hamamı 912 (1506-07) yılında vakfetmişti. Hamamın tevliyeti yüzyıllar boyunca Kadızâde ve Muslîzâde diye anılan aynı ailenin kollarında kaldı; on yedinci yüzyılın sonunda bile mütevellîsi bu soydan biriydi. Hamamın kira gelirinden pay alanlar arasında sadrazamlıktan ayrılmış Nâilî Abdullah Paşa ile kardeşi Ebûbekir Vahdetî Efendi de vardı. Medrese zamanla tamamen ortadan kalkmıştır; Kadı Hamamı da kentin bugün ayakta olmayan hamamları arasındadır. Osman Fevzi Olcay, 1915 yangınında dört saat içinde kentte yedi hamamın yandığını yazar ve şehrin hamam ağının büyük bölümü bu felaketle kaybolmuştur.

Hamamın Bölümleri

Osmanlı-Türk hamamında yıkanma, mekânların birbiri ardına geçilmesiyle ilerler. İlk bölüm soyunmalıktır; camekân da denir. Büyük, kubbeli ve içerideki sıcağa göre serin bir mekândır, duvar boyunca sedirler uzanır. Eski hamamlarda sedirlerin altında pabuçlar için kemerli küçük gözler bulunurdu. Ortada fıskıyeli bir şadırvan, bir duvarda da kahve ocağı yer alırdı; bugün bu mekân dinlenme ve çay içme yeridir.

Soyunmalıktan sonra ılıklık gelir. Bu bölüm bazen soğukluk diye de anılır; genellikle enine uzanan dikdörtgen bir mekândır, içinde taş bir seki ve birkaç helâ bölmesi bulunur. Bazı hamamlarda ılıklığın bir köşesi usturalık adıyla tıraş ve kıl temizliğine ayrılırdı. Asıl sıcak, insan boyu yüksekliğinde dar bir kapıdan girilen sıcaklık bölümündedir. Kapı, içerideki ısı dışarı kaçmasın diye bu kadar alçak yapılır.

Sıcaklığın ortasında göbek taşı bulunur: yüksekçe bir seki, yani ısıtılmış büyük bir mermer platform. Terlemek için ayrı kapalı bir oda yerine göbek taşı tercih edilmiştir. Sıcaklığın çevresindeki halvet hücreleri ise kısmen müstakil yıkanma odalarıdır. Hamamın gerisinde, ziyaretçinin girmediği yerde külhan ve su haznesi bulunur. Yüzyıllar boyunca burada odun yakılmış, son yıllarda çalışan hamamlarda mazot yaygınlaşmıştır.

Roma Hamamından Türk Hamamına

Roma hamamı farklı bir kurgudaydı: önünde sütunlu bir avlu bulunur, soyunma yeri olan apoditeriumdan soğuk sulu frigidariuma, oradan ılık tepidariuma ve en sıcak bölüm olan caldariuma geçilirdi. Romalılar hamamı yıkanmanın yanında sohbet ve tartışma için de kullanırdı. Yerel kayıtlar, Amasya'da Roma, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinden anıtsal hamamlar bulunduğunu söyler; bugün yıkanmak için gidilen yapılar ise Osmanlı döneminindir.

Selçukluların Anadolu'ya yerleşmesinden sonra bu bölgede hemen her yerde hamam yapılmaya başlanmıştır. Selçuklu ve beylikler dönemi çarşı hamamlarında sıcaklık bölümü çoğunlukla dört eyvanlı ve köşelerinde halvet hücreli bir plana bağlıdır. Bu düzen, Türk yapı sanatında çok eskiden beri kullanılan bir şemadır. Eyvanlar dört yöne açıldığından sıcaklık bir haç biçimi alır ve kollar ile dış duvarlar arasında kalan köşeler halvet hücreleri olur. Hamamın ölçüsüne ya da arsasına göre hücre sayısı dörtten üçe veya ikiye düşebilir. Kumacık Hamamı'nın dört eyvanlı ve iki halvet hücreli sıcaklığı bu geleneğe uyar. Gümüşhacıköy'deki Büyük Hamam'ın enine sıcaklığı ile Gümüş'teki Tekke Hamamı'nın ve Böcüklü Hamam'ın eş odalı düzeni ise aynı il içinde başka plan tiplerinin de görülebildiğini gösterir.

Hamamda Çalışanlar

Eski hamamlarda bugün tek bir kişinin üstlendiği işler ayrı ayrı görevlilere bölünmüştü. Erkek hamamlarında külhancı, meydancı, peştamalcı, çıkmacı ve kahveci gibi adlarla anılan hizmetliler çalışır, bunlara hamam uşakları denirdi. Müşterilerin havlu, destimal ve peştamallarını yıkayan, kafes adı verilen ve ortasına mangal konulan tahta çatıya asarak kurutan çamaşırcılar da vardı. Kadılık nizamnameleriyle hamamda çalışanlar zincirleme kefalet altına alınmış, hepsinin durumundan en kıdemli uşak olan sernöbet tellak sorumlu tutulmuştu. Tellak ve nâtırların müşteriye karşı görevleri, hizmet ücretleri ve uyulacak kurallar bu nizamnamelerde yazılıydı.

Evliya Çelebi, hamamcıların, tellakların ve nâtırların ayrı pirlerinin bulunduğunu ve peştamalın Selman-ı Pak tarafından Hz. Ali'nin huzurunda bağlandığına inanıldığını aktarır. Bu anlatı, hamam esnafının kendi mesleğine verdiği ağırlığı gösterir. Hamamın işletilmesi suyun ve yakacağın ciddi bir yük olmasına da bağlıydı: 18. yüzyılda İstanbul'da büyük miktarda su ve odun tüketildiği için III. Mustafa'nın 1768 tarihli fermanıyla yeni çarşı hamamı yapımının önüne geçilmek istenmiştir. Bu bilgi İstanbul'a aittir, ama hamamın su ve yakıt maliyetinin eskiden de ağır olduğunu gösterir.

Amasya'nın Hamamcıları

Vakıf hamamları çoğunlukla kiraya verilir, işletmeyi hamamcı denen kiracı üstlenirdi. Amasya'da bu meslek bazı ailelere ad verecek kadar yerleşmişti. Hüsameddin'in şahıslar bölümünde Alaca Hamam'ı işleten ve "Rüstem'in Ali Hâfız" diye tanınan Hâfız Ali Efendi, 1305 (1887-88) yılında ölen Hamamcı İsmail Hakkı Efendi ve 1328 (1910) yılında ölen bir manifaturacının çocuklarına vasi olan hamamcı Seyyid Ahmed Ağa gibi isimler geçer. Yukarı Hamam'ın hamamcısı Ahmed Ağa'nın oğlu ise ilmiye mesleğinde yükselmiş ve Hammamîzâde lakabıyla anılmıştır.

Yirminci yüzyılın başındaki hamam hayatını en yakından anlatan kaynak, Osman Fevzi Olcay'ın hatıralarıdır. Olcay'a göre Dubaracıoğlu Hamamcı Hacı Ali Hafız Ağa hem Selağzı'ndaki Sinan Hamamı'nı hem de Bimarhane önündeki Mustafa Bey Hamamı'nı işletiyordu. İki hamamın kadınlar bölümünü eşi Ayşe Hanım yönetir, akşam hamam kapandıktan sonra hizmetliler gece nöbetine kalarak külhanın durumuna göre ateşi beslerdi. Hafız Ağa'nın hamamında hizmet eden Seyyid Ağa da aynı mahallede otururdu. Mustafa Bey Hamamı'nın tam karşı köşesinde, Olcay'ın "Hamamcı Hakkı Efendi" diye de andığı Mumcu Hakkı'nın evi vardı; oğlu Mehmet Hilmi, Olcay'ın idadideki sınıf arkadaşıydı. Hamamla külhan kısmının arasında yüksek bir kahve bulunur, müdavimlerinin çoğu Hint tavuğu ve horoz meraklılarıyla avcılardan oluşurdu. Hafız Ağa'nın Selağzı'nda, Yeşilırmak'a bakan bir yüksek kahvesi daha vardı.

Ziyaretin Akışı

Girişte soyunmalıkta bir kabin ya da sedir ayrılır, giysiler bırakılır, bele peştamal bağlanır ve ayağa nalın ya da terlik giyilir. Peştamalın, havlunun ve terliğin hamam tarafından verilip verilmediğini önceden sormak yerinde olur. Eski hamam takımında bohçalar, havlular, hamam tasları, taraklar ve keseler bulunur; nalınlar ceviz, şimşir ya da abanoz gibi ağaçlardan yapılır, sedef ve kaplumbağa kabuğuyla süslenirdi. Bugün bu eşyanın çoğu sade ve işlevsel bir hâle gelmiştir.

Ardından ılıklıktan geçilerek sıcaklığa girilir. İlk birkaç dakika bedenin ısıya alışmasına ayrılır; hemen sıcak suyu üstüne dökmek yerine göbek taşında oturmak terlemeyi başlatır. Terleme sürdükten sonra kurna başında su dökülerek ıslanılır, ardından kese ve köpük faslına geçilir. Erkek hamamlarında yıkayıcıya tellak, kadın hamamlarında nâtır denir. Kese ve köpük hizmeti isteğe bağlıdır ve ücretlidir. Köpükten sonra önce ılık, sonra daha serin su dökülür. Çıkışta ılıklıkta bir süre beklemek, sonra soyunmalığa geçip peştamala ya da havluya sarınmak gerekir. Soyunmalıkta bir bardak çayla dinlenmek ziyaretin olağan sonudur.

Bu sıranın hiçbir basamağı katı bir zorunluluk değildir; kimi ziyaretçiler yalnızca sıcaklıkta kalıp kese ve köpüğü atlar. Sıcaklıkta fazla beklemek baş dönmesine yol açabilir. Susuzluk hissedildiğinde su içmek, yorgunluk hissedildiğinde ılıklığa çıkmak yerinde olur. Ağır bir yemekten hemen sonra hamama girilmez. Kalp ve tansiyon rahatsızlığı olanlar, hamileler ve küçük çocukla gelenler, girmeden önce görevliye ve gerekirse hekime danışmalıdır.

Hangi Hamam Tercih Edilmeli

Seçim çoğunlukla yapıya ve konuma bağlıdır. Mustafa Bey Hamamı burada anılan hamamlar arasında en erken tarihli olanıdır ve 15. yüzyıl Osmanlı hamam plânını, mukarnaslı soğukluğu ve dört nişli sıcaklığıyla görmek isteyenler için uygundur; Bimarhane ve Mehmed Paşa Camii ile aynı gezide görülebilir. Yıldız Hamamı, külliye içindeki konumu ve Selçuklu temeli üzerine kurulduğu kabul edilen geçmişiyle ayrışır; Hatuniye Camii'nin hemen yanında olduğundan cami ziyaretiyle birlikte planlanabilir. Kumacık Hamamı ise dört eyvanlı ve halvet hücreli klasik sıcaklık düzenini en açık biçimde sunan yapılardan biridir. Merzifon ya da Gümüşhacıköy yolunda olanlar için ilçe hamamları, kaplıca isteyenler için Gözlek ve Terziköy seçenekleri vardır. Bunların arasında kesin bir üstünlük sıralaması yoktur; saat, gün ve kadın ya da erkek seansı uygunluğu çoğu zaman belirleyici olur.

Kadın ve Erkek Seansları, Saat ve Ücret

Osmanlı döneminde tek bölümlü hamamlar gündüz kadınlara, gece erkeklere açık tutulur; hem kadınlara hem erkeklere ayrı bölümlerle hizmet veren çifte hamamlar da vardı. Amasya'da bu tipin en bilinen örneği, Hüsameddin'in "Çifte Hamam" diye de andığı ve bugün ayakta olmayan Alaca Hamam'dır. Bugün çalışan hamamların hepsi tek hamamdır ve uygulama eski geleneğin devamı gibidir: kadınlar ve erkekler için ayrı gün ve saatler belirlenir. Yabancı bir gezi rehberinin bir dönem Mustafa Bey Hamamı için verdiği düzen bunu açıkça gösterir: erkekler sabah erken saatlerde ve akşamüstünden gece geç vakte kadar, kadınlar ise gündüz saatlerinde yıkanıyordu. Aynı rehber Yıldız Hamamı'nın sabahın erken saatinden gece yarısına kadar açık olduğunu yazmıştı. Hangi saatin hangi cinsiyete ayrıldığı hamamdan hamama ve mevsime göre değişebilir; son giriş saati de aynı şekilde farklıdır. Fiyat listeleri sık güncellendiği için güvenilir bilgi yalnızca hamamın kendisinden, telefonla ya da yerinde alınır.

Hamam Kültüründen Notlar

Hamamın Osmanlı toplumundaki yeri temizlikle sınırlı kalmazdı. Evlerde yıkanmak için ayrı bir bölüm bulunmadığından insanlar çarşı hamamlarına giderdi ve hamam, özellikle kadınlar için bir sohbet ve buluşma mekânına dönüşmüştü. Evlenecek kızın düğünden iki gün önce götürüldüğü gelin hamamı ile doğumun kırkıncı gününde yapılan kırk hamamı gibi törenler ayrı adlar taşırdı. Erkekler arasında perşembe geceleri, cuma sabahları, ramazan ve bayram arefelerinde hamama gitmek âdetti. Yıkanmanın da kendi usulü vardı: nâtırın müşteriyi yıkaması ve kir akıtması, öğle yemeği, soğuklukta dinlenme ve kahve içme gibi adımlar belli bir sıra ve edeple yapılırdı. Hamama yiyecek götürülüp öğleyin göbek taşının üzerinde yenmesi de görülen bir âdetti. Gelin hamamında davetliler soğuklukta toplanır, şerbetler içilir, çalgılar çalınırdı; nâtırlar gelini halvete götürüp yıkar, sonra göbek taşına oturturdu. Kırk hamamında ise doğumun kırkıncı gününde lohusa ile bebek, ebe ve akrabaların katıldığı bir törenle yıkanırdı. Bu törenlerin ayrıntıları bölgeden bölgeye değişir ve bugün Amasya'da hamamların bu amaçla kullanıldığına dair bir kayıt aktarılmamıştır.

Anadolu'da hamam yapımı, Selçukluların bölgeye yerleşmesiyle hız kazanmıştır. Çarşı hamamları çoğunlukla bir cami ya da külliyenin vakfına gelir sağlamak için yapılırdı; Amasya'daki Yıldız Hamamı'nın bir külliyenin parçası olması da bu geleneğe uyar. Hamam, divan şairlerinin de uğrak yeriydi. 15. yüzyıldan itibaren hamamlar edebî bir mahfile dönüşmeye başlamış, hamamı konu alan şiirlere hammâmiyye denmiştir. Hamamla ilgili atasözleri de çoktur; "hamam kubbesi gibi her sesi aksettirir" bunlardan biridir.

Amasyalı bir şairin adı, hamamla ilgili en çok anlatılan fıkralardan birine karışmıştır. Hüsameddin'in Ramazanzâde Mehmed Bey'in tarihinden aktardığına göre, 815 (1412) yılında Amasya'da ölen şair Ahmedî bir gün Kütahya'da Timur'la birlikte hamama gitmişti. Timur, maiyetindekilerin her birine birer değer biçtirdikten sonra kendisine de bir değer biçmesini isteyince Ahmedî seksen akçe demiş, Timur "seksen akçe şu peştamalımın değeridir" diye karşılık verince şair, kendisinin de zaten peştamala değer biçtiğini söylemişti. Hüsameddin, Timur'un bu cevaptan hoşlanıp şaire ihsanda bulunduğunu ekler ve aynı hikâyenin Kınalızâde Hasan Çelebi'nin tezkiresinde biraz farklı biçimde geçtiğini not eder. Fıkra bir rivayettir ve olayın gerçekten yaşandığını gösteren bir belge yoktur; yine de peştamalın hamamda kişinin hem örtüsü hem de değerinin ölçüsü sayıldığı bir dünyayı yansıtır.

Osmanlı hamamlarını konu alan ilk yazıların çoğu Batılı yazarlarca kaleme alınmıştır. Hamam üzerine en kapsamlı ansiklopedi maddesinin yazarları, bu yazıların birçoğunun yazarlarınca hiç görülmemiş bir Türk hamamını hayalî unsurlarla abarttığını ve hamamı aşağı bir eğlence mekânı gibi gösterdiğini belirtir. Bu nedenle hamamla ilgili Batı kaynaklı anlatılar temkinle okunmalıdır.

Kronoloji

1367 dolayları: Gümüş'teki Tekke Hamamı'nın Ahi İbrahim ile oğlu Ahi Surak tarafından yaptırıldığı ileri sürülür.

1436: Yörgüç Paşa'nın oğlu Mustafa Bey, Mustafa Bey Hamamı'nı yaptırır.

1495: Kapıağası Ayas Ağa, Kumacık Hamamı'nı yaptırır (kimi yayınlarda 1494).

912 (1506-07): Abdurrahman Çelebi, Fethiye Mahallesi'ndeki Kadı Hamamı'nı vakfeder.

1510: Bülbül Hatun'un Hatuniye Külliyesi ile birlikte Yıldız Hamamı tamamlanır.

987 (1579-80): Rıdvan Ağa, Geldiklan'daki Ilıca köyünde ılıcanın üzerine yaptırdığı hamamı vakfeder.

1658: Gümüşhacıköy'de Köprülü Mehmed Paşa'nın Büyük Hamamı yapılır; 1071 (1661) tarihli vakfiyede anılır.

1678: Sadrazam Kara Mustafa Paşa, Merzifon'da Paşa Hamamı'nı yaptırır.

1170 (1756-57): Abdülbâkî Bey, Gümüşhacıköy'de Büyük Hamam'a bitişik ikinci hamamı (Böcüklü Hamam) yaptırır.

1324 (1906-07): Kaymakam Hacı Tâhir Bey, Gümüşhacıköy'de eğitime gelir sağlamak için bir hamamın yapımını başlatır; hamam iki yılda tamamlanır.

1915: Büyük Amasya yangınında kentte yedi hamam yanar.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Akademik çalışmalar

Resmî kaynaklar

Diğer kaynaklar

Çevrimiçi kaynaklar