Amasyalıdır. Amasya a‘yânından Nasûh Ağa’nın mahdûmu olduğu münâsebetiyle "Nasûh Ağazâde”⁶⁵² diye meşhûrdur. Girit Muharebatında bir gözü sakat olduğundan “Kör Hasan Paşa” denmişdir. 1065 senesi Cumâdelâhiresinde ber vech-i hâss Amasya mutasarrıfı oldu.
Müşârün-ileyhin birâderi ve kethüdâsı dergâh-ı âlî kapıcıbaşılarından el-Hâc Süleyman Ağa Amasya mütesellimi olup geldi. Acem Ali Mahallesinde kâin konağında oturup sancağı idâreye başladı.
Fakat Sadr-ı a’zam İbşir Paşa, gurur ve azametinden başka idâre-i devlette bir meziyet göstermediğinden ve hayırhâhâne nasihatları da dinlemediğinden rakîbi olan Arnavut Kara Murâd Paşa’nın kaynattığı fitne-i azîmeden recebin beşinci günü azl u katledildi. Rakîbi murâdına erdi.
Bu fitne esnasında kethüdâ-yı sadâret Amasyalı Salih Ağa, çavuşbaşı Gevikzâde Sarı Mahmûd Ağa, sipâhiler ağası Amasyalı Cebecizâde Ali Ağa, Mektûbî Hayreddînzâde Mehmed Efendi, arpa emîni Amasyalı Osmân Efendi gizlenmişlerdi. Vak’adan sonra kaçıp Amasya’ya can attılar. [116]
Köprülü Mehmed Paşa da Trablusşam Beylerbeyi olup kethüdâsını mütesellim göndermişdi. Zabt etmeden azledilip Köprü’ye gönderildi. Amasyalı Serdârzâde Halil Paşa da ma‘zûlen şa’bânın beşinde Sultân Bâyezîd evkâfı mütevellîsi olup geldi.
Şa’bânın gurresinde Hayreddînzâde Mustafa Efendi’nin yerine kadı-i esbak Ganîzâde Mahmûd Efendi Amasya kadısı oldu. İstanbul’dan firar eden ricâlin derdest ve i‘zâmlarına dair fermân gelip yeniçerilerle sipâhiler arasında bürûdeti mûceb ve taharriyat ile hayli kimseler mutazarrır oldu.
Ramazânda firar ve ihtifâ eden ricâlin affıyla Amasya’da ikâmetlerine dair diğer bir fermân gelip ağalar ve efendiler meydana çıktı. Sivas Eyâleti Vezîr Seydî Ahmed Paşa’ya ve bunu iknaya muvaffak olan Hoca Ahmed Paşa’ya da Anadolu Eyâleti verildi.
Ancak ramazânın evâhirinde arpa emîni Osmân Efendi’ye bir yeniçeri pazar yerinde ağır sözler sarf ederek izzet-i nefsini fena kırmışdı. Bir sipâhi de mûmâ-ileyhe arka çıkmış, kavga büyümüşdü.
Yeniçeri serdarı Ya’kûb Ağa ile sipâhi kethüdâsı Rus Rıdvan Ağa arasında adavet vardı. Bu adavet, kavgayı fazla kızışdırdı. Yeniçerilerin maksadı, İstanbul’da İbşir Paşa’nın sarayına yapılan yağmayı Amasya’da İbşirlilere tatbîk etmekti.
Amasya Mütesellimi el-Hâc Süleyman Ağa’nın ve a‘yân ve ulemânın gayretlerine rağmen hâdise büyüdü. İki taraf birbiriyle çarpışdı hayli zâyiat oldu. [117] Sonra bir de yangın çıktı. Amasya kadısı kayıplara karışdı. Mütevellî Halil Paşa, sekbânlarıyla kavgayı yatışdırdı. Yağma ve yangından pek çok eşya zâyi oldu.
Kavga esnasında fedâkârâne çalışan Alaybeyi Hüseyin Bey, a‘yândan Mirza Beyzâde Mehmed Bey, sâbık Yörgüç Paşa Mütevellîsi Hasan Beyzâde Mehmed Bey vefât etdi. Müftü Hızır Efendi de menhûbâtın sahiplerine red ve iâdesi lüzûmuna fetva verdi.
Bîçâre Hızır Efendi, bu fetvasından dolayı Serdâr Yâkup Ağa’nın nüfûzuyla şevvâlin ilk onuncu günü azledilip yerine Sultân Bâyezîd vâizi meşhûr Sinan Efendizâde Mehmed Efendi Amasya müftüsü oldu.
Şevvâlin yirmi birinde bu acıklı hâdiseyi tahkîke me’mûren bâ fermân-ı âlî Hakâlalı Haseki Mûsâ Ağa İstanbul’dan geldi. Köprülü Mehmed Paşa’nın kethüdâsı Hamza Ağa ve Sivas Vâlisi Seydî Ahmed Paşa’nın silahdârı Ahmed Ağa da gelip vak’ayı ve esbâbını öğrenmeye çalışdı.
Şevvâlin yirmi beşinde serdâr Ya’kûb Ağa, kethüdâsı Rıdvan Ağa, azlolup Seksen Altının Ebûbekir Ağa yeniçeri serdârı ve sipâhi müteneffizânından Şamlı Ali Ağa kethüdâyeri oldu.
Müteâkiben Mütesellim el-Hâc Süleyman Ağa da azledilerek esbak kethüdâyeri Koca Hızır Ağa Amasya mütesellimi oldu. Hızır Ağa, Amasya’nın Hızır Paşa Mahallesi a‘yânından olup “Meydanlı” demekle meşhûr idi. Zambak Dede’nin de azliyle Taşçızâde el-Hâc İsmâil Ağa şehir kethüdâsı oldu. [118]
Kadı Mahmûd Efendi, Mûsâ Ağa’nın gelmesiyle meydana çıktı. Temârüz edib emînü’l-fetvâ Abdî Efendi’yi⁶⁵³ Amasya nâibi tâyin etdi. Hizmeti sebk eden Merzifonî Hocazâde Abdurrahman Efendi Erzurum Mollası ve Çavuşzâde Hasan Bey alaybeyi oldu.
Zilka’de evâhirinde emvâl-i menhûbenin sahiplerine redd-i iâdesi hakkında fermân gelip bütün hânelerde taharriyât yapıldı. Koca Hızır Ağa’nın şiddeti sâyesinde emvâl-i menhûbâtın çoğu bulunup sahiplerine verildi. Fakat Hızır Ağa da medhûl oldu. Pek çok adamlar hapsedildi.
1066 senesi muharreminde şikâyetler, pek çok müteneffizânı ve hâssaten Mütesellim Koca Hızır Ağa’yı da alâkadar etdiğinden Amasya sancağı Hasan Paşa’nın uhdesinden alınıp Canik Mutasarrıfı İbrâhim Paşa’ya tevcîh edildi.
Günümüz Türkçesiyle
Amasyalıdır. Amasya ileri gelenlerinden Nasûh Ağa'nın oğlu olduğu için "Nasûh Ağazâde" diye tanınır. Girit savaşlarında bir gözü sakatlandığından kendisine "Kör Hasan Paşa" denmiştir. 1065 [1654-55] yılı Cemâziyelâhir ayında has olarak Amasya mutasarrıfı oldu.
Paşanın kardeşi ve kethüdâsı, Dergâh-ı Âlî kapıcıbaşılarından el-Hâc Süleyman Ağa, Amasya mütesellimi olarak geldi. Acem Ali Mahallesi'ndeki konağına yerleşip sancağı yönetmeye başladı.
Fakat Sadrazam İbşir Paşa, kibir ve azametinden başka devlet yönetiminde bir meziyet göstermediği ve iyi niyetli öğütleri de dinlemediği için, rakibi Arnavut Kara Murâd Paşa'nın kaynattığı büyük fitne sonucunda Receb ayının beşinci günü azledilip öldürüldü. Rakibi muradına erdi.
Bu fitne sırasında sadâret kethüdâsı Amasyalı Salih Ağa, çavuşbaşı Gevikzâde Sarı Mahmûd Ağa, sipahiler ağası Amasyalı Cebecizâde Ali Ağa, mektûbî Hayreddînzâde Mehmed Efendi ve arpa emini (ordunun ve sarayın arpa işlerine bakan görevli) Amasyalı Osmân Efendi gizlenmişlerdi. Olaydan sonra kaçıp canlarını Amasya'ya attılar.
Köprülü Mehmed Paşa da Trablusşam beylerbeyi olmuş ve kethüdâsını mütesellim olarak göndermişti; görevi teslim alamadan azledilip Köprü'ye gönderildi. Amasyalı Serdârzâde Halil Paşa da azledilmiş olarak Şaban ayının beşinde Sultan Bayezid vakıflarının mütevellisi olup geldi.
Şaban ayının ilk günü Hayreddînzâde Mustafa Efendi'nin yerine önceki kadı Ganîzâde Mahmûd Efendi Amasya kadısı oldu. İstanbul'dan kaçan devlet adamlarının yakalanıp İstanbul'a gönderilmelerine dair ferman geldi; bu, yeniçerilerle sipahiler arasında soğukluğa yol açtı ve yapılan aramalarla pek çok kişi zarar gördü.
Ramazan ayında, kaçıp saklanan devlet adamlarının affedilerek Amasya'da oturmalarına dair başka bir ferman geldi; ağalar ve efendiler ortaya çıktı. Sivas Eyaleti Vezir Seydî Ahmed Paşa'ya, onu buna razı etmeyi başaran Hoca Ahmed Paşa'ya da Anadolu Eyaleti verildi.
Ancak Ramazan'ın sonlarında bir yeniçeri, pazar yerinde arpa emini Osmân Efendi'ye ağır sözler söyleyerek onurunu fena hâlde kırmıştı. Bir sipahi de Osmân Efendi'ye arka çıkmış, kavga büyümüştü.
Yeniçeri serdarı Ya'kûb Ağa ile sipahi kethüdâsı Rus Rıdvan Ağa arasında düşmanlık vardı. Bu düşmanlık kavgayı daha da kızıştırdı. Yeniçerilerin amacı, İstanbul'da İbşir Paşa'nın sarayına yapılan yağmayı Amasya'da İbşir'in adamlarına da uygulamaktı.
Amasya Mütesellimi el-Hâc Süleyman Ağa'nın ve ileri gelenlerle âlimlerin çabalarına rağmen olay büyüdü. İki taraf birbiriyle çarpıştı, epeyce kayıp verildi. Sonra bir de yangın çıktı. Amasya kadısı ortadan kayboldu. Mütevelli Halil Paşa sekbanlarıyla (paralı askerleriyle) kavgayı yatıştırdı. Yağma ve yangında pek çok eşya yok oldu.
Kavga sırasında özveriyle çalışan Alaybeyi Hüseyin Bey, ileri gelenlerden Mirza Beyzâde Mehmed Bey ve önceki Yörgüç Paşa Vakfı Mütevellisi Hasan Beyzâde Mehmed Bey öldü. Müftü Hızır Efendi de yağmalanan malların sahiplerine geri verilmesi gerektiğine dair fetva verdi.
Zavallı Hızır Efendi bu fetvası yüzünden Serdar Yâkup Ağa'nın nüfuzuyla Şevval'in ilk on günü içinde azledildi ve yerine Sultan Bayezid Camii vaizi, tanınmış Sinan Efendizâde Mehmed Efendi Amasya müftüsü oldu.
Şevval'in yirmi birinde bu acıklı olayı soruşturmakla görevli olarak, padişah fermanıyla Hakâlalı Haseki Mûsâ Ağa İstanbul'dan geldi. Köprülü Mehmed Paşa'nın kethüdâsı Hamza Ağa ile Sivas Valisi Seydî Ahmed Paşa'nın silahdarı Ahmed Ağa da gelip olayı ve sebeplerini öğrenmeye çalıştılar.
Şevval'in yirmi beşinde Serdar Ya'kûb Ağa ve kethüdâsı Rıdvan Ağa azledildi; "Seksen Altının" lakaplı Ebûbekir Ağa yeniçeri serdarı, sipahilerin nüfuzlularından Şamlı Ali Ağa da kethüdâyeri oldu.
Ardından Mütesellim el-Hâc Süleyman Ağa da azledildi ve önceki kethüdâyeri Koca Hızır Ağa Amasya mütesellimi oldu. Hızır Ağa, Amasya'nın Hızır Paşa Mahallesi ileri gelenlerinden olup "Meydanlı" diye tanınırdı. Zambak Dede'nin de azliyle Taşçızâde el-Hâc İsmâil Ağa şehir kethüdâsı oldu.
Kadı Mahmûd Efendi, Mûsâ Ağa'nın gelmesi üzerine ortaya çıktı. Hastalık bahane ederek emînü'l-fetvâ (müftülük kaleminin başı) Abdî Efendi'yi Amasya nâibi atadı. Daha önce hizmet etmiş olan Merzifonlu Hocazâde Abdurrahman Efendi Erzurum mollası (büyük kadısı), Çavuşzâde Hasan Bey de alaybeyi oldu.
Zilkade sonlarında yağmalanan malların sahiplerine geri verilmesi hakkında ferman geldi ve bütün evlerde arama yapıldı. Koca Hızır Ağa'nın sertliği sayesinde yağmalanan malların çoğu bulunup sahiplerine verildi. Fakat Hızır Ağa'nın kendisi de şaibe altında kaldı. Pek çok kişi hapsedildi.
1066 [1655-56] yılı Muharrem ayında şikâyetler pek çok nüfuzlu kişiyi ve özellikle Mütesellim Koca Hızır Ağa'yı da ilgilendirdiğinden Amasya sancağı Hasan Paşa'nın elinden alınarak Canik Mutasarrıfı İbrâhim Paşa'ya verildi.
Açıklamalar ve Araştırma
Metindeki Eski Kelimeler
- müşârün-ileyh: adı geçen (yüksek rütbeli) kişi
- kâin: bulunan, yer alan
- hayırhâhâne: iyilik isteyerek, iyi niyetle
- fitne-i azîme: büyük kargaşa, ayaklanma
- arpa emini: saray ve ordunun arpa, yem ihtiyacından sorumlu görevli
- derdest ve i'zâm: yakalayıp merkeze göndermek
- bürûdet: soğukluk, aralarının açılması
- taharriyât: aramalar, soruşturmalar
- mutazarrır: zarar görmüş
- ihtifâ: saklanma
- adâvet: düşmanlık
- zâyiat: kayıp
- menhûbât, emvâl-i menhûbe: yağmalanan mallar
- müteneffiz: nüfuzlu, sözü geçen
- temârüz: kendini hasta gösterme
- emînü'l-fetvâ: müftülükte fetvaları hazırlayan kalemin başı
- molla: büyük şehirlerin yüksek dereceli kadısı
- medhûl olmak: töhmet altında kalmak, işin içine karışmış sayılmak
Kör Hasan Paşa
Maddenin adını taşıyan Nasûh Ağazâde Kör Hasan Paşa, Amasya'nın yerli ailelerinden çıkıp vezirliğe kadar yükselen bir devlet adamıdır. Hüsâmeddin dipnotunda bu lakapla maliye defterlerinde yazılı olduğunu ve mali tahsilatta bulunduğunu belirtir. Başka kaynaklarda onun ancak birkaç yıl sonraki faaliyetine rastlanır. Samet Tınas'ın Köprülü dönemi Osmanlı-Venedik mücadelesini anlatan çalışmasında, 1657 yazında Bozcaada'nın geri alınması sırasında "Anadolu Eyaleti'nde mutasarrıf olan (Kör) Hasan Paşa"nın boğazda demirlemiş altı Venedik kalyonunun üzerine yirmi kadırgayla gönderildiği, Venedik gemilerini yenerek iki yüz kadar kayıp verdirdiği anlatılır. İlerideki bir maddede Hüsâmeddin de onun Anadolu valisiyken vezirlikle sadâret kaymakamı olduğunu yazar. Bu bilgiler, Girit savaşında gözünü kaybeden bu Amasyalının denizdeki savaşlardan da geri durmadığını gösterir.
İbşir Paşa'nın Düşüşü ve Amasya'ya Yansıması
Hüsâmeddin'in "Receb'in beşinci günü azl u katledildi" ifadesi, Abdülkadir Özcan'ın Kara Murad Paşa maddesindeki tarihle tam olarak uyuşur. O maddeye göre isyan 2 Receb 1065'te (8 Mayıs 1655) Atmeydanı'nda başladı; sipahiler Kürt Mehmed önderliğinde toplanıp yeniçerileri de yanlarına aldılar, sadrazamın ve şeyhülislâmın konaklarını yağmaladılar. İbşir Mustafa Paşa saraya sığındıysa da mührü padişaha teslim etmek zorunda kaldı ve 5 Receb 1065'te (11 Mayıs 1655) öldürüldü. İsyanın asıl tertipçisinin Kaptanıderya Kara Murad Paşa olduğu, onun hiçbir şeyle ilgisi yokmuş gibi donanma işleriyle meşgul göründüğü de aynı maddede belirtilir. Hüsâmeddin'in Kara Murad'ı "fitneyi kaynatan rakip" diye nitelemesi bu bilgiyle örtüşür.
Amasya'daki olayın kaynağı da bu İstanbul ayaklanmasıdır. İstanbul'da İbşir'in sarayı yağmalanmıştı; Amasya'daki yeniçerilerin amacının aynı şeyi "İbşirliler"e, yani İbşir'in Amasya'ya sığınan adamlarına uygulamak olduğu açıkça söylenir. Böylece pazar yerindeki bir hakaret, kısa sürede yeniçeri ile sipahi arasında silahlı çatışmaya, ardından yağma ve yangına dönüşmüştür. Hüsâmeddin'in anlatısında dikkat çeken bir ayrıntı, yağmalanan malların sahiplerine iadesi için fetva veren Müftü Hızır Efendi'nin bu yüzden görevinden olmasıdır. Yeniçeri serdarının bir müftüyü azlettirebilmesi, dönemin taşra şehirlerinde ocak ileri gelenlerinin ne kadar güçlendiğini gösteren somut bir örnektir.
Köprülü'nün Trablusşam Valiliği ve Seydî Ahmed Paşa
Köprülü Mehmed Paşa'nın Trablusşam beylerbeyiliğine getirilip göreve başlayamadan azledildiği bilgisi, Mücteba İlgürel'in Köprülü maddesinde de yer alır: İbşir'in sadârete gelişi üzerine Trablusşam eyaleti kendisine verilmiş, fakat oraya gitmeden görev elinden alınmış ve yeniden Köprü kasabasına dönmüştü.
Sivas eyaletinin verildiği Seydî Ahmed Paşa ve onu buna razı eden Hoca Ahmed Paşa konusunda Mehmet Ali Ünal'ın Evliya Çelebi'ye dayanan çalışması önemli bir tamamlayıcı sunar. Bu çalışmaya göre Seydî Ahmed Paşa, İbşir'in öldürülmesinden sonra Abaza Hasan ile birlikte Halep'i iki ay kadar kuşatmış, şehir halkının şikâyetleri üzerine hükümet onu Halep'ten azledip Sivas eyaletini vermiş, "Halep üzerinden kalkıp Sivas'a gidesin" diye öğütler içeren hatt-ı hümâyun da "Kıbrıs'tan mazul Kehleli Ahmed Paşa" ile gönderilmişti. Seydî Ahmed Paşa çaresiz kuşatmayı kaldırıp Sivas'a yöneldi. Hüsâmeddin'in Hoca Ahmed Paşa'nın bu iknadaki başarısı karşılığında Anadolu eyaletini aldığı bilgisi, bu anlatıyla doğrudan örtüşür. Ünal'ın çalışmasında Halep kuşatması sırasında Köprülü Mehmed Paşa'nın da Trablusşam'dan azledilmiş olarak Halep'e geldiği ve tarafları barıştırmaya çalıştığı anlatılır.
Emînü'l-fetvâ Abdî Efendi
Kadı Mahmûd Efendi'nin nâip yaptığı Abdî Efendi için Hüsâmeddin dipnotta önemli bir bilgi verir: bu kişi, Amasya şairlerini ve olaylarını yazan tezkirenin yazarıdır. Turgut Akpınar'ın Hüsâmeddin'in Amasya Tarihi'ni tanıttığı ansiklopedi maddesinde, eserin hazırlanırken kaynağı gösterilen az sayıdaki eserden birinin "Tezkire-i Abdî (Amasyalı Abdî)" olduğu belirtilir. Buna göre Hüsâmeddin'in on yedinci yüzyıl Amasya'sına dair ayrıntılı anlatısının bir bölümü, olayları yaşamış bu yerli tanığa dayanıyor olabilir. Bu da 1065 olaylarının neden gün gün ve isim isim aktarılabildiğini açıklar. Tezkirenin bugün hangi kütüphanede bulunduğu ya da yayımlanıp yayımlanmadığı konusunda incelenen kaynaklarda bilgiye rastlanmadı.
Mahalleler ve Sicil Kayıtları
Mütesellim Süleyman Ağa'nın oturduğu Acem Ali Mahallesi, adını on beşinci yüzyıl Amasya'sının ileri gelen tüccarlarından Nişaburlu Hoca Acem Ali'den alır. Selim Özcan'ın şehzadeler dönemi Amasya'sını inceleyen makalesine göre Acem Ali Çeşmesi, bu tüccarın aynı adla bilinen mahalledeki evinin önünde 1465 yılında yaptırılmıştı. Koca Hızır Ağa'nın mensup olduğu Hızır Paşa Mahallesi ise II. Bayezid'in lalası Atabeyzâde Hayreddin Hızır Paşa'nın 1466'da yaptırdığı medrese ve hamamla tanınan semttir. Hızırpaşa adı bugün de Amasya merkezde bir mahalle adı olarak yaşamaktadır.
Neşe İnak'ın Amasya şer'iyye sicillerine dair çalışmasına göre 1064-1065 yıllarını kapsayan 11 numaralı Amasya sicili günümüze ulaşmıştır. Aynı çalışmadaki kadılar listesinde Gânîzâde Mahmûd Efendi'nin 1061 ve 1065 yıllarında Amasya kadısı olduğu görülür; bu, Hüsâmeddin'in 1061 Şevvalinde ve 1065 Şabanında Mahmûd Efendi'yi kadı olarak göstermesiyle uyuşur.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
Akademik çalışmalar
- Abdülkadir Özcan, "Kara Murad Paşa", TDV İslâm Ansiklopedisi, 24. Cilt, 2001. https://islamansiklopedisi.org.tr/kara-murad-pasa
- M. Münir Aktepe, "İpşir Mustafa Paşa", TDV İslâm Ansiklopedisi, 22. Cilt, 2000. https://islamansiklopedisi.org.tr/ipsir-mustafa-pasa
- Mücteba İlgürel, "Köprülü Mehmed Paşa", TDV İslâm Ansiklopedisi, 26. Cilt, 2002. https://islamansiklopedisi.org.tr/koprulu-mehmed-pasa
- Samet Tınas, "Köprülü Mehmed Paşa'nın Sadrazamlığında Osmanlı-Venedik Mücadelesi", Anadolu ve Balkan Araştırmaları Dergisi, 7/14 (2024), s. 427-450. https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/4123829
- Mehmet Ali Ünal, "Evliya Çelebi'ye Göre Bir Osmanlı Veziri: Seydi Ahmed Paşa", Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 10 (2011). https://isamveri.org/pdfdrg/G00365/2011_10/2011_10_UNALMA.pdf
- Selim Özcan, "Amasya'da Sancak Beyliği Yapan Şehzadeler Döneminde Amasya Şehri". https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/19685
- Neşe İnak, "Amasya Tarihinin Kaynaklarından Şeriye Sicilleri (17. Yüzyıl)", Ondokuz Mayıs Üniversitesi İnsan Bilimleri Dergisi, 4/2 (2023), s. 183-202. https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/3496542