Hatuniye, Amasya'nın Merkez ilçesindeki mahalleler arasında nüfus bakımından en küçüklerinden biridir; buna karşılık şehrin dışarıya gösterdiği görüntünün, yani Yeşilırmak'ın üstüne eğilen ahşap evlerin büyük bölümü bu mahallenin sınırları içinde kalır. Nehrin kuzey kıyısında, Harşena Dağı'nın yamacı ile su arasında sıkışmış dar bir şerit üzerinde kurulmuş olan mahalle, bir cami külliyesinin, bir konağın ve birkaç sıra yalıboyu evinin çevresinde şekillenmiştir. Hüseyin Hüsameddin Yasar onu, Amasya'nın kalenin eteğindeki eski çekirdeği olan "İçeri Şehir" mahallelerinden biri olarak kaydeder; Osman Fevzi Olcay ise yirminci yüzyılın ilk yarısına ait anılarında bu sokaklarda oturan aileleri adlarıyla hatırlar. Mahallenin geçmişi yapıların yanı sıra bu iki yerel tanığın bıraktığı kayıtlardan da izlenebilir.

Adın Kökeni

Mahalle adını, sınırları içinde yer alan Hatuniye Camii'nden alır. Cami ve çevresindeki külliye, II. Bayezid'in eşi ve Şehzade Ahmed'in annesi Bülbül Hatun tarafından 1510 yılında yaptırılmıştır. "Hatuniye" adı, "hatunun yaptırdığı yapı" anlamına gelir; Osmanlı şehirlerinde hanedan kadınlarının adına yapılan külliyeler bu biçimde anılır ve çoğu zaman çevrelerindeki mahalleye de adlarını verirdi. Amasya'da da yapı mahalleye adını bırakmış, mahalle yapının gölgesinde kendi kimliğini kazanmıştır.

Hüsameddin mahalleyi kendi sıralamasında on sekizinci sırada anar ve sınırlarını şöyle çizer: doğusunda Câmi-i Enderûn Mahallesi, batısında Kurşunlu, kuzeyinde Karatay, güneyinde Yeşilırmak. Aynı kitapta Câmi-i Enderûn Mahallesi'nin "Hâtuniye Mahallesi'nin civârında" olduğu ve Karatay'dan ayrılarak kurulduğu, Karatay Mahallesi'nin ise güneyinde Hatuniye ile komşu bulunduğu yazılıdır. Bu tarifler mahallenin dar bir şerit olduğunu doğrular: kuzeyde dağ eteğindeki Karatay, güneyde nehir, iki yanda da komşu mahalleler onu sıkıştırmaktadır. Mahallenin Bülbül Hatun'dan önceki adı bilinmemektedir; Hüsameddin de böyle bir ad vermez. Aynı adı taşıyan başka bir yapı da vardır: Manisa'da, II. Bayezid'in eşlerinden Hüsnüşah Hatun adına oğlu Şehzade Şehinşah tarafından yaptırılan ve cümle kapısı kitabesi 1490-91 tarihini taşıyan külliye de Hatuniye Külliyesi olarak bilinir. İki yapı birbirinden bağımsızdır; Amasya'daki yapının banisi Bülbül Hatun'dur.

Bülbül Hatun ve Vakfı

Bülbül Hatun'un hayatına dair bilgiler sınırlıdır. Kimi kayıtlarda baba adının Abdullah olarak geçmesi, cariye kökenli olduğuna işaret eden bir ayrıntıdır; Hüsameddin ise Amasya vakıf kayıtlarından aktardığı ifadede onu "Bülbül Hâtun binti Abdulhay" diye anar. İki yazım aynı kişiyi gösterir, fakat hangisinin özgün kayda uygun olduğunu belirleyecek bir belge bu çalışmada görülmemiştir. II. Bayezid'den Şehzade Ahmed, Şehzade Mahmud ve Hundi Sultan adlı üç çocuğu olduğu, cami ve medrese gibi hayır eserleri yaptırdığı, 1509'da mülklerini vakfettiği ve 1515'te Bursa'da öldüğü aktarılır. Hüsameddin, Şehzade Ahmed'in Amasya'da H. 870'te (1465-66) doğduğunu, annesinin Bülbül Hatun olduğunu ve H. 886'da (1481) Amasya valisi atandığını yazar. Bülbül Hatun'un Amasya'da bulunup bulunmadığı ve inşa sürecine nasıl katıldığı ulaşılan kaynaklarda açık değildir; külliyenin bu şehirde yapılması için oğlunun burada vali olması akla yakın bir neden olarak görülebilir.

Hüsameddin, Bülbül Hatun'un Amasya'da ve Lâdik'te yaptırdığı cami, mektep ve imaretlerin giderleri için mülklerini ve gelir getiren taşınmazlarını vakfettiğini yazar. Vakfiyenin tarihi H. 915'tir ve bu yıl 1509 ile 1510'a yayıldığı için kaynaklarda iki takvim yılının birlikte görülmesi şaşırtıcı değildir. Vakfın sonraki yüzyıllarda da işlediği, aynı eserdeki dağınık kayıtlardan anlaşılır. H. 1020 dolaylarında Amasya alaybeyi İskender Bey'in uhdesindeki Bülbül Hatun ve Sinan Paşa vakıflarının tevliyeti, bey ölünce kardeşi müteferrika Mustafa Bey'e verilmiştir. H. 1081'de (1670-71) İçerişehir'deki Mahmud Çelebi Tekkesi şeyhi ölünce, Bülbül Hatun Vakfı'ndan aldığı on akçelik vazife emekliye ayrılan bir âlime devredilmiştir. H. 1119 dolaylarında (1707-08) ise Küçük Alizade Hüseyin Paşa'nın yeğeni Mehmed Bey vakfın mütevellisi olmuştur. Bu kayıtlar caminin yalnızca bir ibadet yeri olmadığını, çevresinde maaşlı görevliler, bir tekke şeyhi ve bir mektep muallimi ile işleyen bir vakıf düzeni bulunduğunu gösterir. Hüsameddin başka bir yerde Bülbül Hatun'un cami ve hamamını "Bahşî Mahallesi" başlığı altında da sayar; bu ad mahalle adlarının sıralandığı ana bölümdeki Hâtuniye kaydıyla uyuşmaz ve aradaki fark kaynakta açıklanmaz.

Konumu ve Coğrafyası

Hatuniye, Yeşilırmak'ın kuzey yakasındadır. Mahalle, nehir boyunca Tren İstasyonu Köprüsü ile Hükümet Köprüsü arasında kalan yaklaşık 800 metrelik bir kıyı şeridine yayılır. Kuzeyinde Harşena Dağı'nın yamaçları yükselir ve kayaya oyulmuş Kral Kaya mezarları mahallenin üstünde görünür; Hazeranlar Konağı da kaynaklarda bu mezarların altında yer alan bir yapı olarak tarif edilir. Güneyde nehir, kuzeyde kaya bulunduğundan mahalle iki yandan da doğal sınırlarla çevrilidir.

Bu dar koridorda yapılaşmanın nasıl olacağını coğrafya belirlemiştir. Nehir yatağı ile yamaç arasında çok az düzlük kaldığı için evler ya yamaca yaslanmış ya da kıyı boyunca uzanan eski sur duvarlarının üzerine oturtulmuştur. Nehre bakan güney cepheler eliböğründelerle dışarı taşırılarak iç mekân genişletilmiştir. Amasya'nın birinci derece deprem kuşağında bulunması, 1915 yangını, 1939 depremi ve zaman zaman yaşanan taşkınlar şehrin konut dokusunu ağır biçimde yıpratmış; bu afetlerden en az etkilenen mahallenin Hatuniye olduğu söylenir. Bu değerlendirme bir uzman anlatımına dayanır ve hasarın ayrıntılarına ilişkin belge incelenmemiştir.

Olcay, mahallenin İçeri Şehir olarak bilinen bölümünü kalenin altında, şimdiki tren yolunu izleyerek Meydan (İstasyon) Köprüsü'nün başına kadar uzanan bir yer olarak tarif eder. Kuba Mahallesi'ni anlatırken sokağın sonunda "Hatuniye Mahallesi yoluna çıkılır" der; yani batıdan gelen bir yaya, Kuba'dan sonra Hatuniye'ye ulaşıyordu. Olcay'ın fotoğraf altlığında İçeri Şehir ile Hatuniye adları birbirinin yerine kullanılır: "İçeri Şehir (Hatuniye Mahallesi) de eski Amasya evlerinin bulunduğu bir sokak." Bu kullanım, mahallenin kent hafızasında yalnızca resmî adıyla anılmadığını, bölgeyi gösteren eski bir adın da yaşadığını düşündürür.

Hatuniye Camii ve Külliyesi

Hüsameddin külliyeyi şöyle tarif eder: kârgir, dikdörtgen bir daire içinde yükselen bir cami, yanında bir minare, doğuda ve kuzeyde bahçe, batıda imarethane. Caminin kapısının üzerindeki kitabe taşı onun zamanında artık yerinde değildi; yapım tarihi yalnızca eski belgelerden çıkarılabilmiştir. Camiye bağlı imaretin Amasya'nın başlıca beş imaretinden biri olduğu ve her imaretin yanında bir tabhane bulunduğu da aynı eserde sayılır. Yoksulların ve yolcuların doyurulduğu bu kuruluş, mahalleyi yalnızca bir ibadet ve konut bölgesi olmaktan çıkarıp kentin hayır düzenine bağlayan işlevlerden biriydi.

Külliye asıl olarak cami, hamam ve sübyan mektebinden oluşur. Caminin kuzeyindeki alçak yay kemerli kapıdan girilir. Kuzey cephesi, birbirine sivri tuğla kemerlerle bağlanan altı sütunun oluşturduğu beş gözlü bir son cemaat yeriyle kapatılmıştır. Bu bölümün duvarları ibadet mekânının duvarlarından daha yüksektir ve kemerlerin üzeri bütün cepheyi saracak biçimde meander motifiyle süslenmiştir. Son cemaat yerinin üzeri beş küçük kubbeyle örtülüdür; bunlardan yalnızca ortadaki sekizgen bir kasnağa oturur, ötekiler kasnaksız yapılmıştır.

Dikdörtgen planlı caminin duvarları moloz taştan örülmüştür. İbadet mekânının ortasındaki iki payenin duvarlara bağlanmasıyla iç mekân altı bölüme ayrılır; yanlardakilerden daha geniş ve yüksek olan ortadaki iki bölüm iki kubbeyle örtülüdür. Kuzeybatı köşede tuğla örgülü, tek şerefeli bir minare yükselir. Caminin hemen doğusunda, aynı sokağa bakan sübyan mektebi bulunur. Sivri kemerli, taş çerçeveli girişi Hazeranlar Sokağı üzerindedir; moloz taş duvarlarında enlemesine üçer sıralık tuğla örgüler görülür. Girişin bulunduğu cephede yine sivri kemerli üç pencere yer alır ve kemerlerin üst kısımlarında tuğlaların değişik biçimlerde dizilmesiyle geometrik süslemeler elde edilmiştir.

Caminin batısında Hüsameddin'in "Çukur Hamâm" dediği hamam bulunur. Eski vakıf belgelerine göre bu hamamı Selçuklu Sultanı Mesud'un emirlerinden Rıdvan Bey yaptırmış, sonra Amasya emiri Şadgeldi Paşa'nın mülküne geçmiş, en sonunda Bülbül Hatun'un emlakine katılarak H. 915'te vakfa dahil edilmiştir. Hüsameddin yapım tarihinin 550 dolaylarında olabileceğini tahmin eder; bu tahmin doğruysa hamam caminin kendisinden yaklaşık üç buçuk yüzyıl eskidir. Mahallenin batı ucunda, Yukarı Hamam'ın karşısında bir de Paşa Hatun'un H. 821'de (1418) yaptırdığı mescit vardı. Paşa Hatun, emirlerden Yahşi Bey'in kızı ve eski sadrazam Bayezid Paşa'nın kız kardeşi olarak tanıtılır; mescidin vakfını da kendisi düzenlemiştir. Hüsameddin bu mahallede Iydizade Akif Mustafa Efendi'ye ait akan bir çeşmeden söz eder, başka hayır sahiplerinin çeşmeleri varsa da sularının kesildiğini ekler.

Tek katlı olan mektebin içi büyükçe tek bir oda olarak düzenlenmiştir; yer ve tavan döşemeleri ahşaptır. Yapı ilk hâlinde çift kubbeyle örtülüydü, ancak kubbeler sonradan yıkılmış ve bina ahşap bir çatıyla kapatılmıştır. Batı cephesinde içeriye açılan alçak kemerli bir kapı ile duvarın üst kısmına yakın iki pencere vardır. Küçük çocuklara okuma yazma ve dinî bilgilerin öğretildiği bu tür mektepler Osmanlı külliyelerinin olağan parçalarındandı. Hatuniye'deki mektep, caminin avlusunu konağın haremlik girişine bağlayan sokağın kenarında durarak mahallenin gündelik akışının da içinde yer alır.

Hatuniye Mektebi'nin sonraki yüzyılları da belgelidir. Hüsameddin'e göre mektep sağlam bir kârgir yapıydı ve vakıfları düzenliydi; ünlü Kavaklı İbrahim Efendi H. 1210'a (1795-96) kadar burada muallimlik yapmıştır. Mektebin şöhreti nedeniyle H. 1300'de (1882-83) ibtidaî mektep olarak kullanılmaya başlanmıştır. Camiyle bağlantılı bir kütüphane de vardı: H. 1017'de (1608-09) Müeyyedzade Pirî Çelebi caminin bitişiğinde bir kütübhane yaptırıp vakıflarını düzenlemiştir. Hüsameddin bu kütübhaneyi, Amasya'da erbab-ı himmet tarafından kurulan sekiz kütübhane arasında sayar. Dolayısıyla Hatuniye, çocukların okuma yazma öğrendiği, kitap okunan ve yoksulların doyurulduğu bir yerdi.

Cami Görevlileri ve Mahallenin Tanınmış Adları

Hüsameddin'in biyografi ciltleri, caminin görevlilerini ve mahallede doğan bazı kişileri adlarıyla verir. H. 1081'de (1670-71) vefat eden Hatuniye Camii hatibi ve vaizi Fazlullah Efendi bin Mustafa, aynı kaynakta ünlü bir hattat olarak anılır. H. 1106 dolaylarında caminin kürsü şeyhi Ali Efendi vefat etmiş, yerine İvaz Efendi kürsü şeyhi olmuştur. H. 1172'de hatip Çavuşoğlu Hacı Mehmed Efendi bin Receb ölünce oğlu Hafız Ahmed Efendi hatipliğe geçmiştir; Hüsameddin bu bilginin Amasya şer'iyye sicillerinde yazılı olduğunu belirtir. Hamza Efendi'nin babası da Hatuniye Camii imamı Ali Efendi'dir ve Hamza Efendi Tokat'taki Hatuniye Medresesi'nde müderrislik yapmış, H. 1092'de Amasya kadısı olmuştur. Hatuniye Camii vaizi Şeyh Hızır Efendi'nin aynı zamanda Mahmud Çelebi Tekkesi şeyhi olması, camiyi çevredeki tekkelerle birleştiren bir başka bağdır. Bu kadro camiyi bir vaaz, ders ve hat sanatı merkezi olarak gösterir.

Mahallede doğanlar arasında iki ad öne çıkar. Çavuşzade Hüseyin Bey, Hatuniye Mahallesi'nde doğmuş, saray çavuşlarından Ali Bey'in oğludur; zeamet sahibi olarak savaşlarda yükselmiş, H. 1053, 1056, 1060 ve 1064'te dört kez birer yıl Amasya alaybeyi olmuş ve H. 1065'te (1655) ölmüştür. İkincisi Hilmi Mehmed Bey'dir. İçerişehir'de Hatuniye Mahallesi'nde oturan Ali Hikmet Efendi'nin oğlu olan Hilmi Mehmed H. 1277'de bu mahallede doğmuş, Rüştiye'den sonra Kuleli Askerî İdadisi'ne ve Harbiye'ye geçmiş, 1298'de mülazım-ı sani olarak mektepten çıkmış, çeşitli redif taburlarında görev yapmış, 1327'de kaymakam rütbesiyle İstanbul'a gelmiştir. Hüsameddin onun hakkında övgüye değer bir meziyeti olmadığını yazar; askerlik hayatının 1336'da tekaüde sevk edilip ordudan çıkarılmasıyla bittiğini, sonra Akşehir'e gittiğini kaydeder. Hilmi Mehmed'in âlim, yapısı gereği şair biri olduğunu ve Emir İmamzade soyundan geldiğini iddia ettiğini de ekler.

Olcay mahallenin sakinlerini yirminci yüzyılın başındaki gözlemiyle tanıtır. İçeri Şehir bölümünü anlatırken Kaleköylü Müderris Hasan Efendi'yi, müderris ve şeyh Hacı Eyüp Efendi'yi, ayan ailelerinden Çaycızadeleri, Hattatoğulları'ndan Mahmut Ağa'yı, Kemeroğulları'ndan neyzen Hafız Mehmet'i, Madenoğulları'ndan Hulusi Efendi'yi, Hafız Sabri ile Cemal Bey kardeşleri "bu mahallenin yerli halkından" sayar ve hepsini tanıdığını yazar. Ardından bu ailelerin büyüklerinden hiçbirinin kalmadığını, bazı mezarlıkların ve ziyaretgâhların temlik edilerek izlerinin silindiğini hüzünle ekler. Bu satırlar, bugün otel ve kafe olarak kullanılan evlerin bir zamanlar müderrislerin, hattatların ve ayan ailelerinin evi olduğunu gösterir.

1687-88 Yangını

Hüsameddin'in kaydettiği olaylar içinde mahalleyi en doğrudan ilgilendireni yangındır. H. 1099 yılında (1687-88), Amasya mutasarrıfı Hüseyin Paşa zamanında, Receb ayının yirmi yedinci gecesi, yani Miraç Gecesi'nde Eski Kethüda Mahallesi'nde büyük bir yangın çıkmıştır. Rüzgârın şiddetiyle yangın her yana yayılmış, o gecenin seherinde İçerişehir'de Hatuniye Mahallesi'nden de ikinci bir yangın başlamış ve kentin üçte ikisini yakmıştır. İki mahallenin ayan mahalleleri sayılması yüzünden halk arasında, yangınların seyyidlerden alınan bir intikam olduğu söylentisi yayılmıştır. Yangından kurtarılmak üzere kırlara ve boş yerlere taşınan ev eşyalarının serseriler ve yağmacılar tarafından aşırıldığı, yağmacılar arasında seyyidlerin de bulunduğu aktarılır; olay yağma yüzünden büyümüş, halk ile emirler ve seyyidler arasında bir kavgaya dönüşmüştür. Bugün Hatuniye'nin afetlerden en az zarar gören mahalle olduğu söylenir; oysa bu kayıt, aynı mahallenin tarihte büyük bir yangının başladığı yer olarak anıldığını gösterir.

Yalıboyu Evleri

Mahallenin en tanınan yüzü, nehir boyunca sıralanan yalıboyu evleridir. Bunlar Hatuniye'de Yeşilırmak kıyısında ve Hazeranlar Sokağı'nda toplanmıştır ve Anadolu'nun son dönem Osmanlı konut mimarisinin Amasya'daki en belirgin örneklerini oluşturur. Ahşap malzemenin ömrü sınırlı olduğundan Selçuklu ve erken Osmanlı dönemlerine ait evler günümüze ulaşamamış, bugün görülenler büyük ölçüde son dönem yapılarıdır. Evlerde hımış tekniği kullanılmıştır; yani ahşap bir çatkının aralarına kerpiç dolgu yapılmıştır. Güneydeki, nehre bakan cepheler eliböğründelerle desteklenerek dışa taşırılmış, pencereler çoğunlukla üçlü gruplar hâlinde düzenlenen giyotin pencereler olarak yapılmış, pencerelerin önüne mahremiyeti sağlayan kafesler konmuştur. Evlerin bir bölümü, Roma dönemine ait kalın sur duvarları üzerinde yükselir.

Yalıboyu evlerinin değeri, mimar Mustafa Kazancıoğlu'nun anlatımına göre son on yılda turizm açısından belirgin biçimde artmıştır. Konaklar restore edilerek ziyaretçilerin ilgisini çeker hâle gelmiş, bugün bunların bir bölümü otel, kafe ve lokanta olarak hizmet vermektedir. Günümüze az sayıda konağın ulaşması, artan talebin karşılanmasını güçleştirmiş ve fiyatların yükselmesine yol açmıştır. Yapıların yeniden işlev kazanması onları ayakta tutan bir etken olmuş, ama mahallenin gündelik yaşamını da değiştirmiştir.

Hazeranlar Konağı

Hatuniye Camii'nin doğusunda ve Kral Kaya mezarlarının altında yer alan Hazeranlar Konağı, Amasya'daki "Türk evi" modelinin tipik bir örneğidir. Konak, bir zamanlar Yeşilırmak'ın kuzey sahili boyunca uzanan surlar üzerinde İstanbul'un Boğaziçi yalıları gibi sıralanan ve son yıllarda çoğu yıkılan yalı konaklarının önemlilerinden biridir. Adını ilk sahiplerinin aile lakabından alır. Yapım tarihine ilişkin kesin bir kayıt yoktur; Ziya Paşa'nın Amasya mutasarrıflığı sırasında yaptırıldığı rivayet edilir. Restorasyon öncesi yapılan tespitlerde selamlık başodasının kuzey ve cephe alınlığında Sultan Abdülaziz'in tuğrasının, haremlik giriş kapısı üstündeki çıkma alınlığında ise "maşallah kân 1289" ibaresinin yer aldığı görülmüştür. Ziya Paşa'nın mutasarrıflığı 1864-1865 yıllarında yaklaşık iki yıl sürdüğüne göre konağın 1865 dolaylarında yapıldığı, 1289 (1872) tarihinin ise inşaatın tamamlanmasından sonraki bir yılı gösterdiği kabul edilebilir.

Konağın mimarisi, surların nehir boyunca düzgün bir zemin bırakmaması karşısında verilmiş bir çözümdür. Bodrum katı arsanın eğimine uydurulmuş, üzerinde yükselen iki katlı kütle beş ahşap direkle nehre doğru yapılan bir çıkma üzerine oturtulmuştur. Böylece yapı geniş bir kullanım alanına ve düzgün köşeli, geometrik bir biçime kavuşmuştur. Yeşilırmak'a bakan güney cephesinde tam bir simetri hâkimdir; katlar ve odalar ahşap kuşaklarla enine ve dikey hatlar hâlinde belirlenmiş, üst kattaki her iki köşe odası birer çıkmayla cepheye hareket kazandırmıştır. Yapının doğu yüzü eski bitişik nizam yapılanma yüzünden penceresizdir; öteki cephelerde 90 santimetre eninde, 1/2 oranlı, çoğunlukla üçlü sıyırma tipte dikey pencereler bulunur.

Konak iki ayrı bölümden oluşur. Selamlık girişi batıdaki Hatuniye Camii avlusuna açılır; haremlik girişi ise kuzeydeki sübyan mektebi ile evler arasında kalan, çıkmaz sokak görünümlü, arnavut kaldırımı döşeli dar yolun sonundaki çift kanatlı avlu kapısıdır. Avluda giriş merdivenlerinin önünde bir kuyu, batı köşesinde ise pekmez ve salça pişirmek, çamaşır ve cenaze suyu kaynatmak için kullanılan, binayla bütünleşmiş bir kazan ocağı bulunur. Haremlik bölümünün her iki katında, merdivenlerle bağlanan orta sofa uygulamasının özgün bir örneği görülür; dört köşede birer oda ve aralarında orta sofanın uzantısı olan eyvanlar yer alır. Selamlık ise bu düzenin dışında tutulmuş, kuzeye doğru uzatılmış ve plan ile işlev bakımından haremlikten ayrı tasarlanmıştır; yalnız üst kat sofasıyla bağlantılıdır. Giriş, tabanı tuğla döşeli, alçak tavanlı bir mekâna açılır; buradaki dönme dolap, haremliğin alt katındaki mutfakta hazırlanan yemeklerin selamlık hizmetçilerine ulaştırılması için konmuştur. Selamlığın holünden bir kahve odasına, küçük bir odaya ve "paşa odası" adıyla da anılan başodaya geçilir. Büyük kabullerin ve sohbet toplantılarının yapıldığı başoda, konağın en aydınlık ve görüş alanı en geniş mekânıdır.

Güneye ve batıya bakan odaların pencere önlerinde birer sedir bulunur; karşı duvarların ortasına barok üslubun etkisini taşıyan alçı şerbetlikler yerleştirilmiş, iki yanları kapaklı yüklük olarak kullanılmıştır. Selamlık başodasının tavanı özgündür; kapılar, pencereler ve merdiven korkulukları dahil bütün ahşap unsurlar restorasyonda özgün örneklerine göre yeniden yapılmıştır. Konak zaman içinde veraset ve satış yoluyla birkaç kez el değiştirmiş, çökme noktasına geldiği ve sahipleri tarafından yıktırılması için çaba gösterildiği bir dönemde Kültür Bakanlığı'nca kamulaştırılarak yok olmaktan kurtarılmıştır. Restorasyonu 1979 sonlarında başlamış, 1983'te tamamlanmış ve 17 Ağustos 1984'te müze olarak hizmete açılmıştır. Amasya Müzesi depolarından getirilen etnografik eserlerin sergilendiği konakta, düzenleme sırasında geriye kalan eski Amasya evlerinin iç düzeni esas alınmış, konağın eski günlerini hatırlayan yaşlıların anlattıklarından da yararlanılmıştır. Avlunun doğu köşesinden birkaç basamakla inilen bodrum katı, ahşap konstrüksiyonu bütün açıklığıyla gösterir; burada bir sergi salonu, tonozlu "develik" bölümü, büro ve konferans ile film gösterileri için ayrılmış bir alan bulunur.

Nüfus ve Değişim

TÜİK verilerine dayanan derlemelere göre Hatuniye Mahallesi'nin nüfusu 2012'de 212, 2013'te 184, 2014'te 168, 2015'te 149, 2016'da 141, 2017'de 127, 2018'de 139 ve 2019'da 126 olarak kaydedilmiştir. Yedi yıl içinde yaklaşık yüzde kırk oranında bir azalma söz konusudur ve mahalle bu dönemde Merkez ilçenin en küçük mahalleleri arasındadır. Yalnızca 2018'de küçük bir yükseliş görülür; genel eğilim ise aşağı doğrudur.

Bu küçülmenin nedenleri konusunda kaynaklarda kesin bir açıklama bulunmamıştır. Tarihî dokunun konut yerine otel ve kafe gibi turizm işlevlerine kayması akla gelen bir açıklamadır ve evlerin restore edilerek yeniden kullanıma açılması bu yönde bir eğilime işaret eder; ancak bunun nüfus verileriyle ilişkisi belgelenmiş bir bulgu değildir.

Günümüzde Hatuniye

Bugün Hatuniye, Amasya'yı gezenlerin ilk yürüdüğü kıyılardan biridir. Cami ve sübyan mektebi, müze konak ve yalıboyu evleri aynı küçük mahallenin içinde toplanır; nehir kenarındaki yürüyüş hattı bu yapıları birbirine bağlar. Kıyı boyunca komşu Nergis Mahallesi ile iç içe geçen bu şerit, şehrin en çok fotoğraflanan yerlerinden biridir. Selamlık kapısı caminin avlusuna açıldığı için konak ile cami fiilen aynı alanın parçası gibi kullanılır. Hüsameddin'in sözünü ettiği imaret, tabhane ve kütübhaneye ilişkin ulaşılan kaynaklarda güncel bir yapı bilgisi yoktur.

Kronoloji

H. 821 (1418): Paşa Hatun'un mahallenin batı ucunda mescit yaptırıp vakfını düzenlediği aktarılır.

H. 870 (1465-66): Şehzade Ahmed'in Amasya'da doğumu.

H. 886 (1481): Şehzade Ahmed'in Amasya valiliğine atanması.

1509: Bülbül Hatun'un mülklerini vakfettiği aktarılır.

1510: Bülbül Hatun tarafından Hatuniye Camii ve külliyesi yaptırılmıştır.

H. 915 (1509-10): Bülbül Hatun vakfiyesinin düzenlenmesi; Çukur Hamam'ın vakfa katılması.

1515: Bülbül Hatun'un Bursa'da ölümü.

H. 1017 (1608-09): Müeyyedzade Pirî Çelebi'nin camiye bitişik kütübhane yaptırması.

H. 1081 (1670-71): Hatip ve vaiz Fazlullah Efendi'nin ölümü.

H. 1099 (1687-88): Eski Kethüda ve Hatuniye mahallelerinde Miraç Gecesi yangını.

H. 1210 (1795-96): Kavaklı İbrahim Efendi'nin Hatuniye Mektebi'ndeki muallimliğinin sona erdiği tarih.

H. 1300 (1882-83): Mektebin ibtidaî mektep olarak kullanılmaya başlanması.

1864-1865: Ziya Paşa'nın mutasarrıflığı; Hazeranlar Konağı'nın bu sıralarda yapıldığı tahmin edilir.

1872 (H. 1289): Konağın haremlik kapısı üstündeki tarih.

1979-1983: Hazeranlar Konağı'nın restorasyonu.

1984: Hazeranlar Konağı'nın 17 Ağustos'ta müze olarak açılması.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Resmî kaynaklar

Diğer kaynaklar

Çevrimiçi kaynaklar