Yavuz Sultan Selim, Osmanlı tarihinde en çok savaşlarıyla hatırlanan padişahlardan biridir; Çaldıran, Mercidabık ve Ridaniye adları onun sekiz yıllık saltanatına sığar. Aynı hükümdar, "Selîmî" mahlasıyla şiir yazmış ve şiirlerini hemen tamamen Farsça kaleme almıştır. Benedek Péri'nin belirttiği gibi pek çok Osmanlı padişahı şiir yazmış, fakat neredeyse yalnızca Farsça yazan tek padişah I. Selim olmuştur. Bu yüzden onun divanı, Osmanlı sarayının Fars edebiyatıyla kurduğu ilişkinin en ilginç belgelerinden biri sayılır. Türkçe şiir söyleyip söylemediği ise XVI. yüzyıldan beri tartışılmış, son yıllarda mecmualardan çıkarılan şiirlerle yeni bir boyut kazanmıştır.
Selim'in Amasya ile bağı doğumuyla başlar. TDV İslâm Ansiklopedisi'ndeki maddesine göre bir rivayette 872 (1467-68), daha kuvvetli bir ihtimalle 875 (1470) yılında, babası II. Bayezid'in sancakbeyi olarak bulunduğu Amasya'da doğmuştur; Hüseyin Hüsameddin de Amasya Tarihi'nde 875 yılı olayları arasında "Yavuz Sultân Selim bu sene doğdu" diye kaydeder. Çaldıran dönüşünde 1514-15 kışını Amasya'da geçirmesi, şehrin şairleriyle ve âlimleriyle yeniden karşılaşmasına yol açmıştır. Divanının bilinen yazmalarından biri de bugün Amasya'da, Beyazıt İl Halk Kütüphanesi'nde korunmaktadır. Hayatının ayrıntıları sitemizin Şehzadeler bölümündeki biyografisinde anlatılmıştır; burada ağırlık şairliğine ve şiirlerine verilmiştir.
Hayatı ve Amasya Yılları
Annesi Dulkadıroğlu Alâüddevle Bozkurt Bey'in kızı Ayşe Hatun'dur. TEİS'teki maddesinde Ahmet Tanyıldız doğum yılını 871-72 (1467) olarak verir ve 1468 ile 1470'i gösteren kaynakların da bulunduğunu not eder; doğum yılı bu yüzden kaynaklar arasında tartışmalıdır, doğum yeri ise bütün bu kaynaklarda Amasya'dır. Kaynaklar küçük yaşta iyi bir tahsil gördüğünü ve babasının ona özel hoca tayin ettiğini belirtir. Muhtemelen on yaşlarında iken dedesi Fatih Sultan Mehmed tarafından kardeşleriyle birlikte İstanbul'a çağrıldı ve sünnet ettirildi (885/1480). Merasimden sonra babasının yanına dönüp bir süre daha Amasya'da kaldı; II. Bayezid 1481'de tahta çıkmak üzere İstanbul'a gittiğinde onunla birlikte olup olmadığı bilinmemektedir. Hüsameddin, Şehzade Ahmed'in Amasya yıllarını anlatırken Amasya'da oturan şehzadeler Selim, Şehinşah, Âlemşah ve Korkut'un birer büyük sancağa gönderildiğini yazar; TDV ise bilinen ilk görev yerinin Trabzon olduğunu ve tayininin bazı arşiv belgelerine göre 892 (1487) yılında yapıldığını yazar. Trabzon'daki yaklaşık yirmi dört yıl, onun hem bir sınır beyi olarak Safevîler'e karşı sivrildiği hem de şiirle uğraştığı yıllardır.
Selim, babası ve kardeşleriyle giriştiği taht mücadelesinin ardından 918 (1512) yılında tahta çıktı. Hüsameddin, cülûsun hemen ardından Amasya'ya beylerbeyi olarak eski sadrazam Dâvud Paşa'nın oğlu ve Selim'e küçüklüğünde intisap etmiş Mustafa Paşa'nın gönderildiğini anlatır. Çaldıran Savaşı'ndan (1514) ve Tebriz'den dönen padişah, Hüsameddin'e göre 920 yılının 6 Şevval'inde orduyla Amasya'ya geldi ve günlerce süren şenliklerle karşılandı. Kışı burada geçirdi. Amasya'da kaldığı bu aylarda yeniçeriler İstanbul'a dönmek için baskı yaptılar; Pîrî Mehmed Paşa'nın, padişahın hocası Halîmî Çelebi'nin ve Hüsameddin'in kaydına göre Amasyalı Tâcîzâde Câfer Çelebi'nin evlerini yağmaladılar. TDV bu olayı 22 Şubat 1515'e, Hüsameddin ise 921 yılının 28 Muharrem'ine tarihler. Padişah sorumlu tuttuğu veziriazam Dukakinzâde Ahmed Paşa'yı idam ettirdi; Hüsameddin, Ahmed Paşa'nın Aşağı Pirler civarında Kemal Paşa Türbesi'ne gömüldüğünü de ekler. Şah İsmail'in barış istemek üzere gönderdiği elçiler de Amasya'ya bu kış gelmiş, Selim barışı reddetmişti. Ordu 5 Rebîülevvel 921'de (19 Nisan 1515) Amasya'dan Kemah üzerine yürüdü.
Bu kış, Selim'in edebî çevresiyle Amasya'nın karşılaştığı bir dönemdir. Hüsameddin, Şehzade Ahmed'in nedimi olmuş Nişânîzâde Basîrî Mehmed Çelebi'nin 920'de Sultan Selim'in Amasya'ya gelişinde bir zafer kasidesi sunarak iltifat gördüğünü yazar; Basîrî'nin Amasya ile bağının öteki kaynaklarda geçmediğini de belirtmek gerekir. Selim'in değer verdiği şairler arasında anılan Tâcîzâde Câfer Çelebi ise Amasya'nın en tanınmış şair ailesinden geliyordu. Mısır seferinden sonra 1520'de yeni bir sefer hazırlığı içindeyken hastalandı ve 8 Şevval 926'da (21 Eylül 1520) Çorlu yakınlarında öldü.
Eserleri
Selîmî'nin bilinen tek eseri Farsça divanıdır. Divan ilk kez 1306 (1889) yılında İstanbul'da Hüseyin Hüsnî tarafından yayımlandı. Péri, bu baskının yalnızca bir yazmaya, bugün Süleymaniye Kütüphanesi Fatih 3830 numarada bulunan nüshaya dayandığını ve okuma hatalarıyla dolu olduğunu gösterir; Hüsnî bir yerde yazmadaki bir mürekkep lekesini harf noktası sanmış ve "eğer" anlamındaki gar kelimesini yanlış okumuştur. İki yıl sonra Şeyh Vasfî, divandan seçtiği 166 beyti Türkçe tercümeleriyle birlikte Bârika adıyla bastırdı (1308/1891). Manastırlı Dâniş Ahmed Efendi de 1313 (1896) yılında İstanbul baskısını esas alarak divanın tamamına Destâvîz-i Dâniş adlı bir şerh yazdı ve II. Abdülhamid'e sundu; bu şerh 2016'da İstanbul Üniversitesi'nde Beyza Terzi ve Seda Aydın'ın iki yüksek lisans teziyle yayımlanmıştır.
İlk tenkitli neşri Alman İranist Paul Horn hazırladı ve 1904'te Berlin'de devlet matbaasında bastırdı. Horn yedi yazma kullanmıştı; dördü Avrupa kütüphanelerinden, üçü Türkiye'dendi. Kitap XVI. yüzyıl yazmalarını taklit eden nesta'lik bir dizgiyle ve her sayfası süslemeli olarak basılmış, gerçek yaldızla süslenmiş ve tam deri ciltli bir nüshası Alman İmparatoru II. Wilhelm tarafından Selim'in torunu II. Abdülhamid'e hediye edilmiştir. TEİS'teki kayda göre Berlin'de 500 adet basılmıştır. Horn'un neşrinde Péri'ye göre üç kaside, bir terci-bend, bir tahmis ve 300 gazel yer alır. Seda Aydın ise iki baskıyı karşılaştırarak İstanbul baskısında 2 münâcât, 2 na't ve 102 gazel, Berlin baskısında 2 tevhid, 2 na't, 2 kaside, 303 gazel ve 8 mısra bulunduğunu yazar; sayılar kaynaklara göre değişir. Bu neşrin çevrimiçi bir kopyasına bu çalışma sırasında ulaşılamadı. Ali Nihad Tarlan, Horn neşrini esas alarak divanı 1946'da Türkçeye çevirdi; şüpheli yerlerde Millet Kütüphanesi'ndeki bir yazmaya başvurduğunu belirtmiştir. İbrahim Kaya 2019'da bu tercümeyi matbu metinle karşılaştıran bir eleştiri yayımlamıştır.
Divanın yeni tenkitli neşri için çalışan Benedek Péri, 2020'de yayımladığı makalede Horn neşrine ek olarak 24 yazma kullandığını, bunların 21'inin Horn tarafından görülmediğini bildirir. Yazmaların on dokuzu Türkiye'de, dördü Tahran'da, biri Kudüs'tedir. Péri'nin hesabına göre bu nüshalarda Horn'un neşrinde bulunmayan iki yüz otuzdan fazla şiir vardır ve yeni neşir tevhid, münâcât, iki na't, 9 kaside ile yaklaşık 534 gazelden oluşacaktır. Péri ayrıca nüshaları iki ana gruba ayırır. Birinci grup, Selim için hazırlandığı kabul edilen İstanbul Üniversitesi Nadir Eserler FY 1330 nüshasıyla başlayan en eski yazmaları içerir ve divanın ilk tertibini yansıtır. İkinci grupta ise Kanuni devrinde dağınık şiirlerin toplanmasıyla oluşmuş genişletilmiş bir tertip görülür; 961 (1554) yılında İstanbul'da hattat Muzaffer Ali'nin istinsah ettiği Kudüs nüshası bu ikinci tertibin tarihli bir örneğidir. Péri'nin bu yeni neşrine ulaşılamadı.
Yazmaların ilki, Amasya Beyazıt İl Halk Kütüphanesi'ndeki nüshadır. Péri'nin tarifine göre 66 numarasız varaktan oluşur, divan 1b ile 44b arasındadır, sayfada ortalama 13 satır vardır ve nesta'likle yazılmıştır. Tarih taşımaz; 46a'daki 1086 (1675) tarihli bir not, yazmanın bu tarihten önce kopyalandığını gösterir. İlk boş sayfadaki vakıf mührü Seyyid Abdüllatif İmam'a aittir. Péri, bu kişinin Bayezid Camii'nde imamlık yapmış, eski bir Amasya ailesinden gelen ve kütüphane sahibi olarak tanınan Abdüllatif Amâsî (ö. 1721) olabileceğini ve yazmanın Amasya'da kopyalanmış olabileceğini düşünür. Nüshada tevhid, Emîr Şâhî'nin bir gazeline yazılmış tahmis ve bazıları yalnızca burada bulunan 162 gazel yer alır; düşen yapraklar yüzünden metinde eksikler vardır. Péri bu yazmanın numarasını 2020 tarihli bir makalesinde 586, aynı yıl çıkan bir başka makalesinin dipnotunda 486 olarak verir. Bu nüshanın Selim'in doğduğu şehirde korunması, divanın Amasya'daki okur çevresine dair küçük ama değerli bir izdir.
Selim'in Türkçe şiirleri ayrı bir meseledir. Sehî Bey ve Latîfî, ona isnat edilen Türkçe şiirlerin halkın uydurması olduğunu söyler. Bu görüş uzun süre yaygın kaldı. Mustafa İsen, Ali Fuat Bilkan ve T. I. Durmuş'un sultan şiirleri antolojisinde Selîmî'ye isnat edilen 1 Türkçe gazel, 2 murabba ve 2 müfred yer alır. M. Fatih Köksal ise 2019'da mecmua ve cönklerden tespit ettiği 28 Türkçe şiiri, ilmî yöntemlerle Selîmî'ye ait olduğunu göstererek yayımlamıştır. TDV'deki maddesinde Feridun Emecen de bazı Türkçe şiirlerinin Topkapı Sarayı Müzesi Arşivi'ndeki bir belgede kayıtlı olduğunu not eder. II. Selim'e isnat edilen "Biz bülbül-i muhrik-dem-i gülzâr-ı firâkuz" beytinin de kimi kaynaklarda Yavuz'un şiirleri arasında gösterildiği bilinmektedir.
Edebî Kişiliği
XVI. yüzyıl tezkirecileri Selim'i hem padişah hem şair olarak övgüyle anar. Sehî Bey, Heşt Bihişt'te onun şiirlerinin "'âşıkâne vü merdâne", yani âşıkça ve yiğitçe söylendiğini belirtir ve ilginç bir hüküm verir: Padişahlık sevdasına ve memleket işlerine dalmayıp gönül rahatlığıyla tamamen şiire yönelseydi, Hüsrev-i Dihlevî'nin dünyaca meşhur şiirleri onun şiirleri yanında okunmaya layık olmayacaktı. Sehî aynı yerde Türkçe şiir meselesine de kesin bir dille girer: "Egerçi 'avâmü'n-nâs anlara Türkî eş'âr isnâd iderler ammâ anlar aslâ Türkî şi'r dimemişlerdür. Küllî eş'ârı anlaruñ Pârsîdür." Yani halk ona Türkçe şiirler isnat etse de o hiç Türkçe şiir söylememiştir, bütün şiirleri Farsçadır. Sehî, fetihlerini sıraladığı gazeli de "şecâ'atine ve bahâdurlığına münâsib", yani yiğitliğine ve kahramanlığına yaraşır bir şiir olarak verir.
Latîfî'nin değerlendirmesi daha ayrıntılıdır. Ona göre Selim, Rum şairleri arasında Farsça divan tertip eden ve Türkçe şiiri bırakıp o tarza giden tek kişidir. Vaktinin çoğunda Nevâyî'nin divanını tetebbu ederdi. Acem fâzılları onun şiirini Şâhî'nin sözüne denk tutar, onu "Hüsrev-i Rûm" diye anarlarmış. Latîfî, Selim'in padişahlık örfünü bir yana bırakıp zamanın fâzıllarıyla teklifsizce görüştüğünü de yazar. Bir matla'ının ünü üzerine bir Acem velisinin onu ziyarete diyar-ı Rum'a geldiği rivayetini aktarır. Türkçe şiirleri konusunda daha ölçülüdür: Üç dilde de nazma kadirdir, fakat Türkçe şiirleri pek azdır ve halk arasında onun adıyla okunan Türkçe şiirlerin çoğu iftiradır. Latîfî bu tartışmalı şiirlerden birini örnek de verir: "Ben yatam lâyık mı karşumda ol ayakda tura / Serv-kaddüm diñ ben öldükde namazum kılmasun." Bu beyit, sevgilinin cenaze namazında ayakta duracağı düşüncesine itiraz eden bir âşığın sözüdür; Latîfî onun gerçek sahibini kitabının ilgili yerinde göstereceğini söyler.
Latîfî'nin Şâhî ile kurduğu bağ, Péri'nin yazma araştırmalarıyla da desteklenir. Süleymaniye Kütüphanesi Esad Efendi 3422 numaralı derlemede Selim'in divanının kenarına Emîr Şâhî'nin divanı yazılmıştır; Tahran'daki bir başka mecmuada da Şâhî'nin divanı Selim'inkinden hemen önce gelir. Péri, Selim'in şiirlerinin büyük kısmının Fars şiirinin klasiklerine yazılmış cevaplar, yani nazireler olduğunu tespit eder. Örnek aldığı şairler arasında Sa'dî, Emîr Hüsrev, Selmân-ı Sâvecî, Kemâl-i Hucendî, Kâtibî, Câmî, Nevâyî ve Hâfız vardır. Péri'nin Hâfız'a yazılan dört cevap üzerindeki incelemesine göre Selim, ünlü bir şiire doğrudan cevap vermek yerine o şiir etrafında zamanla oluşmuş bütün nazire ağını kullanır. Kâtibî'den, Nevâyî'den, Câmî'den, Şâhî'den aldığı unsurları yeniden işleyip kendi gazelini kurar. Péri bu sonuçları basit taklit saymaz, kendine has birer nazire olarak değerlendirir. Şarap ve sarhoşluk ise Selim'in gazellerinde seyrek görülen bir konudur.
Péri, Selim'in Farsçayı bilinçli olarak seçtiği kanaatindedir. Ona göre bu şiir, Osmanlı ile Safevî arasındaki propaganda savaşının bir parçasıdır ve Selim'i, hem yiğit bir savaşçı hem de bilgili, kültürlü bir hükümdar olan Timurlu sultan idealinin içine yerleştirmeyi amaçlar. Hedef kitle, Farsça okuyan eğitimli çevrelerdir. Seda Aydın da aynı karşıtlığa dikkat çeker: Türkçe konuşulan bir ülkenin hükümdarı Selim Farsça, Farsça konuşulan bir ülkenin hükümdarı Şah İsmail ise Türkçe divan yazmıştır. Aydın, divandaki gazellerin kelime kadrosunu incelediği makalesinde Selîmî'nin klasik şiirin âşık konumunu koruduğunu, fakat padişah kimliğini de şiirine taşıdığını gösterir. İstanbul baskısındaki 102 gazelde "cihan" kelimesi 22, "mülk" ve "mülûk" 12 kez geçer. Kılıç anlamındaki "tîġ" 14, ok anlamındaki "tîr" 5 kez kullanılır. Taht, taç, sancak, çadır ve sikke gibi hükümdarlık alametleri de sık görülür. Aydın'a göre şiirlerin bir padişaha ait olduğu bilinmese bile kelime kadrosundan sahibinin asker, paşa ya da vezir gibi devlet erkânından biri olduğu anlaşılabilir. Kanuni'nin Muhibbî mahlasıyla yazdığı şiirlerde ise padişahtan çok sıradan bir şairin sesi duyulur.
Selim'in çevresinde bir edebî muhit de oluşmuştu. Emecen, sohbet meclislerinde Zenbilli Ali Efendi, Kemalpaşazâde, İdrîs-i Bitlisî ve hocası Halîmî Çelebi'nin başta geldiğini, Tâcîzâde Câfer Çelebi, Âhî Benli Hasan ve Revânî gibi şairlere değer verdiğini yazar. Aydın, seferlerine götürdüğü şairler arasında Kemalpaşazâde, Sücûdî, Fehmî, Revânî, Halîmî, Tâli'î, Güvâhî ve Nihâlî'yi sayar. Seferleri anlatan tarihnâmelere ilk kez özel bir ad verilmiş ve "Selimnâme" türü doğmuştur. Fars dilini çok iyi bildiği, Arapçaya ve Tatar lehçesine de aşina olduğu, Kahire'de Nil'in ortasındaki Ravza adasında yaptırdığı köşkün pencerelerindeki Arapça şiirleri bizzat yazdığı da TDV'de kaydedilir.
Şiirlerinden Örnekler
Aşağıdaki Farsça şiirler, Latin harfli çeviriyazıyla yayımlandıkları kaynaklardan aynen alınmıştır; Arap harfli özgün metin Horn neşrinde ve yazmalarda bulunur. Her örneğin ardından yayımlanmış Türkçe çevirisi verilmiş, Péri'nin yalnızca İngilizceye çevirdiği beyitlerde anlam onun çevirisinden aktarılmıştır. Çeviriyazı sistemleri kaynaktan kaynağa değiştiği için yazımlar birbirini tutmaz.
Farsça Gazel: Leşker ez-taḫt-ı Sitānbūl sūy-ı Îrān tāḫtem
Leşker ez-taḫt-ı Sitānbūl sūy-ı Îrān tāḫtem
Sürḫ-i ser-rā ġarḳa-i ḫūn-ı melāmet sāḫtem
Şüd ġulām-ı himmetem ez-cān u dil vālî-i Mıṣr
Tā livā-yı ḫusrevî ez-nüh felek efrāḫtem
Kerdem ez-ehl-i ʿIrāḳ în müjde āheng-i Ḥicāz
Çeng-i nuṣret-rā çü der-bezm-i ṭarab binvāḫtem
Māverāʾü'n-nehr ez-tîġem şüde ġarḳ-āb-ı ḫūn
Çeşm-i düşman-rā çü küḥl-i Iṣfahānî sāḫtem
Āb-ı Āmu ez-ser-i her mū revān şüd ḫaṣm-rā
Şüd ʿaraḳ-rîz ez-teb-i ġam çün naẓar endāḫtem
Şāh-ı Hind ez-leşker-i ferzāneem şüd pîl-māt
Ber-besāṭ-ı mülk çün şaṭranc-ı devlet bāḫtem
Ey Selîmî şüd be-nāmem sikke-i mülk-i cihān
Tā çü zer der-pūte-i mihr ü vefā bigdāḫtem
Mustafa İsen'in çevirisiyle anlamı şöyledir: Askerimle İstanbul tahtından hareket edip İran tarafına sefere çıktım, Kızılbaşı melâmet kanına gark ettim. Mısır valisi can u gönülden azim ve himmetimin kölesi oldu, padişahlık sancağını dokuz feleğin üzerine yükselttim. Nusret çengini zafer meclisinde çalmaya başlar başlamaz bu müjde Irak mülkünden Hicaz'a kadar yayıldı; Irak ve Hicaz burada aynı zamanda iki musiki makamının adıdır. Kılıcımdan Mâverâünnehir kana gark oldu, düşman gözünü İsfahan sürmesinden mahrum ettim. Düşmana şöyle bir bakınca gam sıtmasından ter içinde kaldı ve her kılından bir Amu nehri aktı. Mülk tahtası üzerinde devlet satrancını oynamaya başladığım zaman Hind şahı akıl askerimin karşısında mağlup bir fil hâline geldi. Ey Selîmî, mihr ü vefa potasında altın gibi eridikten sonra cihan mülkünün parası üzerine benim ismim yazıldı.
Sehî Bey bu gazeli Heşt Bihişt'te Selim'in yiğitliğine yaraşan şiiri olarak verir; TEİS'teki çeviriyazı ve İsen çevirisi Sehî'nin Ayasofya 3544 numaralı nüshasındaki metne (vr. 18a) dayanır. Yukarıdaki çeviriyazı ise Seda Aydın'ın makalesinden alınmıştır ve İstanbul baskısının 82. gazelidir. İki okuma arasında farklar vardır. TEİS üçüncü beyti "Kerd ez-milk-i Irâk... der-bezm-i zafer" diye okur. Aydın ise "Kerdem ez-ehl-i ʿIrāḳ... der-bezm-i ṭarab" okuyarak "Irak ehlinden bu müjdeyi Hicaz makamı eyledim, sevinç meclisinde zafer çengini çaldım" diye çevirir. Aydın'ın altıncı beyit çevirisi de şöyledir: "Devlet satrancını memleket meydanında oynadığım için Hint şahı, benim akıllı orduma yenilip fil matı oldu." Gazelde coğrafya bir zafer haritası gibi sıralanır: İstanbul, İran, Mısır, Irak, Hicaz, Mâverâünnehir, İsfahan, Amu Derya ve Hindistan. İran, Mısır ve Hicaz Selim'in seferlerinin gerçek hedefleriydi; Mâverâünnehir ve Hindistan'a dair beyitler ise bu seferlerin ötesine uzanan bir cihan hâkimiyeti iddiasını dile getirir. Altıncı beyitteki satranç benzetmesinde Hind şahı, satrançtaki fil taşı gibi mat edilir.
Farsça Gazel: Ger leşker-i ʿadū büved ez-Ḳāf tā be-Ḳāf
Ger leşker-i ʿadū büved ez-Ḳāf tā be-Ḳāf
B'illāh ki hîç rūy nemî tābem ez-maṣāf
Çün āfitāb ẓulmet-i küfr ez-cihān berem
Gāhî ki ṣubḥ-ı tîġ birūn ārem ez-ġılāf
Ger naʿra ber-keşed zi-ciger şîr-i ner be-ceng
Dūzem dileş be-sūzen-i peykān-ı cān-şikāf
Ger rū-be-rū şeved be-geh-i rezm müddeʿî
Dāned ki nîst daʿvā-i merdān zi-rūy-ı lāf
Der-pîş-i tîġ ü tîr ʿadū pāydār nîst
Kār-ı zirihgerān neküned her ḥaṣîr-bāf
Dāred ḥasūd kîn Selîmî vü gerne hest
Mā-rā be-mis̱l-i āyine-i tîġ sîne-ṣāf
Seda Aydın'ın çevirisiyle: Eğer düşman askeri Kaf'tan Kaf'a dek olsa da Allah'a yemin ederim ki savaştan yüz çevirmem. Sabah kılıcını kınından dışarı çıkardığım vakit güneş gibi küfür karanlığını dünyadan kaldırırım. Eğer erkek aslan cenkte nara atarsa can yarıcı ok ucunun iğnesiyle onun yüreğini dikerim. Eğer iddiacı savaş zamanı bizimle yüz yüze gelirse mertlik davasının lafla olmadığını anlar. Düşman, kılıç ile okun önünde sabit değildir; her hasır dokuyan zırh yapanların işini yapamaz. Bizim kılıç aynası gibi saf gönlümüz olmasına rağmen düşman Selîm'e kin tutar.
Latîfî, bu gazelin matla'ını Selim'in "şecâ'at-şi'âr" şiirlerinden biri olarak, onun hâlini anlatan ve sözünün doğruluğuna tanıklık eden bir beyit diye tezkiresine almıştır. Rıdvan Canım'ın neşrinde matla'ın çevirisi şöyledir: "Düşman askeri Kâf'tan Kâf'a da olsa Allah hakkı için o savaştan yüz döndürmem." Aydın, gazelin savaş tasviri içermeyen beşinci beytini makalesine almadığını belirtir; bu yüzden burada altı beyit verilmiştir. Kaf Dağı dünyanın iki ucunu kuşatan efsanevi dağdır ve "Kaf'tan Kaf'a" deyimi bütün dünya demektir. İkinci beyitte kılıcın kınından çıkışı sabahın doğuşuna, düşmanın küfrü de güneşin dağıttığı karanlığa benzetilir. Son beyitteki "kılıç aynası gibi saf gönül" benzetmesi, parlatılmış çelikle iç temizliğini aynı kelimede buluşturur.
Beyitler: Cihan Mülkü ile Aşk Mülkü
Ber-mā egerçi mülk-i cihān ʿarże dāştend
Cüz derd-i ʿaşḳ-ı yār neşüd dil-pezîr-i mā
Kişver-i dehr giriftîm be-himmet āsān
Gerçi düşvār nümāyed be-tü āsāni-i mā
Ey Selîmî be-cüz ez-ʿaşḳ ḥimāyet meṭaleb
Tā bigîrîm cihān tîġ-i zebān mā-rā bes
Çün Selîmî dil-i men behr-i şehinşāhî-i ʿaşḳ
Pādişāhî-i cihān-rā be-belā kerd ʿavaż
Şeh-i memālik-i derdem belā penāh-ı menest
Ġamem ki bî-ḥadd ü pāyān büved sipāh-ı men-est
Seda Aydın'ın çevirileriyle: Her ne kadar bize dünya memleketini arz eyledilerse de sevgilinin aşkından gayrı bir şeyi gönlümüz kabul etmedi. Her ne kadar bizim kolayımız sana zor görünürse de zaman memleketini kolayca irademiz altına aldık. Ey Selîmî, aşktan başka şeyi himaye etmek isteme; cihanı zapt edelim diye lisan kılıcı bize yeter. Selîmî gibi benim gönlüm de aşkın padişahı olmayı cihan padişahlığına değişti. Dert memleketinin padişahıyım, bela benim sığınacak yerimdir; sınırı ve sonu olmayan gamım benim ordumdur.
Bu beyitler Selîmî'nin en sık kullandığı kurguyu gösterir. Gerçek dünyada ülkeler fetheden padişah, şiirde aşkın padişahlığını cihan padişahlığından üstün tutar. Gamını ordusu, belayı sığınağı yapan "dert memleketinin padişahı" imgesi, klasik şiirin âşık kahramanını bir hükümdarın diliyle konuşturur. Aydın'ın vurguladığı sultan ve şair kimliğinin birleşmesi en açık biçimiyle bu beyitlerde görülür. Beyitler sırasıyla İstanbul baskısının 6., 7., 54., 61. ve 31. gazellerindendir.
Beyitler: Kılıç, Meydan ve Taht
Rūz-ı meydān ez-zebān-ı tîġ bāşed baḥs̱-ı ʿaşḳ
Kār-ı ṭıflānest kerden ber-ser-i her kār baḥs̱
Berāy-ı taḫt-ı cihān-ı fenā çi fikr künem
Me-rā ki baḫt büved taḫt u fetḥ u nuṣret u tāc
Selîm ḫaṣm-ı dilet ez-çi dāned în ḥālet
Ki ez-ẓuhūr-ı İlāhîst fetḥ-i leşker-i mā
Aydın'ın çevirileriyle: Savaş günü aşk bahsi kılıç dilinden olur; her işin başında kavga etmek çocukların işidir. Fani olan cihan tahtı için niçin endişe edeyim; taht, taç, fetih ve zafer benim talihim olur. Ey Selîm, bizim askerimizin fethi Allah'ın ihsanındandır; senin gönlünün düşmanı bu hâli nereden bilsin.
İlk beyitte savaş ile aşk tartışması aynı kelimede birleşir: "Zebân-ı tîġ", kılıcın dili, hem kılıcın keskin ağzıdır hem de meydanda söylenen son sözdür. Üçüncü beyitte fethin Allah'tan geldiği düşüncesi, Selim'in seferlerine eşlik eden gazâ ve meşruiyet söylemini şiire taşır. Beyitler İstanbul baskısının 35., 37. ve 2. gazellerindendir.
Hâfız'ın İlk Gazeline Cevap: Nahang-āsā dar āb-i dīda mardān-i balā-parvar
Nahang-āsā dar āb-i dīda mardān-i balā-parvar
Nihāda rū ba-sūy-i qulzum-i ʿašq-at zi sāḥil-hā
Ṣavāb-i haj kunad ḥāṣil faqīh ammā na-mī-dānad
Ki dar bī-ḥāṣilī dārand ʿuššāq-i tu ḥāṣil-hā
Sabuk-rūḥī ki ṭauf-i kūy-i jānān kard mardāna
Bi-vādī-yi saʿādat bī-qadam ṭay karda manzil-hā
Benedek Péri'nin İngilizce çevirisinden aktarılan anlamı şöyledir: Belaya alışmış biçareler gözyaşı denizinde timsahlar gibi yüzlerini kıyılardan senin aşkının okyanusuna çevirdiler. Fakih haccın sevabını elde eder, fakat bilmez ki senin âşıkların için bu kazançların değeri yoktur. Sevgilinin sokağını yiğitçe tavaf eden hafif ruhlu kişi, saadet vadisindeki bütün menzilleri adım atmadan geçmiştir.
Bu beyitler, Hâfız divanının Arapça mısralarla başlayıp biten ünlü ilk gazeline yazılmış bir cevaptan alınmıştır. Péri'ye göre gazel Selim'e ait olduğu bilinen yazmaların neredeyse hepsinde bulunur. Selim için hazırlanan İstanbul Üniversitesi FY 1330 nüshasında gazeller bölümünün ilk şiiridir, Horn neşrinde de yer alır. Amasya nüshasında 3a yaprağındadır. Péri, Selim'in Hâfız'ın şiirinden doğrudan alıntı yapmadığını, timsah imgesini Kâtibî'nin, verimli ve verimsiz karşıtlığını Nevâyî'nin, tavaf ve menzil düşüncesini Câmî'nin cevap gazellerinden alıp yeniden işlediğini gösterir. Gazelin yalnızca beş beyit olması da onun şiirinde alışılmış bir durum değildir; Selim'in gazellerinin çoğu yedi ya da dokuz beyittir.
Farsça Gazel: Bi-rāh-i ġam guzar nabvad bi-ḫud har bī-sar u pā-rā
Bi-rāh-i ġam guzar nabvad bi-ḫud har bī-sar u pā-rā
Dalīl-i ʿašq dar kūy-i malāmat mī-kašad mā-rā
Bi-sarmastān či mī-gūyī ḥadīs-i dīnī ay zāhid
Dar ān manzil ki bāšad ḥāl qadrī nīst dunyā-rā
Ma-yafgan kār bā fardā bi-daur āvar qadaḥ sāqī
Ki farqī nīst pīš-i bāda-nūš imrūz u fardā-rā
Péri'nin İngilizce çevirisinden aktarılan anlamı şöyledir: Her biçare gam yoluna kendi başına gidemez; aşkın kılavuzu bizi melâmet sokağına çeker. Ey zahid, sarhoşlara niçin din hadisini anlatıyorsun; vecdin hüküm sürdüğü yerde dünyanın kıymeti yoktur. İşi yarına bırakma, ey saki kadehi dolaştır; şarap içen için bugünle yarın arasında fark yoktur.
Péri'ye göre bu gazel, Selim'in şarap ve sakiye bu kadar yer verdiği az sayıdaki şiirinden biridir. Hâfız'ın "Eger ân Türk-i Şîrâzî" diye başlayan ünlü gazeline cevap gibi görünse de matla'ında Şâhî'nin bir beytinin, ikinci ve üçüncü beyitlerinde Sa'dî'nin bir gazelinin izleri vardır. Gazel Amasya nüshasının 2a yaprağında bulunur; Péri'nin tarifine göre bu nüshada baştaki yaprakların düşmesinden sonra metin bu gazelle devam eder.
Farsça Gazel: Har čand jaur-i bīš kašam tā vafā kunad
Har čand jaur-i bīš kašam tā vafā kunad
Ān mah ziyāda bā man-i miskīn jafā kunad
Jānā bar ār ḥājat-i ʿuššāq-i bī-navā
Tā ḥājatī ki hast tu-rā Ḥaq ravā kunad
Péri'nin İngilizce çevirisinden aktarılan anlamı şöyledir: Vefa göstersin diye ne kadar çok cefa çekersem o ay yüzlü bana, biçareye, o kadar çok eziyet eder. Ey canan, çaresiz âşıkların dileğini yerine getir ki Hak da senin dileğini yerine getirsin.
Bu gazel Horn neşrinde bulunmaz ve Péri'nin incelemesine kadar yayımlanmamıştı. Péri, şiirin yalnızca birkaç yazmada korunduğunu belirtir; bunlardan biri Amasya nüshasıdır ve gazel orada 19a-19b yapraklarında yer alır. Matla'ında Enverî'nin, ikinci beytinde ise Hâfız'ın "Ger mey-firûş hâcet-i rindân revâ kuned" matla'ının izleri görülür. Hâfız'da şarapçının rindlerin dileğini yerine getirmesi Allah'ın affına vesile olurken, Selim'de aynı düşünce sevgiliye yöneltilmiş bir dileğe dönüşür.
Trabzon Gazeli: Har gūša butī, har ṭarafī ḥūr-sirištī
Har gūša butī, har ṭarafī ḥūr-sirištī
Yak ḥarf na-mī-gašt kam az lauḥ-i irādat
Kasī nāma-yi ʿiṣyān-i Salīm ar na-nivištī
Yukarıdaki ilk satır gazelin ilk beytinin ilk mısraıdır, son iki satır makta'dır. Péri'nin İngilizce çevirisinden aktarılan anlamı şöyledir: Her köşede bir güzel, her yanda huri yaratılışlı biri. Biri Selim'in isyan defterini yazmasaydı, ilahî iradenin levhasından tek bir harf eksilmezdi.
Bu gazel de Péri'nin incelemesine kadar yayımlanmamış şiirlerdendir. Péri'nin naklettiği metne göre gazelin ilk beytinde Trabzon adı "çü bihiştî", yani cennet gibi kafiyesiyle birlikte geçer. Bir lirik gazelde yer adı geçmesi, şiirin yazılış zamanını tahmin etmeye imkân veren nadir durumlardandır. Péri bu yüzden gazelin, Selim'in on yedi yaşında atandığı ve 1510'a kadar kaldığı Trabzon sancakbeyliği yıllarında yazılmış olabileceğini düşünür. Bu, Selim'in şiire şehzadeliğinde başladığını gösteren bir işarettir. Gazel Hâfız'ın "-iştî" kafiyeli bir gazeline cevaptır ve Amasya nüshasının 43b yaprağında da bulunur.
Türkçe Gazel: Bu mürde cismine cân olmayan cânânı neylersin
Bu mürde cismine cân olmayan cânânı neylersin
Dilâ derdine dermân olmayan dermânı neylersin
Gedây-ı bî-ser ü pâ iken ey dil gûşe-i gamda
Sevip bir pâdişâh-ı hüsn ü âlî-şânı neylersin
Der-i cânânı kor bâğ-ı cinânı medh eder vâiz
Dirîgâ anlamaz bir câhil ü nâ-dânı neylersin
Ser-i kuyunda durmasın rakîb-i rû-siyeh gitsin
Gülistân-ı cinânda ey melek şeytânı neylersin
Selîmî mâni'-i vuslat vücûdundur adem eyle
Visâl-i yâre er bu bâis-i hicrânı neylersin
Günümüz Türkçesiyle anlamı şöyledir: Ey gönül, bu ölü bedenine can olmayan sevgiliyi, derdine derman olmayan dermanı ne yapacaksın. Gam köşesinde başı ayağı olmayan bir dilenci iken bir güzellik padişahını, yüce şanlı birini sevip ne yapacaksın. Vaiz sevgilinin kapısını bırakıp cennet bahçesini över; yazık, anlamayan bir cahili, bir bilgisizi ne yapacaksın. Yüzü kara rakip senin sokağının başında durmasın, gitsin; ey melek, cennet gül bahçesinde şeytanı ne yapacaksın. Selîmî, kavuşmaya engel olan kendi varlığındır, onu yok et; sevgiliye kavuşmak istiyorsan ayrılığın sebebi olan bu varlığı ne yapacaksın.
Bu gazel, M. Fatih Köksal'ın 2019'da yayımladığı ve Selîmî'ye ait olduğunu ilmî yöntemlerle gösterdiği 28 Türkçe şiirden biridir; TEİS onu Köksal'ın makalesinden nakleder. "Neylersin" redifi bütün gazeli tek bir soruya bağlar. Makta'daki "vuslata engel olan senin varlığındır" düşüncesi, tasavvufun benliği yok etme fikrini âşıkane bir dille söyler. Bu tasavvufi eğilim, Emecen'in onun İbnü'l-Arabî'nin görüşlerini benimsediği ve Mevlânâ'ya büyük saygı duyduğu yolundaki kaydıyla da uyuşur.
Murabba: Gözlerin fitnede ebrûn ile enbâz mı ki
Gözlerin fitnede ebrûn ile enbâz mı ki
Dil asılmaga iver zülfüne cânbâz mı ki
Bizi kahr eyledigin lutfuna âgâz mı ki
Neyiki şîve mi ki cevr mi ki nâz mı ki
Bu Selîmî kuluna cevri revân eyledigin
Bunca sıdkın reh-i aşkında yalan eyledigin
Yüzünü gösterüben yine nihân eyledigin
Neyiki şîve mi ki cevr mi ki nâz mı ki
Günümüz Türkçesiyle anlamı şöyledir: Gözlerin fitne çıkarmakta kaşınla ortak mı; gönül zülfüne asılmak için acele ediyor, ip cambazı mı. Bizi kahretmen lütfunun başlangıcı mı. Bunlar nedir, işve mi, eziyet mi, naz mı. Bu Selîmî kuluna eziyeti reva görmen, aşk yolundaki bunca bağlılığını yalana çıkarman, yüzünü gösterip yine saklaman nedir; işve mi, eziyet mi, naz mı.
Dört bendlik murabbaın ilk ve son bendleri verilmiştir; şiir İsen ve Bilkan'ın Sultan Şairler adlı antolojisinden TEİS'e alınmıştır. Her bendin sonunda tekrarlanan nakarat, sevgilinin davranışına bir ad bulamayan âşığın şaşkınlığını taşır. Sehî ve Latîfî'nin reddettiği türden bir Türkçe şiirdir; Köksal'ın aidiyetini gösterdiği 28 şiir arasında yer alıp almadığı, makalesine ulaşılamadığı için kontrol edilemedi.
Türkçe Gazel (İsnadı Tartışmalı): Gözlerimden aktı deryâlar gibi yaşım benim
Gözlerimden aktı deryâlar gibi yaşım benim
Dostlar çok nesne gördü onmadık başım benim
Geçmek için seyl-i eşkimden hayâlim askeri
Bir direkli iki gözlü köprüdür kaşım benim
Her gece altun benekli âsmânîler giyip
İşbu çarh-ı pîre-zen olmuşdur oynaşım benim
Ben gedâ gurbet diyârında kalırdım yalınız
Mihnet ü derd ü belâ olmasa yoldaşım benim
Ey felek dokuz dolu câm içmeyince Han Selîm
Dehr içinde olmadı hergiz ayakdaşım benim
Günümüz Türkçesiyle anlamı şöyledir: Gözlerimden deryalar gibi yaşım aktı; ey dostlar, iflah olmaz başım çok şey gördü. Hayalimin askerleri gözyaşı selimden geçebilsin diye kaşım tek direkli, iki gözlü bir köprü olmuştur. Bu yaşlı kadın kılıklı felek her gece altın benekli gök mavisi elbiseler giyip benim sevgilim olmuştur. Mihnet, dert ve bela yoldaşım olmasaydı ben dilenci gurbet ellerinde yalnız kalırdım. Ey felek, Han Selim dokuz dolu kadehi içmedikçe dünyada hiç kimse benimle kadeh arkadaşı olamadı.
Gazel, İsen, Bilkan ve Durmuş'un Sultanların Şiirleri Şiirlerin Sultanları adlı antolojisinden TEİS'e alınmıştır. Kaş ile köprü arasında kurulan benzetme dikkat çekicidir: Kaşlar tek direkli, iki gözlü bir köprüye benzetilir; köprünün iki gözü şairin gözleridir ve hayalin askerleri gözyaşı selinin üzerinden bu köprüyle geçer. Makta'da mahlas yerine "Han Selîm" adının geçmesi ve şiirin Türkçe oluşu, aidiyetinin dikkatle değerlendirilmesini gerektirir; bu şiirin de Köksal'ın listesinde bulunup bulunmadığı kontrol edilemedi. Makta'daki "dokuz dolu câm" ile beyitte seslenilen felek arasında, dokuz kat gök düşüncesine dayanan bir ilgi kurulmuş olması muhtemeldir.
Kronoloji
871-72 (1467) / 872 (1467-68) / 875 (1470): Amasya'da doğdu; TDV 875'i daha kuvvetli ihtimal sayar, Hüsameddin de 875'te kaydeder, TEİS 871-72 yılını verir.
885 (1480): Dedesi Fatih Sultan Mehmed tarafından İstanbul'a çağrılıp sünnet ettirildi (TDV).
892 (1487): Trabzon sancakbeyi oldu; Péri, Trabzon'u anan gazelin bu yıllarda yazılmış olabileceğini düşünür.
918 (1512): Tahta çıktı.
920 (1514): Çaldıran Savaşı; 6 Şevval 920'de Amasya'ya geldi (Hüsameddin). Hüsameddin'e göre Basîrî ona Amasya'da bir zafer kasidesi sundu.
921 (1515): Amasya'da yeniçeri ayaklanması; Pîrî Mehmed Paşa'nın, Halîmî Çelebi'nin ve Hüsameddin'e göre Câfer Çelebi'nin evleri yağmalandı (TDV 22 Şubat 1515; Hüsameddin 28 Muharrem 921). 5 Rebîülevvel 921'de (19 Nisan 1515) ordu Amasya'dan ayrıldı.
1515-1520: Selim için hazırlandığı kabul edilen minyatürlü divan nüshası (İstanbul Üniversitesi FY 1330) bu yıllara tarihlenir.
926 (1520): 8 Şevval'de (21 Eylül) Çorlu yakınlarında öldü.
961 (1554): Divanın genişletilmiş ikinci tertibini yansıtan Kudüs nüshası İstanbul'da istinsah edildi.
1086 (1675): Amasya nüshasındaki notun tarihi; yazma bu tarihten önce kopyalanmıştır.
1306 (1889): Hüseyin Hüsnî, divanı İstanbul'da ilk kez bastı.
1308 (1891): Şeyh Vasfî'nin Bârika'sı yayımlandı.
1313 (1896): Manastırlı Dâniş Ahmed Efendi Destâvîz-i Dâniş şerhini yazdı.
1904: Paul Horn'un tenkitli neşri Berlin'de basıldı.
1946: Ali Nihad Tarlan'ın Türkçe tercümesi yayımlandı.
2019: M. Fatih Köksal, Selîmî'ye ait 28 Türkçe şiiri yayımladı.
2020: Benedek Péri, yeni tenkitli neşir için kullandığı 24 yazmayı tanıttı.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Latîfî, Tezkiretü'ş-Şu'arâ ve Tabsıratü'n-Nuzamâ, hzl. Rıdvan Canım, Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı, 2018 (e-kitap), s. 105–108, Sultan Selîm maddesi. https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/60327,latifi-tezkiretus-suara-ve-tabsiratun-nuzamapdf.pdf
- Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, c. 3, s. 228 (e-kitap s. 479). https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/1-4/files/basic-html/page479.html
- Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, c. 3, s. 266–268, 274–277 (e-kitap s. 493–496). https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/1-4/files/basic-html/page496.html
- Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, c. 6, s. 400 (e-kitap s. 128); c. 7, s. 516–517 (e-kitap s. 418). https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/6-8/files/basic-html/page418.html
Akademik çalışmalar
- Feridun Emecen, "Selim I", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 36, İstanbul 2009, s. 407–414. https://islamansiklopedisi.org.tr/selim-i
- Benedek Péri, "Towards a New Critical Edition of Yavuz Sultān Selīm's Persian Dīvān: An Overview of the Manuscripts", Akademik Dil ve Edebiyat Dergisi, 4(1), 2020, s. 131–146. https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/1077276
- Benedek Péri, "Yavuz Sultan Selīm (1512–1520) and His Imitation Strategies: A Case Study of Four Ḥāfiẓ Ghazals", Acta Orientalia Academiae Scientiarum Hungaricae, 73(2), 2020, s. 233–251. https://real.mtak.hu/153039/1/1588-2667-article-p233.pdf
- Seda Aydın, "Sultan-Şair Olarak Yavuz Sultan Selîm", Türk Kültürü İncelemeleri Dergisi, 40, 2019, s. 469–484. https://akademikarsiv.istinye.edu.tr/server/api/core/bitstreams/81de7ce6-492c-492f-826b-ed97a2270178/content
Resmî kaynaklar
- Sehî Beg, Heşt Bihişt, hzl. Halûk İpekten, Günay Kut, Mustafa İsen, Hüseyin Ayan, Turgut Karabey, Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı, 2017 (e-kitap), s. 19–21, Sultan Selîm Şâh maddesi.
Kitaplar
- Ahmet Tanyıldız, "Selîmî, Yavuz Sultân Selîm", Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü, 2014 (güncelleme 2020). https://teis.yesevi.edu.tr/madde-detay/selimi-yavuz-sultan-selim-sultan
Çevrimiçi kaynaklar






