Amasya'nın Merkez ilçesindeki Hacıilyas Mahallesi (kayıtlarda "Hacı İlyas" biçiminde de geçer), kentin Osmanlı dönemine ait en büyük yapı topluluğu olan II. Bayezid Külliyesi'nin çevresinde, Yeşilırmak'ın güney kıyısında yer alır. Eski Amasyalılar mahallenin bir bölümüne "İmaret Arkası" derdi; bu ad bile mahallenin kimliğinin külliyeyle ne kadar iç içe olduğunu gösterir. Ancak Hacıilyas'ın tarihi külliyeden daha eskidir. Mahalle, XIV. yüzyılın başında Amasya'ya yerleşmiş bir beyin adını taşır; sonraki yüzyıllarda medreseleri, zaviyeleri, ayan konakları, ırmak kıyısındaki bahçeleri ve sakinleri arasından çıkan âlimleriyle şehrin en canlı mahallelerinden biri olmuştur. Bu tarihin büyük kısmını Amasya tarihçisi Hüseyin Hüsameddin Yasar'ın Amasya Tarihi'ndeki kayıtlara borçluyuz; bilinenler ile belgesi bulunamayanlar aşağıda birbirinden ayrı tutulmuştur.

Adın Kökeni ve Hacı İlyas Bey

Osmanlı şehirlerinde mahalleler çoğunlukla bir caminin, mescidin, medresenin, zaviyenin ya da imaretin çevresinde oluşur ve o yapının veya kurucusunun adını taşırdı. Amasya üzerine yapılmış akademik bir incelemeye göre 1520 tarihli ilk tahrirde kayıtlı 52 mahalleden 15'i cami, mescit, imaret ve medrese adlarıyla, 15'i âlim, şeyh ve dervişlerin adlarıyla, 6'sı ise çarşı ve pazar adlarıyla anılır. Hüsameddin'e göre mahalle adını, ümeradan Hacı Nevruz Bey'in oğlu Hacı İlyas Bey'den almıştır; İlyas Bey bu mahallede oturmuş, burada bir mescit ve bir mektep yaptırmış, mahalle de bu hayratın sahibinin adıyla anılır olmuştur. Bu aktarım doğruysa Hacıilyas, mescit yaptıran bir kişinin adını taşıyan mahallelerden biridir.

Hüsameddin'in kişiler bölümünde verdiği soy kaydı, Hacı İlyas Bey'i XIII. yüzyılda Amasya yakınlarında zaviye açan ve Babaî hareketinin önderi olarak tanınan Baba İlyas-ı Horasanî'nin soyuna bağlar: el-Hac İlyas Bey, el-Hac Nevruz Bey'in oğlu, Şemseddin Mahmud et-Tuğraî'nin torunu, Baba İlyas'ın ise torununun oğludur. Aynı kayda göre İlyas Bey 718 (1318-19) yılında Mısır'dan gelip Amasya'ya yerleşmiş, amcasının oğlu el-Hac Nureddin Kutlu Bey ile birlikte Amasya ümerası arasında yer almış ve 745 (1344-45) dolaylarında ölmüştür. Hamza, Hızır ve Murad adlarında oğulları vardı. Baba İlyas'ın Amasya'ya yakın Çat köyüne yerleştiği, bu köyün bugün İlyas köyü adıyla bilindiği ve ailenin bir kolundan Elvan Çelebi gibi sûfî şairlerin çıktığı başka kaynaklarla da doğrulanır; ancak Hacı İlyas Bey'e ait bir kitabe ya da vakfiye metnini doğrudan göremedik. Mahalle adının bu beye dayandığı bilgisi bu yüzden Hüsameddin'in aktarımı olarak okunmalıdır.

İlyas Bey'in soyu sonraki kuşaklarda da Amasya'nın önde gelen aileleri arasında kaldı ve "Hacı Beyzâdeler" diye anıldı. Hüsameddin, oğlu Hamza Bey'in 804 (1402) Ankara Savaşı'nda kaybolduğunu, torunlarından Ahmed Bey'in 837 (1433-34) yılında ölüp Küpceğiz Mahallesi'nde kardeşi Murad Bey'in yanına gömüldüğünü yazar. Ailenin bir başka üyesi Ca'fer Bey, II. Bayezid Amasya'da sancak beyiyken onun maiyetinde bulunmuş, padişahın tahta çıkışında Sivas beyi olmuş ve 890 (1485) dolaylarında ölmüştür. Bu aile bağının külliyenin hikâyesiyle de ilgisi vardır; aşağıda anlatılacağı üzere II. Bayezid Külliyesi'nin yapıldığı arsa, Hacı Beyzâdelerin bahçesiydi.

Aynı adı taşıyan başka bir Amasyalı ile karıştırılmaması gereken bir ayrıntı da vardır. XV. yüzyılda Amasya'da "Hekim Hacı İlyas Çelebi" adında ünlü bir hekim yaşamış; Akşemseddin'in tıbbı bu hekimden öğrendiği, ünlü cerrah Sabuncuoğlu Şerefeddin'in de dedesi Hacı İlyas Çelebi'den tıp tahsil ettiği Hüsameddin'de kayıtlıdır. Bu hekim ailesine "Hacı İlyasoğulları" denirdi. Hüsameddin mahalle adını hekime değil bey ailesine bağlar. Ayrıca Türkiye'de Hacıilyas adını taşıyan başka mahalleler de vardır (Bursa Osmangazi, Antalya Akseki, Muğla Milas gibi); bu mahallelere ait hiçbir bilgi Amasya'daki mahalleye mal edilmemelidir.

Eski Sınırları ve Komşuları

Hüsameddin, XX. yüzyıl başındaki hâliyle mahallenin sınırlarını açıkça çizer: Hacıilyas, Sultan II. Bayezid Camii'nin batısındadır; doğuda Sultan Bayezid Camii, batıda Yörgüç Paşa Camii, güneyde şose yolu, kuzeyde Yeşilırmak ile çevrilidir. Halk arasında "İmaret Arkası" da denen mahallenin kuzeybatı ucu "İnehan Önü" adını taşır; halk ağzında bu ad "İnehen Önü" diye söylenirdi. Kısacası mahalle, iki büyük Osmanlı camisi arasında, ırmakla ana yol arasında kalan uzun bir şerit üzerinde kurulmuştu.

İnehan Önü adının ardında Anadolu beylikleri döneminin ilginç bir hikâyesi yatar. Hüsameddin'e göre Eretna Beyliği'nin hükümdar ailesinden, Sultan Eretna Bey'in torunu İne Han Bey, babası Ca'fer Bey'in ölümünden sonra 790 (1388) yılında Kayseri emiri olmuş, ancak Kadı Burhaneddin şehri ele geçirince kaçarak Amasya emirine sığınmıştı. Kendisine Hacı İlyas Mahallesi'nin batı yakasında, Yeşilırmak kenarında yer verildi; İne Han burada bir sahilhane ile bir bahçe yaptırdı ve yirmi yıl kadar oturduktan sonra 810 (1407-08) dolaylarında öldü. Oğulları Ca'fer, Murad ve Hamza Beyler de aynı yerde yaşadıkları için bu kesime "İnehan Önü", aileye de "İnehanoğulları" denmiştir. Hüsameddin, İne Han'ın ırmak kenarında yaptırdığı köşkün temelinin kendi zamanında hâlâ görülebildiğini not eder.

Mahallenin batısındaki komşusu bir zamanlar bugün adı unutulmuş başka bir mahalleydi. Hüsameddin, Yakut Paşa vakfiyesine dayanarak Hacı İlyas'ın batısında "Hacı Çaruk Mahallesi" adlı eski bir mahalle bulunduğunu yazar. Adını, Selçuklu döneminde Samsun ve Sinop seferlerinde yararlık gösteren ve Amasya'da vali kaymakamlığı yapan Emir Sârimeddin Çaruk Şah'tan alan bu mahallede emirin bir mescidi vardı; Yörgüç Paşa'nın camisi ve imareti sonradan bu mescidin yerine yapılmıştır. Hüsameddin'in kaydettiği bir başka ayrıntı, Selçuklu döneminde "Zâhir Amasya", yani surların dışındaki Amasya için kullanılan "Sîmre" adıyla ilgilidir. 857 (1453) tarihine kadar yazılmış eski defterlerde bu adın yalnızca Üçler, Hacı İlyas, Receb, Şamice, Küpceğiz ve Gökmedrese mahallelerine ait olduğu görülür. Bu kayıt, Hacıilyas'ın kentin XV. yüzyıl ortasından önceki eski mahalleleri arasında olduğunu gösterir.

Mahallenin ırmak tarafı yüzyıllar boyunca bağ ve bahçelerle doluydu. Hüsameddin, Yeşilırmak'ın güney kıyısında Sultan Bayezid Camii'nden batıya doğru uzanan bağların sırasıyla "İnehan", "Yörgüç Paşa", "Hacılar Meydanı", "Ferhad Arası" ve "Çalan Köprü" adlarıyla anıldığını, bunların ilkinin de Hacı İlyas Mahallesi'nin önünde bulunduğunu yazar. Mahallede "Anahtar Ağası Bahçesi" diye bilinen ve Anahtar Ağası Mehmed Paşa'nın vakfettiği bir bahçe de vardı.

Konumu ve Bugünkü Coğrafyası

Hacıilyas bugün de Amasya kent merkezinde yer alır. Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın tanıtım sayfaları II. Bayezid Külliyesi'ni Şehzadeler Yolu kıyısında, Hacı İlyas Mahallesi'nde konumlandırır; külliyenin resmî adresi de bu mahalleye bağlıdır. Mahallenin sokakları arasında Agah Efendi Sokak, Emniyet Sokak, Sahra Sokak ve Ulubatlı Hasan Sokak gibi adlar sayılır. Ziya Paşa Bulvarı'nın sonundaki İstasyon Köprüsü, Hacıilyas'ı ırmağın karşı yakasındaki İstasyon (Üçler) Mahallesi'ne bağlar. Mahalle, kentin Yeşilırmak boyunca uzanan Osmanlı dönemi hattının en anıtsal duraklarından birini barındırır. Hüsameddin'in çizdiği sınırlar ile bugünkü idari sınırların ne ölçüde örtüştüğünü gösteren ayrıntılı bir çalışmaya açık kaynaklarda ulaşamadık.

Mahallenin Köprüleri

Hacıilyas'ı ırmağın kuzey yakasına bağlayan iki köprü, mahallenin iki ucunda durur. Batıdaki Meydan Köprüsü, Hüsameddin'in ifadesiyle Sultan Bayezid Camii'nin batısındaki Hacı İlyas Mahallesi'nin bitiminde, kalenin Meydan Kapısı denen kapısının önündeki Ahî Sâbıkeddin Mahallesi hizasındadır. Bugün yakınındaki tren istasyonu yüzünden İstasyon Köprüsü adıyla bilinir. Köprünün ilk yapılışı konusunda kaynaklar ayrılır. Bakanlık kayıtları burada ilk köprüyü 1145'te Selçuklu Sultanı I. Mesud'un yaptırdığını, bugünkü yapının deprem ve taşkınlarla yıkılan ilk köprünün kalıntıları üzerinde 1370'li yıllarda Amasya Emiri Şadgeldi Paşa tarafından kurulduğunu bildirir. Hüsameddin ise Sultan Mesud'un 540 (1145-46) dolaylarında yaptırdığı "Sultan Köprüsü"nün bu köprünün yaklaşık yüz metre aşağısında bulunduğunu, 718 (1318) depreminde yıkıldığını ve bunun üzerine bugünkü köprünün önce ahşap olarak kurulduğunu, 776 (1374-75) dolaylarında ise Şadgeldi Paşa tarafından kâgir olarak yeniden yapıldığını yazar. Sarımtırak taştan yapılmış, kemeri öteki köprülere göre daha dar olduğu için ortası dikçe olan köprü, 1820'lerin ortasındaki büyük taşkına dayanamamış ve 1244 (1828-29) yılında Amasya ayanı Özlü Hacı Yusuf Ağa eliyle yenilenmiştir. Kesme taştan üç geniş ayak arasında kemerlerden oluşan köprünün tablası 1940'taki onarımda genişletilmiş, üzerine beton dökülmüş ve kenarlarına metal korkuluklar eklenmiştir.

Mahallenin doğu ucunda, Sultan Bayezid Medresesi'nin önünde ise halkın "Madenüs" ya da "Maydanoz" dediği köprü bulunur. Hüsameddin'e göre bu köprü eskiden beri ahşaptı ve ilk yapılışına dair bilgi bulunamamıştır. Sultan Bayezid Camii yapılırken 890 (1485) yılında onarılmış, ardından 1031 (1621-22) yılında Sa'dî Çelebi, 1063 (1652-53) yılında Helvacı Mehmed Ağa, 1130 (1717-18) yılında Emir Hacı Abdüllatif Çelebi, 1241 (1825-26) yılında Rahtuvan Paşazâde Hacı Ali Bey ve 1281 (1864-65) yılında Amasya mutasarrıfı Ziya Paşa tarafından elden geçirilmiş, sonra da belediyece defalarca tamir edilmiştir. Köprünün güney başı, mahallenin en gözde konaklarından birinin yeriydi.

Şehzadeler Döneminin Mirası

Hacıilyas'ın en büyük yapısının kurulduğu çağı anlamak için Amasya'nın o dönemdeki yerini bilmek gerekir. Amasya, XIV. yüzyılın ikinci yarısından XVI. yüzyılın sonlarına kadar Osmanlı şehzadelerinin yönetim deneyimi kazanmak üzere gönderildikleri başlıca sancaktı; bu dönemde on iki şehzade burada sancak beyliği yaptı. II. Bayezid de babası Fatih Sultan Mehmed zamanında bu sancakta görev yapmış, 1481'de tahta Amasya'dayken çıkmıştı. Külliyenin temeli, bu tahta çıkışın hatırasına, oğlu ve o günün Amasya sancak beyi Şehzade Ahmed tarafından atıldı.

Aynı dönem şehrin fiziksel olarak da büyüdüğü bir dönemdi. Şehzadelerin sancak beyliği yaptığı 182 yıllık sürede, 48 Müslüman mahallesinin 13'ünde cami, camisi olmayan 24 mahallede ise 25 mescit yapıldığı, toplam 37 cami ve mescidin kente eklendiği belirtilir. Danişmendlilerin fethinden sonra Nesturi manastırından çevrilen Fethiye Camii uzun süre kentin ulu camisi olarak kalmıştı; Hacıilyas'taki cami 1486'da hizmete açılınca Amasya'nın cuma camisi konumuna geçti.

Sultan II. Bayezid Külliyesi

Osmanlı şehirlerinde külliye, ibadetin yanında eğitim ve hizmet de sunan bir birimdi. Bir caminin çevresinde medrese, mektep ve kütüphane gibi eğitim birimleri, imaret, tabhane ve aşhane gibi sosyal hizmet yapıları, bazen de çarşı ve han gibi ticari yapılar toplanırdı; her külliyede bütün bu unsurların bulunması şart değildi. Şehzadeler döneminde Amasya'da bu ölçekte üç külliye bulunuyordu. Birincisi, Sultan II. Murad'ın lalası Yörgüç Paşa'nın 1431'de Gökmedrese Mahallesi'nde yaptırdığı cami, türbe, imarethane ve dört odalı medreseden oluşan külliyeydi. İkincisi Hacıilyas'taki II. Bayezid Külliyesi, üçüncüsü ise II. Bayezid devri vezirlerinden Mehmed Paşa'nın kendi adını taşıyan mahallede yaptırdığı külliyedir.

Hüsameddin, külliyenin arsasının nasıl elde edildiğini de anlatır. Mahallenin doğu tarafı, Hacı Beyzâdelerden Hamza, İlyas ve Hızır Beylerin bahçesiydi. II. Bayezid 886 (1481) yılında tahta çıkınca bu bahçeyi sahiplerinden satın aldırmış, yerine bir cami, medrese, imarethane, tabhane ve şadırvan yapılmasını buyurmuştu. Oğlu Şehzade Ahmed emri hemen yerine getirdi; caminin temeline 886 Recebinde (Ağustos-Eylül 1481) başlandı ve bütün ekleriyle birlikte yapı 891 Recebinde (Temmuz 1486) tamamlandı. Şehzade, bu hayratın çevresini kare biçiminde, kâgir bir duvarla sur gibi kuşattı. Hüsameddin'in tarifine göre bu duvarın ikisi güneyde, ikisi kuzeyde, birer tanesi de doğu ve batıda olmak üzere altı kapısı vardı; kuzey tarafı tamamen ırmağa bakıyordu ve caminin dört yanı meyveli meyvesiz ağaçlarla dolu bir bahçeydi.

Külliye Amasya'nın en büyük külliyesi olarak anılır ve Edirne'deki II. Bayezid Külliyesi gibi bir akarsuyun, burada Yeşilırmak'ın kıyısına kurulmuştur. Merkezde cami, sağında medrese, solunda aşhane-imaret yer alır. Cami yaklaşık 160 × 120 metrelik bir dış avlunun ortasındadır; bu geniş sahada külliyenin yapılarıyla birlikte ağaçların gölgelediği bir bahçe, iki şadırvan ve bir muvakkithane yer alır. Avludaki çınarların külliyeyle yaşıt olduğu, yani beş yüzyılı aşkın süredir cami bahçesine gölge verdiği söylenir.

Yapım tarihi konusunda kaynaklar tam olarak uyuşmaz. Bakanlık kayıtları inşayı 1485-1486 yıllarına koyar. Caminin cümle kapısı üzerindeki ve iki yan duvarındaki üç parçalı sülüs kitabe ise Recep 891'de (Temmuz 1486) tamamlandığını bildirir; kitabelerin hattatı Ali bin Mezid'dir. Hüsameddin ise inşaatın II. Bayezid'in tahta çıkışının hemen ardından, 1481'de başladığını ileri sürer. İdris-i Bitlisî'ye dayanan bir aktarıma göre külliye, saltanatın nasip olmasına bir şükran olarak başlatılmış ve yapım işi Şehzade Ahmed'e havale edilmişti; Hüsameddin, İdris-i Bitlisî'nin Heşt Behişt'te caminin kandillerini, minarelerini, imaret ve tabhanesini öven Farsça ve Arapça mısralarını da eserine almıştır. Külliyenin vakfiyesi Ocak 1496'da yazılmıştır. Vakfiyeye göre külliye cami, imaret, medrese ve sıbyan mektebinden, ayrıca Çorum'un Osmancık ilçesinde Kızılırmak üzerindeki bir köprüden oluşuyordu; külliyenin gelir ve hizmetleri yalnız mahalleyle sınırlı kalmıyordu.

Cami, Bursa tipi ters T planlı camilerin bir Amasya örneği olarak anılır, ancak klasik ters T camilerden bir farkı vardır. Harem bölümü, geçişleri tromplarla sağlanan iki kubbeli ana mekândan ve iki yanda üçer kubbeli kanatlardan oluşur. İlk kubbenin çapı yaklaşık 13, kıble tarafındaki ikinci kubbenin çapı yaklaşık 15 metredir; ikisini 2,37 metre genişliğinde büyük bir kemer ayırır. Orta mekânı örten kubbelerin sekizgen kasnaklarında on altışar pencere vardır; kubbe içleri ile pencere kemerleri kalem işleriyle bezenmiştir. Yan kanatlara dışarıdan ayrı kapılarla girilebilmesi, bu mekânların aslında misafirlerin ve dervişlerin barındığı tabhane odaları olabileceği düşüncesini doğurmuştur. Semavi Eyice bu görüştedir ve tonozlarda baca izleri bulunursa sorunun kesin biçimde çözüleceğini belirtir.

Beş kubbeli son cemaat yeri mermer sütunlar üzerine oturur; Hüsameddin bu sütunların yeşil ve siyah renkli yekpare mermerden olduğunu, kuzeydeki orta kubbenin bal renginde mermerden yapıldığını ve kapı üzerindeki kabartma çiçeklerin görülmeye değer olduğunu yazar. Pencere alınlıklarında lacivert zemin üzerine beyaz sülüs hatla yazılmış çini panolar görülür. Mukarnaslı taçkapı, II. Bayezid'in öteki camilerinde olduğu gibi yapının en gösterişli yeridir. İç mekânda mihrap mütevazı ölçüde mukarnaslı, minber beyaz mermerdir. Buna karşılık ahşap kapı ve pencere kanatları işçilik bakımından yapının en değerli öğeleri arasında sayılır ve XV. yüzyıl kündekâri tekniğinin güzel örnekleri olarak anılır.

İki minareden biri kare kaide üzerinde yükselir ve kırmızı kakmalı, uçları zambak motifli zikzak bezemeyle süslüdür; Eyice bu bezemenin başka hiçbir minarede görülmediğini söyler. Öteki minarenin gövdesi eski Türk minare geleneğine uygun olarak kırmızı ve beyaz şeritli, yani yivli yapılmıştır. İkisi de tek şerefelidir ve şerefe çıkmaları mukarnaslıdır.

Medrese külliyenin batısında yer alır ve Sultaniye adıyla da bilinir. Girişin tam karşısında kare planlı, kubbeli bir dershane-mescit bulunur. Ortasında şadırvan olan avluyu üç taraftan tonozlu, sütunlu revaklar çevreler ve bunların arkasında ocaklı, kubbeli on sekiz hücre sıralanır. Hüsameddin'in aktardığına göre müderrislik görevi Amasya müftülerine verilmiş, ilk müderris de ünlü şeyhülislam Zenbilli Ali Efendi olmuştur. Medrese XIX. yüzyılın sonuna kadar adları bilinen müderrislerle ders vermeyi sürdürmüştür. Osman Fevzi Olcay, XX. yüzyılın başında Amasya'da hâlâ faal olan medreseler arasında Sultan Bayezid Medresesi'ni de sayar ve medrese öğrencileri için Sivas'tan gelen bir sınav heyetinin, cami avlusunda askeriyenin depo olarak kullandığı binada ilk sınavı Sultan Bayezid Medresesi talebeleri için yaptığını hatırlar. Medrese günümüzde il halk kütüphanesi olarak kullanılmıştır.

L planlı aşhane-imaret caminin doğu yanındadır; avluya bakan yüzlerinde sivri kemerli ve kubbeli revaklar bulunur. Topkapı Sarayı Müzesi arşivindeki bir belgede imaretin yemekhane, mutfak, kiler, fırın ve ahır olmak üzere beş birimden oluştuğu yazılıdır. Plandaki iki büyük ocak yemeğin pişirildiği bölümü gösterir; yanındaki dolaplı kubbeli mekânın ise erzak deposu olduğu düşünülür. Yapı uzun süre askerî depo olarak kullanıldığı için bazı bölümlerin asıl işlevi anlaşılamaz hale gelmiştir. Onarımdan sonra bir dönem yurt olarak kullanılan imaret, bugün esas işlevine uygun biçimde bir aşevidir. Sıbyan mektebi ise son yüzyıl içinde hiçbir iz bırakmadan ortadan kalkmıştır; Hüsameddin'in kayıtları, mahallede doğan müfessir Hızır Efendi'nin XVI. yüzyılın sonunda Kur'an'ı bu "Sultan Bayezid Mektebi"nde ezberlediğini gösterir. 2009'da imaretin kuzeyindeki büyük tonozlu odada Amasya İl Özel İdaresi tarafından Minyatür Amasya Maket Müzesi yapılmış, müze 2010'da ziyarete açılmıştır.

Mahalledeki Türbeler

Caminin güneydoğusunda, kıble duvarı hizasında kare planlı ve kubbeli Şehzade Osman Türbesi bulunur. Türbe kesme taş ve üç sıra tuğla hatıl tekniğiyle yapılmıştır ve önünde ahşap bir giriş saçağı vardır. Kapısı üzerinde ebced hesabıyla 919 (1513) yılını veren bir kitabe vardı, ancak bugün yoktur. Türbe, Şehzade Ahmed'in oğlu Osman Bey'e atfedilir. Bazı kaynaklar Osman'ın 1513'te Yavuz Selim tarafından öldürüldüğünü yazar; Amasya İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü ise onu "küçük yaşta ölen oğul" olarak anar. İçinde bugün sanduka yoktur, oysa İsmail Hakkı Uzunçarşılı burada mermer bir sandukadan söz etmiştir.

Hüsameddin, mahallenin güney sınırını oluşturan şose yolu üzerinde iki türbe daha kaydeder. Bunlardan "Şehzâdegân Türbesi", Şamice Mahallesi'nin önündeki yolun kuzey tarafında, Hacı İlyas Mahallesi'nde İnehan Önü'ne giden yolun batısında, köşe başında dört taş direk üzerine oturan sağlam bir kubbedir. Kitabelerine göre içinde Çelebi Sultan Mehmed'in oğlu Kasım Çelebi, II. Bayezid'in oğlu Mehmed Çelebi ve Süleyman Çelebi'nin oğulları Mehmed Şah Çelebi ile Mustafa Çelebi yatmaktadır. Türbe defalarca onarılmış, en son 1314 (1896-97) yılında Gürcüzâde Mehmed Necib Bey tarafından yenilenmiştir. Bugün Amasya'da "Şehzadeler Türbesi" diye tanıtılan yapının Hüsameddin'in tarif ettiği bu türbe olduğu düşünülebilir; ancak iki adı birbirine bağlayan bir kaynak görmediğimiz için bu bir çıkarımdır.

Aynı yol üzerinde, Şehzâdegân Türbesi'nin batısında ise Hüsameddin'in "Receb Çelebi Türbesi" dediği kare bir bahçe vardır. Bahçenin ortasında dört yanı taş, ortası toprak bir kabir, güneyinde de iki kabir daha bulunur. Taş kabrin sahibinin meşayihten İbrahim bin Ali el-Eşca' olduğu üzerindeki yazıdan anlaşılır; yanında komşu Receb Mahallesi'ne adını veren Sadreddin Receb Çelebi ile onun torunu, ulemadan Hacı Bayram Efendi'nin gömülü olduğunu Hüsameddin kendi araştırmalarıyla tespit etmiştir.

Hacı İlyas Mescidi ve Zaviyeler

Mahalleye adını veren Hacı İlyas Bey'in yaptırdığı mescit, yüzyıllar boyunca mahallenin asıl ibadet yeri olarak kaldı. Kaynaklarda "Sultan Bayezid Camii yakınındaki Hacı İlyas Mescidi" ya da "İmaret Arkası'ndaki Hacı İlyas Mescidi" diye geçer. Mescidin imamlığı XVIII. yüzyılda bir aileye geçmişti. Hüsameddin'e göre Merzifonlu Hafız Ahmed Efendi, mahalle imamı İbrahim Efendi'ye damat olmuş, kayınpederinin 1117 (1705-06) yılında ölümü üzerine Hacı İlyas Mescidi imamı olmuş ve 1124 (1712) yılında ölmüştür. İmamlık sonra oğulları Ali ve İbrahim Efendilere, onlardan da torunlarına geçti; "İmamhoca-oğulları" diye anılan bu ailenin son imamları 1239 (1823-24) yılından sonra mescitte görev yapan Hafız Mustafa ve İsmail Efendilerdi. Mescide yapılmış vakıflar da vardır: Sultan Bayezid Camii hatibi Abdülvehhab Efendi, 981 (1573) yılının Receb ayı başında mahalledeki evini ve bahçesini önce kendi soyuna, soyu kesilirse evini Hacı İlyas Mescidi imamına, bahçesini de Sultan Bayezid Camii imamına vakfetmişti.

Mahallede Halveti tarikatına bağlı bir zaviye de vardı ve kuruluşu Hüsameddin'in eserinde iki farklı biçimde anlatılır. Tekkeler bölümünde "Kutub Tekkesi"nin, İmaret Arkası'ndaki Hacı İlyas Mahallesi'nde Sultan Bayezid Medresesi'nin batısındaki sokağın içinde bulunduğu ve "Kutub Dede" diye tanınan Halveti halifesi Şeyh Ahmed Efendi tarafından 1018 (1609-10) yılında yaptırıldığı yazılıdır. Kişiler bölümünde ise zaviyeyi Muğnîzâde Ahmed Efendi'nin, Kutub Dede'ye intisap ettikten sonra Hacı İlyas Mescidi'nin bitişiğinde yaptırıp şeyhliğini ona verdiği anlatılır. Yörgüç Paşa Camii imamı Ali Efendi'nin oğlu olan Kutub Dede, Sultan Bayezid Camii'nin kürsü şeyhliğini de yapmış, sonra bu görevden çekilip zaviyesinde ibadete çekilmişti. Halk ve ulema arasında "Kutub" ve "Kutbeddin" diye anılan şeyh, 1039 yılı Ramazanının on beşinde (1630) öldü. Ondan sonra tekkede halifesi Şeyh Mehmed Efendi, ardından Seyyid İbrahim Efendi şeyhlik etti.

Tekkenin XVIII. yüzyıl sonundaki hikâyesi, mahallenin bir kadın hayırseverine bağlanır. Amasya ayanından Keklikzâde Hacı Ali Ağa'nın kızı Zeyneb Hatun, Hacı İlyas Mahallesi'nde bir mektep yaptırmış, sahibi olduğu üç dükkân ile bir kahvehaneyi buna vakfetmiş ve ilk muallim olarak "Çatal Hafız" diye tanınan Ahmed Efendi'yi atatmıştı. Zeyneb Hatun 1205 (1790-91) yılında öldü. Hafız Ahmed Efendi ertesi yıl muallimliği bıraktı, ama mektebin yanındaki hücresinde yaşamayı sürdürdüğü için burası bir tekkeye dönüştü. Nakşibendî yoluna giren ve Hacı İlyas Mescidi'nin odasında inzivaya çekilen Çatal Hafız'ın odası, Hüsameddin'in deyişiyle ulemanın ve ayanın ziyaretgâhı hâline geldi. 1221 (1806) yılında öldüğünde namazı Sultan Bayezid Camii'nde kılındı. Yerine "Yeşil Şeyh" diye tanınan Apardızâde Seyyid Ahmed Efendi geçti; Hüsameddin onu "Hacı İlyas tekkesi şeyhi" olarak anar ve 1236 (1820-21) yılında ölünce şeyhinin yanına gömüldüğünü yazar. Eserin tekkeler bölümü Çatal Hafız ile Yeşil Şeyh'i Kutub Tekkesi'nin şeyhleri arasında saydığına göre, "Kutub Tekkesi" ile "Hacı İlyas tekkesi" adlarının aynı kuruma işaret ettiği düşünülebilir; Çatal Hafız'ın ölüm yılı da bu bölümde 1220 olarak geçer. Bunlardan başka, Tokat ve Kayseri mollalıklarından emekli olan Abdîzâde Çelebi Mehmed Efendi'nin de mahallede bir mescidi ve zaviyesi vardı; Mehmed Efendi mülklerini bu hayratına vakfetmiş ve 1021 (1612) yılında ölmüştü.

Külliyenin Sonraki Yüzyılları

Külliye ve mahalle, Yeşilırmak kıyısındaki konumu ve Amasya'nın deprem kuşağında olması nedeniyle yüzyıllar boyunca defalarca hasar görmüş ve onarılmıştır. Hüsameddin'in tespitine göre Kasım 1590'daki depremde caminin kubbe ve kemerleri ile imaretin kubbeleri kısmen yıkılmış, hasar hemen onarılmıştır. 1668-69 depreminde yıkım daha büyük olmuş; kubbeler çöktüğü gibi minareler eğrilmiş, imaret ve tabhane kubbeleri yıkılmıştır. Hasarın tamamını caminin mütevellisi Merzifonî İbrahim Ağa bir yıl içinde gidermiştir. Birkaç yıl sonra bu kez ırmak felaket getirdi. Hüsameddin'in aktardığına göre 1088 (1677) Şevvalinde Amasya ve çevresinde üç gün süren şiddetli bir yağmur yağmış, derelerden inen seller evleri yıkmış, ardından taşan Yeşilırmak şehrin orta yerlerini bir deryaya çevirmişti. Sultan Bayezid Camii'ni su basmış; Hacı İlyas, Eski Kethüda, Devehane ve Köprübaşı mahalleleri ile İçerişehir'in kıyıları harap olmuştu. Zarar gören yoksulların o yılki vergilerden muaf tutulması için Amasya naibinin hazırladığı ayrıntılı bir ilam üzerine padişah iradesi çıkmıştı.

1939'da Amasya'da büyük yıkıma yol açan depremde son cemaat yerinin bazı kemer ve kubbeleri çökmüş, yapı 1960'lı yıllarda onarılmış, ancak bu onarımın pek başarılı olduğu söylenemez. Irmağın taşkınları da sürekli bir tehdit olarak kaldı; 1980'deki taşkında cami içinde 70 santimetre yüksekliğinde birikinti oluşmuştur.

Külliyeye zamanla hayır sahipleri tarafından yeni eklemeler yapılmıştır. 1782-83'te Hacı Ali Ağa caminin ırmak tarafına kışın sıcak su ile abdest alınabilmesi için musluklar ve su ısıtma yeri yaptırmış, Ayşe Hatun 1813'te bir şadırvan, Hacı Osman Ağa 1820-21'de bir sebil eklemiştir. 1909-1911 arasında Yamuk Osmanzade ailesinin vasiyeti üzerine avlu duvarının dibine bir kütüphane ve özel olarak getirilen suyla beslenen yeni bir şadırvan yapılmıştır.

Muvakkithane, namaz vakitlerinin belirlendiği küçük yapıdır. Kapısı üzerindeki beş beyitlik manzum kitabeye göre Kapancızade Hacı Hüseyin Zeki Efendi tarafından 1256'da (1840) yaptırılmıştır; bazı kaynaklar tarihi 1842 olarak verir. Dikdörtgen planlı yapı Tanzimat üslubundadır ve önünde iki direğe dayanan bir sundurması vardır. İç duvarları ve tavanı çok zengin kalem işleriyle süslüdür. Bezemelerde çeşitli süs motiflerinin yanı sıra manzaralar, ağaçlar ve yapılar görülür; bu yapılardan birinin yakındaki Bayezid Camii olduğu düşünülür. Avludaki şadırvanın saçağı altında da XIX. yüzyıla ait İstanbul manzaraları yer alır ve bunların muvakkithaneyle aynı döneme ait olması muhtemeldir.

Konaklar, Ayanlar ve 1730 Yangını

Irmağa bakan konumu, Hacıilyas'ı Amasya'nın varlıklı ailelerinin de tercih ettiği bir mahalle yapmıştı. Hüsameddin'in kayıtlarında mahallenin "eşrafından" diye anılan pek çok aile vardır. Bunların başında Mansurzâdeler gelir: aile, Amasya şehir emini Hacı Mansur Ağa'nın soyundan gelir ve Hüsameddin onu Hacı Kadirzâdelerin büyük atası olarak anar. Ailenin üyelerinden Hacı Hasan Ağa, Amasya bedesteninin kethüdası ve ayan meclisi üyesiydi; Okmeydanı'ndaki büyük bahçesini Enderun Camii vaizine vakfetmiş ve 1076 (1665-66) yılında ölmüştü. Hacı Mansur Ağa'nın oğlu Hacı Ali Ağa'nın oğlu olan Hacı Abdülkadir Ağa ise birçok kez şehir kethüdası olmuş, 1112 (1700-01) yılında Şam valisi ve hac emiri olan akrabası Sefer Ağazâde Hacı Mehmed Paşa'nın maiyetinde surre-i hümayun kethüdası olarak Hicaz'a gitmişti.

Mahallenin XVIII. yüzyıldaki en güçlü sakini, Torumtay vakfının mütevellisi Gürcüzâde Hacı İbrahim Bey'di. Amasyalı Muslîzâde Mustafa Paşa'nın damadı ve kethüdası olarak servet ve nüfuz kazanan İbrahim Bey, 1142 (1729) yılının başında Amasya'nın baş ayanı oldu. Hüsameddin onun beş yüz kadar askerden oluşan bir maiyeti, çok sayıda kölesi ve cariyesi olduğunu, kapısının açık ve yoksullara cömert olduğunu, vezirleri taklit ettiğini yazar. Hacı İlyas Mahallesi'nin ırmak tarafı baştan başa onun konağıydı ve konağın yaldızlı odaları göz kamaştırırdı. Mahallenin yerlisi müfessir Hızır Efendi'nin Madenüs Köprüsü başındaki bahçeli ve havuzlu konağını da sonradan İbrahim Bey satın alıp genişletmişti.

Bu servet ve nüfuz, mahalleye bir felaket olarak geri döndü. Baş ayan İbrahim Bey ile Helvacı Hacı İsmail Ağa arasındaki rekabet günden güne sertleşiyordu ve iki tarafın da kalabalık taraftarları vardı. Hüsameddin'in anlattığına göre 1142 yılının Zilkadesinin on üçüncü gecesi (1730), Hacı İlyas Mahallesi'nde İbrahim Bey'in yaldızlı konağının yakınındaki bir evde yangın çıktı. Yangın hemen söndürüleceği yerde, İbrahim Bey'in muhalifleri tarafından kasten çıkarıldığı söylentisi yayıldı; iki tarafın adamları birbirine girdi ve yangın büyüdü. Koca bir mahalle baştan başa yandı. Ulema ve meşayih bir yandan, hükümet ve zabıta memurları öbür yandan araya girerek kavgayı güçlükle durdurabildi. İki taraftan on kadar kişi öldü, pek çok ev yağmalandı ve İstanbul'a şikâyetler yağdı. Kısa süre sonra gelen yeni mutasarrıf Selim Paşa iki taraftan yüz kadar kişiyi tutuklattı; İbrahim Bey de arkadaşlarıyla birlikte Samsun'a sürülüp kalebent edildi. Ancak 1144 (1732) yılında affedilerek geri döndü, yeniden baş ayan oldu, İran savaşlarında yararlık gösterdi ve 1158 (1745) yılında İran seferinde öldü.

Konaklar sonraki yüzyıllarda da mahallenin tarihine karışmaya devam etti. Yanya ve Diyarbakır valiliklerinden ayrılıp Amasya'ya yerleşen vezir Besim Mehmed Paşa, Hacı İlyas Mahallesi'nde oturduğu Gürcüzâde Deli Mustafa Bey'in konağında hastalanmış ve 1274 yılı Ramazanının yirmi yedinci gecesi (1858) burada ölmüştü. Mahallenin eşrafından Yenicelizâde Seyyid Hacı Mehmed Ağa'nın oğlu Ahmed Paşa da gençliğinde Amasyalı vezir Seyyid Mustafa Paşa'nın dairesinde yetişerek paşalığa yükselmişti.

Mahallenin Âlimleri ve Sakinleri

Külliyenin hemen yanında yaşamak, Hacıilyas'ı bir âlimler mahallesi hâline de getirmişti. Mahallede 1006 (1597-98) yılında doğan Hızır Efendi, Kur'an'ı Sultan Bayezid Mektebi'nde ezberlemiş, devrin ünlü hocalarından icazet aldıktan sonra Sultan Bayezid Medresesi muidi olmuş, sonra birkaç kez Amasya müftülüğüne getirilmişti. Hüsameddin onun tefsir ve hadis derslerinde Sultan Bayezid Camii'nin dolup taştığını, 1059 (1649) yılında Amasya mutasarrıfı olan Köprülü Mehmed Paşa ile bazı şer'î meselelerde karşı karşıya geldiği için ertesi yıl görevinden alındığını anlatır.

XIX. yüzyılda da mahalle aynı geleneği sürdürdü. İlarslan nahiyesinden gelen "Hafız Hâce" Mehmed Efendi, Hacı İlyas Mahallesi'nde oturarak ders vermiş, her cuma Sultan Bayezid Camii'nde vaaz etmiş, öteki günlerde Beyzâvî tefsiri okutmuş ve 1267 (1851) yılında ölmüştü. İbik köyünden gelen Hacı Hasan Efendi de mahallede oturmuş, Sultan Bayezid Camii'nde ders okutmuş ve pazartesi ile perşembe günleri ikindiden sonra vaaz etmişti. 1267 (1850-51) yılında Hacı İlyas Mahallesi'nde doğan Şefik Mehmed Efendi ise sesinin güzelliği sayesinde Sultan Bayezid Camii'ne müezzin olmuş ve altmış yıl kadar bu görevi sürdürmüştü; nüktedanlığı ve hazırcevaplığı yüzünden halk ona "Şeyh" derdi.

Mahallenin yetiştirdikleri arasında şairler ve askerler de vardır. Hacı İlyas Mahallesi'nden Hasan Çelebi'nin oğlu Zâtî Mehmed Çelebi, Halveti şeyhi Musa Dede'ye hizmet etmiş, sesi güzel ve musikiye yatkın olduğu için "Tekke Bülbülü" diye anılmış, beytülmal kâtibi olarak 1031 (1621-22) yılında ölmüştü. Hüsameddin, onun ilahilerinin ve şiirlerinin bir araya getirildiğini, ancak yazık ki yandığını kaydeder. Mahallenin halkından Kasab Hacı Ebubekir Ağa ise yeniçeri olarak Prut Savaşı'nda yararlık gösterip yükselmiş, Amasya serdarı, İran savaşında serdengeçti ağası ve 1157 (1744) yılında Amasya çevresinin korunmasıyla görevli binbaşı olmuş, 1159 (1746) yılında ölmüştü; oğullarının soyuna "Kasab Bekiroğulları" denmiştir.

Nüfus ve Değişim

Mahalle ölçeğinde olmasa da kentin genel büyüklüğü hakkında fikir veren bir veri vardır. 1520 tarihli tahrirde Amasya'da 1.042 Müslüman hane, 471 mücerret ve 324 gayrimüslim hane kayıtlıdır; hane başına beş kişi hesabıyla kentin nüfusu yaklaşık 7.300, saray hizmetlileri ve askerî zümre eklendiğinde ise yaklaşık 8.000 olarak tahmin edilir. Aynı hesaplar nüfusun yüzyılın sonunda 10.000 dolayına çıktığını düşündürür. Yani külliye yapıldığında Hacıilyas, Anadolu'nun büyük şehzade sancağının orta büyüklükteki bir kentinin mahallesiydi. Mahallenin Osmanlı dönemindeki hane sayısını veren bir tahrir kaydına açık kaynaklarda ulaşamadık.

Hacı İlyas Mahallesi'nin nüfusu TÜİK'in 2023 verilerine dayanan bir derlemede 2.007 olarak görünmektedir. Başka bir derleme sitesinde farklı bir rakam (1.565) yer almaktadır; yılı ve kaynağı doğrulanamadığı için bu rakama dayanılmamıştır. Amasya genelinde ise 2025 verilerine göre il nüfusu 342.242, Merkez ilçe nüfusu 151.433'tür. Mahallenin geçmiş yıllardaki nüfus seyrine dair doğrulanmış bir seri bulamadık.

Günümüzde Hacıilyas

Bugün mahalle, külliyenin yanı sıra Zübeyde Hanım Üçler İlköğretim Okulu ve çeşitli sağlık birimleriyle kentin gündelik hayatına hizmet eden bir merkez konumundadır. Cami ibadete açıktır, imaret aşevi, medrese kütüphane, imaretin tonozlu odası ise maket müzesi olarak kullanılır; bu yüzden yapı topluluğu hem kentlilerin hem de ziyaretçilerin uğrak yeridir. Şehzadeler Yolu'nun kıyısında yer alması ve İstasyon Köprüsü ile ırmağın karşı yakasına bağlanması, onu Amasya gezi güzergâhlarının başlıca duraklarından biri yapar.

Hüsameddin'in andığı yapıların çoğunun bugünkü durumu ise belirsizdir. Hacı İlyas Mescidi'nin, Kutub Tekkesi'nin, Zeyneb Hatun Mektebi'nin ve İne Han'ın köşk temelinin bugün ayakta olup olmadığını gösteren güncel bir kayıt bulamadık. Ayan konaklarının, mahalle esnafının ve gündelik hayatın ayrıntıları da büyük olasılıkla Amasya şer'iyye sicillerinde ve vakıf kayıtlarında, saha araştırmasını beklemektedir.

Kronoloji

718 (1318-19): Hüsameddin'e göre Hacı Nevruz Bey'in oğlu Hacı İlyas Bey Mısır'dan gelip Amasya'ya yerleşir; mahalle onun yaptırdığı mescit ve mektep nedeniyle adını alır.

776 (1374-75): Meydan (İstasyon) Köprüsü Şadgeldi Paşa tarafından kâgir olarak yeniden yapılır.

790 (1388): Eretnalı İne Han Bey Amasya'ya sığınır ve mahallenin batı yakasına yerleşir; bu kesime "İnehan Önü" denir.

1481: II. Bayezid Amasya'dayken tahta çıkar; Hacı Beyzâdelerin bahçesi satın alınır ve 886 Recebinde külliyenin temeli atılır.

1485-1486: II. Bayezid Külliyesi Şehzade Ahmed tarafından yaptırılır; kitabelere göre cami Temmuz 1486'da tamamlanmıştır.

1496: Külliyenin vakfiyesi yazılır.

1513: Şehzade Osman için külliye içinde türbe yapılır.

1573: Hatip Abdülvehhab Efendi evini Hacı İlyas Mescidi imamına vakfeder.

1590: Depremde kubbe ve kemerler zarar görür, hemen onarılır.

1609-10: Kutub Tekkesi kurulur (Hüsameddin'in bir kaydına göre).

1668-69: Büyük deprem hasarı ve bir yıl içinde onarım.

1677: Yeşilırmak taşar; Sultan Bayezid Camii'ni su basar, Hacı İlyas Mahallesi harap olur.

1730: Baş ayan Gürcüzâde Hacı İbrahim Bey'in konağı yakınında çıkan yangın ayan kavgasıyla büyür ve mahalleyi baştan başa yakar.

1828-29: Meydan Köprüsü Özlü Hacı Yusuf Ağa eliyle yenilenir.

1840: Muvakkithane ve ikinci şadırvan yapılır (bazı kaynaklarda 1842).

1896-97: Şehzâdegân Türbesi Gürcüzâde Mehmed Necib Bey tarafından onarılır.

1939: Depremde son cemaat yeri hasar görür.

1940: İstasyon Köprüsü'nün tablası genişletilir.

2009-2010: İmaretin kuzeyindeki tonozlu odada Minyatür Amasya Maket Müzesi yapılıp ziyarete açılır.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Akademik çalışmalar

Resmî kaynaklar

Diğer kaynaklar

Çevrimiçi kaynaklar