İçeriğe geç

Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar · İKİNCİ BÂB · BİRİNCİ FASIL

Ahmed Hân-Şehzâde Sultân

Ansiklopedi · Amasya Tarihi, 6. Cilt, s. 127–128 • Hazırlayan: Doç. Dr. Recep Orhan ÖZEL - Doç. Dr. Metin HAKVERDİOĞLU

Özgün Metin

Amasyalıdır. Selâtîn-i Osmâniyyeden İkinci Sultân Bâyezîd Hân ibn-i Fâtih Sultân Mehmed Hân-ı Sânî bin Sultân Murâd Hân-ı Sânî şehzâdesidir. 870’de Amasya’da doğdu. 878’de emr-i mesnûn-ı hıtânı İstanbul’da icrâ edilip Amasya’ya gönderildi. 880’de Amasyalı Pîr İmâm Mezîdzâde Şerefeddîn Ya’kûb Çelebi hizmet-i ta’limine me’mûr oldu.

886 senesi rebiülevvelinde Sultân Bâyezîd Hân Amasya’dan İstanbul’a gidip taht-ı saltanata cülûs etdikte yerine Amasya vâlisi [399] ve Candarlızâde İbrâhim Paşa da lalası ve müdebbir-i umûru, Yörgüç Paşazâde Süleyman Paşa vilâyet muhâfızı, Hacı Beyzâde Tâcî Bey nişâncısı, Hacı Sinan Beyzâde Abdullah Bey de defterdârı oldu.

887’de İbrâhim Paşa İstanbul’a gidip yerine defterdâr Abdullah Paşa lalası ve müdebbir-i umûru oldu. Yeniceli Mûsâ Çelebi defterdârı olarak teayyün etdi. 889 senesi muharreminde Amasyalı Hızır Paşazâde Mehmed Paşa lalası ve müdebbir-i umûru olarak İstanbul’dan geldi. Abdullah Paşa, Anadolu beylerbeyi olup Hatîb Kâsım Efendi de mu’allimi oldu.

890’da Süleyman Paşa İstanbul’a gitdi. 894’de mu’allimi Hatîb Kâsım Efendi vefât eylediğinden Birgilizâde Mustafa Efendi mu’allimi olarak İstanbul’dan geldi. Amasya’nın kibâr-ı ulemâ ve fuzalâsına nisbetle genç ve mu’îd çağında sayılırdı. Biraz da mağrûr ve müteazzım bir zât idi.

896’da şehzâdeleri Murâd ve Alâeddîn Beylere sünnet düğünü tertîb eylemişdi. Mu’allim-i mûmâ ileyhin Amasya fuzalâsına karşı te’azzum ve tasaddur-ı dâ’iyesi ve ulemânın da te’annüdü oldukça mühim bir vak’aya sebebiyet verdiğinden mu’allimin azliyle Pîr İmâm [400] Mezîd oğlu Şerefeddîn Ya’kûb Efendi mu’allim oldu.

Senelerden beri saray muhâfızı olan Kemâl Paşazâde Süleyman Bey Tokat sancağı beyi olup gitdi. Yerine Dizdârzâde Mustafa Bey saray muhâfızı oldu. Amasya’da mukîm olan Şehzâde Sultân Selîm, Şehenşâh, Alemşâh, Korkud Çelebilerden her biri birer büyük sancağa vâlî ve emîr gönderildi.

898’de Nişâncı Hacıbeyzâde Tâcî Bey Emîr-i divân olup Tâceddîn Paşa unvânını aldı. Ulemâ-yı A’câmdan Ahmed bin Kutbeddîn el-Câmî de nişâncı olup “Kutbî Ahmed Çelebi” dendi. Sadr-ı esbak Amasyalı İshâk Paşazâde Pîrî Bey defterdâr olup selefi Yeniceli Mûsâ Çelebi İstanbul’a gitdi.

904’de lalası Vezîr Mehmed Paşa’nın vefâtı üzerine Emîr-i Divân Tâceddîn Paşa lalası olup saray muhâfızı olan Mustafa Paşa emîr-i divân ve ve Âbâdzâde Kâsım Paşa da saray muhâfızı oldu. Ancak nişâncı Kutbî Ahmed Çelebi fevkalâde yüz bulup erkân-ı divânı şehzâdeye fazla si’âyet etmeye başladı.

905’de Tâceddîn Paşa, Kefe beylerbeyi olup [401] yerine Hakalalı Âbâdoğlu Kâsım Paşa bin Abdullah Bey vezîr ve lalası ve nişâncı Kutbî Ahmed Çelebi de azledilip yerine kudâtdan Sibekzâde Ahmed Efendi nişâncı oldu.

908’de vezîr Kâsım Paşa’nın husamâsı olan A’câmın ilkâât-ı bed-hâhanesiyle şehzâdeyi igzâb eylediğinden bi’z-zarûre Trabzon’a vâlî Şehzâde Selîm Hân’ın nezdine firâr ve ilticâ etdiği esnâda emîr-i divân olan Karagöz Ahmed Ağazâde Mustafa Paşa vezîr ve lalası oldu.

909 senesi şevvâlinde vezîri Mustafa Paşa İstanbul’a gidip yerine emîr-i divân olan Yularkısdı Sinan Paşa vezîr ve lalası ve 910’da nişâncı Ahmed Efendi’den vefâtıyla Amasyalı ulemâdan Münîrî Mehmed Çelebi nişancı ve alaybeyi Acem Alizâde Bâlî Bey de emîr-i divân ve Amasyalı Yahşî Beyzâde Ahmed Bey de saray muhâfızı oldu.

Bu hey’et kendisini hüsn-i idâre ederek icrâ-yı saltanat etmekde iken iki mes’ele huzur ve zevkini ihlâl ediyordu: Biri birâderi Sultân Selîm Hân’ın kıyâmı, diğeri de [402] Şâh İsmâil Safevî hesâbına Şi’îlerin isyânı idi. Bunların her ikisi de pek mühimdi.

916’da kendisini pek ziyâde bî-huzûr eden birinci mes’eleyi halletmek üzere şehzâdesi Sultân Murâd’ı Amasya’da kâ’im-makâm nasb ederek Üsküdâr’a gitdi. Pederinin taht-ı saltanatı kendisine ferâgat edeceğini umardı. Sultân Bâyezîd de bu fikir ve niyetde idi.

Lâkin Şi’îlerin isyânı Anadolu’da bir herc ü merc uyandıracak derecede kesb-i ehemmiyet etmişdi. Binâen’aleyh yeniçeri ağası Dukakinzâde Ahmed Ağa’nın tertîbinden ileri geldiği zann edilen yeniçeri zâbıtânının müdâhalesi cülûsa mâni’ oldu. Cülûs-ı erbâb isyânın tenkiline ta’lîk edilerek bil-mecburiye Amasya’ya döndü.

917’de Sadr-ı a’zam Atik Ali Paşa âsilerin üzerine serdâr olup ordusuyla Amasya’ya geldi. Edilen muharebede Serdâr Ali Paşa şehîd ve ordusu mağlûben târâç edildiğinden büyük ümitsizliklere dûçâr oldu. [403]

Bu esnâda birâderi Sultân Selîm Hân’ın cülûs için Edirne’den hareketle İstanbul’a tekarrüb etdiğini duydu. Tekrâr Üsküdâr’a koştu. Maltepe’ye vusûlünde 918 saferinin yedinci günü birâderinin tahta cülûs etdiğini haber aldı.

Bu hâdiseden fevkalâde müte’essir olup Maltepe’den döndü. Bursa, Ankara, Konya gibi eyâlât-ı cesîmeye kendi tarafından vâliler nasb ederek Amasya’ya gelip i’lân-ı saltanat etdi. Nâmına hutbe okutdu. Birâderini tanımadı. Her tarafdan kuvvetlerini cem’ ederek büyük bir ordu ile İstanbul üzerine yürüdü.

Amasya havâlisinde bir avuç denecek kadar mikdârı az olan âsilere mağlûb ordusu Eskişehir önünde birâderi Sultân Selîm Hân ordusuna karşı duramadı. Yine mağlûb olup esir oldu. 918 senesi zilhiccesinde birâderinin fermânı ile boğuldu. Cenâzesi Bursa’ya gönderilip zilhiccenin on dokuzuncu günü Sultân Murâd-ı Sânî türbesine defnedildiği Bursa sicilinde görüldü. [404]

Âlim, Arab u Acem edebiyâtına vâkıf, şâir, tab’an kerîm, adl ü hakkaniyeti sever, ulemâ ve meşâyîhe muhib, Acemlere pek mâ’il, zevk ü sefâya mübtelâ, azmi kavî, kalb ü re’yi za’if idi. Bu yüzden kendisini ve Amasya’yı felâkete sürükledi.

Akdağ eteğinde kâin Zana karyesiyle Ziyare Mahallesi’nde birer câmi-i şerîfi olduğu vakfiyeden anlaşıldı. Vâlidesi Bülbül Hâtun’un Amasya’da câmi ve mekteb ve imâreti, Lâdik kasabasında câmi-i şerîf ve hamâmı olduğu vakfiyesinde mezkûrdur.

Şehzâdeleri Murâd, Osmân, Alâeddîn, Süleyman, Kâsım, Hızır, Bâyezîd Beylerle kerîmeleri Gevherhan, Neslihân Sultânlar ma’rûfdur. Dâmâdları da Şâdgeldi ahfâdından Nasûh Beyzâde Süleyman Bey ve Yularkısdı Sinan Paşazâde Mustafa Bey olduğu da 927 Rebiülevvel târîhli enderûn-ı vezâ’if defterinde muharrer görüldü. Bunların terâcim-i ahvâli ve evlâdı aşağıda gelir. [405]

Araştırma Makalemiz Editör: Mevlüt Erdem Öztürk

Günümüz Türkçesiyle

Amasyalıdır. Osmanlı sultanlarından, II. Sultan Murâd Han oğlu Fâtih Sultan Mehmed Han (II. Mehmed) oğlu II. Sultan Bâyezîd Han'ın şehzadesidir. 870 [1465-66] yılında Amasya'da doğdu. 878 [1473-74] yılında sünnet töreni İstanbul'da yapıldı ve Amasya'ya geri gönderildi. 880 [1475-76] yılında Amasyalı Pîr İmâm Mezîdzâde Şerefeddîn Ya'kûb Çelebi onu okutmakla görevlendirildi.

886 yılı Rebîülevvel ayında [Mayıs 1481] Sultan Bâyezîd Han Amasya'dan İstanbul'a gidip saltanat tahtına oturunca, onun yerine Amasya valisi oldu. Candarlızâde İbrâhim Paşa lalası ve işlerinin yöneticisi, Yörgüç Paşazâde Süleyman Paşa vilayetin muhafızı, Hacı Beyzâde Tâcî Bey nişancısı, Hacı Sinan Beyzâde Abdullah Bey de defterdarı oldu.

887 [1482-83] yılında İbrâhim Paşa İstanbul'a gitti; yerine defterdar Abdullah Paşa lalası ve işlerinin yöneticisi oldu. Yeniceli Mûsâ Çelebi defterdarlığa atandı. 889 yılı Muharreminde [Şubat 1484] Amasyalı Hızır Paşazâde Mehmed Paşa lalası ve işlerinin yöneticisi olarak İstanbul'dan geldi. Abdullah Paşa Anadolu beylerbeyi oldu, Hatîb Kâsım Efendi de şehzadenin hocası oldu.

890 [1485] yılında Süleyman Paşa İstanbul'a gitti. 894 [1488-89] yılında hocası Hatîb Kâsım Efendi ölünce Birgilizâde Mustafa Efendi hocası olarak İstanbul'dan geldi. Bu zat, Amasya'nın büyük âlim ve bilginlerine göre genç sayılır, ancak muîdlik çağında görülürdü. Biraz da mağrur ve kendini büyük gören biriydi.

896 [1490-91] yılında şehzade, oğulları Murâd ve Alâeddîn Beyler için sünnet düğünü düzenlemişti. Adı geçen hocanın Amasya bilginlerine karşı büyüklük taslaması ve öne geçme hevesi, âlimlerin de buna karşı inat etmesi oldukça önemli bir olaya yol açtığından hoca görevden alındı ve Pîr İmâm Mezîd oğlu Şerefeddîn Ya'kûb Efendi hocalığa getirildi.

Yıllardan beri saray muhafızı olan Kemâl Paşazâde Süleyman Bey, Tokat sancakbeyi olarak gitti. Yerine Dizdârzâde Mustafa Bey saray muhafızı oldu. Amasya'da oturan Şehzade Sultan Selîm, Şehenşâh, Alemşâh ve Korkud Çelebilerin her biri birer büyük sancağa vali ve bey olarak gönderildi.

898 [1492-93] yılında Nişancı Hacıbeyzâde Tâcî Bey divan emiri olup Tâceddîn Paşa unvanını aldı. İranlı âlimlerden Ahmed bin Kutbeddîn el-Câmî nişancı oldu; kendisine "Kutbî Ahmed Çelebi" dendi. Eski sadrazam Amasyalı İshâk Paşazâde Pîrî Bey defterdar oldu; önceki defterdar Yeniceli Mûsâ Çelebi İstanbul'a gitti.

904 [1498-99] yılında lalası Vezir Mehmed Paşa'nın ölümü üzerine divan emiri Tâceddîn Paşa lalası oldu; saray muhafızı Mustafa Paşa divan emiri, Âbâdzâde Kâsım Paşa da saray muhafızı oldu. Ancak nişancı Kutbî Ahmed Çelebi şehzadenin yanında olağanüstü yüz bulup divanın ileri gelenlerini ona fazlasıyla şikâyet etmeye başladı.

905 [1499-1500] yılında Tâceddîn Paşa Kefe beylerbeyi oldu; yerine Hakalalı Âbâdoğlu Abdullah Bey oğlu Kâsım Paşa vezir ve lala oldu. Nişancı Kutbî Ahmed Çelebi de görevden alındı ve yerine kadılardan Sibekzâde Ahmed Efendi nişancı oldu.

908 [1502-03] yılında Vezir Kâsım Paşa'nın düşmanı olan İranlılar kötü niyetli telkinleriyle şehzadeyi ona karşı öfkelendirdiklerinden, Kâsım Paşa çaresiz kalarak Trabzon valisi Şehzade Selîm Han'ın yanına kaçıp sığındı. Bu sırada divan emiri olan Karagöz Ahmed Ağazâde Mustafa Paşa vezir ve lala oldu.

909 yılı Şevvalinde [Mart-Nisan 1504] Vezir Mustafa Paşa İstanbul'a gitti; yerine divan emiri Yularkısdı Sinan Paşa vezir ve lala oldu. 910 [1504-05] yılında nişancı Ahmed Efendi'nin ölümü üzerine Amasyalı âlimlerden Münîrî Mehmed Çelebi nişancı, alaybeyi Acem Alizâde Bâlî Bey divan emiri, Amasyalı Yahşî Beyzâde Ahmed Bey de saray muhafızı oldu.

Bu heyet şehzadeyi iyi bir şekilde idare ederek hükümranlığını yürütürken iki mesele onun huzurunu ve keyfini bozuyordu: Biri kardeşi Sultan Selîm Han'ın ayaklanması, öteki Şah İsmâil Safevî hesabına Şiîlerin isyanıydı. Bunların ikisi de çok önemliydi.

916 [1510-11] yılında kendisini pek fazla rahatsız eden birinci meseleyi çözmek üzere oğlu Sultan Murâd'ı Amasya'da yerine vekil bırakarak Üsküdar'a gitti. Babasının saltanat tahtını kendisine bırakacağını umuyordu. Sultan Bâyezîd de bu düşünce ve niyetteydi.

Fakat Şiîlerin isyanı Anadolu'da büyük bir karışıklık doğuracak kadar önem kazanmıştı. Bu sebeple, Yeniçeri Ağası Dukakinzâde Ahmed Ağa'nın düzenlediği sanılan yeniçeri subaylarının müdahalesi onun tahta çıkmasına engel oldu. Tahta çıkışı isyancıların bastırılmasından sonraya bırakıldı ve şehzade mecburen Amasya'ya döndü.

917 [1511-12] yılında Sadrazam Atik Ali Paşa âsilerin üzerine serdar olarak ordusuyla Amasya'ya geldi. Yapılan savaşta Serdar Ali Paşa şehit düştü, ordusu yenilip dağıtıldı; bunun üzerine şehzade büyük ümitsizliğe kapıldı.

Bu sırada kardeşi Sultan Selîm Han'ın tahta çıkmak için Edirne'den hareket edip İstanbul'a yaklaştığını duydu. Yeniden Üsküdar'a koştu. Maltepe'ye vardığında, 918 yılı Saferinin yedinci günü [24 Nisan 1512] kardeşinin tahta çıktığını haber aldı.

Bu olaydan son derece etkilenip Maltepe'den geri döndü. Bursa, Ankara, Konya gibi büyük eyaletlere kendi tarafından valiler atayarak Amasya'ya geldi ve saltanatını ilan etti. Adına hutbe okuttu, kardeşini padişah olarak tanımadı. Her taraftan kuvvetlerini toplayarak büyük bir orduyla İstanbul üzerine yürüdü.

Amasya çevresinde bir avuç denecek kadar az sayıdaki âsilere yenilmiş olan ordusu, Eskişehir önünde kardeşi Sultan Selîm Han'ın ordusuna karşı duramadı. Yine yenildi ve esir düştü. 918 yılı Zilhiccesinde [Şubat-Mart 1513] kardeşinin fermanıyla boğuldu. Cenazesinin Bursa'ya gönderildiği ve Zilhiccenin on dokuzuncu günü Sultan II. Murâd'ın türbesine gömüldüğü Bursa sicilinde görüldü.

Âlimdi; Arap ve Fars edebiyatını bilir, şiir söylerdi. Yaradılıştan cömertti, adaleti ve hakkaniyeti sever, âlimlere ve şeyhlere sevgi beslerdi. İranlılara çok meyilliydi, eğlenceye ve keyfe düşkündü; azmi güçlü, fakat yüreği ve görüşü zayıftı. Bu yüzden kendisini de Amasya'yı da felakete sürükledi.

Akdağ eteğindeki Zana köyünde ve Ziyare Mahallesi'nde birer camisi olduğu vakfiyeden anlaşıldı. Annesi Bülbül Hatun'un Amasya'da cami, mektep ve imareti, Lâdik kasabasında da cami ve hamamı olduğu vakfiyesinde yazılıdır.

Oğulları Murâd, Osmân, Alâeddîn, Süleyman, Kâsım, Hızır ve Bâyezîd Beyler ile kızları Gevherhan ve Neslihan Sultanlar bilinmektedir. Damatlarının da Şâdgeldi torunlarından Nasûh Beyzâde Süleyman Bey ile Yularkısdı Sinan Paşazâde Mustafa Bey olduğu, 927 Rebîülevvel [Şubat-Mart 1521] tarihli Enderun vazifeleri defterinde yazılı görüldü. Bunların hayat hikâyeleri ve çocukları aşağıda gelecektir.

Açıklamalar ve Araştırma

Metindeki Eski Kelimeler

  • selâtîn-i Osmâniyye: Osmanlı sultanları
  • emr-i mesnûn-ı hıtân: sünnet olan sünnet ettirme işi, sünnet töreni
  • hizmet-i ta'lîm: öğretmenlik, okutma görevi
  • lala: şehzadeyi yetiştiren ve sancağının işlerini yöneten devlet adamı
  • müdebbir-i umûr: işlerin yöneticisi
  • teayyün etmek: atanmak, belirlenmek
  • mu'îd çağı: muîdlik yaşı; henüz müderrisin yardımcısı sayılacak gençlik
  • müteazzım: kendini büyük gören
  • te'azzum ve tasaddur dâ'iyesi: büyüklük taslama ve öne geçme hevesi
  • te'annüd: inatlaşma
  • emîr-i dîvân: şehzade divanının başında bulunan bey
  • si'âyet: birini kötüleyip şikâyet etme, jurnal
  • husamâ: hasımlar, düşmanlar
  • ilkâât-ı bed-hâhâne: kötü niyetli telkinler
  • igzâb: öfkelendirme
  • kâ'im-makâm: birinin yerine vekâlet eden
  • herc ü merc: karışıklık, kargaşa
  • kesb-i ehemmiyet: önem kazanma
  • tenkîl: isyanı bastırma, cezalandırma
  • ta'lîk: sonraya bırakma, erteleme
  • târâç: yağma, dağıtılma
  • tekarrüb: yaklaşma
  • eyâlât-ı cesîme: büyük eyaletler
  • mâ'il: meyilli, düşkün
  • kalb ü re'y: yürek ve görüş, cesaret ve karar gücü
  • enderûn-ı vezâ'if defteri: sarayın iç hizmetindekilere verilen maaşların kaydedildiği defter

Doğumu ve Amasya Sancakbeyliği

Şehzade Ahmed'in doğum yılı kaynaklarda 1465 ya da 1466 civarı olarak verilir; Hüsameddin'in 870 tarihi bu iki yılı birden kapsar. Babası II. Bayezid'in Amasya'da sancakbeyi olduğu yıllarda doğmuştur ve babasının hayatta kalan en büyük oğludur. Hüsameddin'in İstanbul'da yapıldığını söylediği sünnet töreni, Feridun Emecen'in Kemalpaşazâde'ye dayanarak anlattığı olayla örtüşür: Fâtih Sultan Mehmed, oğlu Bayezid'in çocuklarını, yani Ahmed, Korkut, Selim, Mahmud ve Âlemşah'ı, Cem Sultan'ın oğlu Oğuz Han ile birlikte İstanbul'a çağırmış, onlara büyük ilgi göstermiş ve onları sünnet ettirmiştir.

Selim Özcan'ın tespitine göre Amasya'da en uzun süre sancakbeyliği yapan şehzade, otuz yıla yakın bir süreyle Şehzade Ahmed'dir. Bu uzun dönem şehirde izler bırakmıştır. Babası 1481'de tahta çıktığında onun hatırasına Amasya'da yapılacak külliyenin temeli Şehzade Ahmed tarafından atılmış ve yapı 1486'da tamamlanmıştır. Amasyalı yazar Mustafa Vâzıh Efendi'ye göre II. Bayezid, bu cami, imaret ve medresenin yapılmasını Şehzade Ahmed ile lalası Mehmed Paşa'ya emretmişti. Mustafa Çağhan Keskin, şehzadenin o sırada henüz bir çocuk olduğunu hatırlatarak inşaatın asıl sorumlusunun lala Mehmed Paşa olduğunu düşünür. Amasya kalesi de 1511'de Şehzade Ahmed'in sancakbeyliği sırasında onarım görmüştür. Şehrin bağlarından bir kısmı, 1576 tarihli kayıtlarda Savadiye Mahallesi civarında "Şehzade Ahmed Bağları" adıyla geçer.

Lalalar: Hüsameddin ile Arşiv Kayıtları

Hüsameddin'in şehzade divanına dair verdiği ayrıntılı liste, büyük ölçüde mahallî kaynaklara ve vakfiyelere dayanır. Nejat Göyünç'ün timar ruznamçe defterlerine dayanan çalışması bu listeyi kısmen doğrular, kısmen de düzeltir. Göyünç'e göre Çandarlı İbrâhim Paşa, Taşköprizâde'nin kaydına göre 890 [1485-86] yılında kazasker oluncaya kadar şehzadenin lalası olarak kalmıştır; Hüsameddin ise onun 887'de İstanbul'a gittiğini söyler. Arşiv kayıtlarında 1486-87 yıllarında lala olarak Yularkısdı lakaplı Sinan Bey görünür; Şehzade Ahmed, Topkapı Sarayı Arşivi'ndeki bir belgede bu atamaya "hakkında bazı şeyler işittim, lala olmasına razı değilim" mealinde itiraz etmiştir. Sinan Bey 1487 sonunda Kayseri sancakbeyliğine geçmiş, 1488'de Memlüklerle yapılan Ağaçayırı savaşında kaçanlar arasında yer almıştır. Hüsameddin'in kaydında hiç geçmeyen bu ara dönemden sonra Hızır Beyoğlu Mehmed Paşa'nın lalalığa tayini, kendisine 459.550 akçelik has tahsis edilmesine dair kayda göre 23 Haziran 1488 tarihlidir. Hüsameddin ise Mehmed Paşa'nın 889 Muharreminde [Şubat 1484] Amasya'ya geldiğini yazar. Hoca Sâdeddin Efendi'ye göre de Mehmed Paşa 890 [1485] yılında vezirlikten azledilerek Şehzade Ahmed'e lala tayin edilmiştir. Kaynaklar Mehmed Paşa'nın ölüm yılında birleşir: Ayvansarâyî'nin kaydına göre de 904 [1498] yılında Amasya'da ölmüştür.

Hüsameddin'in 909'da lala yaptığı Yularkısdı Sinan Paşa ile Göyünç'ün andığı Yularkısdı Sinan Bey'in aynı kişi olması ihtimali yüksektir; bu durumda şehzadenin bir zamanlar istemediği lala, yıllar sonra yeniden onun yanına dönmüş demektir. Damatlar arasında anılan Yularkısdı Sinan Paşazâde Mustafa Bey de bu aileye mensuptur.

Şehzadenin Çevresi

Şehzade Ahmed, babası gibi şairleri ve bilginleri sarayına toplamıştır. Amasyalı ünlü kadın şair Mihrî Hatun onun meclisinde bulunmuş ve kasidelerinin büyük bölümünü ona sunmuştur. Hocaları arasında Hüsameddin'in andığı Hatîb Kâsım Efendi ile onun oğlu, sonradan Sahn-ı Semân müderrisliğine yükselen Hatîbzâde Muhyiddîn Mehmed Efendi de vardır. Hüsameddin'in şehzadeyi "Acemlere pek mâil" diye nitelemesi, eserin Amasya tarihini anlatan cildinde daha açık biçimde işlenir: orada şehzadenin hekimi Kutb-ı Şirvânî ile nişancısı Ahmed-i Câmî'nin İran edebiyatını, dilini ve devlet adamlarını şehzadenin gözünde yücelttikleri, Safevî propagandasının yayıldığı bu yıllarda Amasya'ya gelen İranlıların birbirini kolladığı anlatılır. Hüsameddin'in bu konudaki sert değerlendirmesi, şehzadenin sonunu hazırlayan siyasî tabloyu kendi bakış açısından yorumlamasıdır.

Taht Kavgası

Olayların ana çizgisi başka kaynaklarla uyuşur, fakat bazı tarihlerde farklar vardır. Şerafettin Turan'a göre yaşı ilerleyen ve nikris hastalığı yüzünden sağlığı bozulan II. Bayezid, davranışlarıyla kendisine benzeyen büyük oğlu Ahmed'i tahta geçirmek istiyordu; bu eğilim oğulları arasında erkenden bir mücadele başlattı. Ahmed'in en güçlü destekçisi Sadrazam Hadım Ali Paşa idi. Şahkulu isyanı 1511 baharında patlayınca isyanı bastırma işinde Şehzade Ahmed'in gösterdiği başarısızlık Selim'in şansını artırdı. Ahmed'in İstanbul'a çağrılması üzerine yeniçeriler 21 Eylül 1511'de ayaklanıp onun taraftarlarının evlerini yağmaladı; Üsküdar'a kadar gelen Ahmed şehre giremeden geri döndü. Hüsameddin bu ilk Üsküdar yolculuğunu 916 yılına koyar; olayların öteki kaynaklardaki tarihi 917 [1511] yılıdır.

Hüsameddin'in "Atik Ali Paşa" dediği sadrazam, Hadım Ali Paşa'nın ta kendisidir. Onun ölümü kaynaklarda farklı anlatılır. Hüsameddin'e göre Ali Paşa Amasya'ya gelmiş, savaşta şehit düşmüş ve ordusu bozulmuştur. Başka kaynaklara göre ise Sivas yakınlarındaki Gökçay (Çubukova) mevkiinde yapılan savaşta Osmanlı ordusu Şahkulu'nun kuvvetlerini yenmiş, fakat ağır yaralanan Ali Paşa tedavi için Amasya'ya getirilmiş ve kısa süre sonra orada ölmüştür. Naaşı Amasya'da Kurtboğan Türbesi yanındaki türbeye gömülmüştür.

Selim'in tahta çıkışı için Hüsameddin'in verdiği 7 Safer 918 [24 Nisan 1512] tarihi, öteki kaynaklarla tam olarak uyuşur. Feridun Emecen'e göre bundan sonra Ahmed Konya'ya yerleşip hükümdar gibi davranmaya başlamış, oğlu Alâeddin'i Bursa'ya göndermişti. Yavuz Sultan Selim Anadolu'ya geçince Ahmed önce Ankara'ya, sonra Amasya'ya ve Darende'ye çekildi. Selim kışı Bursa'da geçirirken Ahmed Amasya'yı yeniden denetimi altına aldı. Kendisine gelen mektuplara aldanarak topladığı askerle Bursa üzerine yürüdü. Kimi kaynaklara göre bu mektuplar, Selim'in kendi vezirlerinin ağzından yazdırdığı ve savaş başlayınca Ahmed'in tarafına geçeceklerini vaat eden sahte mektuplardı.

Son savaşın yeri ve tarihi konusunda Hüsameddin'in kaydı öteki kaynaklardan ayrılır. Hüsameddin savaşın Eskişehir önünde yapıldığını ve şehzadenin 918 Zilhiccesinde [Şubat-Mart 1513] boğulduğunu yazar. Öteki kaynaklarda savaş Bursa'nın Yenişehir ovasında geçer ve tarih 919 yılının Safer ayına düşer: Feridun Emecen 8 Safer 919 [15 Nisan 1513], başka kaynaklar 24 Nisan 1513 tarihini verir. Yenişehir savaşında Ahmed'in kalabalık fakat düzensiz kuvvetleri, Selim'in sayıca az ama düzenli ve ateş gücü üstün ordusu karşısında dağıldı. Kaçmaya çalışan Ahmed oğlu Osman ile birlikte yakalandı ve kimi kaynaklara göre Kapıcıbaşı Sinan Ağa tarafından yay kirişiyle boğuldu. Hüsameddin'in Bursa siciline dayandırdığı defin tarihi, savaşın kabul edilen tarihinden yaklaşık iki ay öncesine düşmektedir; bu farkın kaynağı belirlenemedi.

Bursa'daki Türbesi

Hüsameddin, şehzadenin Sultan II. Murad'ın türbesine gömüldüğünü söyler. Şehzade Ahmed bugün Bursa'daki Muradiye Külliyesi içinde, kendi adıyla anılan ayrı bir türbede yatmaktadır. Bu türbe, Yavuz Sultan Selim'in 919 [1513] tarihli fermanıyla yaptırılmıştır. Sekizgen planlı, kurşun kaplı kubbeyle örtülü, kesme taş ve tuğladan yapılmış yapının iç duvarları turkuaz renkli altıgen çinilerle kaplıdır. Türbede altı sanduka bulunur: Şehzade Ahmed, annesi Bülbül Hatun, kardeşi Şehinşah, Şehinşah'ın oğlu Mehmed ve Yavuz'un öteki kardeşi Şehzade Korkut burada gömülüdür; altıncı sandukanın kime ait olduğu bilinmemektedir. Hüsameddin'in "Sultan II. Murad türbesi" ifadesi, bu türbenin bulunduğu Muradiye Külliyesi'ni kastediyor olabilir.

Bülbül Hatun'un ve Şehzadenin Eserleri

Şehzadenin annesi Bülbül Hatun, oğlu Amasya'da sancakbeyi iken onun yanında kalmıştır. Ahmet Gündüz'ün vakfiyelere dayanan çalışmasına göre bütün mal varlığını Amasya ve Lâdik'te yaptırdığı hayır kurumlarının devamı için vakfetmiş, 1511 ve 1513 tarihlerinde iki vakfiye düzenletmiştir. Bu vakfiyelere göre Amasya'da bir cami, imaret, sıbyan mektebi ve çeşme, Lâdik'te ise bir cami ve imaret yaptırmıştır. Hüsameddin'in Lâdik için andığı hamam bu çalışmada geçmez, imaret ise Hüsameddin'in Lâdik kaydında yoktur.

Amasya'daki yapı, Hatuniye Mahallesi'nde Yeşilırmak'ın kuzey kıyısında bulunan Hatuniye Camii'dir ve bugün ayaktadır. İmaretin 1509 yılında yapıldığı kaydedilir. İ. Aydın Yüksel'in tarifine göre cami, arka arkaya iki küçük kubbe ve yanlarındaki tonozlu bölümlerden oluşur; doğusunda Dânişmendlilerden kalma Enderun Camii, batısında Selçuklu dönemine ait Yıldız Hamamı bulunur. Hüsameddin, mektebin kârgir ve sağlam olduğunu, 1300 [1882] yılında hâlâ mektep olarak kullanıldığını kaydetmiştir. Kapı üzerindeki asıl kitabe kaybolmuş, yerine 1980'de "Ey kapıları açan, bize hayır kapısını aç" anlamındaki Arapça dua yazılmıştır.

Şehzade Ahmed'in kendisine ait olduğu söylenen Zana köyü ve Ziyare Mahallesi camilerine dair başka kaynaklarda bilgiye rastlanmadı.

Çocukları

Hüsameddin'in verdiği çocuk listesi başka kaynaklardakiyle tam olarak örtüşmez. Kimi kaynaklarda Şehzade Ahmed'in oğulları Süleyman, Alâeddin, Osman, Murad, Mehmed, Mustafa ve Kâsım olarak sayılır; kızları arasında da Kamerşah ve Fatma Sultanlar anılır. Hüsameddin'in andığı Hızır ve Bâyezîd Beyler ile Gevherhan ve Neslihan Sultanlar bu listelerde yer almaz. Oğullarının akıbeti hakkında kaynaklar şunları söyler: Murad, Selim'e karşı Safevî halifelerinden Nur Ali'nin yanına geçmiş, ardından Şah İsmail'e sığınmış ve İran'da birkaç yıl idarecilik yaptıktan sonra ölmüştür. Alâeddin ile Süleyman Mısır'a kaçmış ve orada veba salgınında ölmüştür. Kâsım da Mısır'a sığınmıştır. Osman ise babasıyla birlikte yakalanıp öldürülmüş ve Amasya'da gömülmüştür. Hüsameddin, maddenin sonunda bu kişilerin biyografilerinin ayrıca verileceğini bildirir.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Akademik çalışmalar

Resmî kaynaklar

Kitaplar

Diğer kaynaklar

6. Cilt içindekiler

Karekod · QR code

Bu sayfanın karekodudur. A5 olarak yazdırıp asabilir ya da yapıştırabilirsiniz; okutan kişi doğrudan bu içeriğe ulaşır.

This QR code links to this page. Print it on A5 and post it anywhere; scanning it opens this content.