Özgün Metin
Vezin: Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilün
Geldi çün ġarrâ ġazeller bize ol cânândan
‘Īsi-veş irdi nefes biz mürde cisme cândan
Oldı şîrîn la‘linüñ Ferhâd-ı dil âşüftesi
Geçiser cân u cihândan geçmeyiser ândan
Fürḳatüñden ḳâmetüm ḥalḳ'itmişem ḫâtem gibi
Başuma seng-i melâmet almışam mercândan
Ruḫlaruñ gülzârına irdükçe cânâ bâd-ı ṣubḥ
‘Ālemi ḫoş-bû ṭutar ol sünbül ü reyḥândan
Göreli kûyuñda cânum sen güzeller şâhını
Ḳalmadı Rıḍvân'a meylüm geçmişem ġılmândan
Şübhesüz nâdân u ebter cilf ü bî-idrâkdur
Ehl-i şi‘r içre seni yeg görmeyen Selmân'dan
Sen yalandan Ḫâtemî ‘âşıḳ geçersin Mihrî'ye
S̱ümme vallâhi seni Mihrî sever oġlandan
Günümüz Türkçesiyle
1. O sevgiliden bize parlak, güzel gazeller gelince, ölmüş bedenimize İsa'nın nefesi gibi candan bir nefes ulaştı. (Garrâ, parlak ve seçkin demektir. Hz. İsa'nın nefesiyle ölüleri dirilttiğine inanılır; gelen şiirler şaire yeniden can vermiştir.)
2. Gönül, senin tatlı lal dudağının Ferhat'ı, ona tutkun bir divane oldu; candan da cihandan da geçer ama ondan geçmez. ("Şîrîn" hem tatlı hem de Ferhat'ın sevgilisi Şirin'in adıdır. Lal, kırmızı dudağın karşılığıdır.)
3. Senin ayrılığından boyumu bir yüzük gibi halka ettim, iki büklüm oldum; başıma mercan yerine kınama taşlarını aldım. (Hâtem yüzük demektir. Yüzüğün başında bir taş bulunur; âşığın başında ise mercan gibi değerli bir taş değil, halkın kınama taşları vardır. Yüzük anlamındaki "ḫâtem" sözü, son beyitte anılan Hâtemî'nin mahlasını da hatırlatır.)
4. Ey sevgili, sabah rüzgârı yanaklarının gül bahçesine ulaştıkça bütün dünyayı o sümbül ve reyhanın güzel kokusuyla doldurur. (Sümbül sevgilinin saçı, reyhan yanaktaki ince tüylerdir; sabah yeli bu kokuyu dünyaya taşır.)
5. Canım, seni güzellerin padişahı olarak senin mahallende gördüğümden beri cennetin bekçisi Rıdvan'a hiç meylim kalmadı, cennetin hizmetkâr gençlerinden de geçtim. (Rıdvan, cennetin kapısını bekleyen melektir; gılmân, cennette hizmet eden genç erkeklerdir. Sevgilinin mahallesi cennetten üstün tutulur.)
6. Şairler arasında seni Selman'dan üstün görmeyen kimse şüphesiz cahil, soysuz, kaba ve anlayışsızdır. (Selmân, on dördüncü yüzyıl İran şairi Selmân-ı Sâvecî'dir; kasideleriyle örnek alınan bir ustadır. Ebter, sonu kesik, hayırsız demektir.)
7. Ey Hâtemî, sen Mihrî'ye yalandan âşık geçiniyorsun; vallahi, Mihrî seni bir oğlandan daha çok sever. (Beyit şakacı bir sitemdir. "Oğlan" divan şiirinde çoğu kez genç erkek sevgiliyi anlatır; Mihrî, Hâtemî'nin aşkını yapmacık bulurken kendi sevgisinin her türlü sevgiliye duyulandan üstün olduğunu söyler. Beyit iki türlü okunabilir: "Mihrî seni bir delikanlıyı sevdiğinden daha çok sever" ya da "Mihrî seni, bir delikanlının seveceğinden daha çok sever".)
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Divanın yüz otuzuncu gazeli yedi beyittir ve aruzun remel bahrinden "Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Kafiye "cânân, cân, ân, mercân, reyḥân, ġılmân, Selmân, oġlan" sözlerindeki "-ân" sesine, redif ise bunlara eklenen "-dan" ekine dayanır. Mahlas son beyitte, bu kez muhatabın mahlasıyla birlikte geçer. Gazel Ankara (M) ve İstanbul Üniversitesi (Ü) nüshalarında bulunur. Nüsha farklarından biri ilk beyitteki "biz" yerine Ü'deki "ben" okumasıdır; Âşık Çelebi'nin tezkiresinde ise son beyit "Sen yalandan Ḫâtemî ‘âşıḳ geçerdüñ Mihrî'ye / S̱ümme vallâhi seni Mihrî sever oġlandan" biçiminde, yani "geçersin" yerine "geçerdün" (geçinirdin) diye geçer.
Anlam ve Söz Sanatları
Şiir, bir sevgiliden gelen gazellerin şairi ölüden diriltir gibi canlandırmasıyla açılır. Hz. İsa'nın ölüleri dirilten nefesine telmih, divan şiirinde sevgilinin sözü ya da dudağı için sık kullanılır; burada ise diriltici olan, sevgilinin gönderdiği şiirlerdir. Şiirin sonraki beyitleri bilinen mazmunlarla ilerler: ikinci beyitte Ferhat ile Şirin'e, üçüncüde ayrılıktan iki büklüm olan boya, dördüncüde sabah yelinin sevgiliden getirdiği kokuya yer verilir. Gülşen Kaya, üçüncü beyti âşığın ayrılıkla iki büklüm olduğu, başına da kınanma taşlarının süs olduğu örnek olarak anar. Bu beyitte yüzük (ḫâtem), taş (seng) ve mercan sözleri bir tenasüp kurar: halka olmuş beden bir yüzüktür, yüzüğün taşı ise mercan değil kınama taşıdır. Son beyitte muhatabın adı "Ḫâtemî" olarak geçtiğine göre, üçüncü beyitteki "ḫâtem" sözünün bu mahlasa bir ima olarak seçilmiş olması da düşünülebilir; kaynaklarda bu konuda bir yorum bulunmaz.
Altıncı beyit şiirin yönünü değiştirir. Artık sevgilinin güzelliği değil şairliği övülür: şairler arasında onu Selmân-ı Sâvecî'den üstün görmeyen cahildir. Kaya, Mihrî'nin Şehzade Ahmed'e yazdığı bir kasidede kendisini Selmân'a benzettiğini, bu gazelde ise Hâtemî'nin şiirini överken onu Selmân'dan üstün görmeyenin cahil olduğunu söylediğini belirtir. Sevgiliyi şiiriyle övmek, gazelin bir şairden bir şaire yazıldığını açıkça gösterir. Son beyit ise ciddi övgüden latifeye geçer: "S̱ümme vallâhi" diye yemin eden şair, karşısındakinin âşıklığını yalan sayar ve kendi sevgisinin daha sahici olduğunu ileri sürer. Bu beyitte söz, iki şairin birbirine takıldığı meclis latifelerinin diline yaklaşır.
Tarihî Bağlam
Gazel, Mihrî'nin hayatına dair rivayetlerle doğrudan ilişkili az sayıdaki şiirinden biridir. Hâtemî, Amasyalı Müeyyedzâde Abdurrahman Çelebi'nin mahlasıdır. II. Bayezid'in sohbet arkadaşı olan, Arapça, Farsça ve Türkçe şiirler yazan bu âlim, daha sonra kazaskerliğe kadar yükselmiş ve 922/1516'da ölmüştür. Necâtî, divanını onun teşvikiyle derlemiştir. Âşık Çelebi, Meşâ‘irü'ş-Şu‘arâ'daki Mihrî maddesinde, Amasyalı olan Müeyyedzâde ile Mihrî'nin gençliklerinde önce bir gönül bağı kurduklarını, sonra bu bağın iki taraflı bir muhabbete dönüştüğünü anlatır. Yine onun anlattığına göre yıllar sonra Müeyyedzâde kazasker iken Mihrî zaman zaman gelip onu ziyaret eder; Müeyyedzâde de kinaye ve telmihle eski macerayı hatırlatır. Mihrî bunun üzerine bu beyti yazıp ona gönderir. Erünsal da TDV İslâm Ansiklopedisi'ndeki maddesinde Âşık Çelebi'nin bu iki şair arasında hissî bir yakınlaşmadan söz ettiğini belirtir.
Tezkire, beyti gazelin bütünü olarak değil tek başına nakleder ve divandaki "geçersin" yerine "geçerdün" okumasını verir. Bu geçmiş zaman, anlatılan hikâyeye uygun düşer: "sen bana yalandan âşık geçinirdin" sözü, yıllar sonra eski bir gençlik hatırasına cevap veren bir sitem gibi okunabilir. Kaya ise gazelin bütününü Hâtemî'ye yazıldığı açıkça görülen bir şiir olarak değerlendirir ve iki şairin aynı çevrede bulunmaları yüzünden birbirlerine şiir göndermiş olmalarını muhtemel sayar. Birinci beyitteki "sevgiliden gelen parlak gazeller" ifadesi de bu ihtimali destekler.
Bu rivayet, Mihrî'nin doğum tarihini tahmin etmekte de kullanılmıştır. Hâtemî'nin 860/1455-56'da doğduğu bilindiği için, onunla akran olduğu ve birlikte büyüdükleri kabul edilen Mihrî'nin doğumu Mehmet Arslan tarafından 860/1455-56 ile 865/1460-61 arasına yerleştirilir. Sabiha Gemici de tezinde bu beyti, aralarındaki gönül ilişkisini Mihrî'nin bizzat doğruladığı bir kanıt olarak anar. Enes İlhan da Mihrî'yi, erkeklerin çoğunlukta olduğu meclislerde bulunmaktan çekinmeyen ve şiirlerinde İskender Çelebi ile Hâtemî gibi hakkında aşk dedikoduları çıkmış kişilerin adını anmaktan geri durmayan bir şair olarak niteler; bu gazel, onun söylediğinin en açık örneklerinden biridir. Tezkire yazarları ise Mihrî'nin güzelliğinden ve gönül maceralarından söz ederken iffeti konusunda kimsenin şüphesi bulunmadığını ayrıca kaydeder. Beytin arkasındaki hikâye, bu yüzden bir tezkire rivayeti olarak okunmalıdır.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Mehmet Arslan (hzl.), Mihrî Hâtun Dîvânı, Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları (Kültür Eserleri Dizisi 576), 2018, s. 119, Gazel 130. https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/58679,mihri-hatun-divanipdf.pdf
- Âşık Çelebi, Meşâ‘irü'ş-Şu‘arâ, hzl. Filiz Kılıç, Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı e-kitap, s. 356 (Mihrî maddesi, Müeyyedzâde rivayeti). https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/59036,asik-celebi-mesairus-suarapdf.pdf
Akademik çalışmalar
- İsmail E. Erünsal, "Mihrî Hatun", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 30, Ankara 2020, s. 37-38. https://islamansiklopedisi.org.tr/mihri-hatun
- Gülşen Kaya, Mihrî Hâtun Divânı'nın Tahlili, yüksek lisans tezi, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Elazığ 2010 (Hâtemî, Selmân ve Hassân, ayrılık bahisleri). https://openaccess.firat.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/11508/16520/253984.pdf?sequence=1
- Enes İlhan, "Mihrî Hâtun mu Revânî mi? 'Ey Benüm Şiirüme Nazire Diyen' Kim?", Hikmet-Akademik Edebiyat Dergisi 10/20 (2024), s. 148-170. https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/3697235
- Sabiha Gemici, Mihrî Hatun Divanı: Karşılaştırmalı Metin, Cümle Yapısı ve Cümle Türleri, doktora tezi, Uludağ Üniversitesi, Balıkesir 1990 (şiir no. 133). https://archive.org/details/MihriHatunDivann
Kitaplar
- Mehmet Arslan, "Mihrî Hâtun", Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü. https://teis.yesevi.edu.tr/madde-detay/mihri-hatun
Çevrimiçi kaynaklar
- https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/58679
- https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/59036
- https://islamansiklopedisi.org.tr/mihri-hatun
- https://teis.yesevi.edu.tr/madde-detay/mihri-hatun
- https://openaccess.firat.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/11508/16520/253984.pdf?sequence=1
- https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/3697235






